KUTLAMA MESAJI : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU yönetimi olarak tüm yurtseverlerimizin 19 Mayıs At atürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlarız.


DAĞITIM

1.GENELKURMAY BAŞKANLIĞI

2.KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

3.DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

4.HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

5.JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

6. İÇ İŞLERİ BAKANLIĞI

6. EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Sayın Müdürüm, Sayın Komutanım, Değerli YURTSEVERLER,

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU yönetimi olarak tüm yurtseverlerimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlar, saygılarımızı arz ederiz.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburogrubu.com

TAZİYE MESAJI : Zeytin Dalı Harekât Bölgesinde havan saldırısı sonucu yaralanarak hastanede tedavi a ltına alınan P. Uzm. Onb. Haydar Şenel Şehit oldu.


DAĞITIM

1.GENELKURMAY BAŞKANLIĞI

2.KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

3.DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

4.HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

5.JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

6. İÇ İŞLERİ BAKANLIĞI

6. EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Sayın Müdürüm, Sayın Komutanım,

Zeytin Dalı Harekât Bölgesinde havan saldırısı sonucu yaralanarak hastanede tedavi altına alınan P. Uzm. Onb. Haydar Şenel Şehit oldu.

Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu kaybımızda, Şehidimize Allah’tan rahmet, Şehidimizin kederli ailesine, İç İşleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Yüce Türk milletine başsağlığı ve sabır dileriz.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

DUYURU : BEDENSEL ENGELLİ BİR KARDEŞİMİZ İÇİN GİYİM EŞYASI YARDIMI YAPMAK İSTERSEN İZ LÜTFEN OKUYUN /// TEŞEKKÜRLER


Değerli Takipçilerimiz;

Zaman zaman imkanımız ölçüsünde grup olarak engelli yada durumu müsait olmayan kardeşlerimize hem maddi, hem gıda, hem de giyim eşyası yardımı yapıyoruz.

Bir üyemiz vasıtasıyla aşağıda fotoğrafı bulunan Ayhan isimli bedensel engelli kardeşimizin giyim eşyası ihtiyacı olduğunu öğrendik. Ayhan kardeşimiz Düzce’de oturuyor ve geçimini bedensel engeline rağmen çarşı içinde selpak mendil satarak evinin geçimini sağlıyor.

Bu kardeşimize artık giymediğiniz giyim eşyalarını gönderme lütfunda bulunursanız inanın büyük bir iyilik yapmış olacaksınız. Giyim eşyası yardımı yapmak isteyenler ozel-buro adresimizle yada 0539-570-2295 nolu WHATSAPP hattımızla irtibat kurabilirlerse gönderim için adres bilgisi verebiliriz. Gelen eşyalar toplandıktan sonra kendisine teslim edeceğiz.

Ayhan kardeşimizin beden bilgilerini bilemiyoruz ama kendisi 1,55-1,60 cm boyunda, yaklaşık 50-55 kg civarında. Artık siz buna göre bedenini tahmin edebilirsiniz.

NOT : BİZ NAKDİ YARDIM KABUL ETMİYORUZ, ama maddi yardımda da bulunmak isterseniz Ayhan kardeşimizin cep telefonunu verebiliriz.

Şimdiden nazik yardımlarınız için Ayhan kardeşimiz adına şükranlarımızı ve teşekkürlerimizi sunar, saygı ve sevgilerimizi arz ederiz.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU YÖNETİMİ

MİLLİ KALKINMA DOSYASI /// Altaylı ifşa etti : Erdoğan Galataport’u Mossad’ın adamına satacaktı


Altaylı ifşa etti : Erdoğan Galataport’u Mossad’ın adamına satacaktı

Fatih Altaylı yazısında Galataport gerçeğini ifşa etti. Erdoğan’ın projeyi ilk başta "Mossad’ın Truva atı" diye bilinen Sami Ofer’e satacağını söyleyen Altaylı, projeyi Katar’ın alacağını söyledi.

HaberTürk yazarı Fatih Altaylı bugünkü köşe yazısında AK Parti Genle Başkanı Erdoğan’ın Galataport projesine dair dikkat çeken yorumlarda bulundu.

ERDOĞAN GALATAPORT’U MOSSAD’IN ADAMINA SATACAKTI

AK Parti’nin ilk olarak 2005’te ihaleye çıktığı projenin dönemin Başbakanı Erdoğan tarafından İsrail basınının, "Mossad’ın Truva atıydı" dediği Sami Ofer’e 49 yıllığına 3,5 milyar Euro’ya kiralanacağını belirten Fatih Altaylı, "Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın Sami Ofer’i önceden tanıdığı, ihale öncesi görüştükleri iddia edilmiş ancak Erdoğan bunu yalanlamıştı." dedi.

ERDOĞAN ÖNCE YALANLADI SONRA KABUL ETTİ

Erdoğan’a katıldığı bir Teke Tek programında Sami Ofer’e ilişkin soru sorduğunu belirten Altaylı, "Erdoğan’a bu iddiayı sorduğum zaman herkesi şaşırtan bir yanıt almıştım. Erdoğan, Sami Ofer’i tanıdığını, bazı aile fertlerinin daha önce Ofer’in cruise gemilerinde çalıştığını kabul etmiş ama bunun ihaleyi etkileyen bir şey olmadığını ifade etmişti." ifadelerini kullandı.

İSRAİLLİYE NİYET KATARLIYA KISMET

Daha sonra Galataport ihalesi iptal edildiğini hatırlatan ve 2013 yılında yapılan ihale ile projeyi Doğuş Grubu ve Bilgili Grubu ortaklığının 702 milyon dolara aldığını belirten Altaylı, projenin Katarlılara satılmak üzere olduğunu belirtti.

Altaylı şu ifadeleri kullandı:

"Sonunda Galataport’un önemli bir bölümü geçen yılın sonbahar aylarında açılabildi.

Otel ve kongre merkezi inşaatı ise halen sürüyor.

İnşaata harcanan paranın 1,7 milyar dolar civarında olduğu söyleniyor.

Galataport’un açılacağı günlerde bir dedikodu çıktı.

“Galataport’a yurt dışından talip var. İktidar da satılmasını istiyor” dedikodusu.

Talibin Katar olduğu hemen anlaşıldı.

Satış kesindi ama fiyat belirsizdi.

Kapının 6 milyar dolardan açıldığı söyleniyordu.

Doğuş-Bilgili ortaklığı 3 milyar dolara yakın para ve 8 sene harcamıştı.

8 yıllık finansman yükü de cabası.

Dün Katar Emiri, Galataport’u gezmiş.

Belli ki, iş bitmek üzere.

Hayırlı uğurlu olsun.

Niyet İsrailliye idi, kısmet Katarlıya oldu.

İSTİHBARAT DOSYASI /// A. Cem Zincirli : İstihbarat


A. Cem Zincirli : İstihbarat

15 Mayıs 2022, 05:02

Bugün dikkatimi çeken bir haber vardı. Haber ABD ve Rusların tutuklu takası ile ilgili haber aşağıdadır.

ABD ve Rusya dün Türkiye’de tutuklu takası gerçekleştirdi. ABD, takastaki yardımları nedeniyle Türkiye’ye teşekkür etti.Rusya eski ABD piyadesi Trevor Reed’i ABD’li yetkililere teslim ederken, ABD ise Rus pilot Konstantin Yaroşenko’yu Rusya’ya iade etti.

Sonra düşündüm neden dünyanın en güçlü ülkelerinin istihbarat örgütleri de aynı şekilde çok güçlü. Aklıma en meşhuru ABD CIA, İsrail Mossad,Rusların eski KGB si aklıma geldi.

Google’da yaptığım araştırmada çeşitli istihbarat çeşitleri var. En bilinenleri askeri ve elektronik istihbarat ama ekonomik istihbaratta oldukça önemliymiş aşağıda yaşanan gerçek bir olay anlatılmış bana ilginç geldi.

Ekonomik istihbarat: 2000 li yılların en önemli istihbarat türlerinden biridir. Bu alanda çalışmalar 19. Yüzyıldan itibaren başlamıştır ve en çok dikkat çeken kuruluş Nathan Rothschild ismindeki özel bankacılık kuruluşudur.

1815 yılında waterloo savaşının neticesi avrupada henüz öğrenilmemişken Rotschild; Prusyalılar ve İngilizlerin Napolyon Bonapart’ı yendiklerini haber almış ve bu haberi iyi bir şekilde değerlendirerek elindeki resmi hisse senetlerini piyasaya sürmüştür.

Rothschild’in sağlam bir haber aldığını bilen diğer banka ve firmalar,ingilizlerin savaşı kaybettiğine ve hisse senetlerinin daha da düşecegine inanarak ellerindeki resmi senetleri derhal düşük bir fiyatla elden çıkarmışlardır.kısa bir müddet zarfında Rothschild tüm senetleri çok düşük bir fiyatla toplamış ve devasa bir servetin de sahibi olmuştur.

Yine ABD emekli bir istihbarat şefiyle yapılan bir röportaj aşağıdadır.

Balkanlardaki savaşta rolünüz neydi?

ABD’li emekli istihbarat şefi: biz bütün müttefiklerimize yardım ederiz. Onlara istedikleri araçları verin ama işlerine karışmayın dedim. Aynı şeyi güney Amerika’da da yaptık. Hepsine yardım ettik.

Sunucu: risk aldınız mı?

A: risk almayan şampanya içemez.

S: Misyon nedir?

A: Ülkemin ve ülkemin insanlarının çıkarlarını korumak, güvenliğini sağlamak ve bir nükleer savaşın çıkmasına engel olmak.

S: Hiç öldürme emri verdiniz mi?

A: Bazen 1-2 kişiyi gözden çıkararak binlerin, milyonların hayatını kurtarırsınız.

Neyse bu konular derin hadi bir istihbaratçı fıkrası koyalım buraya konuyu kapatalım.

İstihbarat teşkilatları arasında yarışma yapılıyormuş. Finale KGB (şimdi FSB), CIA, MOSSAD ve MİT kalmış.

Demişler ki ormana bir zürafa sakladık kim önce getirirse o birinci olacak. CIA gitmiş 2 saat sonra zürafa ile gelmiş, KGB gitmiş 1,5 saat sonra gelmiş, MOSSAD gitmiş 1 saat sonra zürafa ile gelmiş. MİT gitmiş yarım saat sonra fil ile gelmişler ama filin kafa göz yarılmış.

Adamlar yahu bu fil demişler.

Fil hemen atılmış.

Vallahi billahi ben zürafayım.

A.Cem ZİNCİRLİ

E-POSTA : alicem.zincirli

MOSSAD DOSYASI /// Hacı Gaydan : Türkiye’ye kurulan MOSSAD tuzağı !!!


Hacı Gaydan : Türkiye’ye kurulan MOSSAD tuzağı !!!

05.05.2022

Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk‘ün şehit edilmesini planlayanlar onlardı!

1.Dünya Savaşını çıkaran da onlardı.

Siz bakmayın tarihçilerin saçma sapan uydurmalarına, aslında Balkan Savaşı’nın da arkasında yine onlar vardı.

Çok iyi araştırdım ve çok net söyleyebilirim ki, 2.Dünya Savaşını planlayanlar doğrudan doğruya yine aynı güçlerdi.

Sevr’i Türkiye’ye dayatanlar da yine onlardı.

Yahudi uşaklarının kuklası haline gelmiş İstanbul hükümetinin aldığı tüm kararlarda yine onların parmağı vardı.

Atatürk’ün zehirlenerek şehit edilmesini bizzat baştan sona tüm detayları ile planlayanlar aynı alçaklardı.

İnönü ve Menderes hükümetlerini kendilerine hizmetkâr ve hayran bırakanlar da onlardı.

Tabi 1960 darbesi de…

1974 Kıbrıs çıkarması sonrası uygulanan ambargoyu da bizzat tertipleyenler yine aynı isimler.

1980 öncesi Türk gençlerini birbirine kırdıranlar ve sonrasında gerçekleşen darbe ayarını verenler de aynı güçlerdi.

Türk milletine en büyük darbeyi, NATO’ya alınmamızla vurdu kahpeler.

AB macerasıyla çökertilen Türk ekonomisi ve sanayisi yine onların eseriydi.

PKK’yı kuran ve üzerimize salanlar da onlardı.

IŞİD-PKK-YPG-PYD-El Kaide-El Nusra vs. gibi terör örgütlerinin hepsi onların laboratuvarında üretilen mikroplardı.

Aynı güçler, şimdi Yunanistan’ı silahlandırarak Batı cephesini oluştururken, Suriye’nin kuzeyinde 70 bin kişilik tam teçhizatlı terörist garnizon kuvvetleriyle saldırı için fırsat kollamaktadır.

Türkiye çok elim ve karanlık bir tuzağa çekilmek istenmektedir ve bu tuzağı kuranlar da bahsettiğim güçlerdir.

ABD’nin hava sahası hâkimiyetini sağladığı Suriye’nin kuzeyine, bilgimiz dâhilinde olan 40 bin tır ve 4 bin uçak dolusu silah sevkiyatını yapanlar yemin olsun aynı isimlerdir.

Türkiye’nin dikkatlerini Yunanistan’a çekerek aslında en büyük ve öldürücü darbeyi, PYD-PKK kamuflajlı İsrail güdümündeki ABD ile indirmeyi kesin olarak planlamış ve hatta similasyonunu bile hazırlamışlardır.

Burada en kritik nokta, Türkiye’nin Güneydoğu bölgesidir.

Bu bölge insanının ekonomik olarak çok ağır bedeller ödemesi aslında planlanan ve son tahlilde çıkarılması kurgulanan bir iç kargaşanın kilometre taşlarını oluşturmaktadır.

Batıdan açılması muhtemel bir cepheyle eş zamanlı olarak çıkarılması planlanan iç kargaşaya karşı direnme sorunu yaşayacağı düşünülen Türk ordusuna en sert ve ağır darbeyi, Suriye’nin kuzeyinde konuşlu ABD kontrolündeki terör ordusudur.

