ANALİZ /// Prof. Dr. İbrahim Ortaş : Kent Merkezindeki Marketin Önündeki Torbadan Ceviz Hırsızlığı Yapan Karganın Öğrettiği


Prof. Dr. İbrahim Ortaş : Kent Merkezindeki Marketin Önündeki Torbadan Ceviz Hırsızlığı Yapan Karganın Öğrettiği

E-POSTA : iortas

Sosyal medyada bir marketin önünde satışa sunulan plastik torbalara paketlenmiş cevizler görüntüleniyor. Bir anda bir karga gelip gagasıyla torbayı yırtıyor ve bir ceviz alıp gidiyor. Bir süre sonra başka kargalar da geliyorlar, benzer şekilde birer ceviz alıp gidiyorlar.

Kargaların zekâsı hep ilgi çekmiştir. Çaldıkları cevizin içini çıkarmak için yüksekten bırakarak kırılmasını sağlıyor ve sonra da içi alıp besleniyorlar.

Paylaşımın yapıldığı ortamın altındaki ifade ilginç: “Ceviz Hırsızı Kargalar”. Evet, olay nereden baktığınıza bağlı. Market sahibine göre hırsız karga cevizlerin plastik paketini yırttı, standart paketler bozuldu. Karga cevizleri çalmakla kalmadı, yeniden paketleme için de iş çıkardı. Bir başka pencereden bakınca karga da bir can ve onun da yaşama hakkı var. Yaşamak için de doğası gereği ihtiyacı kadarını yemek zorunda.

Doğanın bir gerçeği olarak, karganın beslenmek amacıyla, kimseye aldırmadan cevizleri alıp gitmesi kayıt altına alınmıştı. Binlerce insanın yaşadığı kent merkezinde, korkusuzca marketin önündeki ceviz torbasını yırtıp ihtiyacı olan cevizi kapan karga, oldu hırsız karga. Evet, kargaların açıktan, kent merkezinde bir bakkalın ürünlerini alıp götürmeleri haber oldu. Muhtemelen kargalar o coğrafyada uzun zamandır yaşıyordu. Kentlerin büyümesi sonucu, hayvanların yaşam ve beslenme alanları insanların yaşam alanları arasında sıkıştı kaldı.

Bir pencereden bakılırsa, doğadaki canlılar beslenmek için kimseden izin almadan ihtiyaçları kadar gıdayı, belli ve zorlu mücadelelerle, temin etmektedirler. Diğer pencereye göre ise, karga başkasının ürününü aldığı için hırsız olarak nitelendiriliyor.

Ancak bu canlılar bizlerden farklı olarak sadece ihtiyaçları kadar alıyorlar. Bu hırsızlıkta derin bir öğretici bilgi okuyor ve görüyorum. İhtiyacı ve taşıyabileceği kadar ceviz alan karganın öğretisini çok önemsedim. Bu çerçevede karınlarını doyurmak için yaptıkları makul görülmek zorunda. Hayvanlar gıdalarını kendileri üretemedikleri ve hazırlayamadıkları için doğanın sunduğu olanakları en iyi şekilde değerlendirmek zorundadırlar. Ayrıca hayvanlar gıdaları hazmetme özellikleri nedeniyle de beslenmelerinde çok seçicidirler. Ne yiyebileceklerini çok iyi seçip öğrenebiliyorlar.

Ayrıca hayvanların çoğu ihtiyacı kadar gıda topluyor. Bazı canlılar özellikle karıncalar, arılar ve toprak altında yaşayan canlılar kışlık gıda biriktiriyorlar. Ancak bu canlılar ürettikleri ve tükettikleri ile doğaya dolaylı olarak katkıda bulunmaktadırlar. Belgesellerde çoğu zaman üzülerek izlediğimiz, etobur kedigillerin bir geyik, keçi veya başka bir hayvanı avlamasına dayanamıyoruz. Sürüye dalan büyük kediler sürüdeki en zayıf veya hasta olanı yakalayıp yiyorlar, ta ki bir sonra karınları acıkıncaya kadar. Ancak işin doğası öyle. Doğa kendi halinde iken canlılar azalmıyor, denge korunuyor.

