MEDYA DOSYASI : Lûbe Ayar ile Mehmet Eymür görüşmesini konuştuk… Kim bu MİT’çi gazet eciler ???


Lûbe Ayar ile Mehmet Eymür görüşmesini konuştuk… Kim bu MİT’çi gazeteciler ???

Sosyal medyada, Mehmet Eymür ile görüşmesini aktaran Lûbe Ayar, Fatih Altaylı ve medya hakkında önemli bir tartışmanın fitilini ateşledi. Lûbe Ayar, yaşananları Gerçek Gündem’e anlattı.

9 Kasım 2021

Gazeteci Lûbe Ayar’ın sosyal medya hesabında daha önce kendisine ulaşan eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür ile arasında geçen konuşmayı açıklamasıyla Türkiye gündemi kısa sürede değişti.

Lûbe Ayar, yaptığı paylaşımda Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Kontrterör Eski Daire Başkanı Mehmet Eymür’ün kendisine aktardığı ifadelere yer verdi. Açıklamada Ayar’ın Habertürk Gazetesi’nde işten çıkartılması hakkında çarpıcı iddialar bulunuyordu.

Ayar’ın aktardığına göre Ankara’da gerçekleşen ve medyayı derinden sarsan görüşmede Mehmet Eymür’ün ifadeleri şöyle oldu: “Mikdat Alpay, Fatih Altaylı’yı Ankara’ya çağırmış ve senin kovulmanı bizzat istemiş. Altaylı da ona şu cevabı vermiş; “Şimdi kovarsam anlar ve ortalığı da ayağa kaldırır, bana biraz zaman verin, onu bezdiririm kendisi istifa eder!”

Gazeteci Lûbe Ayar, Mehmet Eymür ile arasında geçen diyaloğu açıkladı! ‘Fatih Altaylı, Mikdat Alpay…’

Mikdat Alpay, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşar Yardımcılığı görevinden emekli olmuştu.

Gerçek Gündem’e iddialar hakkında konuşan Habertürk Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı ise "99’da gördüm son ben Mikdat Alpay’ı. Lûbe Ayar’ın işten ayrıldığı dönemde zannederim ki takip etmedim ama büyük ihtimalle emekliydi. Deli saçması bunlar hakikaten deli saçması. Belki bir hata etti. Niye ayrıldığını bile bilmiyorum. Niçin başkalarının adı geçmiyor da benim adım geçiyor. Lûbe Ayar’ı işten çıkaran da ben değilim. Oradaki muhabirlerin işten çıkarılmasına da karar veren ben değilim. … Mikdat Alpay MİT’te görevliyken medyaya brif vermişlerdi. Bütün medya yöneticilerini çağırmışlardı yıllar önce. 20 yıl kadar belki daha fazla 25 yıl önce. Kendisini o zaman gördüm: Bir de Öcalan röportajı yaptığım zaman beni davet ettiler." ifadelerini kullanmıştı

Lûbe Ayar’ın iddialarını Fatih Altaylı’ya sorduk: Mikdat Alpay’ı 1-2 kere gördüm, Eymür neden Sudi Özkan’ın korumalığını yapmış?

Lûbe Ayar’ın Eymür ile yaptığı görüşmeyi aktarması ve MİT’çi gazeteciler hakkında iddialar medyadaki ilişkiler ağı hakkında yeni bir tartışma başlattı. Medya-MİT ilişkileri hakkında Mehmet Eymür’ün anlattıklarını, Habertürk’ten çıkartılması üzerine yaşadıklarını Lûbe Ayar ile konuştuk.

"ORADAN GİTMEMİ İSTEDİĞİNİ TAVIRLARIYLA ORTAYA KOYDU"

Habertürk’te işten çıkartılma süreciniz nasıl oldu? Bu süreçte neler yaşadınız ve süreç nasıl sonuçlandı?

2009’da ayrıldım ben Habertürk’ten. 2007 gibi de başlamıştım. 2 yılı biraz aşkın bir süre çalıştım. Ağustos gibi ayrıldım. 2009 başında yaptığım bir haber vardı. "MİT’TEN MİT’ÇİYE BEL ALTI RAPOR" diye.

Doğrudan Fatih Altaylı’ya çalıştığım için -özel haberlerde çalışıyordum orada da Milliyet’teki gibi- kendisine sordum. Rapor ulaştı elime, bunu yayınlamak ister misiniz, diye?

O da tabii ki yayınlarım dedi ve yayınlandı. Onun onayı ile yayınlandı haber bütün gazetelerde olduğu gibi. Haberin ertesi günü beni çağırdı. Ankara’ya gittiğini, tesadüfen Mikdat Alpay ile karşılaştığını söyledi. Bu karşılaşmanın tesadüf ile olmayacağını düşünüyorum takdir edersiniz ki. Haberin kaynağını sordu bana yeniden. Bir gün önce de anlatmıştım zaten. Bir istihbarat değerlendirme toplantısı sırasında başbakana sunulduğunu, bu raporun ardından Mikdat Alpay’ın değil Şenkal Atasagun’un müsteşar olarak atandığını söyledim. Ama bunları yazmamanız gerekiyor; nereye sunulmuş, kaynağı nedir bunları siz bilin, dedim. Tabii, dedi.