Buna karşı Türkiye’nin son zamanlarda ve özellikle 2016 yılı sonrası hız verdiği milli savunma alanındaki yerli silah üretimi, daha çok Kara Kuvvetlerimizi ikmal etmeye yöneliktir.

Türkiye’nin uzay destekli istihbarat ve görüntü alma uyduları yok denecek kadar azdır, hatta yoktur.

Hava Kuvvetlerimiz, NATO macerası dolayısıyla ABD’nin himmetine terk edilmiş sefil haldedir.

NATO’ya girilmesi kararı bir cinayet, hatta ihanetle eşdeğerdedir.

Bu kararla Türkiye’ye, özellikle savunma alanında 60 yıl kaybettirilmiştir.

Yukarıda saydığım tüm olumsuzluklardan elde edilmek istenen nihai sonuç; Türkiye’nin Güneydoğu’sunu da içerisine alacak olan, Büyük İsrail devletinin inşa edilmesidir.

Peki, tüm bunları organize eden ve bunca asırdır finanse eden kimlerdir biliyor musunuz?

Rothschild’ler!

Kim bunlar?

Büyük İsrail devletini kurmak için canları pahasına kendilerini adamış olan, Siyonist Yahudileridir.

İşte sırf bu inanç ve idealleri uğruna tüm dünyayı asırlardır ateşe veren bu isimlerin en etkili oldukları ülke; Türkiye’dir!

O bakımdan tek çıkar yol ve kesin kurtuluşumuz, Atatürk’e dönmekle mümkündür.

Atatürk’e dönmek için Atatürk aşığı olan kadrolarla el birliği yapmak şarttır ve şimdi tam zamanıdır.

Atatürk konusunda en iddialı ve en samimi kadrolar kimdir sizce?

Cevap tek ve hakkaniyetlidir.

Bu kadro, Bağımsız Türkiye Partisi kadrolarıdır.

Bu mefkûreyi en yüce ideal edinmiş olan lider ise, BTP lideri Hüseyin Baş‘tır.

Aksini söyleyenle her iddiasına tartışırım.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : İşte dış güç ! Avrupa’dan FETÖ’ye resmi destek


İşte dış güç ! Avrupa’dan FETÖ’ye resmi destek

NATO – CIA – MOSSAD organizasyonu 15 Temmuz darbe girişimi FETÖ kamuflajıyla yapılmıştı. O başarısız girişimden sonra FETÖ’cülerin toplanma merkezi haline gelen Almanya sığınma isteyenlere “Gerçek FETÖ’cü olmalarını” şart koşuyor. Bunun için soruşturma geçirdiklerine ya da arandıklarına dair resmi belge getirmelerini talep ediyor. FETÖ’cüler bu nedenle UYAP’a sızarak belge çalma telaşına düştü.

15 Temmuz kanlı darbe girişimi NATO – CIA – MOSSAD organizasyonuydu ama FETÖ kamuflajıyla gerçekleştirildi. Darbeden sonra FETÖ’cüler bir bir yurt dışına kaçarken Avrupa‘nın onlara gösterdiği ilgi ve destek dış güç gerçeğini gözler önüne seriyor.

Haber şöyle:

FETÖ’cülerin sığınma yurdu haline gelen Almanya sığınma talep edenlerden “Gerçek FETÖ’cü olmalarını” şart koşuyor. Bunun için soruşturma geçirdiklerine ya da arandıklarına dair resmi belge getirmelerini talep ediyor. Almanya’ya kaçan örgüt üyelerinin oturum izni almak için başvurdukları yöntemleri istihbarat birimleri deşifre etti. Çeşitli yollarla Almanya’ya kaçan FETÖ’cü teröristlerin, oturum izni alabilmek için FETÖ ile ilişkili olduklarını kanıtlamalarının gerektiği ve bu kapsamda “arandıklarına” ya da “yargılandıklarına” dair UYAP belgelerine ihtiyaç duydukları belirlendi.

UYAP’TAN BELGE ÇALIYOR

Daha önce FETÖ’cüleri maaşa bağladığı itirafçı ifadeleriyle ortaya çıkan Almanya, FETÖ’cü teröristlere oturum izni vermek için UYAP belgesi istiyor. Berlin yönetimi, sığınma talebinde bulunan bazı FETÖ’cülerin geçmişte sahte evraklar kullandıklarını tespit edince, sığınma talebinde bulunanlardan örgüt iltisaklarını gösteren onaylı ve asıl belge istedi. Bunun üzerine örgüt kamudaki kriptoları harekete geçirdi. FETÖ’cülerin ihtiyaç duydukları UYAP belgelerini, illegal yollardan deşifre olmamış kripto FETÖ’cüler vasıtasıyla elde ettiği istihbarat raporlarına yansıdı.

FİRAR ONAYI DA LAZIM

Raporda FETÖ’cülerin yurt dışına firar edebilmeleri için örgütün sözde yöneticilerinden onay aldığının da altı çizildi. Örgüt tarafından yurt dışına çıkış sıralaması yapıldığı ve firar edecek FETÖ’cülerin “İsim soy isim, Signal kullanıcı numarası, yaş, adli durum ve il” gibi bilgilerin kayıt altına alındığı belirlendi. FETÖ’nün yurt dışına firarlardan sorumlu insan kaçakçıları ile irtibatlı sözde yöneticilerinin bulunduğu ve illegal çıkışları “aşağı” ve “yukarı” olarak ayırdıkları iki bölgeden yaptıkları tespit edildi.

AŞAĞI EGE, YUKARI MERİÇ

“Aşağı” adı verilen bölgenin Ege Denizi olduğu, lüks tekne ve yatlarla firar edildiği, “yukarı” denilen bölgenin ise Meriç Nehri olduğu belirlendi. Ayrıca örgütün, güncel öğrenci yapılanması içindeki öğrencileri de yurt dışına göndermeye çalıştığı, bu öğrencilerin gittikleri bölgelere kalıcı olarak yerleştikleri ortaya çıktı. FETÖ’cü öğrencilerin, daha sonra bulundukları bölgelere firar edecek FETÖ’cülere yardımcı olmak için görevlendirildiği de raporlara yansıdı…

ÖZEL ASKERİ ŞİRKETLER DOSYASI /// FATİH POLAT : Özel askeri şirketler ve SADAT


FATİH POLAT : Özel askeri şirketler ve SADAT

SADAT (Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ), CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun merkez binasına giderek, önünde açıklama yapmasıyla yeniden gündemde.

Lenin’in, kapitalizmin en yüksek aşaması olarak tarif ettiği emperyalizm çağında savaşların kaçınılmazlığı tezi, bugün dünyada yüz milyarlarca dolarlık bir pazara sahip özel askeri şirketlerin üzerinde yükseldiği zemine de işaret ediyor.

Yard. Doç. Dr. Filiz Çulha Zabcı, "Yeni Savaşların Gizli Yüzü: Özel Askeri Şirketler" adlı çalışmasında, şu saptamayı yapıyor: “11 Eylül sonrasında ABD’nin ‘terörizm’e ve ‘serseri devletler’e açtığı savaş, özel askeri şirketler (private military companies) için de bir dönüm noktası oldu. BM’nin gücünü yitirdiği ve uluslararası hukukun geçersizleştiği bir dönemde, hukuksal boşluğun bulunduğu bir alanda varlıklarını sürdüren ve tamamen ‘kâr’ amacı ile çalışan özel askeri şirketler geniş bir hareket alanı buldular.”

Zabcı, 2004 yılında yayımlanan çalışmasında, ICIJ’in (International Consortium of Investigate Journalists) verilerine göre, dünyada 90’a yakın özel askeri şirket bulunduğunu ve 110 ülkede faaliyet gösterdiklerini aktarıyor. Zabcı, bu şirketlerin içinde yer aldığı yıllık 100 milyar dolarlık bir endüstriden söz edildiğini vurguluyor. Özel askeri şirketlerin kurulduğu ülkeler genellikle Amerika, İngiltere ve Güney Afrika.

Bir AKP dönemi kurumu olan İHH İnsani Yardım Vakfı bünyesinde kurulan İNSAMER (İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi) web sitesinde ise daha güncel bir rakam verilmiş: “Dünya geneline bakıldığında, ÖAŞ’lerin ortalama 200-250 milyar dolarlık bir pazar oluşturduğu tahmin edilmektedir.”

Bu da 2022 yılının ilk ayı itibarıyla verilmiş bir rakam. Şu anda daha büyük bir pazardan söz ediyoruz muhtemelen.

Çok eski bir tarihe sahip paralı asker ticaretinin, günümüz dünyasındaki "modern" halini temsil eden özel askeri şirketler, hem ABD’nin başını çektiği batının büyük kapitalist ülkeleri hem de Rusya tarafından çeşitli savaş coğrafyalarında kullanıldı, kullanılıyor.

Zabcı, “Savaş sırasında olduğu gibi savaş sonrasında da Irak, özel askeri şirketler için bir ‘altın madeni’ haline gelmiş durumda. The Guardian’ın yapmış olduğu bir araştırmaya göre, Irak’ta Pentagon’dan sonraki en büyük gücü bu özel şirketler oluşturuyor. Resmi koalisyon kayıtlarına göre, İngiltere’nin askeri gücü 9 bin 900 birlik civarındayken, özel askeri güçlerin toplamı 10 bini buluyor ya da 10 ABD askerine karşılık 1 özel personel kullanılıyor.”

Rusya’nın da Kırım ve Ukrayna’da paralı askerleri kullandığı gündeme gelmişti.

Özel askeri şirketlerin, Soğuk Savaş Dönemi sonrasının dünyasında devletlere sağladığı ciddi bir hizmet var. Kuruldukları ülkelerin istihbarat servisleri tarafından denetlenen bu yapılar, belirli hukuksal normlarla sınırlanan devletlere kirli işlerini onlar aracılığıyla görme imkanı sunuyor. Bir nevi eldiven.

Batıdaki örneklerden esinlenerek kurulan SADAT açısından ise ek olarak AKP dönemine özgü bir ajandadan söz etmemiz gerekiyor. 28 Şubat sürecinde TSK’den atılan ya da ayrılmak zorunda bırakılan eski askerler tarafından, 28 Şubat darbesinin 15. yıl dönümünde, 28 Şubat 2012 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan edilerek kurulan SADAT; kuşkusuz Milli İstihbarat Teşkilatı ve devletin savunma birimlerince denetleniyor. Ancak tüm bu kurumların AKP’nin "tek adam yönetimi" ile partili cumhurbaşkanlığı sistemine bağlandığı bir dönemde, partisel çıkarlar ile SADAT arasındaki ilişkinin özellikle sorgulanmasından daha doğal ne olabilir? SADAT’ın kurucularından Adnan Tanrıverdi’nin Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlığı da yapmış olması, SADAT’ın İslami hedeflerin içinde olduğu ciddi ideolojik amaçlarla kendisini ifade etmesi, ona dünyadaki diğer örneklerden farklı bir bağlam kazandırıyor.

Eşitsizliğin derinleştiği, yoksulluğun büyüdüğü günümüz dünyasında özel askeri şirketler, emekli üst düzey subaylar için ciddi gelir imkanı oluştururken, dünyanın yoksulları açısından ise hayati riski göze alarak, belki bir fabrika işçisinden görece daha iyi bir ücret sunuyor. Hayatınızı ortaya koyuyorsunuz ve özel askeri şirketlerin hizmet satarak -yani sizin hayatınızı- birlikte çalıştıkları devletin ordularıyla eş güdümlü olarak sanki "milli bir hedef" de yerine getirmiş oluyorsunuz. SADAT bunun üzerine "dini" bir tutkal da ekliyor.

Özel askeri şirketler, dünyanın birçok coğrafyasında kendilerine sağlanan kural ihlali lüksünü, kârlı hareket alanları olarak kullanan paralı katil şebekeleri olarak iş görüyor.

SADAT ise, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutloğu’nun Euronews’ten Dilek Gül’e yaptığı açıklamalarda, “1 Kasım 2015 seçimlerine giden süreçte terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan, insan önüne çıkamaz” sözlerine de açıklık getirirken, bu kişileri “Sayın Erdoğan, Binali Yıldırım, Süleyman Soylu ve Berat Albayrak” olarak sıraladığı gerçeğiyle birlikte düşünülmeli. Sedat Peker’in itirafları arasında da bir kaos yaratma potansiyeli olarak geçen SADAT’ı muhtemelen daha çok konuşacağız.

KİTAP TAVSİYESİ : YAZAR Selman Kayabaşı kimdir ? Selman Kayabaşı kitapları ve sözleri


YAZAR Selman Kayabaşı kimdir ? Selman Kayabaşı kitapları ve sözleri

Türk Yazar Selman Kayabaşı hayatı araştırılıyor. Peki Selman Kayabaşı kimdir? Selman Kayabaşı aslen nerelidir? Selman Kayabaşı ne zaman, nerede doğdu? Selman Kayabaşı hayatta mı? İşte Selman Kayabaşı hayatı…

Türk Yazar Selman Kayabaşı edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Selman Kayabaşı hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Selman Kayabaşı hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Selman Kayabaşı hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları…

Doğum Tarihi: 1983

Doğum Yeri: Devrek, Zonguldak

Selman Kayabaşı kimdir?

Zonguldak’ın Devrek İlçesi’nde dünyaya gelen yazar, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. Öğrencilik yıllarında Yeni Şafak Gazetesi Dış Politika bölümünde editörlük stajı ve sonrasında İnternethaber Yayın Grubu’nda haber müdürlüğü yapmıştır.

2005 yılında yayınlanan ilk kitabı Kafkas Ruleti, askerî ve siyasî çevrelerde tartışmalara neden olmuş; askerî kurumlar, kendi personellerine kitabın okunmasını tavsiye etmiştir. Selman Kayabaşı, siyaset ve istihbarat konulu kitapların hazırlanması konusunda yayınevlerine danışmanlık yapmaktadır. Prof. Dr. Mahir Kaynak’la çalıştığı Darbeli Demokrasi, Ömer Lütfi Mete ile çalıştığı Milliyetçilik-Milliyetsizlik, Emniyet İstihbarat Dairesi Eski Başkanı Bülent Orakoğlu ile çalıştığı Ankara’da Gölge Oyunları ve Hasan Celâl Güzel’le çalıştığı Kuzey Irak isimli kitaplar, TİMAŞ Yayınlarının Aktüel-Siyaset Kitaplığı içinde yer almaktadır.

