İLLUMİNATİ DOSYASI /// AZİZ ÜSTEL : İlluminati oyun kağıtları


AZİZ ÜSTEL : İlluminati oyun kağıtları

17 Ocak 2022

Birileri 1995 yılında paravan bir şirket aracılığıyla, "ILLUMINATI CARD GAME" adlı bir oyun setini piyasaya sürdü!

Kağıtların üzerinde çeşitli çizimler, altında da o çizimlerle ilgili bilgiler yer alıyordu. Bu çizimlerde, İlluminati’nin dünyayı yönetmekte kullandığı yöntemler ve gelecekte yapacağı kimi eylemler yazılıydı.

İkiz Kulelerin Vurulması: Kartın başlığı ‘Terör Saldırısı’, üzerinde yazansa bu kartı bir şiddet çetesine +10 direnç vermek için kullanın. İkiz Kulelerin ABD tarafından yıkıldığı yönüne ciddi iddialar var. Bu saldırıyı İslamcı terörist(!) grupların gücünü göstererek, Ortadoğu’yu işgal etmenin altyapısını hazırlamak için mi yapmıştır Amerika?

Endonezya Tsunami Felaketi: Endonezya’da 2010 yılında 7.7 şiddetinde bir depreme bağlı olarak dev bir tsunami oluştu. ‘Tsunami’ başlıklı kartta; ‘Felaket. Bu kart bir kıyı bölgesini yok etmek için kullanılır’ yazmakta.

Japonya Depremi: Japonya 2011 yılında büyük bir deprem felaketi yaşadı. Karttaki çizimde insanların çekik gözlü olması bir yana yıkılan saat kulesinde saat 11 ve 3 ‘ü gösteriyor. Depremin olduğu tarihse 11/03/2011.

Barack Obama’nın Seçilmesi: Bu kartta ABD Başkanı Barack Obama’yı görüyoruz. Eh ABD’deki bütün Başkanların şöyle ya da böyle Skull and Bones tarikatınca yetiştirildiğinden, 10-15 yıl sonra kimin Başkan olacağı belli!

Ekonomik Kriz: Kartlara göre 2010 yılında dünyayı sarsan bunalımı ABD çıkarmıştır. Burada iki adet kart görüyoruz: A. Pazar Manipülasyonu. B. Para Birimi Spekülasyonu.

Ortadoğu İsyanları: Destede konuyla ilgili iki kart var; Kartların birinde sokaklar ve klasik Arap evleri cayır cayır yanmakta. Kartta yazansa şu: Bu kartı bir ülkeyi denetim altında tutmak ya da işgal etmek için kullanın. İkinci karttaysa askerlerin isyancılara saldırısını görüyoruz.

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI : Denizlerin ‘Karakulak’ı TCG Ufuk. Sinyal istihbaratı nedir ???


Denizlerin ‘Karakulak’ı TCG Ufuk… Sinyal istihbaratı nedir ???

Facebook Twitter LinkedIn E-Posta ile paylaş

Türk Deniz Kuvvetleri’nin en önemli gemilerinden biri olan TCG Ufuk envantere girdi. Geminin amblemi karakulak. Bu hayvan, coğrafyamızın çok ilginç bir türü. Toroslarda yaşıyor. Kulakları 20 farklı kas grubu tarafından kontrol ediliyor. Çok uzaktaki sesleri duyabiliyor.

Her ne kadar görevi Test ve Eğitim olarak adlandırılsa da, TCG Ufuk, sahip olduğu özel sistemler ile deniz üzerinden sinyal ve elektronik dinleme yapabilecek. İşte bu yüzden gemiye karakulak deniliyor…

Tolga Özbek TCG Ufuk’u anlatıyor:

VİDEO LİNK : https://youtu.be/0gkxB0__Wgc

TCG Ufuk için çalışmalar 2016’da imzalanan kontrat ile başladı. 2017’de üretime geçildi. İki yıllık imalat süreci İstanbul Denizcilik Tersanesi’nde gerçekleştirildi. 9 Şubat 2019 tarihinde de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı tören ile denize indirildi. İki yıl süren testlerin ardından resmi olarak kabulu yapıldı.

Proje, Türkiye’nin en büyük savunma sanayi mühendislik şirketi STM’nin koordinasyonunda gerçekleştirildi. Gemi, MİLGEM Ada Sınıfı Korvet tekne formu kullanılarak dizayn edildi. TCG Ufuk, ağır iklim ve deniz şartlarında uluslararası sularda seyir yapabilecek özellikte.

Toplam 110 personeli olan gemi, 60 gün kesintisiz seyir yapabilmekte. Geminin tam boyu 99,5 metre. 14,4 metre azami genişliğe, 2 bin 250 ton deplasmana sahip. Gemide 10 tonluk bir helikopter için gerekli platformu da yer alıyor.

STM ana yüklenici

STM’nin verdiği bilgiye göre, gemide 194 yerli firmanın katkı verdi. Yerlilik oranı yüzde 70’e ulaştı. ASELSAN: Gemide yer alan Görev Sistemlerinin tasarım, üretim ve entegrasyonu yani Radar, Muhabere, Gemi Seyir Sistemlerini geliştirdi.

Havelsan, artık Türk Deniz Kuvvetleri’nin bir standartı haline gelen ADVENT Savaş Yönetim Sistemi’ni TCG Ufuk’a verdi. Advent, Ağ destekli veri entegre sisteminin kısaltması. Tek gemi yerine kuvvet odaklı, ağ destekli harekât yaklaşımının gerektirdiği ihtiyaçlara cevap veren yeni nesil bir komuta ve kontrol sistemi.

ADVENT, sahip olduğu Karar Destek sistemleri ile kullanıcının süratli ve doğru karar vermesini kolaylaştıran, yeni silah ve sensörlerin kullanımında esnek bir yapıyı hedefleyen bir mimariye sahip. Çoklu görev profillerine ve çeşitli platform tiplerine uyan modüler bir yapıda geliştirilmiş olup bu hali ile platformdan bağımsız bir sistem olarak geliştirilmiştir. Ölçeklendirilebilen açık mimari yapısıyla, hedeflenen su üstü, sualtı ve hava platformları ile kara tesislerine uygun bir şekilde özelleştirilebilmektedir.

HAVELSAN’ın ADVENT’i kullanılıyor

ADVENT SYS; Türk Deniz Kuvvetleri’nin yüzer, dalar, uçar ve karada konuşlu platformlarına daha etkin, teknolojik gelişmelere açık, ölçeklenebilir, güvenli ve ağ destekli yeteneğine sahip. Sistem ilk olarak 2019 yılı sonunda, ADA Sınıfı Korvetlerin 4. gemisi olan TCG KINALIADA Deniz Kabul Testlerinin başarı ile tamamlamıştı.

Kendini kanıtlayan ADVENT SYS Türk Deniz Kuvvetleri’nin vazgeçilmez Komuta ve Kontrol Sistemi haline geldi. Bu sistem, Pakistan, Ukrayna ve Endonezya’ya da ihraç edildi…

Sinyal istihbaratı

Düşmanınızı her zaman gözlemek zorundasınız. Bu bir dürbünle de olabilir. Örneğin İnsansız Hava Aracı ile yüksek irtifadan kameralarla takip edebilirsiniz. Veya uzaydaki keşif uyduları ile de bunu yapabilirsiniz. Denizden ise TCG Ufuk’u kullanabilirsiniz. Geminin ana görevi sinyal istihbaratı. Yani SİGİNT.

Örneğin TCG Ufuk’u Ege Denizi’nde göreve çıkardınız. Taşıdığı sistemler, Yunanistan’ın elektronik haberleşmesinden radar sinyallerine kadar sinyal taşıyan her şeyi görebilme yeteceğine sahip. Takibin yanı sıra toplanan bilgi gemi üzerinde işleniyor. Veya bu bilgi karargaha gönderilebiliyor. Yani karakulakı dünyanın farklı taraflarına gönderip sinyal toplayabiliyorsunuz. Bu ister Doğu Akdeniz’de, ister Libya açıklarında veya Suriye, İsrail açıklarında bunu gerçekleştirebilir.

Son yıllarda Sigint olarak adlandıralan bu görevler sadece Türk Silahlı Kuvvetleri değil Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından da yoğun olarak kullanılıyor. Türk Havacılık ve Uzay Sanayi tarafından geliştirilen ANKA’nın I modeli, MİT tarafından kullanılıyor. MİT’in envanterine TB2 gibi Taktik Sınıfta İHA’lar var. MİT özellikle terör örgütüne dönük sınırötesi operasyonlarında İHA sistemlerini kullanıyor. Alınan bir istihbarat, takip edilen bir sinyalle nokta atışı gerçekleştiriliyor. İşte bu açıdan TCG Ufuk, MİT’e de dış istihbarat amaçlı bilgi aktaracak.

SİYASİ SUİKASTLER DOSYASI /// NEDİM ŞENER : Gazeteci cinayetini karartan gazeteciler


NEDİM ŞENER : Gazeteci cinayetini karartan gazeteciler

19 Ocak 2022

Bugün 19 Ocak, gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden tam 15 yıl geçti. Bildik isimler bildik konuşmaları yapacak, aynı kesimler aynı sloganları atacak. Kimi cevabı çoktan verilmiş soruları yeniden soracak, kimi aydınlanmış kısımlarına rağmen cinayeti yeniden yazacak.

En kötüsü bunlardan bazıları, cinayetteki rolü ortaya çıkmış Fetullahçı Terör Örgütü’nün istihbaratçılarının parmağında oynattığı gazeteci, yazarlar olacak.

Hrant Dink cinayeti, Fetullahçı Terör Örgütü mensubu istihbaratçı polislerin, 12 Haziran 2007 günü başlayacak olan Ergenekon kumpasına, yurtiçinden ve yurtdışından kamuoyu desteği yaratmak için 19 Ocak 2007 günü işlenmesine göz yumduğu, işlendikten sonra da delillerini karattığı bir suikasttır.

TAM BİR İSTİHBARAT OPERASYONU

Nitekim, cinayetin hemen sonrasında kelimenin tam anlamıyla dünya ayağa kalkmış, daha ilk andan itibaren cinayetin “Atatürkçüler, milliyetçiler, ulusalcılar” tarafından işlendiği algısı oluşturulmuştu.

Cinayetin planlanması, icrası ve soruşturması tam bir istihbarat operasyonuydu. FETÖ’cü istihbaratçılar, ellerinde şemalar, kırpılmış ifadeler, sonradan sahiplenmedikleri sahte dokümanlarla bu süreci yönetirken kendilerini görünmez hale getirdiler.

Bunların başında ise FETÖ mensubu Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek ve C Şube (Sağ Terör ve Azınlıklar Masası) Müdürü FETÖ’cü Ali Fuat Yılmazer geliyordu.

Sadece cinayetin planlanması, icrası ve soruşturması değil, gazetecileri kullanarak algı yönetimi de ellerindeydi.

KUMPASIN ORTAĞI GAZETECİLER

Yani Dink’in öldürülmesi, FETÖ’cü istihbaratçıların, Ergenekon operasyonuna başlamak için işlenmesine göz yumduğu, kullandıkları bazı gazeteciler aracılığıyla karartmaya çalıştığı bir cinayettir.

Bu başlığı daha önce de kullandım ve tekrar etmekten vazgeçmeyeceğim. Hrant Dink suikastı, dünya basın tarihinde örneği olmayan biçimde; gazetecilerin karartmaya çalıştığı bir gazeteci cinayetidir.

Hrant Dink 19 Ocak 2007’de öldürüldü, 12 Haziran’da Ergenekon operasyonu başladı, 2008 yılında ilk Ergenekon iddianamesi yazıldı.

Akıl tutulması yaşayan sözde gazetecilerin sözde arkadaşlarının aklına, “Madem Dink’i Ergenekon öldürdü; neden Dink cinayeti davası Ergenekon davası ile birleşmiyor ya da Ergenekon’da yargılanan bazı isimler neden Dink cinayeti davasında sanık yapılmıyor?” sorusu bir türlü gelmiyordu.

Ya da akıllarına getirmek istemiyorlardı. Çünkü o zaman parçası oldukları kumpas operasyonları çökecekti.

CİNAYETTE, SORUŞTURMADA, YARGILAMADA FETÖ

Eğer Dink cinayeti davası ile Ergenekon davası birleşseydi FETÖ’cü istihbaratçı Ramazan Akyürek’in “Yardımcı İstihbarat Elemanı” diye Emniyet’e aldığı ve cinayeti organize eden Erhan Tuncel de Ergenekon sanıkları arasında yer alacaktı. Bu durumda Erhan Tuncel’in bağlantıları, cinayetin arkasındaki FETÖ parmağını ortaya çıkaracaktı. O yüzden itinayla Dink cinayeti dosyası ile Ergenekon dosyasını birbirinden uzak tuttular.

Hatta FETÖ’cü hâkimler 2012’de Dink cinayetinde “Örgüt yok” kararı verirken, Erhan Tuncel’i de cinayetten beraat ettirdiler.

ALTAN, ÇONGAR VE TARAF’IN ROLÜ

Tüm bunlar, sözde Hrant Dink davasını takip eden gazetecilerin gözü önünde yaşandı. Ama onlar cinayeti aydınlatmak yerine, FETÖ’cü istihbaratçıların kuklası olmayı seçtiler. Basın yoluyla bu cinayeti karartma girişiminde iki kesim başrolü oynadı.

Birincisi, kendisini Hrant Dink’in arkadaşı diye tarif eden Fetullahçı Terör Örgütü’nün işadamlarından Başar Arslan tarafından finanse edilen ve Ahmet Altan ile Yasemin Çongar’ın yönetimindeki Taraf isimli gazetede yazan bir grup.