Ertesi gün bunları aynen yazdı köşesinde. Zaten ilk görüşme talebim bundandı. Bende kalacak bir şeyi nasıl köşenizde yazarsınız, benim kaynağımı dolaylı olarak da işaret edersiniz diye. O günden itibaren hiçbir görüşme talebime dönmedi Fatih Bey.

O ana kadar hiçbir sorun yaşamıyoruz. 60-70 muhabiri içerisinde neredeyse en çok desteklediği isimlerden biriyim. Hatta herkesin içinde yaptığı bir toplantıda tüm ekibe hitaben "Lûbe, muhabirler arasından köşe yazarlığına yükselen ilk isim olacak aramızda. Göreceksiniz onun açtığı yoldan bir çok isim de gelecek" dedi. Bu kadar da iltifata mazhar oluyorum. Çünkü ben çok uzun zamandır zaten özel haber çalışan, yargı haberleri ile ses getiren iyi bir muhabirdim. O da sözde Habertürk’te habercilerin öne çıkacağı bir dönem başlayayacağını, Habertürk’ün çığır açacağını, muhabirlerin çağının başladığını falan söylüyor. Tabii yalan. Şu an orada gazete bile yok. Aylarca uğraştım, mesaj attın dönmedi. Asistanından randevu alıyorum mesela. "2’de Fatih Bey sizi bekliyor" diyorlar. Gidiyorum Fatih Bey yok. Çıkmış. Bu defalarca yaşandı. Benim açık bir şekilde oradan gitmemi istediğini tavırlarıyla ortaya koydu. Hiçbir haberim yayınlanmadı, hiçbir haberim gündeme dahi alınmamaya başlandı.

Beni bir ajans muhabirine dönüştürmeye çalıştılar. Ajans Habertürk kuruldu ki ben yıllardır özel haber çalışıyorum, hayatımda ajans muhabirliği de yapmadım zaten. Benim Ramazan Kurnaz’ın başına getirildiği Ajans Habertürk muhabiri olarak çalışmamı istediler. Kabul etmedim. Bu şekilde transfer olmadığımı ve bu şekilde çalışmayacağımı söyledim. İstifa da etmedim çünkü bir açıklama bekliyordum haklı olarak.

"BERLUSCONİ’NİN İTİBARINI SARSMAK İÇİN…"

Aylar sürdü bu. Sonunda ağustos gibi Fatih Altaylı’nın programına Berlusconi’nin birlikte olduğu bir kadın çıktı. O sırada İtalya Başbakanı Berlusconi bazı temaslar için Türkiye’deydi. Ben de gazeteye geldim Fatih Altaylı’nın maseratisinden gösterişli bir kadın iniyor. Kucağında onlarca gülle karşılanıyor falan.

Dediler ki; Berlusconi ile ilişkisini kitap haline getiren bir kadınmış. Bana escort kız olduğunu söylediler. Teke Tek’e çıkacak dediler. Ben de Fatih Altaylı’nın Teke Tek’inde bu ne alakası var diye düşündüm.

Dediler ki: Galiba Berlusconi Ciner grubunun yatırımlarına engel olmuş, bir şey olmuş İtalya’da. Hazır Berlusconi de İtalya’ya gelmişken adamın itibarını sarsmak içni böyle bir program yapıyor. İnanmadım bütün gün. Bütün bina da programı bekliyor. Kimse böyle bir şeyin olacağına inanamıyor. Hakikaten akşam 2-2 buçuk saat oturdu bununla. Berlusconi nelerden hoşlanıyor, nerede buluştunuz gibi aklınızın almayacağı saçmalıkların olduğu bir programı izledim. Çok da sinirlendim. Bu kişi benim yayın yönetmenim. Beni Milliyet’ten Habertürk’e transfer etmiş.

Aylarca yüzüme bakmıyor, görüşmeyi kabul etmiyor, haberlerimi yayınlamıyor. Ben onun lafıyla Milliyet gibi bir kurumu bırakmışım. O da benim hatam, kabul ediyorum. Ben de Fatih Bey’e biraz sinir bozucu bir mesaj attım. Ama daha önce de aramızda futbol ayağına çok abes mesajlaşmalar olurdu. Fenernahçe-Galatasaray kapışması oluyordu aramızda.

Zaten Fatih Bey rahat bir insandır. Daha önce çalıştığım yayın yönetmenleri gibi mesafeli soğuk biri değildi. Bizimle diyaloglarında daha sıcakkanlıydı.

Çok da kızgınım, artık gemileri yakma aşamasındayım. Ne olacaksa olsun noktasına geliyorsunuz o kadar zaman bekledikten sonra. "Umarım sizinle görüşmem için önce Berlusconi ile birlikte olmamı beklemiyorsunuzdur?" gibi bir şey yazdım. Cevap da beklemiyorum, ne yazarsam yazayım cevap gelmiyor zaten. Gene cevap gelmedi, sabah gazeteye gittim, herkes programı konuşuyor. "Bu nasıl bir rezillikti?" diye. Herkesin tek gündemi Teke Tek. Kahvaltı yapıyoruz, masada birkaç gazeteci arkadaşımız vardı. Ben de attığım mesajı söyledim, "Cevap vermedi, baya bir kızdı herhalde." dedim. Kahkahadan kırılıyor millet.