Yine TİMAŞ Yayınları tarafından yayınlanan, İbrahim Karagül’ün Hesaplaşma Yüzyılı ve Tamer Korkmaz’ın Ankara-Washington Hattı isimli kitaplarına editörlük yapmıştır.

Kayabaşı, tarih, siyaset ve istihbarat konulu araştırma ve çalışmalarına devam etmektedir.

Selman Kayabaşı Kitapları – Eserleri

  • Teşkilat
  • Muhafız
  • Operasyon
  • Hanedan
  • Muhsin Yazıcıoğlu Suikasti
  • Karar Odası
  • Kafkas Ruleti 1
  • Direniş Karatay
  • Kor Kurt
  • Kafkas Ruleti 2
  • Hançer
  • Kafkas Ruleti
  • Türkiye`nin Gözyaşları: Adım Adım Kürdistan ve Kafkasya Operasyonu
  • Muhafız

Selman Kayabaşı Alıntıları – Sözleri

  • Rüyası devlet kurmak olanlar, devletleri yıkılınca yeni bir rüya görürler. (Kor Kurt)
  • "Bu kitap, kadın gibidir evlâdım" dedi… "İnce ruhludur, naziktir, kolay kırılır ve kırıldığı gün bir daha toparlanamaz." (Hanedan)
  • Ben Ayşe Ayşe Osmanoğlu.. Unutma! Seni meşrutiyet, hürriyet, demokrasi, özgürlük diye kandıranlar; Aslında sadece yönetimi değiştirmek, Kendileri hakimiyet kurmak ve çıkarlarını tesis etmek için topraklarımıza gelmişlerdi. Sultan’ımız için meşrutiyeti getiremediğini söyleyen kişiler, çıkarlarını tesis ettikten sonra Hürriyet ve demokrasi mi ilan ettiler yoksa ölünceye kadar bu ülkenin başında yönetime devam mı ettiler? (Operasyon)
  • Sultan Abdülhamid İngiliz petrol şirketlerinin ortaklık teklifini kabul etse , belli bir pay karşılığında bu şirketlerle anlaşsa Hanedan-ı Al-i Osman bugün dünyanın en zengin , en tanınmış, en saygı duyulan hanedanlarından biri olacaktı. (Muhsin Yazıcıoğlu Suikasti)
  • Devlet başka saray başkadır Kunur… Saray devletün misafirhanesüdür, mutfağı değil. Sarayda her şey gösteriştir, oyundur. Taht kimi vakit babadan oğula geçer, kimi vakit ağabeyden karındaşa… Devlette ise emanet kandaşa değil, ehli olana verilür. Sen sarayda bir sultan gördün deyu devlet gördüm zannetme. Devlet hissedilir amma görünmez, hatta sarayda bile… Görünür olduğu vakit kaybetmiştir, bilesin. (Kor Kurt)
  • "Hakim, karşısında duranın yaralı olduğunu görüyor fakat yaranın aslan yarası olduğunu fark edemiyor." (Hançer)
  • Sır tek hece, ya bilinir ya bilenir. Bizimki hakkınca bilendi, gayrı bilinmek vaktidir! (Karar Odası)
  • Boşuna denmemiş, Aşk iki kalbi teke indirir diye. (Hanedan)
  • İstanbul’da hiç aşık olmadıysan, İstanbul’a da mı aşık olmadın! (Kafkas Ruleti 2)
  • Yürekler bekletilmeye gelmez. (Direniş Karatay)
  • Kurt kışı geçirir amma yediği ayazı unutmaz. (Kor Kurt)
  • “Sır, herkesin peşinde koştuğu ve zor da olsa çoğu zaman ulaştığı bir hakikattir. Mühim olan, sır içinde saklanan sırrın ulaşılmaz olmasıdır.” (Hançer)
  • “Ah” lafzı, “Allah” lafzının kısaltmasıymış meğer… (Hanedan)
  • "Bilmediğiniz şeyler var…" (Teşkilat)
  • "…yüreği sızlayan adam, yüreği sızlamasın diye saklananları yakalamaz mı?" (Hançer)
  • Mümin dinini unutur, haşhaşi kinini unutmaz. (Kor Kurt)
  • "Ah, nedir, bilir misiniz Orhan Bey? Ah, Allah lafzının kısaltılmış halidir. Kulun ruhu, bir sıkıntıya düştüğünde, bedeni kendiliğinden Yaradan’ı haykırır. (Hanedan)
  • Kontrol edebildiğin ihanet, kontrol edemediğin sadakatten iyidir. (Muhafız)
  • Kendini akıllı zannedenler kadar dünyada aptal yoktur. (Kafkas Ruleti)
  • "Barış dini olan İslam eğer terörle ilişkilendiriliyorsa, bu ya cahillikten ya da kasıttan kaynaklanmaktadır" (Muhsin Yazıcıoğlu Suikasti)

FİNANS DOSYASI /// ÖMER KAYANİ : Paranın kontrolü ve yeni çıpa


ÖMER KAYANİ : Paranın kontrolü ve yeni çıpa

16 MAYIS 2022

Rusya ile yaptığı devasa doğalgaz anlaşmasına kış olimpiyatları sırasında yenisini ekleyen Çin’in Rusya’dan Ukrayna saldırısını kış olimpiyatlarının sonuna kadar erteleme ricası istihbarat aleminden dünya medyalarına sızdırılmıştı.

Sütünümüzü takip edenler “ekonomileri yavaşlatma” peşinde olanların yıllardır izini sürerek belirli aralıklarla bu konuyu gündemimize aldığımızı hatırlayacaklardır. Farkındaysanız dünya bitirmeye çalışırken Çin çılgın bir şekilde Kovid plandemisini yeniden başlatma derdine düştü. Plandemiyi ilk bitiren Çin’in plandemiyi yeniden başlatma arzusunu, Şangay’ı adeta kuşatma altına almasını, kısıldıkları apartmanların pencerelerinden çığlıklar atarak özgürlük isteyenleri dronlar aracılığıyla “ruhunuzun özgürlük hasretini dizginleyin, pencerelerinizi şarkı söylemek için açmayın” diyerek uyarması, kıyamet sonrası filmlerine benzer manzaraların ülkeden yansıması (ya da bilerek yansıtılması) ilginç geliyor olmalı.

Gıda, hammadde, silah, enerji, emtia, kontrol savaşlarının, yeniden inşası başlayan dünyada blokların kendi sistemlerini dünyaya dayatma yolunda birer araç olduğunu farkedebiliyoruz.

Ama asıl savaş çocukluğumuzdan beri bize gerçekte ne olduğu hiç öğretilmeyen “para” ve onun kontrolünü sağlayacak yeni dünya sistemidir.

En son olarak Çin’in dijital Yuan’ını geçtiğimiz aylarda kış olimpiyatları sırasında görücüye çıkarıp tedavüle sokmasından sonra farkındaysanız her şey çorap söküğü gibi geldi.

Rusya ile yaptığı devasa doğalgaz anlaşmasına kış olimpiyatları sırasında yenisini ekleyen Çin’in Rusya’dan Ukrayna saldırısını kış olimpiyatlarının sonuna kadar erteleme ricası istihbarat aleminden dünya medyalarına sızdırılmıştı. Rusya o sıralarda bu haberlere “Batı propagandası bir saçmalık” yaftası vurmuş ama sonraki günlerde başlattığı Ukrayna işgali ile haberlerin gerçekliği ortaya çıkmıştı.

Ardından Rusya’ya karşı belki de dünya tarihinde görülmemiş bir ambargo ve blokaj uygulaması Batı alemi tarafından başlatılmıştı. Bu yeni durum ambargoyu başlatan Batı aleminin kullandığı sadece enerji maliyetlerini yükseltmekle kalmamış hem de dünyanın gıda ambarını Ukrayna’yı ablukaya alan Rusya yüzünden tüm gıdayı vurarak enflasyonu rekor seviyelere taşımıştı.

Devletler ve bankaların umarsız ve güven zedeleyici dondurma/durdurma/el koyma hadiseleri sadece sıradan insanları değil dünya genelinde orta ve büyük ölçekte iş adamlarının da dünya görüşlerini yeniden sorgulamasına neden olmakta, paralarına ve yatırımlarına el koyulabilir kaygısı sınır ötesi yatırımları sınırlayabilecekmiş gibi gözükmektedir.

Biz bunları tartışırken alttan alta kaynayan altın, dolar, bitcoin ve merkez bankası dijital paraları (CBDC: Central Bank Digital Currency) savaşları ise pek çok kişinin gözünden kaçmaktadır.

Tamamen güven esasına dayalı bankacılık sistemi dünyada son dönemde meydana gelen baskıcı gelişmeler yüzünden özgürlükçü Batı toplumlarının duyarlı vatandaşları arasında büyük soru işaretlerine yol açmış, tepkilere neden olmuştur.

Mesela Kanadalı kamyoncuların zorunlu aşı uygulamasını protesto amacıyla başlattıkları başkenti işgal protestosuna maddi destek olan sıradan Kanada vatandaşlarının hesapları bankalar tarafından dondurulurken yine dünyanın bir başka ucunda Ukrayna savaşı bahanesiyle bir çok Rus işadamının hesaplarına ve mal varlıklarına hiç bir kanuni gerekçe olmadan rahatlıkla bir gecede el konulabilmesi dünya halklarının kafasında şu soruyu oluşturmuştur:

  • “YARIN AYNI ŞEY, İTİRAZ ETTİĞİM HERHANGİ BİR ŞEY YÜZÜNDEN, BENİM DE BAŞIMA GELİR Mİ?”

Nitekim bu korku Kanada’da insanların hem tepki hem de korku ile paralarını çekmek için bankalara hücumuna neden olmuş ama konu dünya medyası tarafından örtbas edilmişti.

Kanadalı kamyoncuların zorunlu aşı uygulamasını protesto amacıyla başlattıkları başkenti işgal protestosuna maddi destek olan sıradan Kanada vatandaşlarının hesapları bankalar tarafından dondurulurken yine dünyanın bir başka ucunda Ukrayna savaşı bahanesiyle bir çok Rus işadamının hesaplarına ve mal varlıklarına hiç bir kanuni gerekçe olmadan rahatlıkla bir gecede el konulabilmesi dünya halklarının kafasında şu soruyu oluşturmuştur.

Zaten Çin’in uyguladığı Orwell tipi “sosyal kredi sistemi” özgürlüğüne duyarlı halklar tarafından endişe ile izlenirken aynı şeyin Batıda olmayacağını düşünenler yaşanan aşı zorunluluğu/kısıtlamaları ve banka hesaplarının gelişi güzel dondurulabilmesi olayları ile bu konuda iki blok arasında sadece söylem farkı olduğunu görmüşlerdir.

Dünya halkları, dayatılan yeni sistemlerde seçeneklerinin tıpkı eskiden; Coca Cola yada Pepsi Visa yada Mastercard Mc Donalds yada Burger King seçeneklerinde olduğu gibi aslında gerçek manada bir seçenek olmadığının farkına varmaktadırlar.

“Matrix 4” filminde öne çıkarılan “seçenek bir illüzyondur” söylemi internetin henüz tamamen kontrol edilemeyen görece demokratik ortamında hızla mana kazanmaktadır.

Elon Musk.

Geçtiğimiz ay Elon Musk’ın Twitter’i “demokratikleştirmek için” ele geçirme çabası da “dünyanın en zengin kişisi” unvanını korumayı amaçlayan, piyasalarda yaptığı büyük finansal manipülasyonlara/algı operasyonlarına “algoritmaların efendisi” unvanını da ekleyerek bir üst “dokunulamazlar seviyesine” çıkma arzusudur.

Devletler ve bankaların umarsız ve güven zedeleyici dondurma/durdurma/el koyma hadiseleri sadece sıradan insanları değil dünya genelinde orta ve büyük ölçekte iş adamlarının da dünya görüşlerini yeniden sorgulamasına neden olmakta, paralarına ve yatırımlarına el koyulabilir kaygısı sınır ötesi yatırımları sınırlayabilecekmiş gibi gözükmektedir.

Küreselleşmenin sonu mu dediniz?

Önce Pandemi ve ardından Ukrayna işgali ile bile isteye oluşturulan küresel enflasyonla dünya halklarının cepleri boşaltılmakta, paralarının büyük kısmını hayatta kalabilmek için gıdaya harcamak zorunda bırakılmaktadırlar.

İnsanlar hiç bir şeyleri olmadan mutlu mu olacaklar?

Küçük ve orta boy işletmeler her gün kepenk kapatmak zorunda kalırken, çiftçiler topraklarını hayvanlarını, traktörlerini ödeyemedikleri krediler yüzünden büyük bankalara kaptırırken, Amazon, Walmart benzeri şirketler her geçen gün büyüyerek dünya üzerinde daha da yayılmakta, ödeme sistemlerini dijital, yüz tanıma, çipli benzeri sistemlere döndürerek aradan insanı çıkartmakta, mal ve eşyanın dağıtımını yavaş yavaş tek elde toplamaktadırlar.

Amerika’nın tek kutuplu dünya hakimiyetinin çöktüğü ve yerine yenisinin inşa edilmeye çalışıldığı bu dönüm noktasında Amerika’nın dünya rezerv para birimi dolarını bir silah gibi kullanması Rusya’nın son hamlesi ile kelimenin tam anlamıyla geri tepmiştir.

Güvene dayalı Batı finans ve bankacılık sisteminin iyice erezyona uğradığı bir sırada sahneye çıkan Rusya elinde tuttuğu “enerji ve gıda” gibi çok önemli iki silahının ödemelerini kendi para birimi ile altına endekslemiştir.