İkincisi de, FETÖ üyesi istihbaratçı polisleri aklamaya çalışan ve hakkında Dink cinayetini karartma nedeniyle yakalama kararı bulunan firari Adem Yavuz Arslan ve tutuklu Bayram Kaya gibi örgüt elemanları. Bir de Nazlı Ilıcak gibi FETÖ’cülerin eline tutuşturduğu yalanları köşe yazısı, kitap haline getirenler var elbette.

Bu arada, FOX TV’nin haber müdürü çifte Bylokçu FETÖ mensubu Ercan Gün’e özel yer açmak gerekiyor.

Cinayetten bir hafta sonra, Erhan Tuncel’in Trabzon Emniyeti’ne bağlı istihbarat elemanı olduğu ortaya çıkmıştı. Bunu kamufle etmek için, Ercan Gün devreye sokuldu. Katil Ogün Samast’a ait Samsun’da çekilen görüntüleri İstanbul’da almasına rağmen kendi deyimiyle “Samsun’da Jandarma’dan aldığı algısı yaratmak” amacıyla yaptığı haber, tam bir FETÖ operasyonuydu. Böylece, zihinlerde Dink cinayetiyle Jandarma arasında bağlantı güçlendirilmiş oluyordu.

15 YILDIR AYNI GERÇEĞİ HAYKIRIYORUM

Ben ise hayatımı değiştiren Dink cinayeti dosyasını yazdıkça: “Dink’i Atatürkçüler, ulusalcılar yani Ergenekon öldürdü” diyenler, “Cinayetin arkasında Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek başta olmak üzere FETÖ’cü istihbaratçılar var diyen Nedim Şener’in amacı cinayeti aydınlatmak değil, Ergenekon operasyonunu yürüten polisleri yıpratmaktır” konulu yazılar, kitaplar yazmaya başladılar.

Çünkü, yazdığım haber, yazı ve “Dink Cinayeti ve istihbarat Yalanları” ile “Kırmızı Cuma” kitapları, yarattıkları algıyı, oyunlarını ve kumpaslarını bozuyordu.

En kestirme yolu, yönettikleri dosyanın içine adımı karıştırıp “Nedim Şener, Ergenekoncu” diyerek tutuklamaktı. Öyle de yaptılar.

Ama tüm planlar gibi, Dink cinayeti etrafındaki ördükleri kumpas 17/25 Aralık 2013 operasyonlarının sonucunda çöktü.

25 Aralık soruşturma savcısı FETÖ mensubu Muammer Akkaş’ın görevden alınmasıyla elindeki Dink cinayeti soruşturma dosyası başka bir savcıya verildi.

Dosyanın kapağı açıldığında da, 2007’den beri yüzlerce haber, yazı ve kitaplarımda yazdığım belgelere dayalı gerçekler, suikastı aydınlatılmasında rol oynadı.

O yüzden 15 yıl sonra cinayeti karartmaya çalışan sözde gazeteciler suskun, ben hâlâ aynı gerçeği alnımın akıyla bugün de tekrar edebiliyorum.

TERÖR DOSYASI : Teksas’ta bir sinagogda dört kişiyi rehin alan saldırgan İngiliz istihbaratı MI5 taraf ından tanınıyordu


Malik Faisal Akram

Teksas’ta bir sinagogda dört kişiyi rehin alan saldırgan İngiliz istihbaratı MI5 tarafından tanınıyordu

18 Ocak 2022

ABD’nin Teksas eyaletinde bir sinagogda dört kişiyi rehin alan İngiliz vatandaşı Malik Faisal Akram’ın İngiltere iç istihbarat servisi MI5 tarafından daha önce araştırıldığı ortaya çıktı.

Amerikan Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) kurtarma operasyonu sonucunda vurularak öldürüldüğü açıklanan Malik Faisal Akram’ın 2020 yılında MI5 tarafından araştırıldığı, ancak ABD’ye seyahat ettiği dönemde tehlikeli olmadığına karar verildiği belirtildi.

Cumartesi günü 10 saat boyunca rehin tutulan dört kişi, akşam saatlerinde bir zarar görmeden operasyon sonucu serbest kaldı.

‘İzlenmesi gerekenler’ listesi

44 yaşındaki Akram, 2020 yılında MI5’ın ‘izlenmesi gerekenler’ listesine eklenmiş ve ardından araştırılmıştı.

ABD Başkanı Joe Biden’ın ‘terör saldırısı’ olarak tanımladığı olay ile bağlantılı olduğu düşünülen iki genç de İngiltere’de Pazar günü sorgulanmak üzere gözaltına alındı. Gençlerin yaşı ve cinsiyeti henüz açıklanmadı.

İSTİHBARAT ÇEŞİTLERİ DOSYASI /// Serkan Yıldız : Kültürel İstihbarat Nedir ?????


Serkan Yıldız : Kültürel İstihbarat Nedir ?????

18 Ocak 2022

Geçtiğimiz yazılarda sıkça dile getirdiğimiz; “Savaş ve İstihbarat Disiplinindeki gerçekleşen Evrim” konusunda, özellikle içinde bulunduğumuz çağda asla yok sayamayacağımız en önemli başlıklardan bir tanesi de “Kültürel İstihbarattır.”

Öylesine önemli bir koldur ki; “Kültürel İstihbarat” en az teknolojik – coğrafi hatta insan istihbaratı kadar ciddiye alınması, üzerinde durulması gerekir. Sizlere savaşı da kazandırabilir, bir bataklığa saplanıp çürüyüp gitmenize de neden olabilir. Ki geçtiğimiz 30 yılda “Kültürel İstihbarata” önem vermeyen harekâtların nasıl sonuçlandığını da aşağıda işleyeceğiz.

Kavram ve tanımlara çok fazla boğulmadan kısaca “Kültürel İstihbarat” nedir onu açıklayayım. En temelinde “Kalpleri ve zihinleri kazanma sanatıdır” diyebiliriz sanırım.

Nasıl ki, ister konvansiyonel ya da operatif bir harekât olsun, ister hedef ülkede gerçekleştireceğiniz asimetrik bir saldırı olsun her ne olursa olsun “Kültürel İstihbarat” sizin yollarınızı açacak, amaçlarınıza ulaşmada işleri kolaylaştıracak bir alandır. Bu tip planlarla hareket ettiğiniz ülkedeki, yerel kültürü, yerel halkların kültürünü, o halkların birbirleriyle olan ilişkilerini, yaşam alışkanlıklarını, kılık kıyafet farklılıklarını, motivasyon kaynaklarını, dinlerini, mezheplerini, aralarında ki belirgin ayraçları, anane – gelenek ve göreneklerini, sosyal yaşam içinde ki kurallarını, dillerini, etiyolojilerini, Kadın – Erkek ilişkilerini hatta en basit haliyle düğün törenlerinde ki bile genel geçer kuralları öğrenmenize, analiz edip, bir istihbarat ürünü haline gelip, karar vericilere sunulmasına kadar olan süreç “Kültürel İstihbaratın” yürüyüş şeması ve tanımı olarak kayıtlara geçebilir.

Peki, “Kültürel İstihbarat” neden bu kadar önemli ve elzemdir?

Yakın tarihimiz aslında bize bunu ispat etmektedir. Birçok örnek vardır. Ancak soğuk savaş sırasında “düşman ordularının gücü – teknolojisi ve potansiyeli” konusunda ciddi yığılmalara sebep olan, masraflar oluşturan ve enerjinin tamamını tüketen istihbarat dünyası soğuk savaşın bitmesi sonrası bambaşka bir düşman ile mücadele etmeye başladı; “Terör.” Ve terör temelini incelediğimizde, oluşma süreçlerine baktığımızda kaynağının, beslendiği yerin; “Toplumsal Ayraçlar, Toplumsal Kazançlar ve çıkarlar, Temel Yaşamsal Farklılıklar ve Haklar” olduğunu görürüz. Ulusal bir kurtuluş / taarruz planı değildir Terör. Tam aksine, etnik – kültürel ayrımlarla ortaya çıkmış, farklı dayanakları olan ve çıkarlarda birleşmiş “Paramiliter – Kolektif ve Yarı Sert Güç” unsurudur. (Sivil oluşumların silahaltına alınması sebebi ve onlara tatbik eğitim dayatılması sonucunda “Paramiliterdir.” “Kolektiftir” sınıf – cinsiyet – yaş ve köken ayrımına girmez. Dava vardır ve davaya inanan insanlar. Kim olduğunun bir önemi yoktur. Kendi kadrolarında bir profesyonel ordu yapılanması yoktur. Bu sebeple “Sert Güçte” değildir. “Yumuşak Güçte” asla denemez çünkü kabul edilmiş bir devlet, çoğunluğun uygun gördüğü ve yine o çoğunluğun seçtiği bir toplum kuralı ve kabul görmüş bir hükümet politikası da yoktur. Ama silahlı mücadele de vardır ve yok sayılamaz. Diğer yandan; “Tam Sert Güçte” denilemez bu mücadeleye çünkü “Gerilla Savaş Tekniğidir”; uygun terim burada “Yarı Sert Güçtür.” Tam sert güç; Konvansiyonel Ordudur. İşgaldir, ilhaktır. Yarı Sert Güç ise; Silah zoruyla metazori oluşturma teknikleridir. Korkutma ve kaçırma teknikleridir. Bittabi konvansiyonel ve taktik ordu hareketleri olarak da eksikleri vardır Terör unsurlarının. Diğer yandan; yarı profesyonel ve taktik olarak az gelişmiş hatta ilkel, harekât kabiliyeti açısından yetersiz ancak “Gerilla Taktiği” ile koordineli olmalarından dolayı; “Yarı Sert Güç” sınıfına girebilir. Ve en uygun terimde sanırım; “Paramiliter / Kolektif Yarı Sert Güç” tür. Sanırım bunu da ilk kullanan benim, hiçbir yerde okumadım çünkü “Paramiliter / Kolektif Yarı Sert Güç” tanımını.) Ve Soğuk Savaş dünyasının istihbarat disiplinine alışmış teşkilatlar için bu yeni ve alışılmamış bir düşmandır. 9/11 olaylarında bu düşmana ne kadar yabancı olduğunu gördük. “Paramiliter – Kolektif ve Yarı Sert Güç” uygulamalarını…

Bu düşmanla nasıl mücadele edileceği konusunda teorik olarak birçok fikir vardı ama pratikte hemen hemen hepsi işlevsizdi. Çözüm bulunamıyordu. Eğitim, terör unsurlarını ya da terörün beslendiği kaynaklara karşı yürütülecek “propaganda” temelli eğitim ise çok uzun vade gerektiriyordu ancak sizin cari çözümlere ihtiyacınız vardı. Çözümün; “Başka bir alternatif sert güç” olarak kullanılması olduğu düşünüldü ve hata yapıldı. Eksikler vardı ve bu eksiklerin ne olduğunu kimse bilmiyordu.

9/11’in hemen ertesinde Afganistan’a yapılan harekâtta ABD Orduları için kâbus ne coğrafya, ne düşman askeri varlığı ne de iklimdi. Afganistan’da asıl düşman ABD Ordularının “Kültürel İstihbarat” konusunda cahil olmalarıydı.

Bölgenin kültürleri hakkında hiçbir bilgisi olmayan ordunun en temel hücresi “Er” zaten yüksek bir enerji ile bölgeye intikal eder. Şevk dolu ve savaş sanatı arzusu en üstedir. Ve o Er’in yetiştiği, kendine ait, kendi kuralları olan bir kültürü, işaretleri, dini, gelenek ve görenekleri vardır. Ve siz onu oradan alıp, hiçbir tatbik eğitime tabii tutmadan tamamen hatta çok farklı ve zıttı sayılabilecek bir kültürün içine bırakırsanız o Er “kültür şoku” yaşayacaktır. Bu kültür şoku ise onu daha saldırgan, daha agresif ve “Askerlik Mesleği” konusunda daha amatör yapacaktır. Gördüğü herhangi bir insanı, düşman unsuru olarak sayacak ve tetiği çekmekte tereddüt etmeyecektir. Ve bu tip “amatör” hareketler sizi ordu olarak çok zora sokacak, karşınızdaki direnci artıracak sadece düşman askeri unsurlarıyla değil o bölgedeki yerel halkla da savaşmaya başlayacaksınız demektir. Ve bu direnci kırmanız çok çok zorlaşacak, birçok cephe açılacak, terör eylemleri ortaya çıkacak ve yaşanılan kayıplar sebebiyle profesyonellikten daha da uzaklaşacaktır mahiyetinizdeki erat. Duygusal travmalar işin içine girecek, birçok kaotik durum kişiselleşecek, nefrete dönüşecek hatta “Faşist / Irkçı” duygular kabaracak ve işler iyice içinden çıkılmaz bir hale gelecektir. ABD’nin Afganistan’a yaşadığı durum tam olarak da bu değil midir?

Keza SSCB, Afganistan’ı işgal ettiğinde, SSCB İşgal Orduları komutanı; “Afganistan’a ilk girdiğimizde halkın %60’ı bizi şenliklerle karşıladı. Sonra bu oran %40, ardından %20’e düştü. Afganistan’ı terk ederken üzerimize atılan taş ve cam parçalarından canımızı ise zor kurtardık.” demiştir. Başka bir “Kültürel İstihbarat” eksiliğinin fatura örneği daha. SSCB askerleri Afganistan’a girdiğinde, Afgan sokaklarında sarhoş gezmeleri, alkol etkisi ile yapılan tecavüzler – tacizler, dini hakaretler ve sosyal motiflerle oynama çabaları, karşılarına tüm Afgan halkının çıkmasına sebep olmuş ve o bataklığa saplanıp kalmıştır. En iyi örneği “Rambo III” filmindedir.