"BENİM HABERİM YOK"

Bu konuşma olurken Ramazan Kurnaz beni çağırdı. "Çıkışınız verilmiş. İnsan kaynaklarına gidiyorsun Lûbe" dedi. Ben de, "Bundan size ne? Ben size bağlı çalışmıyorum. Beni siz işe almadınız. Siz bana niye haber veriyorsunuz? Anlamadım." diye yanıtladım. "Bana söylediler." dedi. "Söylemeyin. Ben ulaşamıyorum. Açın bu gazetenin yayın yönetmenini, o söyleyecek bana bunu. " dedim. Çağıracak yüzüme söyleyecek nedeniyle beraber. "Ben o kısmını bilmem." dedi.

Sinirlendim, onun odasından çıktım. Yazı işleri katına. Bizim katla yazı işleri katı arasında 3-4 kat var. Tesadüfen karşılaşmak imkansız yazı işleriyle, yayın yönetmeniyle. Yukarı çıktım, ofisine, toplantı odasına baktım, birkaç oda gezdim. Yazı işleri katına indim. Emre Ergül’ün odasından sesini duydum çaycı çıkarken.

"Fatih Bey beni neden işten çıkarttınız?" dedim. "Benim haberim yok." dedi. Nasıl haberiniz yok? Siz bu gazetenin yayın yönetmeni değil misiniz? "Akşamki mesajıma mı kızdınız?" dedim. "Yok canım güldüm ona" dedi. "Bilmiyorum ben. Sen bir eve git, dinlen, yarın ben Ramazan’la (Ramazan Kurnaz) konuşurum.". "Ramazanla ne konuşacaksınız.Ben ona çalışmıyorum. Çalışmayacağım da." da. İki kez "Ramazan’la konuşurum" deyince, "Siz yalan söylüyorsunuz. Siz bana neden kovulduğumu söyleyecekseniz ben buradan gidiyorum." dedim.

Yazı işleri müdürü sakinleştirmeye çalıştı. Bir gazete düşünün ki yayın yönetmeninin haberi olmadan muhabir kovuyor. Kim kovuyor o zaman beni? Israrla "ben bilmiyorum." diyor. Şu anda da bilmiyorum diyor. Bunca yıllık gazeteci olarak soruyorum: Bir yayın yönetmeni muhabirinin neden kovulduğunu bilmezse ya orası gazete değildir ya da o adam yayın yönetmeni değildir. Bilinmeyecek, hatırlanmayacak bir şey değil. O zaman da inanmadım ben ona, şimdi de inanmadım. Yukarı çıktım insan kaynaklarına. Yazı işleri müdürleri "yapma, etme" diye çok ısrar ettiler. "Fırsat ayağıma gelmiş, 6 aydır burada muhattap bulamıyorum, madem çıkışım verilmiş, imzalayacağım. Defolup gideceğim. Bir daha da kapısından geçmeyeceğim. Yazıklar olsun size." dedim. Vurdum kapıyı çıktım. Böyle ayrıldım ben, bir daha da görmedim onu.

Aynı günün öğle saatlerinde çıkışım verilince tabii ki bu mesaj kulaktan kulağa yayıldı. Bir baktım ben daha eve varmadan medya sitelerine düşmüş "Lûbe Ayar’dan Fatih Altaylı’ya şok mesaj" diye. Gazeteciliğin handikaplarından biri.

Benim orada niyetim de laf sokmaktı. Ben 6 aydır konuşamıyorum, bu kadınla oturmuş 2 saattir konuşuyorum, demekti niyetim. Netice verdi. Oradaki işkence de bitmiş oldu. Çok sinsice bitmiş oldu. Fatih Altaylı’nın Mikdat Alpay’a dediği gibi zaman kazandı. Ben kovulduğumda tamamen o mesaj yüzüden kovulduğumu zannettim yıllarca. Mehmet Eymür’ün iddiasına göre baya oyalanmışım, MİT raporu nedeniyle kovulmuşum. Ben de bu iddiayı tutarlı buluyorum; inanıyorum bu iddiaya.

Mehmet Eymür: ‘Çiller değil, Ağar sorumluydu. Perinçek yabancı istihbaratların adamı’

"BEN YILLARCA İFTİRA OLDUĞUNU ANLATMAK ZORUNDA KALDIM"

"MİT’TEN MİT’ÇİYE BEL ALTI RAPOR" manşeti nedeniyle size ve Habertürk’e dava da açılmıştı. Yaşanan süreçte Fatih Altaylı’nın dün yaptığı açıklamaları nasıl yorumluyorsunuz?

Habertürk Gazetesi çok uzun ömürlü olmadı. O yayın hayatı boyunca yaptığı en iddialı 3 manşeti çıkarttım. Bir tanesi budur. Aynı gazetenin yayın yönetmeni de "bundan haberim yok" diyorsa hiç meslek adına ahkam kesmesin. Ben girdiğimde Emre Ergül’ün – yazı işleri müdürümüz – odasının duvarında 4 ya da 5 tane manşet vardı. Ayrıldığım süreci düşünün, ne kadar yeni bir gazete. Bu 5 manşetten 2’si ya da 3’ü benimdi. Yazı işleri ekibi olarak çerçeveletip duvara astığında tutup da bana "detaylarını bilmiyorum, takip etmedim" diyemezsin.