Bir başka deyişle Rusya parasını Amerika’nın dünya rezerv parası dolar gibi artık kredisi tükenen bir güvene değil, gerçek bir karşılığı olan emtia, enerji ve altına endeklemiş/çıpalamıştır.

İnsanın en önemli iki ihtiyacını, yani (sıcak) barınma ve üretim için enerji; hayatta kalmak için gıda ihtiyaçlarını kelimenin tam anlamıyla eline almıştır.

Önce Pandemi ve ardından Ukrayna işgali ile bile isteye oluşturulan küresel enflasyonla dünya halklarının cepleri boşaltılmakta, paralarının büyük kısmını hayatta kalabilmek için gıdaya harcamak zorunda bırakılmaktadırlar.

Hayatta kalabilmek için cep telefonu “Apple” değil “elma” yemenin gerekliliği iflas eden, Lübnan,Sri Lanka ve sırada bekleyen diğer ülkelerce son günlerde açıkça görülmekte ve Asya ülkeleri Rusya’nın Ukrayna işgalini adeta görmezden gelmektedir.

Çin gelmekte olanı önceden bildiği için son bir kaç yıldır büyük emtia stokları yaparken son 6 ayda da vatandaşlarını gıda stoklalamaları konusunda uyarmıştı.

Yetmemiş, son 2 senede başlattığı planlı kapanmalar ile Batı ve dünya ekonomilerini de ciddi manada vurmuş, yine ilk kendisi açılarak üretimde dünyanın önüne geçmiş, Batı ve dünya yeniden açılmaya çalışırken son günlerde yeniden kapanma oyunları oynamaya başlamış, uygulanan ambargolar sonrası satışında zorlanabileceği Rusya’nın gıda ürünlerini kendi ülkesine yönlendirmiştir.

Hatırlayacaksınız, 2020 yılının son günlerinde Dünya Ekonomik Forumu’nun kurucu başkanı Klaus Schwab kendisine yöneltilen “Korona krizinin neoliberalizmin sonunu getirebileceğini söylerken ne demek istediniz” sorusuna:

“Ben yıllardır sorumlu kapitalizmi savunuyorum. Şu anda iki dev sorunla karşı karşıyayız. Birincisi zenginlerle yoksullar arasındaki uçurumun giderek derinleşmesi, ikincisi iklim krizi. Şimdi bunlara bir de COVID-19 pandemisi eklendi. COVID-19 krizinden en fazla zarar gören iki ülkenin, yani ABD ile İngiltere’nin, neoliberalizmin en etkili olduğu ülkeler olduğu da bir gerçek. Pandemi krizi neoliberalizmin miadının dolduğunu göstermiştir.”

2020 yılı sonunda yazdığımız “IMF’nin günü” başlıklı yazımızda şu konuya da dikkat çekmiştik.

“2007-2008 finansal krizinin değişim için kaçırılan bir fırsat olduğunu vurgulayan Papa Francis, bunun yerine bu krizin güçlülere daha fazla özgürlük getirdiğini, zayıf olanların ise “paranın imparatorluğunun yıkıcı etkileriyle” karşı karşıya kaldığını, doğal kaynaklara daha adil bir şekilde erişmek ve en güçsüzlere yardım etmek için refahın yeniden dağıtılması için daha önce yaptığı çağrıları yineledi. Şimdi desek ki Katoliklerin dini lideri “Papa Francis” ile küreselcilerin kuramcısı “Klaus Schwab”ın söylemleri arasındaki 3 farkı bulun, muhtemelen bulamayacaksınız.”

Yine aynı dönemde IMF Başkanı Georgieva 15 Ekim 2020 toplantısında konuşmasına “bugün yeni bir Bretton Woods anındayız” diyerek başlıyordu, aynı yazımızdan hatırlayalım.

“Malumunuz II. Dünya Savaşının yıkımı sonrası Amerikan Dolarının dünya rezerv para olarak egemenliğini başlatan anlaşma idi Bretten Woods. IMF Başkanı sözde Kovid 19 salgınının neden olduğu ekonomik yıkım sonrası “bugün yeni bir Bretton Woods anındayız” diyerek yeni bir ekonomik sistemin işaret fişeğini ateşliyor. Peki Georgieva’nın “Keynes vurgusu” nedir derseniz boşverin insanlığın kardeşliği hikayelerini filan. Bretten Woods toplantısında ekonomist John Keynes bir çeşit küresel dünya rezerv para birimi teklif etmiş ama Amerikalılar buna itiraz ederek altına çıpalanmış (karşılık ayrılmış) Amerikan Dolarını dünya rezerv para birimi olarak kabul ettirmişlerdi. Vietnam savaşının getirdiği büyük harcama furyasına kadar altın çıpalaması devam etmiş, sonra Başkan Nixon tarafından altın karşılığı kaldırılarak Doların karşılığı Amerikan Devletinin insafına kalmıştır.” Anlayacağınız vakti zamanında Doların üzerine “tanrıya güveniyoruz” diye boşa yazmamışlar. Hani halkımızın umutsuz vakalarda yanlış bir şekilde kullandığı “işimiz Allah’a kaldı” tabiri gibi.”

İşte Amerika, son yıllarda uyguladığı dolar ambargoları/ tehditleri, SWIFT kapatmaları ile o güveni bitirdi.

WEF, IMF ve Papanın bahsettiği yeni “Bretton Woods anını” ve “neoliberalizmin sonunu” getirmekte bir zamanların tanrısız komünist SSCB’sinin şimdi yeniden Nazilerle savaştığını iddia eden ve her fırsatta Hristiyanlığını vurgulayan bakiyesi Rusya devlet Başkanı ve WEF’in eski genç küresel lideri Putin’e kaldı.

Herkes mutlu mudur bilemeyiz ama dünya çok ilginç bir yer, değil mi?

GÖÇMENLER DOSYASI /// ÖMÜR ÇELİKDÖNMEZ : Ankara, İslamabad ve Londra’nın Avrupa’yı kuşat ma projesinde sığınmacıların rolü !!!


ÖMÜR ÇELİKDÖNMEZ : Ankara, İslamabad ve Londra’nın Avrupa’yı kuşatma projesinde sığınmacıların rolü !!!

16-05-2022

Africans, Asyatik ve Semitik insan topluluklarının bir göç proğramı kapsamında özellikle Türkiye üzerinden Avrupa Birliği ülkelerine taşınması acaba kimin ekmeğine yağ sürüyor?

ABD’nin mi? İngiltere’nin mi? Bu ne tür bir insan kaçakçılığı ve hangi ülkenin gizli servisi bu işin içinde? Türkler bu projede yancı mı?

Türkiye’de yaklaşık 4 milyon civarında ağırlıklı olarak Afganistan ve Suriyeli sığınmacılar var. Türkiye, dünyada en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke olmadaki birinciliği hiçbir ülkeye kaptırmıyor. Türkiye, yaklaşık 3,6 milyon kayıtlı Suriyeli mültecinin yanı sıra 320.000 kadar diğer uyruklardan UNHCR’nin ilgi alanına giren kişiye de ev sahipliği yapıyor.

Yunanistan İstihbaratına göre Türkiye – Pakistan sığınmacılar konusunda birlikte çalışıyor!..

Pakistan, Sovyet işgali sonrası ülkesine göç eden milyonlarca Afgan mülteci krizi ile boğuşurken, buna ek olarak bir de Afganistan’daki iç savaşın tetiklediği yeni göçmen dalgasını göğüslemek zorunda kaldı. Azla yetinebildikleri için yaşama standardı düşük olmasına rağmen hayatta kalma kabiliyeti yüksek Afganistanlı genç sığınmacı nüfusu göçe teşvik eden Pakistan, adeta kadim tarihteki kavimler göçünü hatırlatan görüntülerin ortaya çıkmasını sağladı.

Yunan gizli servisi raporlarına göre, Asya’nın kalbinden yola çıkarılan göçmen kafilelerinin Avrupa’ya yönelmesinde Pakistan’ın rolü küçümsenemez ve Türkiye ile işbirliğini gölgeleyenez. Pakistan ayrıca Çin’in İpek Yolu projesinin merkezinde yer alıyor. Eğer işin içinde Pakistan varsa ki var, mutlaka Pakistan gizli servisi Inter- Services IntelligenceİSİ” de işin içindedir. Daha önce yazmıştım, “Pakistan İstihbaratını İngilizler kurdu” diye… Çin istihbaratı, ileriki yıllarda yayılmacılığı önünde engel teşkil edebilecek insan topluluklarını özellikle direniş potansiyeli taşıyan genç nüfusu göçe özendiriyor.

Türkiye ve Pakistan, Pakistan özel kuvvetlerinin Ege ve Doğu Akdeniz’deki tatbikatlara katılmasıyla askeri düzeyde özel ilişkiler geliştirdi! Pakistan savaş uçakları da Türk Hava Kuvvetleri ile eğitim gördükleri "Anadolu Kartalı" Uluslararası Hava Tatbikatı’nda boy gösterdi.

Eğer Pakistan istihbaratı bu göçe müdahil olmuşsa bilin ki bu süreçte, projede mutlaka İngiliz istihbaratın parmağı ve rolü vardır. Hatta popüler deyimle üst akıl onlardır.

***İngiliz İstihbaratı, Pakistan istihbaratının kurucu iradesidir!..

Genelkurmay başkan yardımcısı olan Avustralya doğumlu İngiliz Ordusu subayı Tümgeneral R. Cawthomeun girişimleri sonucunda faaliyete geçirilen ISI‘nin kuruluş tarihi 1948 yılına uzanıyor. 1947-48 Hint-Pakistan Savaşı’nın ardından İngiliz subayı Tümgeneral Robert Cawthorne, yeni kurulan Pakistan’ın üst istihbarat örgütünün temelini attı.

Araştırmalar, General Robert Cawthome’un, Pakistan Deniz Kuvvetleri Komutanı Syed Muhammad Ahsan ile birlikte ISI’nin temel ilkelerini ortaya koyduğunu gösteriyor. O zaman, Syed Muhammed Ahsan, Deniz İstihbarat Direktör Yardımcısı olarak görev yapıyordu.

Pakistan’ın Servisler Arası İstihbarat (ISI), yıllarca az gelişmiş ve belirsiz bir teşkilat olarak kaldı. Afganistan’daki Sovyet savaşı sırasında, 1979’da örgütün artan önemi hissedildi.

1948’de bir İngiliz ordusu subayı olan Tümgeneral William Cawthorne tarafından kurulan ISI, 1980’lerde CIA’in Afganistan’daki Sovyet güçleriyle savaşan mücahit isyancılara milyarlarca dolarlık yardımı emanet etmesiyle balonu patlattı. Dörtte üçü diğer birimlerden geçici olarak ordu subaylarına hizmet eden 10.000 çalışanı olduğu düşünülüyor. Geri kalanlar ise siviller ve emekli subaylardan oluşuyor.

Uzun lafın kısası; İngilizler sağmayacakları keçinin önüne ot atmaz, yumurtasını almayacağı tavuğu yemlemez. İyi de Birleşik Krallık/ İngiltere’nin yani buruşuk yüzlü müteveffa Kraliçe’nin ülkesinin bu işten kârı ne?

Acaba onlar Avrupa’nın sığınmacılarla boğuşmasını neden dört gözle bekliyor?

Türkiye, ABD kıskacından sığınmacılar ile kurtulmak istiyor olabilir mi?

Yunanistan ile 1990’da imzaladığı askeri iş birliği anlaşmasını yenileyip genişleten ABD’nin Dedeağaç’a (Aleksandrupoli) askeri sevkiyatının devam ettiği süreçte Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan; ABD’nin askeri iş birliği anlaşmasını yenilediği Yunanistan’da askeri yığınak yapmasından duyduğu rahatsızlığı Sadece Dedeağaç değil, Yunanistan’ın kendisi ABD’nin bir üssü haline gelmiştir. Şu anda Yunanistan’ın içindeki ABD üslerinin sayısını ben saya saya bitiremedim sözleri ile ortaya koymuştu.

ABD ve Yunan askeri güçlerinin Batı Trakya’da Türk azınlığın yoğun yaşadığı İskeçe’de ortak askeri tatbikat yapmasından, Ankara rahatsızlığını gizleme ihtiyacı hissetmedi. Çünkü Defender Europe 2021 tatbikatı kapsamında Dedeağaç’a 145 helikopter, 1800 zırhlı araç ve 20 bin asker konuşlandıran ABD, yenilenen askeri iş birliği anlaşması ile de Türkiye sınırındaki Dedeağaç Üssü ve Girit Adası’ndaki Suda Üssü başta olmak üzere Yunanistan’daki askeri varlığını genişletme hakkını elde etti.

ABD’li askeri yetkililerin Dedeağaç Limanı’nı; ABD ordusu ve NATO için Doğu Avrupa ve Karadeniz bölgesine askeri güç gönderecek lojistik merkezi olarak çok önemsedikleri anlaşıldı.

Ukrayna savaşı öncesinde yapılan yorumlarda ABD sadece Dedeağaç değil, Bulgaristan ve Romanya dahil Rusya’yı Karadeniz Bölgesi‘nde abluka altına almanın yollarını aradığı özellikle vurgulanmıştı. ABD’nin Yunanistan’ın yanı sıra Bulgaristan ve Romanya gibi Karadeniz’e kıyısı olan Balkan ülkelerine yaptığı askeri yığınağın, Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Avrupa’da kuşatılmak istenen asıl gücün Rusya olduğunu gösterdiği belirtilmişti.

Yunanistan’daki askeri yığınakla Türkiye’yi çevrelemek/kuşatmak istediği iddia edilen ABD/NATO’nun Türkiye’de zaten 7 tanesi ana üs (İncirlik Hava Üssü, İzmir Çiğli Hava Üssü, Şile Üssü, Konya Üssü, Balıkesir Üssü, Muğla Üssü ve Ankara Üssü) olmak üzere 40 tane üssü bulunuyor.

Yunanistan’ın askeri işbirliğini genişlettiği tek NATO ülkesi ABD değil. Yunanistan, 2021 yılında Fransa’yla da yeni savunma işbirliği anlaşmaları imzaladı.