ABD Ordusu için tek Afganistan örneği de yoktur aslında karşılarında. II. Körfez Savaşında yine “Kültürel İstihbarat” eksikliği yüzünden, kolaylıkla işgal edilmeye hazır, bir diktatörün çizmesi altında ezilen ve isyana hazır Irak Halkına karşı öyle amatörce davranış örnekleri göstermişlerdir ki, kefeni zor yırtmışlardır. ABD Askeri öyle çirkinleşmiştir ki; “Şeytanın Orduları” diye Saddam tarafından lanse edilen ABD Güçlerini, yine ABD askerleri amatörce davranışlarıyla, Saddam haklı çıkmıştır. Ve halk bilenmiştir. Aslında kendilerince çok acayip bir şey yapmamıştır ABD askerleri. (Birkaç çirkinleşen işkence temelli sadist davranış dışında) Ama Müslüman ve Arap dünyasındaki bir yerleşke de siz çeşme başında su dolduran kızlara “Güzellik” ve “Nezaket” amaçlı çiçek vermeye kalkarsanız tüm köyün sizi arkanızdan kovalaması çok normaldir. Hatta av tüfekleri ile size ateş etmesi, sizi öldürmesi ya da yaralamasında anormal bir durum yoktur. İşte ABD askeri bunun farkında değildi. Aynı ABD askeri, bir Afgan düğününde havaya ateş edilen silahları “tehdit” olarak algılamış, köyü basmış ve yaşanan çatışmada ciddi kayıplar vermiştir. Oysa bu bir adettir. Keza bizim ülkemizde de yer yer gözükür. Ama siz bunun bir adet – gelenek – görenek olduğunu bilmez ve silah sesini duyup, zırhlı araçlarla bölgeye sirenler çalarak girerseniz başınıza gelecekte budur. Bu “Damat ve Gelinden” çok o düğünü yapan ailelere büyük bir hakarettir. Batı Trakya’da gittiğim bir düğünde havaya silah ateşlenmişti. Bende davetliler arasındaydım. Ve tabii ki, bölgeye Polis geldi. Görevli gelen arkadaşlar hiç patırtı – gürültü kopartmadan, sakince geldiler, düğünün sorumlusu ile konuştular ve bu konuda (sanırım) ricada bulunup çekip gittiler. Neden? Çünkü muhtemelen o Polis arkadaşın düğününde silah atılmıştır. Biliyor. Ne olduğunu, neden olduğunu, sebepleri. Kimseyi irrite etmeden, vazifesi ve görevi gereği, üzerine düşeni yapıyor ve ayrılıyor. Peki, ABD’li bir Polis memuru? ABD Askeri? Evet, siz eğitim vermezseniz başınıza bunlar gelir.

2004 yılında tabii ki ABD Ordusu bunu fark ediyor. Ve bir birim kuruyor. “Bölgesel İnsan Dokusunu Tanıma Ekipleri” isimlerini veriyorlar bu ekiplere. Beş ila dokuz personel arasında değişkenlik gösteren, bir tim lideri, bir sosyal bilimci, bir araştırma görevlisi ve iki analizciden oluşan bu ekiplerdeki, personellerden birisinin mutlaka kadın olması konusunda da oldukça hassaslar bu arada. (Genişletilmiş ekiplerde bir tane yerel dili ve coğrafyaya hâkim birer personel daha da eklenebilir.) Bu ekiplerin ana görevi; Bölgede bulunan askeri karar verici makamlara “Kültürel İstihbarat ürünleri” oluşturmak ve yine o bölgede bulunan askerleri eğitmekti. Hemen ardından Deniz Kuvvetleri bünyesinde bulunan Kadınlardan oluşan, Subay – Astsubay ve Er’lerden başka bir ekip kurulur. Ve Afgan kadınlarının sağlık – hijyen – sosyal ve cinsel sağlık sorumlulukları için bilgilendirmeye / desteklemeye ve istihbarat yapmaya başlarlar. ABD ordusu şunu fark etmişti. Evet, Afganlar, Ataerkil bir toplumdur, kararları erkekler verir ama akşamları o erkeklerin o kararları vermesinde asıl fikir her zaman Afgan kadınlarınındır. 2009 yılında bu birimler “Etik Bulunmadığı” gerekçesiyle kapatılır. Artık ne yaptılarsa bunu bilemeyiz.

Ancak ABD Ordusunun oluşturduğu ve kriz çözümü olarak servis ettiği bu “Bölgesel İnsan Dokusunu Tanıma Ekipleri” çok geç alınmış bir önlem ve karardır. Sizin çok daha öncesinde bunlara, o birimlerin sunacağı bilgilere ve istihbarat ürünlerine sahip olmanız gerekirdi. Çözüm ve kazanç odaklı bir harekat yapıyorsanız sizin ilk bilmeniz gereken budur.

Yunanistan’da bir operasyona gidiyorsanız, Yunan bir ailenin davet kültürünü bilmeniz gerekir. Doğu Avrupa’ya görevlendirilmişseniz “nezaket ve görgü kurallarını bilmeniz” şarttır. Rusya’da bir yemeğe gittiyseniz ev hediyesini kime vereceğinize, evin sahibesine nasıl davranacağınıza hatta Marsilya (Güney Fransa)’da ev hediyesi farklı, Lille (Kuzey Fransa)’de takdim edeceğiniz ev hediyesi farklıdır. İtalya’da bile şehirlerarasında ciddi kültür farklılıkları vardır. Sicilya’da yapacağınız iltifat darp edilmenize sebep olabilirken Torino’da mutlulukla karşılanabilir. Kuzey İrlanda’ da kadeh kaldırırsınız sorun olmaz Budapeşte’de kaldırırsanız başınıza ciddi dertler açılabilir. Oslo’da karşılaştığınız tanıdık bir ailenin genç kızına iltifatlar ederseniz “Teşekkür edilir” ama Mısır’da aynı şeyi yaparsanız büyük ihtimal oracıkta ölürsünüz. Keza Dünya kocaman bir palettir ve her renk her yerde uyum sağlamaz. Yoksa misafirliğe gittiğiniz evde ev sahibesinin elini öpüp, alnınıza koyarsanız siz sabah akşam yırtının “Ben Türk değilim” diye faydası olmayacaktır. Ya da ekmeği bölüp yemeğin suyuna banarsanız. Hatta “Tatlıyı ben yemekten sonra alayım” demeniz bile sizi ele verebilir. Bundan sonra derdinizi kolluk kuvvetine anlatırsınız artık. İşte “Kültürel İstihbarat” bu kadar mühim, bu kadar göz ardı edilemez ve üzerinde bu kadar çalışılması gereken bir konudur. Canınızdan öte, devletinizin çıkarları da işin içindedir.

Sizlere savaşlar kazandıran, hatta sadece savaşları değil “Kalpleri ve zihinleri de kazandıran” böylesine önemli bir konuda, hedef ülkedeki askerinize / personelinize ya da istihbarat uzmanınıza vermeyeceğiniz “Kültürel Tatbik ve Kültürel İstihbarat Teknikleri” konusundaki eğitimin size çıkartacağı faturaları az çok gördük.

Bu sebeple, burası çok önemlidir ki; Taktiksel – Askeri ve Coğrafi harita çıkarmak kadar “İnsan haritası” da çıkarmak çok çok önemlidir.

(Konuyla ilgilenenler Dr. Yusuf Özer’in “Kültürel İstihbarat” (ISBN: 978-605-2290-11-8) kitabını inceleyebilirler. Bu konuda yazılmış ender kaynaklardan biridir. Ve şiddetle tavsiye ederim.)

ANALİZ /// ARSLAN BULUT : Uçakta test veya Hoca’nın türbesi…


ARSLAN BULUT : Uçakta test veya Hoca’nın türbesi…

E-POSTA : arslanbulut

18 Ocak 2022 Salı

Nasrettin Hoca’nın türbesini yaptıranlar, sonraki nesillere tarihî mesajlar bırakmıştır. Hoca’nın türbesinde çatıyı taşıyan sütunların arası açıktır. Yani duvarı yoktur. Yine de kapısı ve kapının üzerinde bağlı kocaman bir kilidi vardır…

Türbenin mesajı, bir ara Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, "Hırsız evin içindeyse, kilit bir işe yaramaz" dediğinde de hatırlanmıştı ama günümüzde bütün dünyada yaşanan ve herkesi doğrudan ilgilendiren "pandemi tedbirleri" de Nasrettin Hoca türbesinin kapısına kilit takılmasına benziyor…

***

Nasrettin Hoca türbesiyle ilgili bir makalesi bulunan Doç. Dr. Levent Tuğrul, türbedeki ilginç özellikleri sıralarken dört bir yanı açık olduğu halde kapısında kilit bulunmasının yanında, sandukanın etrafında dibi olmayan testiler sıralandığını hatırlatıyor. Sanduka üstündeki sarık da sandukanın yarısından büyük! Tuğrul, Hoca’nın eşeğine neden ters bindiğinin sırrının da türbesine bakınca anlaşıldığını belirtiyor.

Tuğrul’a göre Nasrettin Hoca, "zamana mahkûm edilemeyen" mesajında, hakikatin eşeğin de gittiği yolda değil farklı ve tam aksi yönde olabileceğini gösteriyor: "İnsanı ölümsüz kılan ise toprak olacak bedeni değil, dev bir kavuğun sarabileceği kadar geniş olan aklıdır. Biriktirilen tüm dünya malı, mülkü, zenginliği dipsiz testilere doldurulmuş su gibi, akıp karışır toprağa. Hakikat, doğal yasalarla ve gönül aydınlığıyla sınırsız, setsiz, duvarsız sunulmuştu insanın emrine. O her şeyiyle seninken, hiçbir yere açılmayan bir kapıyı gerçek sanıp, neden kilitledin ki kendini mahkûm gibi illete, zillete, fakirliğe?"

***

Peki, dünyanın dört bir tarafı açıkken, nefes alma yoluyla bulaşan bir hastalık varsa, kapanmanın bir anlamı var mı?

Veya virüsün ebadı, 125 nanometre ise insan deriden de nefes alıp veriyorsa, ağzınıza burnunuza takacağınız maskenin gözeneklerinden de geçebilecekse bu kölelik simgesini takmanın ne faydası var?

Genetik sıvılar, hücrelere, koronavirüsün ‘spike’ adı verilen proteininin, nasıl yapılacağına dair talimatlar veriyorsa ki sıvıyı üretenler böyle diyor; spike proteinler de nefes alıp vermek yoluyla dışarı atılabiliyorsa, insanlara yüzde 50 yanlış sonuç veren bir test uygulamanın ne kıymeti var? Yeryüzünde yaşayan insanların büyük bölümü, artık spike protein fabrikasına dönüşmüşse ve insan vücudunda üretilen virüsü nefes alıp vermek yoluyla kapmayan yoksa bunu uçak veya şehirlerarası otobüs için test istemekle durdurabilir misiniz? Bu durumda test zorunluluğunu tümüyle kaldırıp sonra uçak için yeniden uygulamaya koymak, nasıl bir aklın eseri olabilir?

İnan vücudunda üretilmiş virüsün yayılmadığı yer yoksa, virüsü zaten sıvıyı almış olanlar yayıyorsa, almamış olanlara uçak yolculuğundan önce test işkencesi yapmak, Nasrettin Hoca türbesine kilit takmak gibi değil midir?

İnsanların büyük çoğunluğunu spike protein fabrikasına dönüştürdükten sonra, bu sıvıyı kabul etmeyenlere hâlâ baskı yapmak, "Sizi tam olarak zehirleyemedik, size de bulaşıyor ama hastalığınız hafif geçiyor. Bu sebeple mutlaka genetik sıvıyı yaptırmalısınız, siz de virüs fabrikasına dönüşmelisiniz" demek olmuyor mu?

***

Genetik sıvıyı savunan dünyanın en zengin on iş adamı, bu süreçte servetlerini ikiye katlar; fakirler daha da fakirleşirken, Türkiye’de dibi olmayan testiler gibi ekonomi politikaları uygulanmaya kalkışılması, kur farkı yaratmak yoluyla milletin servetinin yağmalanması yetmemiş gibi yastık altı varlıklara da göz dikilmesi, insan aklıyla dalga geçmek değil midir?

Biz neden kilitledik ki kendimizi, mahkûm gibi illete, zillete, fakirliğe? Korkudan değil mi?

İRAN TÜRKLERİ DOSYASI : ABD-İran Savaş Öncesinde Güney Azerbaycan (İran) Türkleri


ABD-İran Savaş Öncesinde Güney Azerbaycan (İran) Türkleri

ABD-İran Savaş Öncesinde Güney Azerbaycan (İran) Türkleri- TASAM / TURKİSHFORUM – ABDULLAH TÜRER YENER

İran’da Türk nüfuslu bölgeler

a) Güney Azerbaycan Bağımsızlık Hareketinin tarihi gelişimi

1900’lü yıllarda alevlenmeye başlayan Güney Azerbaycan Milli Harekatı neticesini Şeyh Muhammed Hıyabani’nin 1920 senesinde kurduğu ‘’Azadistan Cumhuriyeti’’ ile vermiştir.5 aylık kısa bir sürede olsa da ‘’Azadistan Cumhuriyeti’’ İranda kurulan ilk Milli Türk Devleti olma özelliğine sahip olmuştur.

Hıyabani’nin başlattığı bağımsızlık mücadelesi 1945 de Şeyh Cafer Pişevari’nin Güney Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetini kurmasıyla devam etmiştir.Bu devlet bir sene yaşamasına rağmen kısa zamanda önemli işler başarmış ve İranda kurulan ikinci Milli Türk Devleti olma özelliğine sahip olmuştur.