Biz o haberi yazdık, Mikdat Alpay baskısı nedeniyle devamı gelmedi ama bizden sonra başka gazeteler günlerce bunun üzerine yazdılar, haber ürettiler, hatta beni Milliyet’ten aradılar. Yazı işlerinden aradılar: Raporun kendisi var değil mi? Yazamazsın rapor olmadan diye.

Günlerce bu raporun devamı yazıldı çizildi medyada. Nasıl takip etmemiş acaba? Ayrıca Mikdat Alpay’ı en son 99’da gördüğünü söylüyor. Kendisi bana dedi ki: Ankara’ya gittim. Tesadüfen gördüm oturduk, konuştuk." Haberin ertesi günü. Bu nasıl tesadüf ki ertesi gün Ankara’da karşılaşıyorsunuz. Kendisi yazdı zaten bunu.

Fatih Altaylı, "neden benim adım geçiyor?" diyor. Çünkü konu direk onunla ilgili. Ben bu haber yüzünden kovulduğumu, işimden olduğumu yıllar sonra Mehmet Eymür’den öğrendim. Burada kimin adı geçecek? Alain Delon’dan mı bahsedeceğiz? Tabii ki Fatih Altaylı’dan bahsedeceğiz.

Fatih Altaylı’nın benim gözümde beş para etmiyor olmasının başka nedenleri de var. Bu tek değil. Bu olaydan birkaç yıl sonra Aziz Yıldırım 3 Temmuz’da tutuklandığında büyük bir muhalefet gösterdim. Burada hukuki bir şey olmadığını, bunun da bir kumpas davası olduğunu başından beri savunduğum için ve beyefendi sırf Galatasaraylı diye beni susturmak, aşağılamak için öyle iğrenç bir yazı yazdı ki!… Hem de doğum günümde.

Bana Aziz Yıldırım’la tırnak içinde fazla içli dışlı yazdı. Benim Aziz Bey ile birebir görüşmüşlüğüm yok teke tek. Bu kadar çirkin bir iftira ki! O biliyor nereye varacağını bu lafın. Onu okuyanların ne anlayacağını biliyor. O insanlara bu kadar iftira atmaktan çekinmezken ben başkaları gibi yapmıyorum.

Benim bir şahidim var. Ben MİT’in Kontrterör Daire Başkanı ile konuşmuşum. Ve o bana bunları söylemiş. Ben bir gazeteci olarak güçlü bir kaynağın ifadesini aktarıyorum sadece. Nefret ediyorum diye iftira da atmıyorum. Onun yaptığını yapmıyorum. Fatih Altaylı’nın bana attığı iftiraya bile ben dava açmadım. İnsanların kendisini nasıl ifade ettiği onları ilgilendirir.

Bana Twitter’dan edilen küfürlere, kıyametlere, iftiralara da dava açmadım. Ama kendisi böyle bir yol seçerse mahkemede karşılaşacağız. Hiç çekincesi olmasın. Benim burada bir muhabir olarak eski MİT yetkilisini sözlerini aktarmak dışında bir durumum yok. Kendisi konuştuğunda her şey ortaya çıkacaktır.

Fatih Altaylı bugüne kadar o kadar çok insana iftira attı, o kadar çok canlar yaktı ki; kendisinin kaynağı olan bir şeyle karşı karşıya kaldığında mahkemelere koşması bana güçlünç geliyor açıkçası.

"İçli dışlı" demekle neyi kast ettiğini biliyoruz, amacına da ulaştı zaten. Ben yıllarca insanlara bunun iftira olduğunu, böyle bir şeyin kesinlikle olmadığını anlatmak zorunda kaldım. Kendi sektörümden arkadaşlarım bile bana bu soruları sordular. Bunun bir kadın gazeteci olarak ne kadar zor olduğunu az çok tahmin edersiniz.

"MİKDAT ALPAY’IN MİT’TEKİ GÖREVİ MEDYA"

Mehmet Eymür görüşmenizde size"MİT’çi gazeteciler" hakkında ne anlattı? Mehmet Eymür’ün kastettiği MİT’çi gazeteciler kim?

Fatih Altaylı ile ilgili açıkça bu ifadeyi kullandı Mehmet Bey. Tweette yazmadım.

Şöyle konuştu Mehmet Eymür: "Mikdat Alpay’ın MİT’teki görevi medyadır. Medyayı manipüle etmek, medyaya insan yetiştirmek yerleştirmek. Türkiye’de senin sandığın gibi medyada çok çalışarak, önemli yerlere gelmek kolay bir şey değil. Ben sana mümkün değil diyeyim, sen oradan anla."

Önemli konumlar, atıyorum Ankara Temsilcliği, yayın yönetmenliği, köşe yazarlığı gibi sıfatların MİT’in onayı ya da izni olmadan kolay verilmeyeceğini söyledi. Herkes de MİT’çi demek değil.

Şunu demek istiyor: "En azından biz sakınca görmeyiz."