Sığınmacılar ordusu Avrupa’nın baş belası!..

Mültecilerin, sığınmacıların ve göçmenlerin Avrupa Birliği‘ne yasal giriş yollarıyla birlikte özellikle göç ve sığınma politikalarını zora soktukları, sınır ve denetim prosedürlerini zorladıkları görülebilir. Göçlere yol açan faktörler zamanla göç edilen ülke için göçlerden etkilenen temel unsurlar olmaya başlıyor.

Her ne kadar sığınmacı sayısı Türkiye’de son yıllarda gözle görülür bir artış kaydetse de, göçmenlerin hepsi burada kalıcı bir yaşantı aramıyor. Pakistan ve İran üzerinden Türkiye’ye gelen milyonlarca sığınmacı olsa da, yine binlercesi de Avrupa’ya gitme hayalleri kuruyor. Türkiye, özellikle Afgan göçünün başlamasıyla Avrupa’daki çoğu ülkeye komşu olması sebebiyle önemli bir geçiş koridoru oluşturuyor.

Afgan göçmenler büyük ölçüde Türkiye’yi transit ülke olarak kullanıyor. 2015 ile 2016 arasında Afganistan’da artan şiddet ve göç güzergahlarındaki bazı gelişmeler nedeniyle Afganların, Avrupa’ya göç eğiliminde büyük artış meydana geldi. Afgan göçmenler, büyük ölçüde Türkiye’yi transit ülke olarak kullanıyor. Avrupa Birliği, Ekim 2016’da Afganistan hükümetiyle imzaladığı anlaşmayla sınırlarının içinde bulunan ve iltica başvuruları reddedilen düzensiz Afgan göçmenlerin ülkelerine iadesi için gerekli hukuki zemini oluşturdu.

Pakistan’da Sovyetler Birliği işgal ordusunun 1989’da Afganistan’dan çekilmesiyle başlayan mültecilerin geri gönderilmesi süreci, ABD’nin Taliban müdahalesiyle başlayan iç karışıklıkla sekteye uğramıştı. Mülteci statüsünden dolayı, vatandaşlık alamayan Afganistan göçmenleri, pasaport da çıkartamıyor. Ülke dışına çıkmak isteyen sığınmacılar, 130 kilometre uzaktaki Afganistan’a geçerek oradan yurt dışına çıkabiliyor.

Cihanşümul Kadim Türk Devleti ve Türk Milleti bu oyunu bozmak zorunda. Lakin bu sorunun çözümü sığınmacı husumetini körüklemekle, ülke içinde çatışma fitilini ateşlemekle değil, köşe/kötür taşları yerine oturtmakla olur.

***

Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com

***

Seçilmiş Kaynakça

LİNK : https://www.evrensel.net/yazi/89828/abd-askeri-neden-yunanistanda-konuslaniyor

LİNK : https://www.sondakika.com/dunya/haber-dedeagac-a-askeri-yiginak-abd-nin-hedefinde-14564510/

LİNK : https://www.dw.com/tr/abd-türkiyeye-değil-yunanistana-yatırım-yapıyor/a-59708883

LİNK : https://tr.boell.org/tr/2021/08/28/hal-boyleyken-devam-edersek-abnin-goc-ve-multeci-anlasmasinin-izlenmesi

LİNK : https://www.dunya.com/ekonomi/duzensiz-goc-sosyo-kulturel-ve-ekonomik-yapiyi-degistiriyor-haberi-632119

LİNK : https://tr.euronews.com/my-europe/2018/12/01/avrupa-birligi-ne-yasa-disi-yollardan-girmek-icin-yeni-bir-goc-rotasi-mi-ortaya-cikiyor

LİNK : https://turkey.iom.int/tr/news/turkiyenin-ab-sinirinda-olum-ve-caresizlik

LİNK : https://www.trthaber.com/m/?news=40-yillik-umuda-yolculuk-hikayesi-afgan-gocmenlerenews_id=575024&category_id=4

LİNK : https://insamer.com/tr/golgede-kalmis-bir-kriz-pakistandaki-afgan-multeciler_374.html

LİNK : https://www.unhcr.org/tr/turkiyedeki-multeciler-ve-siginmacilar

LİNK : https://directus.gr/apokleistiko-koino-dogma-tourkias-pakistan-synantisi-stratiotikon-kathigiton-stin-poli-tha-polemisoume-mazi-epithesi-se-dysi/

LİNK : https://www.dikgazete.com/yazi/turk-istihbarati-darbe-oncesi-pakistan-da-kimlerle-temas-kurdu-4431.html

KARAPARA DOSYASI : Operasyon hesapları oradan çıktı. İstihbarat açıklama yaptı


Operasyon hesapları oradan çıktı… İstihbarat açıklama yaptı

16 Mayıs 2022

Yasadışı ve şüpheli döviz ve kripto para işlemleri tespit edilen hesaplar bloke edildi…

İran’da “yasadışı ve şüpheli döviz ve kripto para işemleri” nedeniyle 9 bin 219 banka hesabı bloke edildi. Söz konusu hesapların toplam sahibi 545 kişi.

İran İstihbarat Bakanlığı, Merkez Bankası ile koordinasyon halinde son dönemde yetkisiz döviz işlemleriyle mücadele planı kapsamında binlerce banka hesabının bloke edildiğini açıkladı.

Yasadışı ve şüpheli döviz ve kripto para işlemleri tespit edilen ve hesapların bloke edildiği belirtilen açıklamada, söz konusu hesapların işlem hacminin 60 trilyon tümen (Yaklaşık 1 milyar 985 milyon dolar) olduğu ifade edildi.

Odatv.com

MI6 (İNGİLİZ DIŞ İSTİHBARAT SERVİSİ) DOSYASI : Rıza Nur’un İngiliz casusu olduğunu belge lendirdim


Rıza Nur’un İngiliz casusu olduğunu belgelendirdim

15 Mayıs 2022

Gazeteci yazar Muharrem Bayraktar, İngiliz istihbarat raporlarında yer alan Rıza Nur’u ve bilinmeyen detayları anlattı.

Lozan Konferası’na katılan Türk heyetinde ikinci delege olarak görev yapan Rıza Nur, TBMM’de 1. ve 2. Dönem Sinop milletvekili olarak yer aldı. Maarif Vekili görevinde bulunan Rıza Nur, daha sonra Türkiye’den kaçtı.

Hayat ve Hatıratım isimli hatıralarını kaleme alan Rıza Nur, anılarını British Museum’a teslim etti. Bu hatıraları Kadir Mısıroğlu yayınladı. Odakitap editörü Cansu Karakuş sordu, gazeteci yazar Muharrem Bayraktar cevapladı. Rıza Nur kimdi, İngiliz istihbarat raporlarında nasıl anlatılıyordu hepsi ve daha fazlası videoda…

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=MODwV-44kWE

RUSYA & UKRAYNA SAVAŞI DOSYASI /// PROF. DR. SAİT YILMAZ : Ukrayna & Rusya Savaşı’ndan çıkarılacak der sler…


PROF. DR. SAİT YILMAZ : Ukrayna & Rusya Savaşı’ndan çıkarılacak dersler…

"Çıkamayacağın bir deliğe düştüğün zaman, sürekli daha derine doğru gidersin.”

4 Şubat’ta başlayan Ukrayna-Rusya Savaşı yaklaşık üçüncü ayını bitirmek üzere. Normal olarak bu savaştan çıkarılacak dersleri yazmak için savaşın sonunu ve belki de üzerinden onlarca sene geçmesini yani bazı sırların ortaya çıkmasını beklemek gerekir. Bununla beraber, gelinen aşamada da alınacak dersler ve beklenmemesi gereken acil tedbirler var. Mutlaka tüm ülkeler şu anda bu gelişmeleri izliyor, güvenlik politikalarını ve savunma planlarını yeni gelişmelere göre revize ediyorlar.
Savaşın gidişatı bu aşamada üç sonuç gösteriyor;

(1) Stratejik seviyede, Batı zafere daha yakın ve NATO daha güçlü hale geliyor.
(2) Siyasi seviyede Batı artık Donbass bölgesine özerklik verilmesinin önünü açan Minsk Anlaşması’nın reddediyor.
(3) Harekat boyutunda, savaş muhtemelen uzun sürecek ve daha çok sivil ölecek. Savaşın daha kısa sürmesi, Ukrayna’nın karşı taarruz için yeterli güce sahip olmasına bağlı.

Savaşın sonunda kaybetse bile Putin kendi zaferini ilan edecek ama siyasi bir çözüm ve gerçek bir barış olmayacak, Batı yaptırımları Rusya’yı çökertene ya da rejim değişene kadar bitmeyecek.
Donbass’taki çatışmalar donma noktasına gelebilir yani Ruslar çıkmayacağı bir deliğe düşecek ve çatışmalar dursa da askerlerini çekemeyecekler çünkü bölge halkının önemli bir kesimi işgali kabullenmeyecek.
Bu durumda, tekrar Doğu Avrupa cephesinde yeni bir askeri müdahalede bulunmayı göze almayan Rusya, Batı desteğinin daha az olduğu Orta Asya ve Türkiye üzerine yeni bir oyuna girişmeyi düşünebilir. Dersimize çalışma zamanı. Önce Batı’nın Ukrayna’daki savaşta zaman içinde oynadığı rolü değerlendirecek, sonra çıkarılacak derslere odaklanacağız.

Savaş planları
Batılı istihbarat servisleri daha önceki makalelerimizde yazdığımız gibi, savaş başladığında kararın ne zaman ve kimler tarafından verildiğini çözememişti ama Rusların savaş planları çoktan çalınmıştı.
Rus Ordusunun harekat planı stratejik hedeflerin hızla ele geçirilmesi için iki kapsamlı harekat öngörüyordu;

(1) Askerden arındırma;
– Ukrayna hava, hava savunma ve keşif vasıtalarının imha edilmesi.
– Ukrayna komuta-kontrol ve istihbarat sistemleri ile lojistik güzergahlarının işlemez hale getirilmesi.
– Daha çok ülkenin güneydoğusunda yığınaklanmış Ukrayna Ordusunu kuşatmak.
(2) Gönüllülerden arındırma (Ruslarin ifadesi ile “Nazilerden arındırma”);
Ukrayna’nın büyük şehirleri ve çeşitli tesislerinde görevli gönüllü taburlarını imha etmek.
2022 yılında Ukrayna Ordusu, Rus saldırısına karşı şu şekilde organize oldu;
– Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı; tank, ağır topçu ve füze vb. gibi unsurlardan oluşan 3 kolordu,
– İçişleri Bakanlığı’na bağlı 5 bölgesel komutanlık. Bu komutanlık şehir savaşları (Kiev, Kharkov, Herson, Maripul, Odessa vd.) için teşkil edilmişlerdi.

İşgalin başlangıcında Rusya’nın hava kuvvetlerinde çok belirgin bir avantajı vardı. Sınıra gönderilen savaş uçaklarının sayısı Ukrayna’nın savaş uçaklarının üç katı kadardı. Ancak Ukrayna’nın savaş uçaklarına karşı yürüttüğü savunma etkili oldu. Batının uzaya dayalı kabiliyetler ve elektronik savaş konusunda Ukrayna’ya verdiği destek, Rusya’nın manevra ve ateş kabiliyetini kısıtladı.

Savaşta Batı’nın Ukrayna’ya verdiği destek
Kanaatimce Rusya’nın askeri harekâtının arkasındaki başarısızlığın asıl nedeni, ABD’nin uzaya dayalı sistemler ve elektronik savaş alanındaki üstünlüğüdür. Haberleşme ve yönlendirme sistemleri felç olmuş bir ordunun uçakları hedeflerini bulamaz, kör bir şekilde uçar. Bu avantajı düşmanına karşı kullanan ülke de rakibini savaş alanında kolayca avlar. Şu ana kadar Ukrayna’nın Batılıların sağladığı teknoloji ve operatörlerin desteğinde Rus ordusuna önemli zayiatlar verdiğini izliyoruz. Bu zafiyeti aşmak için Ruslar, Donbass’taki daha dar bir cephede kuvvet yoğunluğu oluşturarak, kolay bir zafer arıyorlar.
Öte yandan, her ne kadar NATO, Ukrayna’ya askeri yardım gönderse de Rusya ile doğrudan bir savaşı istememektedir. Savaşı uzatarak sahada Rus Ordusuna azami zararı verdirirken, uzun vadede en azından Rusya’da rejimin çökmesini hedeflemektedir.
NATO ve Rusya arasında bir savaş çıkmasını Putin de istemiyor ama buna kendisi karar verecek. Daha doğrusu bu, Rusların NATO’nun Ukrayna’ya verdiği desteğe nereye kadar tahammül edeceğine bağlı.

NATO’nun Ukrayna’ya verdiği yardımı şu şekilde özetleyebiliriz;
(1) Stratejik istihbarat.
(2) Füze ve taktik hedefleme istihbaratı.
(3) Küçük kuvvet ve hedeflerin imha ve izole edilmesi.
(4) Ukrayna hava sahasının büyük bölümünde uçuşa yasak bölge uygulamasının desteklenmesi.
(5) Rus hedeflerine taarruz eden Ukrayna uçakları ve pilotlarına NATO hava alanlarını kullanmasına izin verilmesi.

Batının istihbarat desteği
ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü Willam Burns, “Yedi haftalık savaş sürecinde ABD istihbaratının kritik bir rol oynadığına işaret ederken, Putin’in geçmişte çok sık kullandığı yanlış anlatıları ve sahte bayrak operasyonlarını önlemek için, benzeri görülmemiş adımlar attık. Böylece Putin’in nedensiz ve vahşi saldırganlığının gerçeğini gizlemesini zorlaştırdık” değerlendirmesini yaptı.
ABD Savunma Bakanı Llyod Austin ise savaş halindeki Ukrayna kuvvetlerine istihbarat sağlamaya devam ettiklerini açıkladı. Rus ordusunun hareketleri ve yerleri ile ilgili bu istihbaratın 30 dk.-1 saat hazırlık süresinde gerçek zamanlıya yakın istihbarat olduğu belirtiliyor.