1979 yılına kadar saman alevi seklinde gelişen ve fırsat bulundukça İran yönetimi tarafından bastırılan Güney Azerbaycan Hareketi 1979 yılından sonra yeni bir imaja büründü ve 1980’de İran-Irak Savaşı’nın başlaması İran milliyetçiliğini körükledi. İran-Irak Savaşı (1980-88) boyunca Azerbaycan Türkleri çok aktif şekilde savaşa katıldılar. Savaş döneminde İran Devleti, İranlılık ve İslam söylemi çerçevesinde Azerbaycanlıların enerjisini İranlılık doğrultusunda seferber etmeyi başarmıştı.(1) Güney Azerbaycan’ın Milli Hareketinde bel kemiği niteliği taşıyan en önemli olay ise Dağlık Karabağ’ın Ermeniler tarafından işgal edilmesiydi.Güney Azerbaycanda Vatan, Türklük, Güneyi ile Kuzeyi birleşmiş Azerbaycan, Fars yönetimine isyan Güney Azerbaycan’ın genelinde yazarlar tarafından ele alınan konular oldu ve böylelikle halkta müthiş bir uyanış başladı.

Gelişerek devam eden Güney Azerbaycan Milli Hareketi Meclis seçimlerinde de belirleyici rol aldı.1995 meclis seçimlerinde Mahmut Ali Çöhregani milletvekilliği kazanmasına rağmen Meclise giremedi.Bu durum Güney Azerbaycan Türklerinin devletten daha fazla uzaklaşmasına neden oldu. 1997 de Hatemi’nin Cumhurbaşkanı olmasıyla reform yoluna giden İran farklı siyasal akımlara zemin sağlayan bu reformculuk hareketiyle yönetime cephe alan Güney Azerbaycan Türlerini İran yönetimine biraz daha yakınlaştırdı.

İran’daki Azerbaycan Türklerinin Reformculara duyduğu umutsuzluk kendisini 2001’de gerçekleşen Hatemi’nin İkinci Cumhurbaşkanlık seçimlerinde Güney Azerbaycan bölgesinin İran’da seçime katılımın en düşük olduğu bölge olmasıyla açıkça ortaya koymuştur. 2001’de Reformculardan, dolayısı ile İran devletinden kopma sürecine girilmiştir. Hatemi’nin ve Reformcuların ikinci dönemde başarısızlıklarının açıkça ortaya çıkması bu kopuş sürecini hızlandırmış ve derinleştirmiştir. Söz konusu durum Güney Azerbaycan Milli Hareketi’nde İran devleti açısından radikal ve tehlikeli olabilecek söylemleri etkin kılmıştır. Reformcuların başarısızlığı ile beraber Güney Azerbaycan’da güçlü olan İran merkezli Demokratik Hareket ve Fars merkezli Demokrasi Hareketleri başarısız olmuştur. Bu siyasî olguların yerini Azerbaycan-Türk merkezli hareketler almaya başlamıştır.(2)

b) 21. yy Başlarında Güney Azerbaycan Bağımsızlık Harekatı

Güney Azerbaycan Bağımsızlık Harekatının başını çeken GAMOH (Güney Azerbaycan Milli Oyanış Hareketi) 1995 yılında Türklük İdealizmi çerçevesinde Mahmut Ali Çöhregani’nin başkanlığında kurulmuştur. 2002 yılından sonra yurt dışına taşmış bu harekat çeşitli ülkelerde büro açmış ve uluslararası bir boyut almıştır. Şu anda GAMOH’un harici ülkelerde, Azerbaycan’da, Türkiye’de, Avrupa’da ABD ‘de 24 temsilciliği-Bürosu- faaliyet gösteriyor. GAMOH, Birleşmiş Milletlerin çeşitli komisyonlarının, bir çok uluslararası kurumların, Avrupa Birliğinin, Avrupa Parlamentosunun, ve demokratik devletlerin tanıdığı uluslararası teşkilatlardandır.(3)

Güney Azerbaycanda 1995 yılında başlayan Milli Uyanış Harekatı zamanla milyonlarca insanı Türklük ve bağımsızlık düşüncesi çerçevesinde toplamış ve günden güne büyüyen bir teşkilat olmuştur ki 22 Mayıs 2006 da Tebriz, Urumiye, Zencan, Meraga, Erdebil, Halhal, Bicar, Koçan, Şiraz, İsfahan, Mahabad, Tahran ve hatta dinî merkez Kum’da yapılan büyük mitingde milyonlar sokağa dökülmüş bu miting İran tarihindeki en büyük mitinglerden birisi olmuştur.

Milyonlarca Güney Azerbaycan Türkünü sokağa döken mitingler 12 Mayıs 2006 Cuma günü İran’da Devletin resmi haber ajansı İRNA’ya bağlı İRAN adlı gazetenin “İran–ı Cuma“ adlı gençlik ekinde yer alan bir karikatürde Azerilerin hamamböceğine benzetilmesiyle başladı. Türkler’e hakaret içeren bu yazı ve karikatürün yayınlanması Güney Azerbaycan Türkleri için bardağı taşıran son damla olmuştu. Tepki hareketleri, çoğu üniversiteli olmak üzere gençler tarafından başlatıldı. Türk asıllı öğrenciler bir çok bildiriler yayınladılar. Bildirilerde Türklüğün İran Devleti’ne bugüne kadar olan katkıları vurgulanarak ‘Biz tarih boyunca muhafaza ettiğimiz devlet’in dönüp de Türkler’e saldırmasına müsaade etmeyiz. İçteki ve dıştaki Pan İran yanlıları ve Fars şovenleri unutmasınlar: Şah’ı kovabildiğimiz gibi, bize karşı duran diğer güçlere de cevap verebiliriz! deniliyordu.Tepkilerin yoğunlaşması üzerine söz konusu gazete, İran Türklerinden iki defa özür diledi. Ve sonunda kapatıldı. Yöneticileri tutuklandı. Ne var ki Türk grupların sözcüleri, bu hakaretin özür ile geçiştirilemeyecek kadar önem taşıdığı ve uzun yıllardır devam eden sistematik aşağılama ve baskıların bir uzantısı olduğunu belirterek başta cumhurbaşkanlığı ve kültür bakanlığı olmak üzere devlet kurumlarının da özür dilemesi gerektiğini belirttiler.

Türklerin protesto gösterilerine İran’da yaşamakta olan diğer etnik gruplardan da destek gelmeye başladı. Söz gelimi İran’daki Arap kökenlilerin oluşturduğu Arap Halkının Demokratik Cephesi örgütünün sözcüsü Refik Ebu Şerif, yayınladığı bildiride ‘Biz son olayları kınayarak Arap Ulusu’nun Türkleri desteklediğini açıklıyoruz’ dedi.(4)

Son olarak 23,06,2006 da öğle saatlerinde Tebriz’de 8 banka binası ve çok sayıda benzin istasyonu ateşe verildi. Tebriz ve Urumiye’de İRAN gazetesinin büroları yakıldı. Emniyet Kuvvetleri, halkın üzerine ateş açtı. 100 e yakın yaralı 60 civarında tutuklu ve 20 ye yakın insan öldü. (5)

Mayıs ayının son derece hareketli geçmesi İran yönetimini Güney Azerbaycan Türklerine karşı daha da dikkatli olmaları gerektiği konusunda uyardı.İran yönetiminin çekindiği nokta ABD’nin başta Azerbaycan Türklerini olmak üzere İrandaki diğer etnik gurupların İran yönetimine karşı kışkırtmasıydı.Bunun için hemen birtakım önlemler alma yoluna gitti. Önce GAMOH lideri Mahmut Çöhraganlı’yı Türkiyede yakalatıp tutuklattı ve ardından Günaz TV Türksat uydusundan çıkarıldı. Azerbaycan ve Türkiye medyalarının konuya ilgi göstermemeleri de bunlardan birisi olabilir.

The Washington times gazetesi 22/07/2006 da “İranda bağımsızlık istekleri artıyor“ diye bir başlık attı.(6) Bu başlık ABD`yi çok sevindirdi Çünkü İran’da artan bağımsızlık hareketleri ABD tarafından desteklenecek İrandaki azınlıklar İran yönetimine karşı cephe alacaktı. Bu da en çok ABD’nin işine geliyordu.Çünkü ABD İrana askeri yönden bir müdahale ettiğinde karşısında içerideki azınlıklarıyla tek vücud olmuş bir İran görmek istemiyor.Tıpkı Iraktaki gibi ne kadar etnik fark varsa o kadar ülkeye sahip olmak tez ve kolay olacaktı.

Hakan Kaygusuz’un 25/05/2006 da İstanbulda Mahmut Çöhreganlı ile yaptığı röportajda ABD ile GAMOH arasında bır anlaşmanın olmadığı ama bu olmayacağı manasına gelmediğini belirterek adeta İran’a aba altında sopa göstermeye çalışıyordu.Mahmut Çöhreganlı 30 gün boyunca ABD de kaldığı zaman içerisinde 100 e yakın ABD’li bürokrat ile görüştüğünü fakat Türkiye’nin kendisini dikkate almadığından yakınıyordu.

05/06/2006 da Güney Azerbaycanda değişik kişilere ABD’nin İran’ı vurması halinde ne yapmayı düşündüklerini sordum.Aldığım cevaplar ise Güney Azerbaycan Türklerinin ABD tarafından bir maşa gibi İran yönetimine karşı kullanılmak istenmediğini ama şartların bunu zorlayabileceğini, bağımsızlık isteklerinin ABD kökenli olmadığını ve 1900’lü yıllardan beri zaten bağımsızlık mücadelelerini sürdürdüklerini söylediler.Hatta bu kişiler nisanda bağımsızlık isteklerini erteleyerek Irak-İran savaşında olduğu gibi bir bütün olarak ABD ye karşı savaşmaları gerektiğini söylediler.

ABD’nin İranı vurmasındaki amaç Güney Azerbaycan’a ya da İran’daki Kürtlere bağımsızlığını kazandırmak değil aksine İran’ın yer altı ve yerüstü kaynaklarına sahip olmaktır.Şunu unutmamak gerekir ki eğer ABD Güney Azerbaycan Türkleri’nin veya İran’da yaşayan Kürtlerin Bağımsızlık harekatını destekliyorsa bu tamamen kendi çıkarları içindir.Tıpkı Ermenistana yardım ederek Azerbaycanın güçlenmesini istemeyen İran gibi.Türkiye açısından düşünecek olursak komşumuzun ABD olmasından İran olması geleceğimiz açısından daha iyi olur.Çünkü bilindiği gibi ABD Irak’ı işgal etti İsrail Suriye’yi işgal etme planları içerisinde.Eğer ABD bir de İran’ı işgal ederse Türkiye tamamen çember içerisine alınmış bir ülke konumuna düşecek ve çemberi kuranların dediklerini de ister istemez uygulamaya koyacaktır. Aslına bakılacak olursa buradan şöyle bir sonuç ta çıkabilir.ABD’nin 30 milyon Güney Azerbaycan Türkünü destekleyerek İran’ı zayıflatma politikası ilerde Türkiyeyi de zayıflatabilir.Burada ABD tarafından Türkü Türk’e karşı kullanma politikası da uygulanabileceğini unutmamak lazımdır.Güney Azerbaycan Türkiye için stratejik bir konumdadır bunun nedeni de Türkiye’nin güney Azerbaycan’dan tüm Orta Asya’ya ve Orta Doğu’ya ulaşan bir istikamette olmasıdır.Güney Azerbaycandan Kuzey Azerbaycana, Hazara ve oradan da diğer Türk devletlerine ulaşılabilir bu da bir nevi Türk cumhuriyetleri arasında sınırların kalkması, Ermenistan’ın köşede daha da sıkışıp kalması demektir.Sizce ABD böyle bir gelişmeye müsade eder mi? Ve Güney Azerbaycan’ın bağımsızlık haraketlerini desteklerken, ilerde böyle bir gelişmenin oluşacağını hesap etmiyor olabilir mi?

Bence Güney Azerbaycan Türklerinin İran-Irak savaşında Irak’a karşı topyekun hareket ettikleri gibi ABD ye karşı da ağırlığını ortaya koyarak İranı desteklemeleri lazımdır.Çünkü ABD nin İran’ı ele geçirmesi Güney Azerbaycan’ın özgürlüğe kavuşması demek değildir aksine Güney Azerbaycan topraklarının da ABD’nin eline geçmesi demektir.Unutmamak lazımdır ki bugün İran’a karsı Güney Azerbaycan Türklerini kullanmaya çalışan ABD yarın da Güney Azerbaycan Türklerine karşı İrandaki kürtleri kullanacaktır.Eğer Türkiye konuya el atmazsa ve Güney Azerbaycan Türklerine arka çıkmazsa,Güney Azerbaycan kendisine arka çıkanların yanı ABD’nin tarafına kayacaktır.

Olaylara bu bağlamda baktığımız zaman gerçekten durum çok vahim.Bir tarafta düşmanımız Ermenistan’a milli çıkarları uğrunda yardım eden Müslüman İran,bir taraftan ‘’Azınlıklara Özgürlük’’ palavrası altında İrandaki azınlıkları kışkırtmaya çalışan ABD, Bir taraftan 100 yıla yakın bağımsızlık diye kavrulan fakat seslerini ABD den başka kimsenin duymak istemediği Güney Azerbaycan, Bir taraftan kendi yağıyla zor kavrulmaya çalışan Azerbaycan ve bir taraftan ise Iraktan sonra Suriye ve İran’ı alarak çember içine alınmaya çalışılan Türkiye…

Sonuç olarak ABD’nin İran’ı vurması halinde belki Güney Azerbaycan diye bir Türk devleti kurulacak ama ya sonrası? Bence esas sorunlar o zaman başlayacak.Türkiye Güney Azerbaycan’ın Musul yada Kerkük’e benzemesini istemiyorsa bu duruma biran önce müdahale etmelidir.