Bunu ayıklamanın imkanı yok. Bütün medyanın benim gibi safdilleri, bu işe gönül vermiş insanlar bir araya gelse bunu öğrenemezsiniz. Kim böyledir, kim değildir? Kimi MİT atamış, kimin MİT için bir sakıncası yok, iyi olsun demişler… Bunu biz nereden bileceğiz? İmkan var mı böyle bir şeye? O yüzden bu ifşaalar önemli…

O yüzden birileri bir şey söylediğinde sesli tekrarlamak gerekiyor. Benim buradaki maksadım oydu. Sonuçta karşımdaki kişi bu ülkenin istihbarat örgütünde ömrünü geçirmiş, çok önemli görevlere gelmiş biri.

Bana diyor ki; böyleyken böyle. Ben bunca yılın gazetecisi olarak bunu söylemeyeceksem nerede söyleyeyim? Çayda, kahvede, altın gününde annemle mi konuşacağım? Tabii ki konuşacağım. Bir yerlere kaydı düşsün. Yazarken de niyetim oydu. Sanki büyük bir puzzle tamamlanıyor itiraflarla, ifşaatlarla…

Bende de küçük bir parçası varsa ben yerine koyayım, elbet görüntüyü tamamlar diye düşündüm. Bizi çok rahat kazıdılar. Belki kurtulduklarını düşünüyorlar, ama bundan sonra bu mesleğe gönül veren çocuklar en azından gönüllerince bu işi yapabilsinler.

Bir gün Türkiye’de özgür, bağımsız bir medya bu insanlar temizlenirse olacak. Temizlenmezse olmayacak. O yüzden de cesur bir adım atmak gerekiyordu belki. Kolay değil evet, yaptığım da bir delilik kabul ediyorum.

Ama tekrar ediyorum: Bir suç unsuru yok. Ben gazeteciyim neyin suç olduğunu, neyin suç olmadığını biliyorum. Bugün Gökçer Tahincioğlu’nun yaptığı nasıl bir suç değilse benim yaptığım da bir suç değil. Eğer Fatih Bey dava açarsa ben gideceğim, ilk duruşmada şahit olarak Mehmet Eymür’ü göstereceğim. Bundan sonra oturacağız, Mehmet Eymür’ü dinleyeceğiz. Belki de ilk kez MİT’çi gazeteciler mahkeme kayıtlarına geçecek.

"MİT ELEMANI OLDUĞUNU SÖYLEDİ"

Mehmet Eymür, Milli İstihbarat eski Kontrterör Eski Daire Başkanı olarak Fatih Altaylı için ne dedi?

Mehmet Eymür açık açık bana Fatih Altaylı’nın MİT elemanı olduğunu söyledi. Başkası için açıkça isim vermedi.

Ama o çalıştığın yayın yönetmenleri, okuduğun köşe yazarları falan diyerek genel geçer tanımlar kullandı. Ama Fatih Altaylı için doğrudan "bizde dosyası olan elemanımız" dedi.

Ben bunu bilemem ki. Varsa böyle bir dosyası onların çıkartması gerekiyor, yoksa da desinler ki "ben gıcık olduğum için böyle bir şey söyledim". Ben aracıyım. Elçiye zeval olmaz. Duyduğumu söylüyorum. Ne duyduğumdan da çok eminim.

Değerlendirmem şu bu konuda: 10, neredeyse 12 yıldır sektörden uzağa düştüm. Hayatında CV’si olmamış bir insanım. İlk çalışmaya başladığım gazeteden itibaren hep transferle iş değiştirdim. Bu kadar rağbet gören, iyi üreten, çalışan, kazanan, genç yaşta büyük ödüller kazanmış bir muhabir olarak bir anda öldüm sanki. Ne arayan var, ne soran var.. Ben arasam da bir şey değişmiyor. Oyalanıyorum, Bir türlü iş bulamıyorum. Çok absürt gerçekten. Eski yayın yönetmenlerimden biri de beni "Bu haber senin kariyerine mal olabilir." diye uyarmıştı ve öyle de oldu. Belki onun da bir bildiği vardır, bilemiyorum.

"BUNLARA NİYE BİR ŞEY OLMUYOR?"

Velhasıl kelam; bunca devran döndü, cemaatçi gazeteciler geldi, iktidara yakın gazeteciler geldi, onların devri de tükenmek üzere. Kimler geliyor, kimler geçiyor, bazı 3-5 adamın yeri değişmiyor. Hiçbir şeyden etkilenmiyorlar. İnsanlar işsiz kalıyor, en kötü kendi güçlü olduğu gazetedeki, televizyondaki pozisyonunu kaybediyor. Gidiyor, daha marjinal yerlerde yayın yapmak, yazmak zorunda kalıyor.