Makalenin devamı ve geniş versiyonu için;

LİNK : https://www.academia.edu/79099974/Ukrayna_and_Rusya_Savaşından_çıkarılacak_dersler

ÖZEL ASKERİ ŞİRKETLER DOSYASI /// MEHMET FARAÇ : SADAT, suskunluk ve ”asıl” korku !!!


MEHMET FARAÇ : SADAT, suskunluk ve ”asıl” korku !!!

E-POSTA : farac65

15 Mayıs 2022 Pazar

En yüksek perdeden bağırdıkları zaman bile kimse ses çıkarmamıştı!..

Her şey sanki normalmış, yasalmış gibi, herkes başını kuma gömmüştü!..

Onlar ise dört koldan, hiç korkmadan- çekinmeden

kendilerini olabildiğince (pervasızca) deşifre etmişlerlerdi…

Çünkü internet sitelerinde her şey açık açık yazıyordu…

Ne yaptıklarını, dini ve siyasi hedeflerini, kimlere-nasıl hizmet verdiklerini, hangi icraatların içinde olduklarını da satır satır yazmışlardı:

Özel kuvvetler eğitim merkezi, sınır koruma ve gözetleme, askeri lojistik sistem çözümleri, cephanelik çözümleri ve eğitim simülasyon, poligon çözümleri diye faaliyetlerini anlatmışlardı…

Bunlar da yetmemiş; verdikleri eğitimleri tek tek, "paket paket" sıralamış;

Kara harekatı keskin nişancılık, koruma takip eğitimi, muharebe teknik takip, hatta gayri nizami harp eğitimi verdiklerini de ilan etmişlerdi…

Üstelik bu eğitimleri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her alanında; hava- kara- denizcilik eğitimlerinde de verdiklerini sayfa sayfa anlatmışlardı;

Su altından denizde aramaya, paraşütten helikopter pilotluğuna, hudut karakol eğitiminden, polis özel harekat eğitimine ve mezkur mahal operasyonları eğitimine kadar, her şeyi öğrettiklerini internet sayfalarına yazmışlardı…

EYALET, HİLAFET, MEHDİ!..

Son günlerdeki en büyük tartışmanın odağındaki bir şirketin kendini bu kadar afişe etmesi yukarıdaki faaliyetlerden ibaret değildi…

Askere- polise operasyon eğitimi vermek için de çalışan o şirketin başındaki zat o kadar ileri gitmişti ki, sonradan yaptığı açıklamalar yukarıda anlatılan faaliyetleri bile gölgede bırakmıştı… Demişti ki o şirketin başındaki emekli asker;

"- Devletin yönetim şekli yeniden düzenlensin.

– Eyalet sistemi getirilsin.

– Eyalet valileri seçimle iş başına gelsin.

– Cumhurbaşkanlığı Forsundaki 16 yıldıza bir yıldız daha eklensin.

– Kürtlere özerklik verilsin.

– Kürtçe eğitim dili olsun."

Üstelik o zat, silahlı kuvvetlerin yeniden yapılandırılmasını istemiş, bu önerilerinin tamamına yakınının uygulamaya konulduğunu da böbürlenerek anlatmıştı…

İşte o şirket 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’ne alınacak personelin mülakat sınavlarını bile yönetmişti…

Şirketin başındaki emekli asker Adnan Tanrıverdi bu iddialarla ilgili soruya şu yanıtı vermişti;

"Mülakatlar 2020 yılının sonun kadardı… 15 Temmuz kalkışmasından sonra emekli subaylar çağırıldı. Bu uygulama 2020 yılına kadardı, üç yıl görev yaptım. 2021’de eskiye dönüş yapıldı."

İşte bugünlerde tartışılmaya başlayan o şirketin başındaki zat

Mehdi’nin geleceğini, İslam Birliği’nin kurulacağını, bunun için ortamı hazırladıklarını bile kameraların önünde anlatmış, devlet, iktidar, muhalefet ve savcılar ısrarla susmuştu!..

KILIÇDAROĞLU’NUN KAYGISI NE?..

Tahmin ettiğiniz gibi bu şirket, farklı derneklerce de desteklenen "SADAT" adlı uluslararası savunma şirketinden başkası değil…

SADAT’ın faaliyetleri son yıllarda kamuoyunda büyük tepki çekerken, her şey devletin gözün önünde yaşanmıştı…

Çünkü SADAT’ın başındayken İslam birliği ve Kürtlere özerklik isteyen Adnan Tanrıverdi adlı emekli asker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanlığını bile yapmıştı…

Devlet, SADAT ve bünyesindeki derneklerin- şirketlerin faaliyetlerini desteklerken, bu kuruluşun pervasızca yaptığı açıklamalar devam etmiş, ancak tüm muhalefet liderleri de gidişatı görmezden gelmişti!!!

2016’da SADAT’ın faaliyetleri ile ilgili Meclis’e önerge veren Aytun Çıray’ın, 10 Ekim 2021’de sosyal medyadan yönelttiği şu soru da gözardı edilmişti;

"Radikal İslâmcı SADAT’ın harp okullarına alınacak öğrencilerle ilgili mülâkat yaptığı doğruysa bu TSK’ya ihanet olmaz mı?"

CHP Milletvekili Mahmut Tanal da, 19 Temmuz 2016’da Meclis’e verdiği önergede, SADAT’ı da kuran Adaleti Savunanlar Derneği’nin TSK ve uluslararası bağlantılarının olup olmadığını sormuş, ama herkes sessiz kalmıştı!..

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ise dört yıl önce SADAT’ın üzerine gitmiş ancak şirketle ilgili açıklamaları yüzünden açılan davada tazminata mahkum edilmişti…

Son olarak İYİ Parti Denizli Milletvekili Yasin Öztürk, Tanrıverdi’nin başkanı olduğu ASSAM’ın bir organizasyonunda "başkenti İstanbul, resmi dili Arapça" olarak öngörülen "İslam ülkeleri Konfederasyonu Anayasası"nın deklare edilmesini TBMM’ye taşımış ama devlet umursamamıştı…

Hatta Sedat Peker bile geçen yıl SADAT’ın nasıl bir tehdit oluşturduğuna ilişkin iddiaları Twitter üzerinden sıralayınca kimse üzerine gitmemişti…

ÜRKÜTÜCÜ İSTİHBARAT MI GELDİ?..

Evet; işte 2016 yılından 2020’ye kadar Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Güvenlik ve Dış Politika Kurulu üyesi olarak görev yapan Adnan Tanrıverdi yeniden SADAT’a dönünce şirket iki yıl sessizliğe büründü…

Peki; CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu, önceki gün aniden SADAT binasının önünden ürkütücü uyarılar yapmasına hangi gerekçeler sevk etti?..

"SADAT bir paramiliter kurum. Yani işleri suikastçı, provokatör ve terörist yetiştirmek. Erdoğan kaçakları da ülkeye bu kafayla soktu" diyen Kılıçdaroğlu hangi gidişattan endişe duydu acaba?..

SADAT, ana muhalefet liderinin iddialarını hızlıca yalanlasa da, zihinlerde kaygı uyandıran sorular var;

Bu şirketi yönetenler İslam devleti kurulmasını, özerklik ve Kürtçe eğitim isterken, Mehdi gelecek diye ortamı hazırlarken devlet ve tüm muhalefet liderleri neden susmuş, savcılar neden harekete geçmemişti?..

SADAT’ın pervasızca açıklamalar yapmasından yıllar sonra Kılıçdaroğlu’nu aniden bu şirketin önüne götüren "asıl endişe" neydi acaba?..

Sadece seçim güvenliği ile ilgili çok önemli bir istihbarat mı aldı Kılıçdaroğlu?..

Yoksa AKP’nin eridiğini gören bürokrasinin muhalefete dosyalar ulaştırdığı medyaya yansırken, devletin içinden ya da Türkiye’yi yakından takip eden kuruluşlardan, elçiliklerden vs. CHP liderine çok daha başka ürkütücü bilgiler ve uyarılar mı gitti?..

SADAT’la ilgili kaygılar ne kadar büyükse, Kılıçdaroğlu’nun "aniden" o şirketin önüne gitmesini tetikleyen "asıl gerekçeler" de bir o kadar ürkütücü olmalı!!!

Sığınmacı kaosu ve seçim güvenliği tartışmaları büyüdükçe, bu konu çok ama çok tartışılacak!..

RUSYA & UKRAYNA SAVAŞI DOSYASI : Ukrayna istihbaratının Putin ile ilgili sızdırdığı bilgi


Ukrayna istihbaratının Putin ile ilgili sızdırdığı bilgi

Ukrayna askeri istihbarat başkanı Tümgeneral Kyrylo Budanov, Ukrayna Rusya Savaşı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında ilginç bir iddia ortaya attı.

HAKAN GÖKSEL

14 Mayıs 2022

Ukrayna Askeri İstihbarat Başkanı: Putin psikolojik ve fiziksel olarak çok kötü; aynı zamanda kanser hastası

Ukrayna-Rusya savaşının "yıl sonuna kadar biteceğini" söyleyen Ukrayna askeri istihbarat başkanı Tümgeneral Kyrylo Budanov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında iddia ortaya attı. Budanov Putin’in "psikolojik ve fiziksel olarak çok kötü durumda" olduğunu ve Rus liderin "kanser ve başka hastalıklarının" da olduğunu ifade etti.

Sky News’e konuşan Budanov, "Kırılma noktası Ağustos ayının ikinci bölümünde olacak. Aktif muharebe eylemlerinin çoğu bu yılın sonunda bitmiş olacak." dedi.

"Rusya’nın planlarını yapılırken biliyoruz"

Kyrylo Budanov’un konuşmasından satır başları şöyle:

"Donbas ve Kırım da dahil olmak üzere kaybettiğimiz tüm topraklarımızda Ukrayna gücünü yenileyeceğiz. Doğuya kaymasına rağmen Rusya’nın taktiklerinin değişmedi. Rusya büyük kayıplar veriyor. Düşmanımız hakkında her şeyi biliyoruz. Planlarını neredeyse yapılırken biliyoruz.

"Rus ordusu sadece silahlı bir insan güruhu"

Avrupa, Rusya’yı büyük bir tehdit olarak görüyor. Putin’in saldırganlığından korkuyorlar. Sekiz yıldır Rusya’yla savaşıyoruz ve bu oldukça yaygın Rus gücünün bir efsaneden ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Rusya, sanıldığı kadar güçlü değil, sadece silahlı bir insan güruhu.

İnsan gücü ve zırh açısından ağır kayıplara uğradıklarını doğrulayabilirim. Top atışları gerçekleştiğinde mürettebatın çoğunun ekipmanlarını terk ederek kaçtığını da söyleyebilirim.

"Bu bir darbe anlamına geliyor"

Savaş, eninde sonunda Rusya Federasyonu’nun liderliğinin değişmesine yol açacak. Bu süreç zaten başlatıldı ve o yöne doğru ilerliyorlar. Bu bir darbe anlamına geliyor. Bu şekilde hareket ediyorlar ve bunu durdurmak imkansız.

Putin psikolojik ve fiziksel olarak çok kötü durumda, çok hasta. Rus liderin kanser ve başka hastalıkları da var.

İSTİHBARAT DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : Tek dünya gizli servisi : DİT


FERHAT ÜNLÜ : Tek dünya gizli servisi : DİT

Yazının ana fikrini; ilk cümlede özetleyerek vira bismillah diyelim: Küresel Kapitalizm, iki büyük silahı olan ‘piyasa’ ve ‘teknoloji’ olguları üzerinden tek dünya devletinin gizli servisinin temellerini atıyor dersem mübalağa etmiş olmam. Yavaş yavaş Dünya İstihbarat Teşkilatı (D.İ.T.) kavramına doğru gidiyoruz. Küreselleşmede artık öyle bir evreye eriştik. Ve Üç Boyutlu Portre’de bu hafta; bundan sonrasının ne olacağını öngörmek için bugünlere nasıl gelindiğini özetlemeye çalışacağım.

Şuradan devam edelim: Günümüzün en yaygın bilgisel yanlışlarından biri, belki de birincisi; Kapitalizm’in sadece ekonomik yönünü konuşuyor olmak. Hâlbuki Kapitalizm bir siyasal sistemdir. Hatta başlı başına bir ‘siyasa’ ve ideolojidir. Ancak geleceğin dünyasını şekillendirecek bu siyasal yön, paranın ‘dinsizliği-imansızlığı’ mottosundan mülhem ideolojiden yoksun bir şey olduğu ve siyasal bir amacı olmadığı yanılgısına sürükledi herkesi. Ve en vahimi, ulus devletleri de…

ULUS DEVLETİ KURAN SERMAYE, ŞİMDİ ONU YIKMAYI HEDEFLİYOR

Sermaye, ‘paralı ve düşünen masonlar’ tarafından 1776’da kurulan İlluminati’nin ortaya çıkışından 13 yıl sonra Fransız İhtilâli gerçekleştiğinde (13 rakamı sadece bir rastlantı. 13, Tapınakçılar’ın üstat sayısı olduğu için ‘konvansiyonel Hristiyanlık’ta uğursuz kabul edilir) ulus devletlerin yanındaydı. Şimdi ise sorgusuz sualsiz küresel sistemin yanında, ulus devletlerin karşısında.

Siyasi hedefi de Tek Dünya Devleti’ni kurmak. Dolayısıyla Küresel Kapitalizm’i çözmek istiyorsak onun nihai siyasi hedefini görmeliyiz; Totaliter Kapitalist Tek Dünya Devleti.

Kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesine dayanan bir ekonomik sistem olarak 16. Yüzyıl’da ortaya çıktı. Ve üç yüzyılda İngiltere’den Avrupa’ya ve tüm dünyaya yayıldı. İlk Çağ’da bile kimi primitif örnekleri görülse de kurumsallaşması 19. Yüzyıl’da tamamlandı.

