TSK DOSYASI /// Hüseyin Kuloğlu : Ordu olmadan barış, MEM olmadan güçlü ordu olmaz – ( BÖLÜM I VE II)


Hüseyin Kuloğlu : Ordu olmadan barış, MEM olmadan güçlü ordu olmaz – I

30 Ağustos’ta kutladığımız Zafer Bayramı’nda ve askerliğe ilk adımlarını atan Mehmetçiklerin yemin törenlerinde tören alanlarında veya büyük kışlaların, karargâhların önünden geçerken, "Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye" yazılarını sizler de görmüşsünüzdür. Güçlü bir Türk ordusu, Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü olduğunun delillerinden biridir. Güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti devleti olmadan da güçlü bir Türk ordusu olamaz. Güçlü devletten bahsederken ‘millî güç’ kavramının bütün unsurlarını kastediyorum. Siyasi güç, askeri güç, ekonomik güç, demografik güç (nüfus veya insan gücü de denilebilir), coğrafi güç, bilimsel ve teknolojik güç, psiko-sosyal ve kültürel güç milli gücü oluşturan unsurlardır.

Yakın zamana kadar Türk Silahlı Kuvvetleri, yeryüzündeki en caydırıcı ve etkin ordulardan birisi idi. Böyle olduğu için de bilimsel ve teknolojik gücümüz yeterli olmadığı halde, ekonomik gücümüz istediğimiz seviyede olmadığı halde bu noktalardaki açıklarımız pek göze batmıyordu. Üzerimizdeki kirli hesaplar dönüp dolaşıp Türk ordusuna takılıp kalıyordu. Ordusunu etkisiz hale getirmeden Türkiye’nin güçsüz düşürülemeyeceği, bölünüp parçalanamayacağı anlaşılmıştı. Bu sebeple Türk ordusunu zayıflatmak lazımdı. Orduyu küçültmek, itibarsızlaştırmak, ordu-millet bütünlüğünü bozmak, savunma ihtiyaçlarını karşılayamayacak derecede büyük ekonomik krizler çıkarmak, komuta kademesinde gruplaşmalar ve ihtilaflar çıkarmak, ordu ile siyaset arasına fitneler sokmak gibi yakın zamanda yaşadığımız bütün acı tecrübelerin sebebi budur.

90’lı yıllarda yol üstünde bir mola yerinde bir arkadaşım, yabancı uyruklu bir tır şoförüyle çay içerken şoförün Yunan vatandaşı olduğunu öğreniyor. Bizimki asıl kimliğini gizleyip, kendini Türkiye’de yaşayan bir azınlık gruptan biriymiş gibi tanıtıyor. Yunan şoför gayet memnun, sohbet ilerledikçe bizim arkadaşa güveni de artıyor. Hele bizimkisi Türkiye Cumhuriyeti’nden dert yanmaya, şikâyet etmeye başlayınca iyice zokayı yutup başlıyor içindeki zehri kusmaya. Yok efendim şöyle olsa Türkiye boyunun ölçüsünü alır, filan devletler anlaşıp böyle yapsa Türkiye kuzu gibi olur… Lafın sonunda Yunan şoför diyor ki; "Mümkün olmadı, çünkü Türk ordusu var, Türk ordusu çok güçlü." Bu Yunan şoförün de onun gibi düşünen başkalarının da tek kaygısı Türk ordusu. Ordu olmasa veya zayıf olsa, demek ki bizi el birliği ile bir kaşık suda boğacaklar.

O yıllarda Türk ordusunun sadece kara gücü, bir milyona yakın mevcudu ile korku salıyor, halk ordusunu seviyor, güveniyordu. Kurtuluş Savaşı’nı kazanarak vatanı işgalden kurtarmış; canına, malına, namusuna saldıranları perişan etmiş Türk ordusu, Kıbrıs’ta soydaşlarını soykırımdan kurtarmış, 12 Eylül’de bir gecede ideolojik ayrılıklar nedeniyle dökülen kanı durdurup, anarşi ve terörün yerine asayişi, huzur ve güveni yeniden tesis etmiş, PKK bölücü terör örgütüne dünyayı dar etmiş, Kore ve Bosna başta olmak üzere, barış ve insanlık adına dünyanın dört bir yanında yerine getirdiği görevlerdeki tutum ve davranışlarıyla milletimizin güzel ahlakını ve asaletini öylesine güzel temsil etmiş ki, o yerlerdeki insanların güvenini, takdirini ve sevgisini kazanmakla kalmamış; hayran bırakmış.