Bunlara niye bir şey olmuyor? Bunların saltanatları niye bitmiyor? Bu ne ölümsüz bir güçtür? Bunlar çok büyük gazeteciler mi? Neyi ortaya çıkarmışlar? Ne yapmışlar? Hangi gazetecilik çalışmasını ortaya koymuşlar? Bana bir tane bir şey göstersinler. Bakıyorsun, ürettiği bir şey de yok. Peki bu güç, kazık çakmış gibi o pozisyondaki duruşu nereden geliyor? Niye kimse bunlara zarar veremiyor? Yoksa arkalarında herhangi bir gazeteciden daha güçlü olmalarını sağlayan bir şey mi var? Çok iyi biliyorum ki böyle bir dönemde Türkiye’nin en iyi gazetecileri, orada burada, medya sitelerinde editörlük yaparak ancak karnını doyurabilecek durumdayken bu insanlar hala maseratilerde, yatlarda, katlarda hayat geçiriyorlar.

Böyle bir gazetecilik mi var? Her şeyi geçtim, benim dayanağım budur. Aklımızı ortaya koyacağız. İyi gazeteciler sürünürken, hayatlarının en verimli dönemlerinde mesleklerini yapamazken bu adamların gücü, saltanatı niye bitmiyor? Kim var bunların arkasında diyorum, iddiaları son derece mantıklı ve gerçekçi buluyorum.

"BEN BUNUN İÇİN Mİ GAZETECİ OLDUM?"

Mehmet Eymür neden size ulaşmak ve sizinle görüşmek istedi?

Benim oraya gitme nedenim şuydu: İlk Abdurrahman Şimşek aradı Sabah Gazetesi’nden. Onunla da çok samimiyetim yoktur. Adliyelerde bir iki kez görmüşlüğüm var. Sonra birkaç gazeteci arkadaşım da arayınca "Acaba bilmem gereken bir şey mi var? Sonuçta görüşmek isteyenn isim eski MİT’çi. O dönemde FETÖ davalarına karşı ciddi bir muhalefetim var, tehditler de alıyorum, Emniyet’e ifadelere gidiyorum. Kendi güvenliğimle ilgili bilmem gereken bir şey vardır belki de, gideyim… " dedim.

Habertürk’ten nasıl kovulduğuma dair bir sohbetin içine girmek benim aklımın ucundan bile geçmedi. Niye böyle bir şey düşüneyim ki zaten?

Bana şöyle söyledi Mehmet Bey: "Bu saatten sonra Mikdat Alpay’ın adamları medyada olduğu sürece senin kolay kolay işini yapman mümkün değil. İşine dönmek istiyorsan; bunu bana söyle, ben Hürriyet’e telefon açarım, başlarsın." Bu kadar açık bir şekilde. "Hürriyet’te işe başlamak böyle mi oluyormuş?" dedim. Ben o sırada aylardır Hürriyet’ten haber bekliyorum editörlük için. Ses gelmiyor. 6-7 ay olmuş, daha bir şey söylemiyorlar bana. Olur da olmaz da demiyorlar. Ama diyor ki bana "Seni bir telefonla yerleştiririm."

Ben de şöyle söyledim zaten: "Ben bu güne kadar yapabildiğim kadar, gücümün yettiği kadar, bildiğim şekilde yaptım bu mesleği. Bu saatten sonra siz diyorsunuz ki böyle yapamazsın. Varsın yapamayayım, başka iş yapayım. Bu saatten sonra benim MİT’e çalışmaya niyetim yok."

O da dedi ki: "Ben sana yardımcı olmak istediğim için söylüyorum. Yanlış anlama." "Yanlış anlamadım ama ben böyle yardımların karşılıksız olmayacağını da bilecek yaştayım." dedim.

MİT’e çalışmaktan kastım bu. Siz eski bir MİT yöneticisinin telefonu ile bir yerde işe girerseniz bu unutulacak bir şey midir? Ne sizin, ne sizi işe alanların, ne de o telefonu açan kişi açısından. Ben böyle bir şeyi kabul ettiğim anda yarın birgün Mehmet Bey bana ‘şöyle bir şey yazmanı istiyorum’ dese… Ben kendimi öyle bir cenderenin içerisine sokar mıyım? Ben sokmam, sokan çok var biliyoruz. Hatta MİT’e yakın olmakla, askeri istihbarata yakın olmakla övünen çok gazeteci tanıdım ben hayatımda. Hepimiz görmüşüzdür. Ben kendimi böyle bir cendereye sokmam.

Açık söyleyeyim: Mehmet Bey vicdanen şöyle düşünmüş olabilir, "Ben bir rapor yazdım. Bu gazeteci de o raporu yazdığı için işsiz kaldı. Ben bir şekilde onun gördüğü bu zararı telafi edeyim. " Ben bunda bir art niyet çok aramıyorum. Ama şunu biliyorum; olmaz kardeşim. Bir gazeteci böyle işe giremez. Girmemeli. İlkesel olarak ben buna hayır dedim.

Baktım aylar sonra; bana Habertürk’ten bana olumlu bir cevap gelmiyor. Artık telefonlarımı da açmıyorlar. Kalktım, Kıbrıs’a gittim. Yıllarca Kıbrıs’ta çalıştım turizm sektöründe. Bir otelin kurumsal işlerini yaptım. Benim için artık burada medyanın bittiğini düşündüm. Hayatıma sıfırdan başladım. Kıbrıs’ta çok geceler ağladım. Ben bunun için mi gazeteci oldum, ben bunu mu hedefliyordum, niye burada bir otelin dergisini yapıyorum, bu mu benim hayalim diyerek bir buçuk yılı ağlayarak geçirdim. Sonra dedim ki; elinde olmayan şeyler için kendini bu kadar yıpratma, neyse ne.