Doğayı-Ekolojiyi Mutlaka Erken Dönemde Öğretmemiz Gerekiyor

Doğanın işleyişi eğitim yolu ile insanımıza kazandırılamadığı için, biz insanlar yaşamı çoğu zaman "ben merkezli" gözü ile değerlendiriyoruz, veya çıkarımıza yenik düşüyoruz. Doğayı ve ekolojiyi tam anlamadığımız için yanlış analizler yapıyoruz. Sebep-sonuç ilişkisi içinde yanlış analiz istenmedik sonuçları doğuruyor. Bu sarmalda, birçok konu ve nedenden dolayı da ciddi sorunlar yaşadığımızı düşünüyorum. Eğitimde çok erken dönemlerde ekolojik kavramlar öğrencilere fark ettirilip benimsetilseydi, sanırım daha paylaşımcı ve bencilikten kurtulmuş, empati yapıyor olurduk. Bugün ben merkezli yaşayan geniş bir insan topluluğu yaşıyor dünyamızda. Çoğunlukla da doğadan uzak, beton duvarlar arasında, gürültü ile atmosfere gaz salan araçlar ve işe yetişmeye çalışan insanların koşuşturmasından başka birşey görmeyen bir insan topluluğu, başka bir canlının canı olduğunu ve onun da gıda ihtiyacı olacağını nasıl fark edebilir. Geçimini sağlamak için iş bulmak amacı ile kırsaldan koparak kentlere yerleşen insanların gözü, yeni kapalı kent yaşamında, artık başka bir şeyi görmüyor. Eğitimin amacı olan farkındalık yaratmayı amacından çıkarıp çok para kazanmak, başkasını yönetecek konuma gelmek için, sınava dayalı bir yarışın içine soktuk öğrencilerimizi. Geçenlerde vefat eden Doğan Cüceloğlu hocamız analığının önemli bir “yaşamı anlama öğretisini” sıkça anlatıyordu : Doğan bey cocukluğunda bir serçeyi öldürmek ister. Analığı “yavrum onun da bir canı var, onun da bir annesi babası var der”. Doğan bey çok sonraları bu farkındalığı anladığını belirtir.

Evet her canlının yaşama hakkı vardır ve kutsaldır. Yeryüzü tek başına hiç kimseye değil,yaşayan her canlıya aittir. Karganın, kuşun, börtü böceğin, virüsün sınırı ve pasaportu yoktur. Biz insanlar gibi bir yerden bir yere gitmek için izne tabi değildirler. Pandemiden dolayı evden dışarı çıkmamıza bile müsaade edilmiyor, fakat biz çoğu zaman kendimizi doğanın efendisi sanıyoruz. Ancak hırsızlıkla suçlanan karga mı özgür, yoksa biz mi?

Doğada Canlılar Nesillerini Devam Ettirmek İçin Meyve-Tohum-Yumurta Üretir, Biz Ceviz Yiyelim Diye Ceviz Ağacı Ceviz Vermiyor !

Doğayı biraz daha derinden gözlediğimizde, kendi içinde bütünlüklü bir işleyişi ve dengesi olduğu anlaşılmaktadır. Aslında doğada kendiliğinden yetişen bir ceviz ağacı neslini devam ettirmek için meyva üretiyor. Ancak kendini o ceviz ağacının ve toprağın sahibi gören bir çiftçi-üretici ağacın cevizini malı olarak toplayıp pazarda satışa sundu. Ceviz ağacı ve hatta karga açısından, çiftçi vatandaş farkına varmadan, yerinde hareket edemeyen ağacın meyvesine el koymuş, hatta izin almadan hırsızlık yapmış gibi oldu. Aslında o ceviz ağacı insanlar ceviz yesin diye meyve üretmedi, ancak biz el koyduk ve para kazanmak için pazara taşıdık. Karga da karnını doyurmak için geldi, o meyvaları toplayan insanın cevizlerine sahip çıktı. Gerçekte olan doğada olması gerekendir. O karga cevizi sadece yemekle kalmıyor, aynı zamanda o ceviz ağacının daha geniş alanlara yayılmasına da destek olmuş oluyor. Kargaların bu hizmet karşılığı tükettikleri ceviz miktarının asla zarar verecek boyutta olmayacağını biliyoruz. Burada sadece ortam değişmiştir, aslında olan doğadaki ile aynıdır. Cevizi gören kargalar doğalarında olan bir davranışı tekrarlamışlardır ki bu da bilenler için hiç de şaşırtıcı olmamıştır.