Şimdi de Türk Silahlı Kuvvetleri fedakârca ve kahramanca verilen görevleri yapıyor. Çok katkı sağlayan tamamen yerli ve milli üretimimiz olan İHA ve SİHA gibi modern silahlara sahip. Belli bir süreyle kullanma şartıyla hibe edilmiş olan Amerikan silahlarının kamburlarından kurtulmuş. Başka daha pek çok kazanımlar da var.

Gelin görün ki bunlar Ege’de bize ait olan ada, adacık, kayalık statüsündeki 23 parça vatan toprağının Yunanistan tarafından işgalini engelleyememiş. Zorunlu askerlik hizmetinin 18 aydan 6 aya indirilmesi ile mevcut Mehmetçiklerinin üçte ikisinden vazgeçerek sayısal anlamda ordumuzun küçülmesi midir Yunan’a cesaret veren? Yoksa aynı anda Suriye, Irak, Libya, Afganistan ve diğer ülkelerde yürüttüğü askeri faaliyetlerin, yurt içinde sürdürdüğü terörle mücadelenin, Türkiye’nin altından kalkamayacağı kadar büyük boyutlarda olduğu yanılgısı mıdır? Türkiye’nin, parasıyla bile modern savaş uçağını tedarik edemez duruma gelmesi midir? Parasını verip aldığı S-400 hava savunma sistemlerini bir türlü aktif hale getirmemiş olması mıdır? Ya da Doğu Akdeniz ve Ege’de Yunanistan’ın arkasına aldığı AB ve ABD desteği midir? Bu ülkelerle yaptığı ortak tatbikatların verdiği güven midir? Ülkesinde mevcut olanlara ilave olarak Selanik’te yeni açılacak ABD üssü ve Türkiye sınırının hemen dibinde PYD-YPG işgal bölgesinde ABD’nin kurmakta olduğu askeri üs müdür? ABD’nin Türkiye’ye yönelik olarak uyguladığı düşman ülke yaptırımları veya ikide bir AB’de gündem edilen başka yaptırımlar mıdır? 28 Şubat sürecinde, malum kesim tarafından vurulan ‘dinsiz ordu’ damgasının etkisiyle, Türk halkının ordusuna güvenini, sevgisini yitirdiğini, ordunun halk desteğini kaybettiğini zannetmesi midir? FETÖ kumpasları ile Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine düzenlenen Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının tam silinemeyen izleri ve 15 Temmuz kalkışmasının doğurmaya çalıştığı habis algı mıdır?

Milli meselelerde gösterilecek zafiyet, başka zafiyetleri tetikler. İş bir tek Yunan ile de sınırlı kalmaz, başkalarının da iştahını kabartır.

Demek ki "ordunun küçülmesi lazım, ekonomiye çok büyük yük oluyor, zaten ardı ardına krizler yaşıyoruz, üstelik NATO varken bunca asker beslemek doğru mu" kabilinden yazılıp çizilenler, pek o kadar da kendiliğinden akıllara gelen düşünceler değilmiş. Stratejist, güvenlik uzmanı, araştırmacı, bilim adamı gibi etiketlerle makaleler kaleme alan, seminerler konferanslar veren, medyada boy gösteren, gazetelere sütunlarca yazı yazanların hepsi de masum ve iyi niyetli değilmiş. AB’ye gireceğiz diye, önü arkası iyice hesaplanmadan bir gecede çıkarılan kanunlarla yapılan düzenlemeler de pek hayrımıza değilmiş. AB, ABD ve NATO tavsiyeleri bizim faydamıza bir netice vermiyormuş.