"KENDİSİNİ SORUMLU HİSSEDEREK VİCDAN YAPMIŞ"

Paylaşımlarınızda Eymür için "Finalde, “MİT, yekpare bir yapı değildir. Orada düşmanın varsa bil ki dostun da vardır. Eğer mesleğine dönmek istiyorsan söyle bana, Hürriyet’e telefon açmam yeter” dedi.." diye belirttiniz. Mehmet Eymür size MİT’e çalışmanızı teklif etti mi?

Hayır teklif etmedi. Benim yaptığım haberin farkında değilmiş Mehmet Bey. 2009’da haberi görmemiş. Galiba başka bir dergide benim haberden alıntı yaparak, üstüne de koyarak ikinci haber yapılmış. O ikinci habere açılan davaya da muhabir Mehmet Eymür’ü şahit olarak göstermiş. "Mehmet Eymür’ün dinlenmesini istiyorum." demiş.

Mehmet Bey eve gelen mahkeme kağıdını gösterdi bana: "Ben bu davayla öğrendim geçmişte ilk olarak sizin bu raporu yazdığınızı. Sonra araştırdım. Haberi göremedim internette ama Mikdat Alpay’ın size dava açtığını gördüm. Bu muhabir cebinden bir şey ödemiş olabilir diyerek araştırmaya başladım. Bırak tazminatı bu haber yüzünden kovulduğunuzu öğrendim. Tazminat ödeyip ödemediğinizi öğrenemedim. O yüzden sizinle görüşmek istedim. Eğer bu tazminatta payınız varsa, gazete sizden çıkarttıysa, siz bir şey ödediyseniz lütfen bir dava açın. Beni de şahit yazın. Çünkü o raporu yazan benim. O rapora yazdığım her şey doğrudur. Mikdat Alpay sıkıyorsa bana dava açacak." dedi.

Bizim haberlerimiz o zaman internette yayınlanmıyordu. Kağıt baskı satsın diye internete koymuyordu Fatih Altaylı. Mehmet Eymür ile başka bir şey de çok konuşmadık zaten, sağlığı da çok iyi değildi. Evinde istirahatte olduğu bir dönemdeydi. O kadar şaşırdım ki kalakaldım. Öyle bir röportaj yapar gibi uzun uzadıya sorular sorayım diye bir şey şey olmadı. O anlattı, ben dinledim. Böyle bir şeydi. En fazla bir saat, bir buçuk saat kaldım. Bir kısmında da eşi Janset Hanım bizimle birlikteydi.

Şöyle düşünüyor çünkü: Benim yazdığım bir raporu haber yaptığı için bir gazeteci işinden olmuş, üstüne bir de tazminat ödediyse, şahitlik edeyim, bunu geri alsın. Böyle düşündüğü için bunu bana söylemek istemiş. Onun tercihi. Benim ilk defa gördüğüm biri sonuçta.

Ben işime dönüp Hürriyet’te editör olmak için evet de diyebilirdim. Dememeliydim, demedim. Tamamen ilkesel bir şey. En azından ne kendi zihnimi bulandırırım, ne o şekilde işe girerim o gazetedeki insanların zihnini bulandırırım, ne de öyle bir işe tenezzül ederim. Benim hayattan anladığım bu.

Zaten biz mesleki olarak çok fazla spekülasyonun içinde yaşıyoruz. Kendi kendime başıma böyle bir çorap örmek istemedim. Niye öyle bir şeyin içine gireyim? Bu doğrudan "Gel MİT’e çalış, seni orada işe sokalım" şeklinde bir şey değildi.

Samimiyetle söylüyorum. Orada Mehmet Bey kendisini sorumlu hissederek, vicdan yapmış. Gördüğüm o.

Şöyle düşünün: Mehmet Eymür hayatı boyunca yazdığı raporların bedelini ödemiş bir adam. 1. MİT raporunu yazdı işinden oldu, 2. MİT raporunu yazdı işinden oldu. Benim yazdığım da onun 3. raporu. Bana kalırsa benim ödediğim bedeli görünce orada vicdan işletti. Bunu telafi etmek adına söyledi.

Ama samimiyetle söylüyorum: Böyle bir teklif yoktu. Şunu biliyorum ki: Bir gazetecinin bu şekilde işe girmesi olmaz, yakışmaz. Hiç kimse böyle bir şeye evet dememeli. Onursuzca yaşamaktansa zorlanarak yaşamayı tercih ederim ben.

Tercihlerimin hepsinin arkasındayım, böyle bir medyanın içinde var olmaktansa giderim o otellerde garsonluk yaparım, mutlu huzurlu yaşarım. Onursuz yaşamaktan daha zor değil böylesi.

Bu insanlar temizlenmeden olmaz. Benim 4 tane yeğenim var. Bütün savaşımı onlar için veriyorum. İstedikleri mesleği gönüllerince yapabilsinler çok isterim. Onların gazeteci olmasına engel oldum. Olmayacaklar çünkü basın özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün olmadığı bir ortamda gazeteci olmak cehennemde yaşamak gibi bir şey.