Dipnot;

(1) Arif Keskin

(2)Beyat a.g.m s88

(3)www.gamoh.org

(4)www.gamoh.org

(5) Olaylar Gazetesi Bakü 23 Mayıs 2006

(6) http://www.voanews.com/azerbaijani/2006-07-22-voa1.cfm

*Stajyer, Kafkaslar-Orta Asya-Ortadoğu Çalışma Grubu

CASUSLAR DOSYASI /// Almanya’yı karıştıran Scholz iddiası ! : ”Doğu Almanya istihbaratı 1980’lerde Ol af Scholz’u gözetledi”


Almanya’yı karıştıran Scholz iddiası ! : ”Doğu Almanya istihbaratı 1980’lerde Olaf Scholz’u gözetledi”

Alman medyası, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin ‘Stasi’ adıyla bilinen Devlet Güvenlik Bakanlığı’nın,Başbakan Scholz’u 1980’li yıllarda SPD’nin gençlik kanadında faaliyet gösterdiği sırada izlemeye aldığını ve bilgileri SSCB ile paylaştığını yazdı.

Bild gazetesi, yeni Başbakan Olaf Scholz hakkında dikkat çekici bir iddia ortaya attı.

Gazetede yer alan habere göre, devlet arşivlerine gönderilen talebin ardından Almanya Demokratik Cumhuriyeti’nin ‘Stasi’ adıyla anılan Devlet Güvenlik Bakanlığı belgelerinin gazeteciler tarafından incelemeye alındığı belirtildi.

Belgelerde, Scholz’un Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) gençlik kanadı aracılığıyla Doğu Almanya’yı ziyaret ettikten sonra Stasi’nin radarına takıldığı bilgisi yer aldı.

Habere göre Stasi casusları, 1978’den 1987’ye kadar Scholz’un SPD’nin gençlik kanadındaki faaliyetleri hakkında en az 19 rapor hazırladı.

Babası Stasi adına çalışan Hamburglu ekonomist Kurt Wand, Scholz’un eylemleri hakkında en az 12 rapor yazdı ve haberde, bu raporların bir kısmının KGB’ye sunulduğu kaydedildi.

Stasi arşivlerinde çalışan Daniela Munkel, Bild’e verdiği demeçte, istihbarat teşkilatları arasında rapor paylaşmının yaygın olduğunu dile getirdi.

Munkel ayrıca, SSCB’nin ‘genç sosyalistlerin’ faaliyetleri de dahil olmak üzere Batı Almanya’daki siyasi duruma büyük ilgi duyduğunu da sözlerine ekledi.

Konuya ilişkin yorumda bulunan Scholz ise, durumdan haberdar olduğunu ifade ederek, herhangi bir detay paylaşmadı.

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI : TCG Ufuk nedir ??? Ufuk Korveti ne oluyor ???


TCG Ufuk nedir ??? Ufuk Korveti ne oluyor ???

Milli imkanlarla üretilen Türkiye’nin ilk istihbarat gemisi TCG Ufuk, 14 Ocak Cuma günü hizmete girecek. Peki, TCG Ufuk nedir? TCG Ufuk özellikleri nelerdir?

Milli imkanlarla üretilen Türkiye’nin ilk istihbarat gemisi TCG Ufuk, 14 Ocak’ta düzenlenecek törenle hizmete girecek. Peki, TCG Ufuk nedir? TCG Ufuk özellikleri nelerdir?

TCG Ufuk nedir? Ufuk Korveti ne oluyor?

TCG Ufuk veya TCG Ufuk A-591 Test ve Eğitim Gemisi’nin çalışmaları, Savunma Sanayi Başkanlığı (SSB) ve STM arasında 30 Aralık 2016 tarihinde imzalanan sözleşme ile STM ana yükleniciliğinde Mart 2017 tarihinde başlatılmıştır.

TCG Ufuk’un inşasında görev alan alt yükleniciler ise İstanbul Denizcilik Tersanesi, ASELSAN, HAVELSAN, İŞBİR, ANEL, YALTES’tir. Yaklaşık 194 yerli firmanın katkı verdiği UFUK Gemisi’nin yerlilik oranı yüzde 70’e ulaşmıştır.

TCG Ufuk, İstanbul Denizcilik Tersanesi’nde inşa işlemlerin tamamlanmasının ardından 9 Şubat 2019’da düzenlenen törenle Test ve Eğitim Gemisi TCG Ufuk (A-591) denize indirilmiştir. Geminin Türk Deniz Kuvvetleri’nin test ve eğitim ihtiyaçları için kullanılması planlanmaktadır. TCG Ufuk, MİLGEM Ada Sınıfı Korvet tekne formu kullanılarak dizayn edilmiştir.

Milli imkanlarla üretilen Türkiye’nin ilk istihbarat gemisi TCG Ufuk, 14 Ocak’ta düzenlenecek törenle hizmete girdi.

Kendi savaş gemilerini yapabilen az sayıdaki ülkeden biri haline gelen Türkiye, deniz gücünü artırma yönündeki çabalarını sürdürüyor. Bu kapsamda, Türk savunma sanayisinin son dönemde inşa ettiği bir deniz platformu daha güvenlik güçlerinin hizmetine giriyor.

Test ve Eğitim Gemisi Ufuk için inşa edildiği İstanbul Denizcilik Tersanesi’nde bugün tören düzenlenecek. Törene Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılması bekleniyor.

MİLGEM Projesi’nde ilk 4 gemiden sonra kritik bir halkayı oluşturan, aynı tekne formu üzerine inşa edilen gemi, yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı törenle 9 Şubat 2019’da denize indirilmişti.

99,5 metre boyu, 14,4 metre azami genişliği, 2 bin 400 ton deplasmanı ve 3,6 metre su çekimiyle Ufuk Korveti’ne 10 tonluk bir helikopter iniş yapabilecek.

STM ana yükleniciliğinde inşa edilen Ufuk Korveti’nin komuta kontrol, elektronik sistemler ve test eğitim sistem donanımları ASELSAN tarafından sağlandı.

Korvet, milli imkan ve kabiliyetlerle üretilen Türkiye’nin ilk istihbarat gemisi olma özelliğini taşıyor. Böylece dünyada pek az ülkenin sahip olduğu bir teknoloji Ufuk Korveti ile artık Türkiye’nin de kullanımına sunulmuş oldu.

Ufuk Korveti, ağır iklim ve deniz şartlarında, uluslararası sular dahil 45 gün kesintisiz seyir yaparak milli güvenliğe yönelik tehditleri anında tespit edebilecek.

Önleyici istihbaratın, özellikle sinyal istihbaratının önem kazandığı bugünün dünyasında Ufuk Korveti, çok büyük bir boşluğu dolduracak. Korvet, Türkiye’nin denizlerde gören gözü, duyan kulağı olacak.

MI5 (İNGİLİZ İÇ İSTİHBARAT SERVİSİ) DOSYASI : İngiltere alarmda ! Parlamentoda Çinli b ir ajan tespit edildi


İngiltere alarmda ! Parlamentoda Çinli bir ajan tespit edildi

İngiltere iç istihbarat teşkilatı MI5, İngiltere Parlamentosu’nda Çinli bir ajan olduğunu ortaya çıkardı.

Çin ajanları dünyanın en iyi korunan İngiltere Parlamentosuna bile sızmışlar.

İngiltere’nin iç istihbarat teşkilatı MI5, İngiltere parlamentosunda Çin hükümeti tarafından görevlendirilen bir ajan olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Güvenlik uyarısı yayınlayan MI5, Christine Ching Kui Lee adlı Çinli bir avukatın "gizlice hareket ederek İngiltere’deki siyasi müdahale faaliyetlerine karıştığını" açıkladı.

Ajan olduğu iddia edilen Lee’nin, "Çin Komünist Partisi’nin (CKP) Birleşik Ön Cephe Çalışma Departmanı (UFWD) adına bilerek siyasi müdahale faaliyetlerine katıldığı" belirtildi.

Uyarıda, "Lee yabancı uyruklular adına siyasi oluşumlara bağışları kolaylaştırmak da dahil olmak üzere siyasi partilere, milletvekillerine, aday milletvekillerine ve Birleşik Krallık’ta siyasi görev arayan bireylere mali bağışların kolaylaştırılmasına uğraşıyor" denildi.

Uyarı Meclis Başkanlığından milletvekillerine gönderilen bir e-posta ile paylaşılırken yetkililer, Lee’yi "Hong Kong ve Çin’de yerleşik yabancı uyruklular adına hizmet vermek ve aday parlamenterlere mali bağışları kolaylaştırmakla" suçladı.

Eski Başbakan Theresa May’den ödül almıştı

Ajan olduğu iddia edilen Lee’nin ayrıca eski Başbakan Theresa May’den "Points of Light" adlı bir ödül aldığı, May’in kendisine yazdığı mektupta, "Birleşik Krallık’taki Çin ve İngiliz toplulukları arasındaki etkileşimi, anlayışı ve işbirliğini teşvik ettiği" için Lee’ye övgüde bulunduğu belirtildi.

TERÖR DOSYASI /// Şok iddia : Barselona’daki terör saldırılarını İspanya istihbaratı yaptı


Şok iddia : Barselona’daki terör saldırılarını İspanya istihbaratı yaptı

13.01.2022

Barselona’da 4 yıl önce gerçekleştirilen kanlı terör eylemlerinin arkasında İspanya istihbarat servisinin olduğu iddia edildi. Suçlamalar ülke gündemine bomba gibi düştü.

İspanya’nın Barselona kentinde ve Cambrils ilçesinde 17 Ağustos 2017’de terör saldırıları yaşandı. Barselona’da 15, Cambrils’de 1 olmak üzere toplam 16 kişi hayatını kaybetti. 130’dan fazla kişi de yaralandı. Cambrils’de polis çevirmesine takılan 5 terörist çıkan çatışmada öldürüldü.

FASLI ÖRGÜT İLE BAĞLANTI

Bu olaylardan bir gün önce, Barselona’nın güneyindeki Alcanar ilçesinde bir evde meydana gelen patlamada ise aralarında Fas vatandaşı ve Katalonya bölgesindeki bir camide imam olan Abdelbaki Es Satty’nin de olduğu 2 kişi hayatını kaybetti, 6 kişi de yaralandı.

Yürütülen soruşturmalarda terör saldırılarını organize edenlerin bu evde ölen 2 kişi olduğu açıklandı. Yargılama sonunda Fas vatandaşı Said Ben İazza 8, Driss Oukabir 46, Muhamed Houli de 53 yıl hapis cezası aldı.

ESKİ KOMİSER İTİRAF ETTİ

Aradan geçen 4 yıl sonra bu yaşanılanlarla ilgili şok bir iddia ortaya atıldı. İspanya’da suç örgütü kurma, kara para aklama, rüşvet gibi 30 kadar suçtan yargılan emekli komiser ve iş adamı Jose Manuel Villarejo, saldırıların arkasında İspanya Ulusal İstihbarat Merkezinin (CNI) olduğunu ileri sürdü.

"İSPANYA FARKLI ÖRGÜTLERİ KIŞKIRTTI"

Villarejo, tutuksuz yargılandığı bir davanın görüldüğü Madrid’deki Ulusal Mahkeme’ye girişi sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada, İspanyol gizli servisinin bağımsızlık yanlısı girişimlere karşı Katalonya’nın İspanyol devletine ihtiyacı olduğunu göstermek için farklı örgütleri kışkırttığını, 17 Ağustos saldırısının da bunun bir sonucu olduğunu söyledi.

AMAÇ: KATALANLARI KORKUTMAK

Jose Manuel Villarejo "Sonuçlarını kötü hesaplayan dönemin CNI Başkanı Felix Sanz Roldan’ın büyük hatası sonrasında 17 Ağustos’taki saldırının olduğunu" savundu. "Emekli olsam da tutuklanmama (Kasım 2017) kadar CNI ile çalışmaya devam ettim" diyen Villarejo "Amaç hiçbir zaman bir terör saldırısını teşvik etmek değildi elbette ama birçok defa suç örgütlerini kışkırttılar. Bunu, Katalonya’ya riskte olduğu görünümü vermek ve İspanyol devletine ihtiyacı olduğunu göstermek için yaptılar" şeklinde konuştu.

HÜKÜMET YALANLADI

İspanya’da 3 Kasım 2017 ile 3 Mart 2021 tarihleri arasında tutuklanarak cezaevine konan Villarejo’nun ortaya attığı iddialar, bu kişinin "yalan ve olayları çarpıtan" ifadeler verdiği gerekçesiyle ülkedeki koalisyon hükümetinde karşılık bulmadı.