Kapitalizm, malum olduğu üzere, üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesine dayanan bir eko-politik sistem.

Kapitalizm, fikirsel babası sayılan Adam Smith‘in, Milletlerin Zenginliği adlı kitabını yazdığından beri, o kitapta formüle edilen piyasa (görünmez el) metaforuyla yönetiliyor. Piyasa her şeyin karar vericisi. Mal ve hizmetlerin fiyatı piyasa tarafından belirleniyor. Piyasa denilen olgu, önünde sonunda kendi istediği paradigmayı kuruyor.

Ve bu piyasanın şimdi önemli bir avantajı daha var: Teknolojiyi de yanına aldı. Küresel Kapitalizm’in, ulus devletlerle mücadelesindeki en büyük avantajı, bilgiye de teknoloji vasıtasıyla tekeline alıyor olması.

Smith, "Piyasa en etkili hakemdir" diyordu ve kendi zamanında ulus devletlerin getirdiği ekonomik sınırlamaları eleştiriyordu. Piyasanın hakemliği, sermaye için öyle, ama sermayeye sahip olmayanlar ve ulus devletler için öyle değil.

Aslında Kapitalizm, zaten doğası gereği küresel bir şeydi, başından beri küreselleşmeye yönelmek zorundaydı, şimdi daha fazla küreselleşmek zorunda. Çünkü para, doğası gereği sınır tanımaz.

Her ulus devlet, kendi bekasını küresel kapitalizme ve müstakbel tek dünya devletine karşı korumaya çalışıyor. Savaşı şimdiden başlamış varsayabiliriz. Mesele, misal devletleşemeyen terör örgütleriyle mücadeleden ibaret değil. Terör örgütleri, bugüne dek devlet kuramamışlardı, bundan sonra da kuramayacaklar, gelgelelim ulus devletlere küresel kapitalizmin istediği zararı veriyorlar, vermeye de devam edecekler. Yani küresel sermaye açısından maksat hâsıl oluyor.

PARAYI TOPRAĞA DEĞİL, METAVERSE ARSASINA YATIRANLAR…

Kapitalizm’in, yakın bir geçmişe kadar savaşlarla bile tam anlamıyla gerçekleştiremediği ‘tek tip insan’a dayalı yeni dünya düzenine geçiş süreci pandemi sonrasında hızlandı. Hatta giderek kendi hayat tarzını ve yasalarını dayatan yeni tür bir sistemle karşı karşıya kaldık. Bu sistem, tek tip küresel insan (homo globalis) yaratmaya çalışıyor.

Ve Amerika Birleşik Devletleri’nden başlayarak muhtelif ulus devletlerdeki bazı güç merkezleri de küresel tek dünya devletini destekliyor. Neo-Con’lar, yani Yeni Muhafazakârlar ve hatta ezoterik Kiliazm (Mesihçi bin yıllık krallık inancı) ütopyasını benimseyen Evanjelistler de bu gruba dahil edilebilir.

Post-pandemi döneminin küresel ekonomik krizinde paranızı toprağa, arsaya değil, Metaverse arsalarına yatırın diyenler de aynı amaca doğrudan veya dolaylı biçimde hizmet ediyor. Değeri fiktif olarak belirlenen kripto paralar, her ne kadar son yılların en sert düşüşünü yaşamış olsa da küresel sermaye eliyle ulusal para birimlerine karşı varlığı korunacak unsurlar olarak gündemde kalmayı sürdürecekler. Bitcoin gibi kripto paralar, belirli bir değere çekildikten sonra küresel sistemin para birimi haline gelecek. BTC, eski haliyle bir para birimi olmak için fazla pahalıydı. Daha az ve yönetilebilir bir değerle yaygınlaştırılmak isteniyor.

2008 ekonomik krizi, 2011 Suriye İç Savaşı, 2016 Brexit süreci, 2020 Kovid-19 pandemisi ve son olarak Rusya-Ukrayna Savaşı; sermayeyi, küresel amaçlarına daha çok yaklaştıran vesileler oldu. Son olarak Rusya-Ukrayna Savaşı, büyük ulus devletlerin sanıldığı kadar ‘büyük’ olmadığını ortaya koydu. Rusya-Ukrayna cephesi küresel güçlerle bir ulus devletin ilk kapışma cephesiydi. Ukraynalılar kendi milli egemenliklerinin peşindeler, o ayrı konu. Ama Rusya’nın karizmasının çizilmesine en çok sevinen, Küreselciler oldu.

ATATÜRK’ÜN TEK DÜNYA DEVLETİ FİKİRLERİ

Toparlamadan önce Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi Mustafa Kemal Atatürk’ün tek dünya devleti ile ilgili fikirlerine değinmenin de gerekli olduğunu düşünüyorum. Zira Atatürk’ün bu konuda sıra dışı fikirleri var.

Atatürk, imparatorluk bakiyesinden küçülen topraklarda ulus devlet kurmayı başarmış büyük bir lider. Ancak gelecekteki tek dünya devleti ütopyasına (artık gerçekleşme safhasında) ulus devlet perspektifinden baktığını söyleyemeyiz. Bunu; Kemalistlerin referans aldığı Nutuk‘ta Zaman Makinesi’nin yazarı Herbert George Wells’in Outline of History (Kısa Dünya Tarihi adıyla çevrildi) kitabına atıfta bulunduğu bölümde görmek mümkün. Tam anlaşılması için Nutuk’taki ilgili bölümü komple alıntıyayım:

"Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Wells (aslında tarihçi değil, bilim kurgu türünün babalarından biri sayılan bir roman yazarı) iki yıl önce yayınlanan bir kitap yazdı. Eserinin son sayfaları ‘Dünya tarihinin gelecekteki safhası’ başlığı altında bazı düşünce ve görüşleri içine almaktadır. Bu görüşlerin yönelmiş olduğu hedef ‘Un gouvernement fédéral mondial’ yani ‘birleşik bir dünya devleti’dir.

Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceğini ve böyle bir devletin önemli ayırıcı özellikleri ile ilgili tasavvurlarını belirtiyor; adaletin ve tek bir kanunun hâkimiyeti altında dünyamızın ne durumda bulunacağını tahayyül ediyor. Wells, ‘Bütün hâkimiyetler tek bir hâkimiyet içinde eritilmezse, milliyetlerin üstünde bir kuvvet meydana çıkmazsa, dünya mahvolacaktır’ diyor ve ‘Gerçek devlet, çağdaş hayat şartlarının bir zaruret haline getirdiği birleşik dünya devletinden başka bir şey olamaz.’ ‘Hiç şüphe yoktur ki, insanlar kendi icatları altında ezilmek istemezlerse er geç birleşmeye mecbur olacaklardır’ görüşünü ileri sürüyor. ‘İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük hayallerin sonunda gerçekleşmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin doğru olarak bilinmediği’ ve ‘saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceğini’ de bildiriyor. Wells’in ‘Avrupa ve Asya’nın felaketleri ve ortak ihtiyaçları, belki dünyanın bu iki parçasındaki milletlerin bir dereceye kadar birleşmesine yardım edecektir’, ‘Olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra bölgesel birleşmeler yapılabilir’ şeklindeki düşüncelerini de kaydedeyim.

Efendiler; bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizm’i bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren ‘birleşik bir dünya devleti’ kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz."

KÜRESEL DEVLETİN GÜÇ MATEMATİĞİ

Atatürk, bundan yüz yıl önce kurduğu sistemin bugün, bu şartlarda tehdit altında olduğunu görse ‘küresel tek dünya devleti’ için muhtemelen bu kadar sıcak konuşmazdı. Ama ilginçtir; Nutuk’ta ‘bilimsel ve pozitif’ bir şey olarak düşünmüş tek dünya devletini.

Günümüzde ulus devletlerarası savaşların, hatta ulus devletlerin terör örgütleriyle mücadelesinin; küresel tek dünya devletine giden yolun kilometre taşlarına döşediğini söyleyebiliriz. Aslında ulus devletlerin hedefi yalnızca kendi bekası olsa da nihai politik sonuçlar buna yol açıyor.

Küresel tek dünya devleti için henüz zaman var diye düşünebilirsiniz. Ama her şeyin hızlıca olup bittiği bir çağda vadelerin de kısaldığını unutmayalım.

Tek dünya devletinin tasarımı küresel sermaye tarafından yapılıyorsa, ki yapılıyor, bunun matematiği üzerine de kafa yorulduğunu varsayabiliriz. Ölmeden önce David Rockefeller bile bu işlere uğraşıyordu. "Tek ihtiyacımız olan yerinde bir büyük kriz, böylece uluslar yeni dünya düzenini kabul edecek" diyordu mesela.

Dolayısıyla bu işe kafa yoranlar küresel tek dünya devletinin güç matematiğini de oluşturmaya çalışıyorlar. Gücün tek parametresi para olmadığına göre veya devlet olmanın tek alameti-farikası paraya sahip olmak olmadığına göre bunun üzerine de planlar yapılıyor. İlk hedef, James Bond veya Görevimiz Tehlike filmlerinin son serilerinde gördüğümüz Dünya İstihbarat Teşkilatı sistemi. 2006’da ABD’deki think-tank raporlarından yola çıkarak World Intelligence Agency (Dünya İstihbarat Teşkilatı) projesini yazmıştım. Bu noktaya hızlı geldik.

Milli Güç yerine konulacak küresel güç matematiğinde ise istihbarat ve ordu sistemlerinde teknolojinin etkin biçimde kullanımı hedefleniyor. Bu sisteme öncelikli olarak piyasa ve teknoloji eliyle (daha doğrusu ikisinin tam müttefikliğiyle) yumuşak güç unsurları kullanılarak geçilmesi hedefleniyor, ama gerekirse tek dünya devleti için bir Üçüncü Dünya Savaşı da göze alınabilecektir.

Bu noktada ortaya çıkacak meselelerden biri; küresel tek dünya devletinde hangi gücü elinde bulunduran ulusun iktidardan aslan payını alacağı. İlk anda akla en çok parası olan uluslar geliyor. Ancak gücün tek parametresi para değil. Ordu ve istihbarat lazım, bunlar da dediğim gibi teknoloji eliyle kurulabilir.

Böyle bir dönemde mikro milliyetçilik ya da marjinal milliyetçilik yapan kişi ve çevreler de küresel sistemin amacına isteyerek ve istemeyerek alet oluyor. Ulus devletlerin, önce ekonomi, sonra bölgesel ve küresel göçler üzerinden karıştırılmaya çalışılması küresel sermayenin ekmeğine yağ süren bir şey.

Birkaç nesil sonra değişimin daha da hızlanacağını varsayabiliriz. Bizim neslin yaklaşık son elli yılda gördükleri, bundan sonraki nesillerin göreceklerinin de teminatı.

Vadeyi tam olarak kestirmek mümkün değil, ama kurulacak sistem, demokratik olmak şöyle dursun totaliter olacak ve ulus devletleri mumla aratacak. Bu gerçekleştiğinde, dünya bir açık hava cezaevine dönecek, bundan hiç şüpheniz olmasın.

SURİYE DOSYASI /// Esad zindanlarında 11 yıl yatan Hamo gazetemize konuştu : Ölüm en çok istenilen ş eydi


Esad zindanlarında 11 yıl yatan Hamo gazetemize konuştu : Ölüm en çok istenilen şeydi

14.05.2022

Esad’ın yer altındaki işkence merkezi Sidneya Hapishanesinde 11 yıl yatan Yahya Hamo "4 metrekarelik hücrelerde 50 kişi vardı. Haftalarca aç bırakıldık. Her yer kandı. Ağır işkenceler gördük, ölmek en çok istediğimiz şeydi" dedi.

YILMAZ BİLGEN

Suriye Baas rejimi, ilan ettiği genel affın ardından Şam ve Dera’da bazı siyasi tutukluları serbest bıraktı. Baba ve oğul Esad yönetiminin işkence merkezi olarak bilinen Sidneya Hapishanesi’nde 11 yıl yattıktan sonra af kararıyla özgürlüğüne kavuşan Yahya Abdulaziz Hamo’ya ulaştık. Hama şehrinde 7 Temmuz 2011’de Esad rejimine karşı yapılan barışçıl gösterilere katıldıkları gerekçesiyle kardeşi ile birlikte tutuklandığın söyleyen Hamo, "Kâbustan öte şeyler" dediği 11 yıllık hapishane hayatını şöyle anlattı:

BARIŞÇIL GÖSTERİLERE KATILIYORDUK

“Esad rejimine karşı yapılan barışçıl gösterilere katılmıştım. Hama şehir merkezinde sivil gösterilere katılan küçük kardeşimin vurulduğu bilgisini aldım ve hemen oraya gittim. Yol üzerinde kurulan bir kontrol noktasında gözaltına alındım. Oysa kardeşim vurulmamış onu da gözaltına almışlar ve beni yakalamak için böyle bir senaryo yazılmış. Hama’da bizi tutuklayıp Halep cezaevine sevk ettiler.

HER SANİYESİ BİR ASRA BEDEL

Benim ve kardeşimin tutukluluk sebebi rejim karşıtı protestolara katılma olarak açıklandı. Küçük kardeşim iki yıl hapis yattı ve serbest bırakıldı. Benim için ise 11 yıl süren istihbarat işkencehaneleri ve işkenceden beter zindan hayatım başladı. Her saniyesi 100 yıla bedel anlardı yaşadıklarımız. Ölüm en çok istenilen şeydi bizim için ama elimize geçmiyordu. Hem işkence seanslarında hem de yeraltında tutulduğumuz korkunç zindan günlerinde yüzlerce ölüme şahitlik ettim. Atılan çığlıklar ve bedenlerimizde denenen işkence yöntemleri öylesine ağırdı ki ölümlere seviniyorduk. İsrail dâhil hiçbir ülkede böylesine işkence olduğuna inanmıyorum.