Fatih Altaylı size dava açacağını açıkladı. Bu konuda yorumunuz nedir?

Benim de avukatlarım var. Türkiye’nin çok iyi avukatları ile yakın dostluğum var. Fatih Altaylı bana bir dava açarsa çok güzel bir yargı süreci bekliyor bizi. Ben gideceğim; yapacağım ilk iş Mehmet Eymür’ü şahit göstermek olacak.

Ben aktaran kişiyim; iddianın kaynağı Mehmet Eymür’dür. Onun dinlenmesini istiyorum, diyeceğim haliyle. Kayıtlara geçecek onun sözleri de resmi olarak. Ben yargı muhabiriydim, hayatta korkacağım son şey davadır. Bugüne kadar sayısız kez savcıya da mahkemeye de ifade verdim.Buyursun konuşalım kapışalım; kim haklıymış görelim.

FATİH ALTAYLI KÖŞESİNDEN YANIT VERDİ

Fatih Altaylı, Lûbe Ayar’ın iddialarına bugün köşesinden yanıt verdi.

Ayar’ı kovduğu iddia edilen kişinin, Ayar işe girmeden emekli olduğunu yazan Altaylı şu ifadeleri kullandı:

”Deli saçmalarına yanıt verip vermemek konusunda bazen kararsız kalıyorum.

Genelde ciddiye almamak gerektiğini düşünüyor ve abuk sabuk kişilerin zırvalarını duymazdan geliyorum ama bu kez bazıları bunu kullanmaya kalkıyor.

O yüzden bu haftanın zırvasına küçük de olsa bir yanıt vermek lazım.

Geçmişte Habertürk’te çalışmış bir muhabir sosyal medya hesabından kendisinin işten çıkarılmasını beni MİT’e çağıran eski MİT Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay’ın söylediğini ve benim de bunun üzerine kendisini işten çıkardığımı yazmış.

Bunu da ona son görevi kumarhaneler kralı Sudi Özkan’ın korumalığını yapmak olan bir eski ve şaibeli MİT mensubunu söylemiş.

Bu zırvaya yanıt vermek ihtiyacı hissetmemin nedeni, bu eski MİT’çi ne zaman ortaya atılsa ve ortalığı karıştırmaya kalkışsa, Türkiye’de işler karışır, tatsız olaylar olur.

Lube Ayar Habertürk’te çalıştığı dönemde “Daha önce elimde olan ve hiç kimsenin yayınlayamadığı haberleri burada yayınlayabildim” demiş bir muhabirdi.

Ancak daha sonra çalıştığı yöneticiler, Lube Ayar’ın büyük bir spor kulübü başkanı ile çok yakın ilişkisi nedeniyle neredeyse onun sözcüsü ve özel muhabiri gibi davranmaya başladığını belirterek. O kişi ile ilgili haberlerini ve yazılarını şüpheyle karşılamaya başladılar.

Bu kişiyle ilgili haberlerini haber masasından uzak tuttular.

Lube Ayar da bir süre sonra istifa etti.

Yani işten atılma kararını veren ben değilim, kendisi.

Kendisini işten çıkarmamı isteyenin MİT müsteşar yardımcısı Mikdat Alpay olduğu iddiası ise komik.

Habertürk’ün kuruluş tarihi 2009.

İlk yayını 2009 1 Mart günü.

Tam ne zaman Habertürk’ten ayrıldı hatırlamam mümkün değil ama bu hanımefendi de muhtemelen 2011 yılı sonlarında ayrıldı.

Beni MİT’e çağırarak “Lube Ayar’ı kovun” talimatı verdiği öne sürülen Mikdat Alpay ise Habertürk gazetesi kurulmadan yıllar önce emekli olmuştu.

Yani Lube Ayar ve onu kullanan eski MİT’çiye göre emekli olmuş bir MİT mensubu, beni MİT’e davet etmiş ve bir muhabirin işine son vermemi söylemişti.

Komik ötesi, saçma ötesi bir iddia anlayacağınız.

Böyle bir saçmalığa, araştırmadan, o sırada kim hangi görevde bakmadan, işine geldiği için, kendisini gündeme taşıyacağı için inanan bir muhabirin Habertürk’ten ayrılmış olması ise Habertürk adına bir kayıp değil kazanç olmuş.

Kendisine teşekkür ederim ve kullanışlı bir muhabir olmaktan artık vazgeçmesini tavsiye ederim.

Tabii bu muhabirin bunu gündeme getirmesinden sonra yabancı fonlarla beslenen ne kadar site ve gazeteci varsa hepsinin de “Acaba” diye araştırmadan bunun üzerine atlaması da ayrı bir mesele.

Ona da bir ara değiniriz.

NOT: Bu arada şunu da söyleyeyim. Gazetecilere dava açmayı pek sevmememe rağmen avukatlarım Lube Ayar’ı bugün mahkemeye veriyorlar. Deli saçması iddialarını kanıtlaması için kendisine bir fırsat tanımaya karar verdim. Mahkemeye gelsin ve belgelerini, tanıklarını sunsun. İnsanlara iftira atmak bu kadar kolay olmamalı” diye yazdı.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s