"BU İDDİALAR ARAŞTIRILSIN"

Buna rağmen iddiaların araştırılmasını isteyen Katalonya özerk yönetim hükümeti başkanı Pere Aragones, sosyal medya hesabından "17 Ağustos her zaman hatırlayacağımız bir barbarlıktı. Eğer Villarejo’nun sözleri doğruysa hemen açıklama yapılması gerekir. Devletin nasıl çalıştığını biliyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

CASUSLAR DOSYASI /// Metin Gürcan iddianamesi iade edildi : ‘MİT’e değil Bakanlığa sorun’ kararı


Metin Gürcan iddianamesi iade edildi : ‘MİT’e değil Bakanlığa sorun’ kararı

DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Metin Gürcan hakkında hazırlanan iddianame Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “Bilgilerin ‘devlet sırrı’ olup olmadığı konusunun Milli Savunma Bakanlığı’na sorulmaması” gerekçesiyle iade edildi…

DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Metin Gürcan hakkında hazırlanan iddianame Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “Bilgilerin ‘devlet sırrı’ olup olmadığı konusunun Milli Savunma Bakanlığı’na sorulmaması” gerekçesiyle iade edildi. Cumhuriyet’e konuşan Metin Gürcan’ın avukatı Yusuf Şahin, “Müvekkilimi şikâyet eden MİT olmasına rağmen yeniden MİT’e bu bilgilerle görüş sorulması zaten hukuka aykırılık teşkil ediyordu” dedi.

DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Metin Gürcan hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “siyasi casusluk” suçlamasıyla hazırlanan iddianame, Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından iade edildi.

İstanbul’da gözaltına alınan ardından Ankara’da tutuklanan Metin Gürcan hakkında geçen günlerde hazırlanan 38 sayfalık iddianamenin iade edilmesine “Bilgilerin ‘devlet sırrı’ olup olmadığı konusunun Milli Savunma Bakanlığı’na sorulmaması” gerekçe gösterildi.

Konuyla ilgili Cumhuriyet’e açıklamalarda bulunan Metin Gürcan’ın avukatı Yusuf Şahin, mahkemenin iade kararının doğru olduğunu ve memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

Avukat Şahin, Gürcan iddianamesinde Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığı’nın "ihbarcı" olduğuna dikkat çekti ve “Müvekkilimi şikayet eden MİT olmasına rağmen yeniden MİT’e bu bilgilerle görüş sorulması zaten hukuka aykırılık teşkil ediyordu” dedi.

"MUHATAP MİT DEĞİL MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI’DIR"

“Müvekkilim hakkındaki süreç yeniden başlamıştır” diyen Şahin, “Süreç içerisinde toplanacak deliller ile herhangi bir suç unsurunun dosyamızda bulunmadığı ve müvekkilim Metin Gürcan’ın gizli bilgi veya sırrı paylaşmadı ortaya çıkacaktır” diye konuştu.

Öte yandan Şahin, mahkemenin şikayetçi taraf olan MİT’e sorulan sorulardan alınan cevaplar üzerinden iddianame yazıldığını bunun hatalı olduğunu söyledi. Gürcan’ın avukatı devamında, “İddia olunan gizli sırlar askeri konularla ilgili olduğu iddianamede derç edilmiş. Askeri konularla ilgili muhatap Milli Savunma Bakanlığı olması da bir diğer doğru husustur” ifadelerini kullandı.

İDDİANAMEDE NELER YAZIYORDU?

TSK’den yüzbaşı rütbesiyle emekli olduktan sonra güvenlik, dış politika ve jeo-strateji alanında çalışmalara imza atan Gürcan hakkındaki iddianamede “Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Zincirleme Biçimde Temin Etme” suçlaması yapılmıştı. Gürcan için TCK’nın 328/1, 43 maddeleri uyarınca 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti.

Gürcan’ın hakkında casusluk yaptığına dair deliller arasında MİT’in yazılarının olduğu belirtilmişti. Gürcan’ın İspanya ve İtalya İstihbarat servislerince 2016 yılından itibaren "Haber Elemanı" olarak kullanıldığı iddia edilirken, İspanya Servisi tarafından kendisine kod isim verildiği ifade edilmişti.

Gürcan hakkındaki casusluk iddiaları arasındaki savcılığın “Pandemi sürecinde tedarik edilen aşılar konusunda dönem itibariyle devlet büyüklerimiz itibarsızlaştırmaya yönelik asılsız beyanlarda bulunulduğu” ifadelerine yer vermesi ise dikkat çekmişti.

SADAT VE FETÖ AYRINTISI

Metin Gürcan’ın Türkiye’deki yabancı devlet görevlilerine FETÖ’cü darbe girişiminin ardından TSK’de, SADAT’ın kurucusu emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin etkin olduğunu söylemesi de casusluk tespitleri arasında gösterilmişti. Öte yandan Harp Okulları mülakatlarına SADAT’ın katıldığı ortaya çıkmıştı.

Gürcan’ın söylemlerinin FETÖ üyeliği iddiasını doğurduğunu söyleyen savcılığın “terör örgütü üyeliği” suçu kapsamında soruşturma yaptığı ifade edilmişti. Gürcan’a “terör” suçlamasının da yapıldığı ancak soruşturmada takipsizlik kararı verildiği belirtilmişti.

AÇIK KAYNAKLAR CASUSLUK TESPİTİ SAYILMIŞTI

Ayrıca savcılık, defalarca haber olmasına rağmen Gürcan’ın Libya hükümetine bağlı harp okulu öğrencilerini eğiteceğine dair bilgiyi aktarmasını ve Libya’da çok fazla Türk askerinin olduğunu aktarmasını da casusluk tespitleri arasında göstermişti.

Bununla birlikte Metin Gürcan ifadesinde, yabancı devlet görevlileriyle görüştüğünü kabul ederken, söz konusu görüşmelerin şeffaf kamuya açık alanlarda gerçekleştiğini belirtmişti.

İddianamede Gürcan’ın açık kaynaklardan edindiklerini ifade ettiği görülürken, MİT’in bunun için “gizli kalması gereken bilgiler” olduğuna dair yazı verdiği yazılmıştı.

Savcılık, MİT belgelerini ve dinleme kayıtlarını “sır” olduğu için iddianameye eklemediğini belirtmişti.

KOMPLO TEORİLERİ : İşte Simpsonlar’ın 2022 kehanetleri! Tüm tahminleri doğru çıktı…


İşte Simpsonlar’ın 2022 kehanetleri ! Tüm tahminleri doğru çıktı…

Simpsonlar‘ın doğru çıkan kehanetleri dünya gündemine bomba gibi düşmüştü. Yakın gelecekteki olayları tahmin etmesiyle gündeme damgasını vuran Simpsonlar dizisi, geçmişte Beyrut’taki patlamanın benzerinin yayınlanmasıyla ve koronavirüs salgınının bir benzerini tahmin etmesiyle gündemi sarsmıştı. ABD’de seçim sonrasında yemin töreniyle ilgili bir kehanetinin daha doğru çıkmasıyla dünyayı şaşkına çeviren dizinin, neredeyse 30 yıl önce yaptığı tahminin tutması dünyayı hayrete düşürmüştü. Şimdiyse, Simpsonlar’ın 2022 için kehanetleri konuşuluyor…

1

·

Simpsons çizgi dizisi, tutan tahmin ve öngörüleriyle dünyayı sarsmaya devam ediyor. Hayranları, efsane çizgi dizi The Simpsons’ın geleceği tahmin ettiği zamanları tespit etmeye son derece hevesli, ancak yapımcılar bu iddiaları küçümsemekle yetiniyor. İşte bugüne dek pek çok kehaneti doğru çıkan çizgi dizinin 2022 yılı için tahminleri.

2

SANAL GERÇEK YEMEKLER

Simpsonlar, Homer ve Marge’ın sanal gerçeklik gözlükleri ve besleme tüplerinin yardımıyla bir miktar "sanal şekerleme" ile kendilerini şımarttıkları 2030 yılına, geleceğe seyahat etmeyi başarmışlardı. Cornell Üniversitesi’ndeki gıda bilimcileri, rahatlatıcı bir sanal gerçeklik ortamında tüketilen peynirin daha lezzetli olduğunu keşfetti. Royal Caribbean ise, misafirlerine yolculuklarında Sanal Gerçeklik yemek deneyimi yaşatmak için teknoloji geliştirmeye çalışıyor.

3

MARS’I KOLONİLEŞTİRMEK

Mars’a gitme hayalleri kuran Lisa, annesi Marge’ın hoşnutsuzluğuna rağmen Kızıl Gezegen’e tek yönlü bir gezi için kaydoluyor. Bu da tüm ailenin aynı anda 2026 yılında gerçekleşmesi gereken geziye kaydolmasına neden oluyor. Elon Musk ve SpaceX’teki ekibi, 2022’de Mars’a giden kargo gemileri geliştirmeye çalışıyor.

BAŞKAN ADAYI IVANKA TRUMP

Simpsonlar, Donald Trump’ın kızı Ivanka’nın, babasının göreve başlamasından önce veya sonra Başkanlığa aday olduğunu sık sık işaret etti. Gerçek hayatta ise, Ivanka Trump, Başkan olmak için gerekli şartları barındırıyor ve aday olması şaşırtıcı değil.

DÜNYAYI ELE GEÇİREN ROBOTLAR

Simpson ailesi, her araçta robotların bulunduğu bir eğlence parkını ziyaret etti. En sonunda robotlar kontrolü kaybetti ve çevrelerindeki çoğu insanı öldürdü. Halk arasında “Yapay Zekanın babası” olarak bilinen Jürgen Schmidhuber, robotların birkaç on yıl içinde dünyayı kolaylıkla ele geçirebileceğini tahmin ediyor.

MÜZİKLE ZİHİN KONTROLÜ

2001’de ekranlara gelen bir bölümde Bart ve arkadaşları, çocukları bilinçaltı mesajlarla besleyerek zihinleri müzik yoluyla kontrol etmeye çalışmak için Deniz Kuvvetleri’nin bir projesi olan bir grupta yer alıyor. Pek çok insan hala hip-hop müziğinin dinleyicilerin zihinlerini kontrol etmek için kullanıldığına inandığından, bu gelişme, halihazırda gerçekleşmiş olan bir tahminler listesinde düşünülebilir.

1989’dan beri yayında olan ve 2007 yılında da sinema filmi olarak izleyicilerinin karşısına çıkan Simpsons, gezegeni kasıp kavuran koronavirüs salgını da dahil olmak üzere bir dizi ürkütücü tahmin yaptı.

Efsane dizinin, Donald Trump’ın başkanlığından üç gözlü bir mutant balığın keşfine ve hatta Londra’daki gökdelen The Shard’ın dikilmesine kadar dünyanın dört bir yanından pek çok büyük olayı öngördüğü biliniyor.

Simpsonlar ayrıca, Dünya Kupası ve Super Bowl’un kazananlarını doğru şekilde tahmin etti ve Super Bowl’da Lady Gaga’nın 2017’deki devre arası şovundaki performansından önce gökten indiğini gösterdi.

UZAYA ÇIKTIĞINI DA BİLDİ

Simpsonlar, geleceği tahmin etme konusundaki ürkütücü yeteneğiyle hayranlarını düzenli olarak şaşırtıyor. Ve çizgi dizi, uzaya giden Virgin Galactic’in kurucusu, 70 yaşındaki işadamı Sir Richard Branson’ın uzay uçuşundaki bir görüntüsüyle bir kez daha geleceği bilmiş gözüküyor.

Sahibi olduğu Virgin Galactic şirketinin roketiyle üç diğer yolcuyla birlikte uzaya çıkan Branson’ın görüntüsü, Simpsonlar’ın 2014 yılında yayınlanan 25’inci sezonunun 15. bölümü olan The War of Art’taki bir sahneye garip bir şekilde benziyordu.

Çizgi dizinin bu bölümünde, sanat sahtekarlığı yapan Klaus Ziegler, Lisa’ya ‘sahteciliğin dünyanın her yerindeki insanlara zevk verdiğini’ söylüyor ve ardından çeşitli yerlerde sahte sanat eserlerine bakan insanlar gösteriliyor.

Sahte sanattan son derece memnun olduğu görülen bir kişi de, uzay gemisinde duvardaki sanat eserlerine bakarken elleri başının arkasında dinlen görülebilen Richard Branson.

SKANDALI 30 YIL ÖNCE BİLMİŞ

Küresel olayları onlar yıl öngörebilmesiyle dünyayı hayrete düşüren Simpsonlar dizisi, şaşırtıcı bir kehanetiyle birkaç ay önce de gündem yaratmıştı. Simpsons hayranları, efsane çizgi dizinin, Teksaslı Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz’un istifa sesleri yükselmesine neden olan ve skandal olarak nitelenen Meksika seyahatini yaklaşık otuz yıl önce tahmin ettiğine inanıyor.

50 yaşındaki Texas senatörü, ülkeyi vuran çifte felakete karşı duyarsız davranmakla suçlanıyor. Cruz, koronavirüs salgını sırasında kutup sıcaklıklarında milyonlarca insanı elektriksiz ve susuz bırakan ölümcül kış fırtınası sırasında, ailesiyle birlikte Cancun’a seyahat ettiği ve memleketinden kaçtığı için şiddetli bir tepkiyle karşı karşıya.

Sosyal medya kullanıcıları, Ted Cruz skandalının, 1993 yılında yayınlanan Simpson’un ‘Marge in Chains’ bölümündeki bir olay örgüsüne ürkütücü bir şekilde benzediğine dikkat çekmekte gecikmedi.

Sosyal medya kullanıcıları, Ted Cruz skandalının, 1993 yılında yayınlanan Simpson’un ‘Marge in Chains’ bölümündeki bir olay örgüsüne ürkütücü bir şekilde benzediğine dikkat çekmekte gecikmedi.

Bir basın toplantısı sırasında belediye başkanı, salgına yardımcı olmak için tatilini iptal ettiğini iddia ediyor, ancak aslında Bahamalar’da olduğu ortaya çıkıyor. Quimby, takım elbisenin üst kısmınıi yani gömleğini ve ceketini giymiş, kravatını takmış bir şekilde televizyona çıkarak halka sesleniyor. Ancak altında pantolonu yerine mayosu var ve aslında sahilde.