Hüseyin Kuloğlu : Ordu olmadan barış, MEM olmadan güçlü ordu olmaz – II

Dünkü yazımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Aklıma Prof. Dr. Haydar Baş’ın sözleri geliyor. "ABD’nin güçlüymüş gibi görünmesini sağlayan ABD’nin ordusudur. Obama da bu gücüne güvenerek tüm dünyaya caka satıyor. ABD’nin kendi toprakları dışında üç yüzden fazla askerî üssü var. Bunlar olmasa, Obama’yı hanımı bile dinlemez."

Öyleyse bizim dış ülkelerin ve yabancı uzmanların önerilerine göre değil, kendi milli menfaatlerimize göre politikalar üretmemiz lazım. Başka ülke veya birlikteliklerin, uluslararası kuruluşların yaptırımları, dayatmaları, baskıları, talimatları, ültimatomları, ayar veren mektupları ya da vaatleriyle hareket etmememiz lazım. Bağımsız hareket etmemiz lazım.

Bağımsız olabilmek için önce güçlü olmak lazım. Günümüzde ekonomik güç, milli güç unsurlarının merkezinde yer almaktadır. Her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Gazi Mustafa Kemal bu gerçeği, "Tam bağımsızlık, ancak mali bağımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan yoksun olunca, o devletin bütün hayat ışıklarında bağımsızlık felç olur" ve "Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner" sözleriyle pek güzel izah etmiştir. Hayatta iken uygulamış olduğu kendine has, kendi düşüncesinin ürünü olan ekonomi sistemi, devletçilik ilkesi, Türk mucizesini başarmanın anahtarı olmuştur.

Biz Atatürk’ün modelinden çok uzaklaştık. Onu anlayamadık, Atatürk’ten sonra devam ettiremedik. Farklı arayışlara sürüklendik. Atatürk modeli dışındaki iki sistem, komünist ve kapitalist ekonomi sistemleri, artık iflas etmiştir. Yer altı ve yer üstü bütün ekonomik kaynakları devreye koyan, senyoraj hakkını kullanarak milli para basılmasının önünü açan, millî para ile ticaret yapılmasının yolunu açan, adil gelir dağılımı, tam istihdam ve sürekli büyümeyle insanı paraya kul olmaktan kurtaran bir ekonomik modeli hayatımıza geçirmemizin zamanı geldi de geçiyor.

Bu modelin adı Millî Ekonomi Modeli’dir (MEM). "Benim ülkemde fakirlik suç sayılsın" diyen bir Oğuz Kağan, "Yeni Türkiye Devleti temellerini süngüyle değil, süngünün de dayandığı ekonomi ile kuracaktır. Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti bir ekonomi devleti olacaktır" diyen Atatürk, her ikisi de bugün Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’ni işaret ediyor. Türk tarihi bizi Milli Ekonomi Modeli’ne yönlendiriyor. Dünya tarihine kendi isimlerini de Türk ismini de altın harflerle yazdıranlar bize söylüyor, bu hak sese kulak verelim.

MEM uygulandığı takdirde öncelikle para sorunu ortadan kalkacaktır. Bilimsel, sosyal, kültürel, ekonomik alanlara bütün projeler için kaynak sağlanmış olacaktır. Karnı tok, sırtı pek olan insanın verimi de huzuru da nüfusu da artar. Devletine olan bağlılığı ve sevgisi güçlenir. Terör, kendine uygun ortam bulamaz.

Askerî alanda yarım kalan veya çok yavaş ilerleyen projelerimizin bir an önce hayata geçmesi de sadece ve sadece MEM ile mümkündür. MEM yürürlüğe girdiğinde millî savaş uçağı, milli tank, millî helikopter başta olmak üzere bütün savunma ihtiyaçlarımızın üretimi de temini de kolaylıkla yapılabilecektir. O zaman tam manasıyla güçlü, etkin ve caydırıcı bir orduya ve daha saygın bir devlete sahip oluruz. Ne ABD’nin ne de AB’nin yaptırımlarından çekincemiz kalır. Yunan ise, bırakın vatanımızın bazı parçalarını işgal etmeyi hayal etmeyi, balık tutarken bile, denize girerken bile tedirgin olmaktan kendini alamaz. Hiç kimse Türk ordusunu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni karşısına alıp barışı bozmaya, huzuru kaçırmaya cesaret edemez.

İşte MEM, işte güçlü ordu, işte güçlü devlet, işte barış!

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s