Doğa Öğretisi Kendimizi Anlamamızı Sağladı

İnsanlık tarihi başında beri kendi doğal sosyolojinin ilkelerini “insan-doğa” ve “insan-insan ilişkisi” eksenlerine indirgemiştir. İnsan doğa ile ilişkisinde “algı-sezgi” ve “akıl-bilim önceliğinde” kurgulamasını sürdürerek ve/de geliştirerek doğayı ve yaslarını önemli ölçüde kavradı. Doğa anlaşıldıkça, doğa-insan ilişkisi daha çok analşılır oldu. Newton “Doğa okunacak en büyük kitaptır” diyordu. Albert Einstein da Newton için “Doğa onun için, harflerini çaba göstermeden, kolayca okuyabildiği açık bir kitaptı” demişti. Ne kadar önemli, doğayı okumak ve onu anlamak. Varlığını sürdürmek için gıda arayışındaki karganın ihtiayıcı olan bir cevizi alması, diğer tarafa doğanın kurallarının ötesinden tüm cevizleri toplayıp satan insanoğlu. Aslında doğayı anlamanın kendimizi anlamakla eşanlamlı olduğu da bir gerçektir. İnsanın bugün yaşadığı sorunların temelinde kişisel çıkarlarını doğannın ve kamunun çıkarlarının önüne almasından başka bir şey değildir. Bu bağlamda doğa ve ekoloji temelli yaşam çok öğretici olup bu tür paylaşımların geniş kitlelere ulaşmasını çok önemsediğimi vurgulamak istiyorum.

Özet olara; doğanın bu bağlamda bize öğretisi, her canlı bir başka canlıyı yiyerek varlığını devam etirmektedir. Milyonlarca yıllık canlı yaşamında doğadan veya hiçbir canlıdan izin alamdandoğanın sunduğu gidar ile beslendik. Diğer canlılarla nerdeyse besin elde etmede eşit koşullara sahiptik. Ta ki insan tarım yapana kadar ve diğer hayvanalrı evcilleştirene kadar. Bu aşamadan sonra doğadan ayrıcalıklı kıldık kendimizi. Diğer canlılar ihtiyacı kadarına el koyuyor, biz ise hepsine el koyuyoruz. Ekolojik dengenin dışına çıktık.

Sonuç olarak ekosistem gözü ile hırsız kim? Ceviz ağcının meyvelerin tümüne el koyup pazara sunan insan mı? Yoksa marketin önünde satışa sunulan çevizden yiyeceği kadarını alan karga mı? Yoksa hepimiz doğadaki her canlının varlığını sürürmek için üretiklerini çalan hırsızlar mıyız? Yoksa diğer canlılarda göremediğimiz benciliğin verdiği duygu ile herşeyi kendinde toplamak için gücü gücüne yetenin oluşturulduğu çarpık sosyolojide başkasına bir ceviz bile yetirmeyen bizlermiyiz?

NOT: Prof. Dr. Alaettin Taysun hocanın paylaştığı bir videodan esinlenilerek yazı kaleme alındı. Prof. Dr. Cengiz Darıcı hocam makaleyi okuyarak katkı koydular. Hocalarıma teşekkür ederim.

2 Mart 2021, Adana

Not: Sayın hocam, birçoğunuzun e-posta adresi bir şekilde makinemdeki adres defterime yerleşmiştir. Amacım kimsenin zamanını almak ve rahatsız etmek değildir. Hepimizin ortak sorununu bir şekilde dile getirmektir. E-posta bu bakımdan düşüncelerimizi kolay paylaşabildiğimiz bir ortam. Ancak peşinen eğer istenmeden e-posta aldıysanız özür dilerim. Eğer geri bildirimde bulunursanız listeden adresinizi hemen çıkarırım.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s