TWITTER YIKILDI

Simpsons hayranları, Cruz’u eleştirmek için Simpsons karakteri Quimby’nin mayolu halinin yer aldığı video ve fotoğraflarını Twitter’da paylaşıyor. Bir kullanıcı, ‘Simpsonlar yine yaptı,’ yorumunda bulunurken, bir diğer sosyal medya kullanıcıs ise, "Simpsonlar Ted Cruz’u bile bildi, vay canına" notunu düştü.

Cruz’a gelince, eleştirilerin ardından Perşembe öğleden sonra Houston’a geri döndü ve eyaletin enerji krizinin ortasında tatil için Cancun’a uçtuğu için ‘pişman olduğunu’ söyledi. Ancak ‘sadece babalık yapmaya çalıştığı’ konusunda da ısrar etti.

Teksaslı Senatör, 10 ve 12 yaşındaki kızlarının Çarşamba günü kendisine arkadaşlarıyla Meksika’ya tatile gidip gidemeyeceklerini sorduğunu, bu nedenle eşiyle saatler sonra bir uçağa bindiğini iddia etti.

Houston’daki evine vardığında basına açıklama yaparken, "Bariz bir hataydı ve geriye dönüp baktığımda bunu tekrar yapmazdım" dedi. "Ben sadece baba olmaya çalışıyordum." diye ekledi

Simpsonlar, birçok kişinin, geleceği pek çok kez tahmin ettiğine inandığı için, uzun zamandır "çizgi filmlerin Nostradamus’u" olarak kabul ediliyor.

Bir sosyal medya kullanıcısı, dizinin 12. sezonun "The Computer Wore Menace Shoes" adlı bölümünde yer alan sahneyi fark etti. Bu sahne, Rusya’daki bir aşı merkezinin insanları koronavirüs aşısı yaptırmak için ücretsiz dondurmayla teşvikte bulunduğu planın yakın zamanda yayımlanan haberini öngörmüş gibi.

Twitter’da LonelyGoomba takma adını kullanan bir kişi, Rusya’da aşı olanlaradondurma ikram edilmesiyle, internet blog’u yazarak ünlü olan Homer Simpson’ın, kendisine şırıngalarla dolu bir kase dondurma verildiği sahnenin benzerlik taşıdığını fark ederek paylaşımda bulundu.

"Simpsonlar bir kez daha geleceği tahmin etti" diye yazan LonelyGoomba’nın bu tweet’i on binlerce kez paylaşıldı ve pek çok yorum aldı. Başka bir Twitter kullanıcısı, "Bunu yapmayı nasıl sürdürüyorlar? Bu bir tesadüf mü ya da yazarların zaman makineleri mi var, ne halt karıştırılıyor?" diye yazdı.

Bir diğer Twitter kullanıcısı ise, "The Computer Wore Menace Shoes" adını taşıyan bölümün kötü olmasına rağmen başarılı bir öngürüde bulunduğuna dikkat çekeren "Şimdiye kadarki en kötü bölümlerden biri doğru bir tahminde bulundu" ifadelerini kullandı.

YEMİN TÖRENİNDE ŞOK BENZERLİK

ABD Başkanı Joe Biden ve Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in yemin törenini izleyen Twitter kullanıcıları, tören sırasında Harris’in giydiği kıyafet ile Lisa Simpson tarafından The Simpson’ın ‘Bart to the Future’ bölümünde giyilen kıyafet arasındaki inanılmaz benzerliği fark ettiler.

Çizgi dizinin 11’inci sezonunun 17’nci bölümü olan ve ilk olarak 19 Mart 2000’de ABD’de yayınlanan ‘Bart to the Future’da, Lisa Simpson’ı Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak tasvir edilmişti.

Bu bölümde, Lisa boynunda bir dizi beyaz inci bulunan mor bir takım giymişti. Kürsüde konuşma yapan Lisa, kulağına da inci küpeler takmıştı.

Dün, dünyanın gözü önünde Başkan Yardımcısı olarak yemin eden Kamala Harris, Lisa’nınkine çok benzer mor bir ceket ve elbise kombinasyonu giymişti. Hatta görünüşü tamamlamak için basit bir inci kolye taktı.

TRUMP’A BİR DARBE DE SIMPSONS’DAN

Dizinin hayranları, son olarak ABD’deki son duruma dair kehanetinin tuttuğuna dikkat çekti. Son olarak ABD Başkanı Donald Trump’ın hesabının sosyal medya platformu Twitter tarafından askıya alınması, dünyada birinci gündem maddesi oldu ve sosyal medyada da bolca konuşuldu.

Bu durum, sosyal medya kullanıcılarının akıllarına, dizideki bir sahneyi getirdi. Bu sahnede, yatağında doğrulmuş ve sinirli bir ifadeyle elindeki telefona bakan Donald Trump’ın yanında, Adolf Hitler imzalı bir kitap duruyor.

20 OCAK DETAYI

Öte yandan, ABD’de "iç savaş 2021" etketiyle atılan tweet’lerde, Simpsonlar dizisinde 20 Ocak 2021’de Homer Simpson’ın bir evin çatısında elinde silahla beklediği hali paylaşılmıştı. 20 Ocak ayrıca Trump’ın başkanlığı Joe Biden’a teslim ettiği gün. Simpsons’ın bu tahmini ise başarılı olmadı, 20 Ocak 2021 olaysız geçti.

Ayrıca Kongre binasına giren, üstü çıplak, kafasında bir miğfer olan göstericinin görüntüsü ile yine Sipmsonlar’da üzerinde "Vali" yazan bir kuşak taşıyan miğferli adamın yan yana görüntüsü, sosyal medyada en çok paylaşılan görseller arasına girdi.

Sosyal medyada en çok paylaşılan görsellerden bir diğeri de Kongre binasına giren yağmacılardan kürsü çalan adamın fotoğrafı ile Homer Sipmson’ın heykel çaldığı sahneden bir kare oldu.

SİNEMA FİLMİNDE DE BİLDİLER

Dizinin hayranlarının farkına vardığı bir diğer kehanet, The Simpsons Movie adlı sinema filminde yer alıyordu.

Gösterime girdiğinde hayranlarının sinema salonlarına akın ettiği filmde, ünlü ailenin yaşadığı yer olan Springfield’in üzerine devasa bir cam kubbe indiriliyor.

Ünlü çizgi dizinin hayranları, bu kubbeyi, Birleşik Krallık’ta kentten kente uygulanan kademeli kısıtlamalara benzetti.

Birleşik Krallık şu anda koronavirüs kriziyle mücadele etemk üzere bölümlere ayrılmış bir sistem altındadır ve virüs nedeniyle farklı seviyelerde ‘risk’ olarak sınıflandırılmış ayrı parçalar görülüyor.

Kurallara göre, dördüncü risk seviyesinde bulunan kentler, buradan ayrılamıyor ve diğer kentlere seyahat edemiyor.

ŞEHRİN TEPESİNE KUBBE İNDİ

The Simpsons Movie’de ise hükümet, Springfield’in tepesine bir kubbe indirerek, kasabanın sakinlerini orayı terk etmemeleri için içeri hapsediyor.

Bu olay, Homer Simpson’ın kasabadaki gölü domuz dışkısıyla kirlettiği ve Çevre Koruma Ajansı’nı kirli bölgeyi karantinaya almak zorunda bıraktığı için gerçekleşiyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın koronavirüse yakalandığını duyurması, bazı gerçek olayları önceden tahmin eden ABD’nin en uzun soluklu dizisi Simpsonlar’daki ölüm sahnesini akıllara getirmişti.

Dizinin daha önceki bölümlerinde Trump’ın ölümü işlenmiş, tarih olarak ise 27 Ağustos 2020 işaret edilmişti. Ancak ölüm tarihi olarak işaret edilen 27 Ağustos 2020’de Trump, 3 Kasım’da yapılacak 59. başkanlık seçimleri için aday gösterilmişti. Bu kehanet gerçekleşmese de diziyi sosyal medyada dünya gündeminde ilk sıralara taşımıştı.

BEYRUT PATLAMASI

Ağustos ayında Lübnan’ın başkenti Lübnan’da gerçekleşen korkunç patlamanın ardından, Sipmsons yine tüm dünyada konuşulmuştu.

Daha önce tsunami, Donald Trump’ın başkan seçilmesi, 11 Eylül ikiz kuleler saldırısı, Çin’den dünyaya bulaşan koronavirüs gibi olayları yıllar önce yayınlayan Simpsonlar dizisinde Beyrut patlamasının benzeri yayınlanmıştı.

Büyük bir patlama sonucunda liman yakınında yerde oluşan mantar şeklindeki bulutun her yere yayıldığı görülmüştü. Benzer görüntüler yine Sipmsons’ın bir bölümünde de yayınlanmıştı.

Simpsons hayranları Beyrut patlamasının ardından bu görüntüleri paylaşmıştı.

Dizinin hayranları, Çin’in Wuhan kenti yerine Japonya’dan yayılan bir virüsten söz etmesiyle Simpsonlar’ın 27 yıl önce koronavirüsü de tahmin ettiğini düşünüyor.

Dizinin 1993’te yayınlanan bir bölümünde, Japonya’dan yayılan Osaka Flu adlı virüsten söz ediliyor.

Japonya’da meyve suyu işçileri paketleme yaparken, işçilerden biri, “Müdüre grip olduğumu söyleme lütfen” diyor ve sonra kutunun içine öksürüyor. Böylece virüs, kutuyla birlikte ABD’ye taşınıyor. Ülkede pek çok kişi hastalanıyor.

19 Mart 2000 tarihinde yayınlanan bölümde, Trump’tan ‘ABD eski Başkanı’ olarak bahsedilmişti. Trump bu bölümün yayınlanmasından yıllar sonra 2016’da ABD Başkanı seçildi ve göreve başladı.

Akıllı telefonlar henüz icat edilmemişken, The Simpsons’ın 1994 yılında yayınlanan Lisa on Ice bölümünde dokunmatik telefon görülümüştü. Logo da ise şu an günümüz teknolojilerini kasıp kavuran apple şirketinin ‘elma’ şekli bulunuyordu.

1993’teki bir bölümde ise duvardaki tabloda ikiz kulelere benzer bir yapının dumanlar altında olduğu görülüyor.

KIBRIS DOSYASI /// HÜSEYİN MÜMTAZ : KIBRIS’TA CASUSLAR VARMIŞ


HÜSEYİN MÜMTAZ : KIBRIS’TA CASUSLAR VARMIŞ

Kaç zamandır Kıbrıs’ı yazayım diyorum ama neresinden başlayacağımı bir türlü kestiremiyorum.
Bir ay kadar önce İstanbul’a giden bir dostum adaya dönünce telefon etti, “Nijeryalıları görünce Girne’de olduğumu anladım” dedi.
Girit açıklarında olan 6.4 büyüklüğünde deprem Kıbrıs’ta da hissedildi, Tatar hemen Anastiadis’i aradı, geçmiş olsun dedi.
Başbakan Sucuoğlu AB fonuyla Türksat uydusundan yayın yapan Rumcu TV’nin her gün Türkiye’ye söven programcısı ile programa çıktı.
Bağımsızlığı değil Birleşik Federal Kıbrıs’ı savunan; 2004 yılında Rum tarafından AP adayı olan ve Annan planına “evet” diyen Hasgüler, Serdar’ın eski, Ataoğlu’nun yeni partisi DP’den aday yapıldı.
Bakan Amcaoğlu, Rum yanlısı eski Cumhurbaşkanı Akıncı’nın eşi Meral Akıncı’nın başkanlığını yaptığı ve AB tarafından fonlanan KAYAD adlı dernekle 3 yıllık protokol imzaladı.
Buna göre AB’ın bugüne dek milyonlarca euro akıtarak fonladığı ve BİRLEŞİK FEDERAL KIBRIS kurma hedefi olan bu dernek, okullarımızda çocuklarımıza TOPLUMSAL CİNSİYET ADALETİ/FARKINDALIĞI dersi dahil “bazı konularda” dersler verecek.
Yâni okullarda AB’nin finanse ettiği LGBT (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transeksüel) projesi okutulacak.
Aynı protokolü DP’li Çalışma Bakanı da imzalamış.
Bu konuda “dersler” veriliyor ama “KIBRIS TÜRK MÜCADELE TARİHİ” okutulmuyor.
Bakın Sabahattin İsmail, Facebook’tan Beratlı’nın hangi dediklerini aktarıyor:
“Sabahattin İsmail, bu konuda sustum konuşmadım…
Yıllardır bu memleketin üniversitelerinde ‘Kıbrıs Türk Mücadele Tarihi dersi mecburi ders olmalıdır’ diye bağırıp duruyorum.
Şu memlekette (EOKA’CI) Markos Dragos’u özgürlük kahramanı, (EOKA’CI) Afksentiu’yu antiemperyalist mücadeleci sanan tipler türedi.
EOKA’yı temize çıkarmaya çalışan, Türkçe konuşan tipler ortaya çıktı.
Sonunda 5 üniversite hocası ( Mehmet Balyemez, Ulvi Keser, Ata Atun, İhsan Tayhani ve ben) bir muhtıra yazıp bu “milli” eğitim bakanına ( OLGUN AMCAOĞLU) başvurduk.
YÖK ve Türk Tarih Kurumu’nun desteğini de alıp, bildirdik kendisine…
Yanına giden arkadaşlara (ben gitmedim Corona bulaştırır diye korkarım kendisinden) “Haaa” demiş, “eyya, lûzumdur”… (Tanık: Doç. Dr. M. Balyemez… Bir sene geçti, tık yok… Ben de Cumhurbaşkanı ile görüştüm…
Halâ tık yok…
Gidiyor, AB fonlu derneklerle görüşüp, liselere ‘…elik’ dersi koydurma protokolu yapıyor…
Ben milliyetçi değilim… Sadece bir Kıbrıslı Türk’üm…
Bu milliyetçi mi? Konuşturmayın beni…”
Ben de “Kıbrıs Türkü’nün ma’şeri vicdanı” Beratlı’nın bu dönemde neden lafların etrafından dolandığını, etliye sütlüye karışmayıp “Erik dalı gevrektir, aman basmaya değmez” türküsü dinlediğini; tam seçime giderken nasıl olup da çayda çıra oynayıp yemek tarifleri ile vakit geçirdiğini merak edip duruyordum.
Meğer öyle değilmiş, hazret sanal âlemde makamında oturuyormuş.
Her “milliyetçinin” de “çakma milliyetçi” olmadığını en iyi Beratlı bilir.
Kıbrıs’ta sağlık hizmetleri öteden beri felâkettir.
Çalışan yahut emekli olsun olmasın sigortalı her vatandaş…hastaysa, eğer gözü de yeterince karaysa gider sabah altıda devlet hastahanesinde sıraya girer… Muhtemelen öğleden sonra muayene olup reçetesini yazdırır, hastahanenin eczanesine iner, ilacı büyük bir ihtimalle yoktur, dışardan parayla ilacını alır. Yâni reçetede yazan ilaç parayla alınır.
Kolayı, “özele” gitmektir. İlaca zaten para verilecekse doktor parası da ne ola ki!
Hâl böyleyken…
Sağlık çalışanları greve gitmiş…
Ebe–hemşire ve doktorlar dahil.
Doktorlar poliklinikte hasta bakmıyorlarmış… “Poliklinikte”… Ama akşama özelde elbette “bakarlar”.
Tıp-İş Başkanı diyor ki; “Sağlık Bakanı randevu taleplerimize kulak tıkıyor”.
Bakan cevap veriyor; “İçimizde casuslar var”…
Afrika dahil doktorların grev yaptığı bir ülke hatırlıyor musunuz?
Doktorlar “sendikalı”, düşünebiliyor musunuz?
Ha bu arada simit de 10 lira, yazıyla on tele olmuş. Yâni geçerli para birimi olan bir sterline iki simit bile alamıyorsunuz…
Geliyoruz Gemikonağına dikilmesi düşünülen BEREKETÇİ anıtına…
Sonuna kadar destekliyorum.
Ama “KIBRIS TÜRK MÜCADELE TARİHİ” okumayan nesillere sorun bakalım, “BEREKET” ne, “BEREKETÇİLER” kimler?
Casuslara da dikkat edin.
“Ey ya…lüzumdur”.