AÇLIKTAN FARE NÖBETİ TUTUYORDUK

Rejim hapishanelerinde her şey onurumuzu yok etmek üzerine kurulmuştu. Fiziki, psikolojik tüm işkenceler bu amaçla yapılıyordu. Yerin metrelerce altında 4’er metrekarelik hücrelerde 50 kişi kalıyorduk. İşkence seanslarında kurtulanlar bu zindanlarda açlık ve hastalığın pençesinde süründürülüyordu. Uyumak imkânsızdı ve zaten ayaklarınızı uzatma lüksümüz hiç olmadı. Hücreden hiçbir biçimde çıkamıyorduk ve hücrede de tuvalet yoktu. Bazen günlerce çeyrek ekmek dahi verilmiyordu. Açlıktan zindana girecek fareleri yakalamak için nöbet tutuyorduk. Bu 11 yıllık dönemde bizatihi şahit olduğum açlıktan, işkence altında, asılarak ya da kurşunlanarak öldürülenleri sayamadım. Birçok hücre arkadaşım yaşadıklarına dayanamayarak, son sözlerini ve vasiyetlerini fısıldayarak dizlerimin dibinde öldü.

HER YER KAN VE ÖLÜMDÜ

Zindan ve işkence günlerimde sadece ‘Rabbim Beşar’ demediği için kurşunlanan, ya da kafalarına vura vura öldürülen insanların dramını gördüm. Yerin kaç metre altında olduğumuzu bilmiyorduk. Gündüz, gece, yaz, kış algımız yoktu. Her yere kan ve ölüm kokusu sinmişti. Adeta yaşamıyorduk. Korku beynimizi ve kalbimizi esir almıştı. Tam 11 yıl hakkımda hiçbir hüküm verilmedi. Bir genç olarak girdiğim zindandan ruhen ve bedenen çökmüş bir ölü olarak salıverildim.”

ESAD REJİMİNDEN 7 YIL ALACAKLIYIM

Röportaj esnasında duygulu anlar yaşayan Yahya Abdulaziz Hamo, 11 yıl sonra hakkında 3,5 yıl hapis kararı verildiğini anlattı. Hamo, "Bu demek oluyor ki rejimden 7 yıl alacaklıyım. Hem de tarifi imkânsız acıların pençesinde geçen 7 yıl” diyerek olayın hukuki skandal boyutuna dikkat çekti. Şam’dan Hama’ya geçen ve daha sonra kaçak yollardan İdlib’e gelen Hamo, şu an Afrin’de ve ailesinin yanında.

KURŞUNLANACAĞIMI DÜŞÜNÜYORDUM

Yıllar süren işkence ve zindan hayatının ardından özgürlüğü tadan Abdulaziz Hamo, hücrede ismi okunup bir araca bindirildiğinde kurşunlanıp bir yere atılacağını düşünmüş. Hamo, Sidneya’dan bindirildikleri bir araçla Şam’da bir meydana bırakıldığı an bile serbest kaldığına inananmış. Olay yerinden kaçarak uzaklaştığını belirten Hamo, "Bir deli gibi koştum. İnanmıyordum salıverildiğimize arkamızdan kurşunlanacağımızı düşünüyordum bazı durumlarda yapıldığı gibi. O an bile bir yerlerde keskin nişancılar var ve bizi vuracak korkusunu taşımaya devam ettim" dedi.

Abdulaziz Hamo, hayatta hiçbir şeyin özgürce nefes alıp vermeye eş değer olmadığını özellikle vurgulayarak, "Bundan sonraki tüm hayatımı katil, zalim ve vahşi rejimim bize yaşattığı işkenceleri, kahrı ve zulmü yazmaya çalışsam bize yapılanları yine de anlatamam. Hele o ağır işkencelerde ölenlerin hayali hiç gözlerimin önünden hiç gitmeyecek. Eğer bir gün bana işkence yapanlar bizim elimize mahkûm olarak geçse onlara adaletle davranır, haktan hukuktan ayrılmam. Onlarında bir onuru, ailesi olduğunu düşünür öyle muamele ederim" diye konuştu.

SURİYE 100 YIL GERİYE GİTMİŞ

Sadece gazetemizin konuştuğu Sidnaya mahkûmlarından Yahya Abdulaziz Hamo, "Dışarı çıktığımda ülkemin 100 yıl geriye gittiğini üzülerek gördüm. Esad rejimi ülkeyi ve ülkedeki her şeyi (insan, şehirler, taşlar ve ağaçlar) yok etmiş. Şu an ailemle birlikteyim ve salıverilmemin üzerinden bir hafta geçmesine rağmen halen serbest kaldığıma inanamıyorum ve yeniden gelip beni alacaklarından korkuyorum. Allah’ıma Hamdu senalar olsun ve yüce Allah tüm tutukluları kurtarsın” ifadelerini kullandı.

GÖÇMENLER DOSYASI /// Prof. Dr. Çağrı Erhan : Suriyeli sığınmacılar meselesi


Prof. Dr. Çağrı Erhan : Suriyeli sığınmacılar meselesi

08.05.2022

Makul her Türk vatandaşı gibi ben de Suriyeli sığınmacılar konusunun tartışılma şeklinin, en hafif ifadesiyle, ayarının kaçtığını düşünüyorum. Bu tartışmanın dozunun daha da artması durumunda adım adım neler olacağına bakalım:

-Sosyal medyada ve görsel basında sığınmacı/yabancı düşmanlığı daha da körüklenecek. Çoğu uydurma, servis yapımı ya da fabrikasyon paylaşımlar tedavüle sokulacak.

-Kahvede, okulda, cami bahçesinde, iş yerinde, otobüste, vapurda, kısacası bir araya gelinen her yerde konuşulan bir numaralı konunun, “Türkiye’deki yabancıların Türkiye’ye verdiği zarar” olması temin edilecek.

-Sığınmacıların çok olduğu yerlerden birinde -ya da aynı anda birkaçında- bayrağa hakaret, Atatürk anıtına saldırı, bayanlara ya da çocuklara tasaddi vb. provokatif eylemler tertip edilecek. Bunlar süratle haberleştirilerek kitlelere yayılacak.

-İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere birçok şehirde, yabancı karşıtı mitingler tertip edilecek. Bazı mitinglerden sonra gece yarısı yabancıların işlettiği -Arapça tabelalı- dükkânlara saldırılar gerçekleştirilecek.

-Sığınmacıların, bilhassa çok bulundukları yerlerde -kendilerini savunma gerekçesiyle- çeşitli savunma birimleri oluşturmaları, semtlerinin girişlerine barikatlar kurmaları teşvik edilecek, güvenlik birimleriyle itiş-kakışlarına ve çatışmalarına zemin hazırlanacak.

-Sığınmacıların İstanbul’un göbeğinde miting yapması ve “dünyaya seslenmeleri” ayarlanacak.

-Son aşamada, Türk vatandaşları ile sığınmacılar arasında fiziki temas yaşanması ve arbede çıkması için gerekli adımlar atılacak. Ülkede Türklerle sığınmacılar arasında iç çatışmalar körüklenecek.

Nereden mi biliyorum? Görünen köy kılavuz istemez de ondan biliyorum…

Türkiye’deki sığınmacı probleminin bugün geldiği seviye, ülkemizi istihbarat servislerinin operasyonları için uygun bir zemin hâline getirmektedir. Profesyonel ve akılcı tedbirlerin ivedilikle alınmaması hâlinde, yukarıda yazdıklarımın ve daha fazlasının bu ülkede yaşanması maalesef içten bile değil.

Olmaz demeyin. Böyle bir operasyonun neredeyse bütün şartları hazırlanmış durumda. Sadece birilerinin pimi çekmesi bekleniyor. O pimi içeride çekecek PKK’lısından, FETÖ’cüsüne çok hain var. Türkiye’yi iç karışıklığa sürüklemek isteyen yabancı servislerin fırsat kolladığını unutmayın.

Ne yapmak lazım?

Kafamızı kuma gömecek değiliz. Türkiye’nin bir sığınmacı problemi vardır. 10 yıl kadar önce bir başbakan yardımcısının “100 bin bizim kırmızı çizgimiz” dediğini çok net hatırlıyorum. Nerede 100 bin, nerede 4-5 milyon? Mübarek ramazan ayında bile, en muhafazakâr semtlerimizdeki camilerde bile “Ensar-Muhacir” teşbihleri çoktandır yapılmıyor. Suriyeli sığınmacılar için bugüne kadar harcanan kaynağın tam miktarını bilen yok. En son 2019’da en yetkili ağızdan 40 milyar dolar rakamını duymuştuk. Katlanmıştır. Enflasyonun %70 olarak açıklandığı bir dönemde, çarşı-pazar yanarken, sığınmacılar için neden hâlâ kaynak harcandığının sokaktaki vatandaşa izah etmenin hiç kolay olmadığını, bayramda seçim bölgelerine giden milletvekilleri herhâlde yakından görmüşlerdir.

Bu problemin çözümü kolay değil ama Şam ile diyalog kurmadan da mümkün değil. Devletlerin ebedî düşmanlıkları olmaz. Ortak çıkarları olur. Suriye’nin kuzeyinde PKK-PYD’nin devletleşme projesinin engellenmesi Ankara ve Şam’ın ortak çıkarıdır.

Geçen hafta da yazdım. Küresel ve bölgesel şartların olağanüstü şekilde değiştiği bir iklimde, Ankara-Şam diyaloğu bir gerekliliktir. Araştırmalar, Türkiye’deki Suriyelilerin %70’inin Suriye bu durumdayken geriye dönmek istemediklerini ortaya koyuyor. İç savaşın tamamen sona ermediği, evlerin, iş yerlerinin harap durumda olduğu bir ülkeye dönmek istememeleri normal. Bu insanları trenlere doldurup, sınırın ötesine boşaltamayacağımıza göre yapmamız gereken Suriye’deki iç savaşın bir an önce sona ermesine katkı vermektir. Bunun yolu da Rusya-Türkiye-Suriye üçlü görüşmelerinden geçer. “Geri Dönüş İçin Müşterek Teknik Komite” kurulmalıdır.

Diğer taraftan Türkiye, Suriye ve Suriye’nin diğer komşularıyla birlikte hareket ederek, sığınmacıların ülkelerine geri dönüşü konusunu Birleşmiş Milletler seviyesinde bir gündem maddesi hâline getirmeli ve bunun için gerekli uluslararası finansmanın toplanmasına gayret sarf etmelidir. Suriye’nin kuzeyine uydu kentler inşa etmek geçici bir çözümdür. Türkiye’ye göçmüş olanların geldikleri bölgelerin yeniden inşasına odaklanılmalıdır. Bunun maliyeti de uluslararası konsorsiyumlar tarafından üstlenilmelidir.

Suriye’ye dönüşün parametreleri netleşene ve kitlesel geri dönüşler başlayana kadar, Türkiye’deki sığınmacılara Türk vatandaşlığı verilmesi uygulaması askıya alınmalıdır. Vatandaşlık, sığınmacıların ülkelerine dönmemeleri için özendirici bir faktör olmaktan çıkarılmalıdır.

Milletçe müteyakkız, sağduyulu ve soğukkanlı olmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Kışkırtmalara prim vermeyeceğiz. Planlı, rasyonel ve seri hareket ederek bu problemi çözmekten başka çaremiz yok.

CASUSLAR DOSYASI : Tarihin ilk casusları hangi kutsal kitaptan çıktı


Tarihin ilk casusları hangi kutsal kitaptan çıktı

07 Mayıs 2022

Kutsal kitaplarda tarihin ilk casuslarından bahsediliyor. Tarihin ilk casusları Eski Ahit’te anlatılırken, Dünya İstihbarat Tarihi’ni yazan Christopher Andrew de Gizli Dünya adlı eserinde en eski casusların Tekvin’de geçtiğinin bilgisini veriyor.

Kutsal kitaplardan Eski Ahit’in Tekvin bölümünde Hz. Yusuf’un kıssası anlatılırken ilk casuslar da dile getiriliyor. Buna göre, Mısır Firavunu’nun vezirliğine yükselen Hz. Yusuf, ağabeylerinin Mısır ülkesine geldiğini öğrendi. Ardından Hz. Yusuf, ağabeylerinin Mısır’ın savunmasındaki zayıflıkları keşfetmek üzere gelen casuslar olduğunu öne sürdü.

İşte o bölüm:

(…) Yusuf’tan kurtulmak isteyen kardeşleri onu yirmi parça gümüş karşılığında bir köle tüccarına sattılar. Köle tüccarı da onu Mısır’a götürdü. Yusuf’un renkli elbisesini parçalayıp bir keçinin kanına bulayan ağabeyleri, Yusuf’un yırtıcı bir hayvan tarafından yendiğine babalarını ikna ettiler.

Ancak Yusuf’un sonradan Mısır Firavunu’nun vezirliğine yükseldiğinden ailesinin haberi yoktu. Ağabeyleri kıtlık zamanı mısır almak için Mısır’a geldiklerinde Yusuf tarafından kabul edildiler ama onu yüksek makamda tanıyamadılar. Yusuf ise onları tanımıştı ancak tanımamış gibi yaparak onları Mısır’ın savunmasındaki zayıflıkları keşfetmek üzere gelen casuslar olmakla itham etti.”

Casuslardan bahseden bir diğer olay ise İncil’de geçiyor. İncil’de Allah’ın Musa’ya “Kenan ülkesine casus göndermesinin” emredildiği belirtilirken, Hz. Musa, 12 casusu Paran Çölü’nden gönderdi. Casusların görevi Kenan ülkesine ilerlemek için yapılan istihbarat çalışmalarını öğrenmekti. Geri dönen on iki casus verdikleri bilgide, Kenan ülkesinin yağ ve bal akan bir ülke olduğunu dile getirdi. Bu casuslardan Yuşa ve Kalev, İsrailoğullarını bu bölgeyi ele geçirebileceğini söylerken diğer on casus bunu kabul etmedi.

Dünya İstihbarat Tarihi’ni kaleme alan Christopher Andrew Gizli Dünya adlı eserinde tarihin en eski dönemlerinden itibaren istihbarat ve casusluk faaliyetleri ile ilgili bilgi veriyor.

Odatv.com