12 Ocak 2022

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI : Tarikat okulları ve yurtları kamulaştırılsın


Tarikat okulları ve yurtları kamulaştırılsın

1977 yılında İşçi Partisi "Devrim Kanunları Uygulansın, Tarikat Okulları ve Yurtları Kamulaştırılsın" kampanyası başlatmıştı.

O kampanya, İşçi Partisi’nin devamı olan Vatan Partisi Programında devam ettiriliyor. Yalnızca tarikatlara değil, vakıflara ve özel kesime ait okul ve yurtlar da kamulaştırılacak.

Vatan Partisi Milli Hükûmet Programı Madde 71:

LİNK : https://vatanpartisi.org.tr/genel-merkez/temel-belgeler/milli-hukumet-programi-4126

Doğu Perinçek’in o konuşması : 1 dakika 23 saniye süreli video kaydı: LİNK : https://twitter.com/OncuGenclik/status/1481004162850697221

+++

Vatan Partisi Öncü Gençlik Genel Başkanı Barış Demiralay:

"FETÖ, uzun yıllar Işık Evleri benzeri yapılar üzerinden örgütlendi. Enes Kara kardeşimizin kaldığı ev de Diyanet İşleri’nin hazırladığı "Tarikatlar Raporu"nda belirtildiği gibi, FETÖ’ye yakın bir tarikatın evi durumunda"

1 dakika 18 saniye süreli video kaydı : LİNK : https://twitter.com/OncuGenclik/status/1481265483609485314

KAYNAK YAYINLARI

"Sadece yurtlar değil, tarikatlara ait öğrenci evlerine de müdahale edilmelidir."

LİNK : https://twitter.com/genclikbirligi/status/1480910993177948166

Geniş bilgi için bakınız : Diyanet’in gizli Tarikatlar Raporu

LİNK : https://aliserdarbolat.blogspot.com/2019/08/diyanetin-gizli-tarikatlar-raporu.html

+++

Aydınlık

@AydinlikGazete

Devlet yurtlarının kapasitesi 703 bin. 3,5 öğrenciye bir yatak düşüyor. Özel, vakıf ve dernek yurdu kapasitesi 363 bin. Bunun da yarısı boş. Tarikat yurtlarında artan intihar, cinayet, yangın olayları devlet müdahalesini zorunlu kılıyor. İşte acil alınması gereken önlemler.

LİNK : https://aydinlik.com.tr/haber/gencleri-tarikatlarin-pencesinden-boyle-kurtaririz-271486

+++

Gerçek Gündem

@gercekgundem

Ali Babacan: “Gencecik Enes’in ardından şunlar bunlar kapatılsın diyorlar. Kapatmak dışında çözüm önerisi yok mu bu memlekette ya?”

ÖS 3:28 · 12 Oca 2022·Twitter for iPhone

23 saniye süreli video kaydı : LİNK : https://twitter.com/gercekgundem/status/1481241563359502339

Barış Demiralay

@demiralaybaris

FETÖ’nün siyasi ayağı Ali Babacan’ın tarikat yurtlarının kapatılmasına karşı çıkması çok normal. Keza CHP ve İYİ Parti ile birlikte FETÖ’nün yurtlarını yeniden açmayı misyon edindiler. Ayrıca kapatmayacağız, kamulaştıracağız. Siz mandacılar bunu da anlamazsınız.

ÖS 7:41 · 12 Oca 2022·Twitter for iPhone

+++

fatih portakal

@fatihportakal

Tarikatlar ya da cemaatler kapansın veya yasaklansın demek ülke gerçekliğiyle uyuşmayan bir sey.Yeraltına mı indireceksiniz? Daha büyük tehlike!Bu iktidar değil, sonrasında gelecek olan da yapamaz.Sadece boş bir sözden ibaret. Önemli olan kurumlar olarak denetimlerini yapabilmek.

ÖS 4:20 · 12 Oca 2022·Twitter for iPhone

+++

İYİ Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu tarikat yurtlarını savundu :

35 saniye süreli video kaydı:

LİNK : https://twitter.com/AydinlikGazete/status/1481351239170408455

Aydınlık

@AydinlikGazete

İYİ Partili Yavuz Ağıralioğlu tarikatları böyle korudu: "Kinini garezini kötü bir örnek üzerinden boca etmek isteyen bir heves var"

ÖS 10:43 · 12 Oca 2022·Twitter for Advertisers.

+++

Kılıçdaroğlu "Tarikat yurtları kapatılsın" diyemedi. "Paylaşacağımız içeriklerde sorumlu davranmak zorundayız. Bana kızanları anlıyorum ama etik sebeplerden dolayı paylaşım yapmayacağım" diye tvit attı. Lafı evirdi çevirdi, kıvırdı, "Şikayetleri biliyoruz, iktidara gelince halledeceğiz" gibi şeyler söyledi.


Bu neyin sorumluluğu idi? Etik sebepler neydi?

Demokrasi mücadelesi veriyor ya Millet İttifakı, işte o mücadeleye önemli katkıları olanlara karşı sorumluluk.

Kılıçdaroğlu:

(Yeni Asya’nın) demokrasi mücadelesine önemli katkıları var.

Akşener:

(Yeni Asya), meşveret ürünü Risale-i Nur’un matbuattaki dili

FETÖ kızar, yeni FETÖ olmaya çalışanlar üzülür, değil mi ya ?

Aslında bu mesaj ABD’ye:

Vatan Partisi Genel Sayman Vekili Yıldırım Gençer:

"Kılıçdaroğlu’ndan tarikatları kınamasını beklemek abes. Bölücülük ve gericilik bir madalyonun iki yüzü gibidir. ABD emperyalizmi tarafından Türkiye’ye dayatılan programdır.

Seyit Rıza anması yapanlar tarikatlara kınama değil teşekkür yayınlar.

CHP’nin hedefi cemaatleri yeniden iktidar yapmak. ZAMAN ve Samanyolu önündeki çırpınışlarını hepimiz hatırlıyoruz.

KHK’lıları yeniden göreve getireceğim diyen de CHP değil mi? Kim bu KHK’lılar? FETÖ’cü ve PKK’lı müritler.

CHP’nin bugünkü programı, tarikatlara özgürlüktür."

+++

İmamoğlu da yandan çarklı konuştu.

O da tarikatların desteğini aldı. Özellikle PKK yandaşı mollaların. Seçim öncesi Kürt melelerle görüşmesi Barzani’nin yayın organında haber olunca, bunların Barzanici olduğunu düşünmüştük. Ama gördük ki, İBB’ye yerleştirdiği bu kişiler meğer PKK yandaşı DİAYDER (Din Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) üyesi imiş.

Geniş bilgi için bakınız:

Vatan Partisi niçin İBB seçimine katılıyor?

LİNK : https://aliserdarbolat.blogspot.com/2019/05/vatan-partisi-nicin-ibb-secimine-katlyor.html

Doğu Perinçek, Silivri’den tahliye olduğu gün açıklamıştı:

Cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız

6 dakika süreli video kaydı:

LİNK : https://aliserdarbolat.blogspot.com/2014/03/cemaatlerin-tarikatlarn-kokunu-kazyacagz_8.html

+++

Okuma parçası:

LİNK : https://twitter.com/azeryadigar/status/1481171711005544450

umar karatepe

@azeryadigar

#EnesKara‘nın babasının bağlı olduğu cemaatin liderinin kızı da yaşamına son vermişti. Ailesini reddederek kaçmış ve maalesef tutunamamıştı. Nereden mi biliyorum? Reddettiği ismiyle Vildan Kutlular’ın, arkadaşım Pelin’in yaşam mücadelesinin tanığıyım.

Pelin ailesinin ve cemaatin baskılarını reddederek evden ayrılmıştı. Ve maalesef sığınabileceği, ona destek olacak bir devlet, bir "kamu" yoktu. "Yakalanırsam geri gönderirler" diye ismini gizlerdi. Öyle ki onun Vildan Kutlular olduğunu ölümünden sonra öğrendi çoğunluk

+++

DİĞER ÖYKÜLER DOSYASI : ÜNLÜ EDEBİYATÇI CAHİT SITKI TARANCIDAN BİR ANI


Cahit Sıtkı askerliğini yedek subay olarak yapmak üzere birliğine gider. O yıllarda yedek subay sayısı az olduğundan her yedek subaya emir eri verilmektedir.

Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini ister. Sırayla isimlere bakmaktadır bir isim dikkatini çeker. Abbas oğlu Abbas. Sakat çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas. Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister.

Öğle saatlerinde kapı çalınır. Karşısında civan mert yiğit biri selam çakıp;

-Abbas oğlu Abbas Emret komutan! der.

Aralarında söyle bir konuşma geçer.

-Nerelisin?

-Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.

-Sen benim emir erim olur musun?

-Sen bilir komutan!

Askere eşyalarını toplamasını ister ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını ister. Zamanla askerin zekiliği sıcakkanlılığından etkilenir.

Abbas her sabah erkenden kalkar Cahit Sıtkı ‘ ya kahvaltı hazırlar. Öğle yemeğini sormadan hazırlar. Tüm ihtiyaçlarını karşıdan bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir. Erkenden kalkıp Cahit Sıtkı ‘ nın kıyafetlerini ütüler hazırlar ve evin temizliğini yapar. Akşamları olunca Cahit Sıtkı ‘ nın sevdiği yemek ve mezeleri hazırlar.

Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşur. Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz yürekten etkilenmiştir Cahit Sıtkı…

Zaman zaman karşısına alıp dertleşir ve bu Anadolu çocuğunun ruhunda gizli şeyleri keşfeder…

Akşamları rakı sofrası kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar Abbas… Aralarındaki duygu bağları güçlenir. Böyle bir keyif geçesi akşamında alkollü Cahit Sıtkı sorar;

-Sen İstanbul ‘ u bilir misin Abbas?

-Bilir komutan.

-Orda bir Beşiktaş var bilir misin?

-Bilir komutan! Ben orda acemi birlikteydim.

-Orda benim bir sevgilim var. Sen bana kaçırıp onu getirir misin?

-Elbet komutan!

Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki. Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş, tıraş olmuş hazırlanmış.

Cahit Sıtkı sorar;

-Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?

-Ben istanbul ‘a gidecek komutan!

-Ne yapacaksın sen İstanbul ‘da?

-Sen söyledi bana. Ben gidecek sana Sevgiliyi getirecek!

Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı…

Fakat bu mert askerin, yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyeti ve sıcaklığından duygulanır.

Akşam olur. Ağaç altında rakı sofrası kurdurur ve Abbas ‘ı karşısına oturtur. Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kaleme döker!……

***

Haydi abbas, vakit tamam;

Akşam diyordun işte oldu akşam.

Kur bakalım çilingir soframızı;

Dinsin artık bu kalp ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun;

Tam kenarında havuzun.

Aya haber Sal çıksın bu gece;

Görünsün şöyle gönlümce.

Bas kırbacı sihirli seccadeye,

Göster hükmettiğini mesafeye

Ve zamana.

Katıp tozu dumanı,

Var git,

Böyle ferman etti Cahit,

Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş ‘ tan;

Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan