TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI : YILIN BOMBA RÖPORTAJI !!!! ADNAN OKTAR EDİRNE’DEN SESLENDİ !!! Küskün değilim.!


YILIN BOMBA RÖPORTAJI !!!! ADNAN OKTAR EDİRNE’DEN SESLENDİ !!! Küskün değilim.!

Edirne Cezaevi’nde hükümlü olarak yatan suç örgütü lideri
Adnan Oktar ile yazarımız Erkan Macit yılın soru cevap röportajını gerçekleştirdi.

Basın ve medya dünyasında sizinle ilgili çok haberler servis edildi.. Yayınlandı Ama ben bir gazeteci ve televizyoncu olarak birebir muhatabınıza sormak istedim… Türkiye’de ender sayılan bir röportaj oluyor çünkü.

1- Siz ve beraberinizde 176 kişi, "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "çocukların cinsel istismarı" ve "cinsel saldırı" dahil birçok suç iddiasıyla 11 Temmuz 2018’de gözaltına alındınız ve 18 Temmuz 2018’de çıkarıldığınız mahkemede tutuklandınız bu durum için ne diyeceksiniz ?

Salih müminlerin hep benzer imtihanlardan geçtiklerini görüyoruz; iftira var, hapis var, tutuklanma, gözaltı, sürgün… hepsi var.

Dünyada sabır gösterecek, Allah’a olan sevgimizi gösterecek olaylar olacak ki, insan Cenneti hak etsin. Zorluk olmazsa sevap da çok az olur.

Hukuksal açıdan; bizim silahlı suç örgütü olmadığımızı tüm Türkiye biliyor, hatta tüm dünya biliyor. Ben 40 yıldır halkın ve devletimizin gözü önünde faaliyet yapan bir insanım. Tüm fikirlerimi, ne düşündüğümü, yorumlarımı gece gündüz, kitaplarımda, internet sitelerinde, A9 TV’deki canlı yayınlarda açık açık paylaştım.

Cinsel saldırı, çocuk tacizi vb gibi konular toplumu irrite etmek için özel olarak seçilmiş, bir psikolojik savaş yöntemi olarak kullanılan iftiralar. Böyle bir isnadın hiçbir makul, akılcı, mantıklı yönü yok. Zaten kimse de itibar etmiyor bu söylenenlere. Türkiye’nin en ücra bir yerinde bir kadın tacize uğrasa tüm ülke ayağa kalkıyor. Bizim davamızda, İstanbul’un ortasında onlarca kadına, çocuğa sözde tecavüz edildiği söyleniyor, Aile Bakanlığı dahi konuya müdahil olmuyor, kimse ilgilenmiyor. Herkes nasıl bir oyun oynandığını görüyor.

Benim ve arkadaşlarımın devlete bağlılığını, dindarlığını, Türk İslam Birliği ülkümüzü tüm Türkiye gayet iyi biliyor. Gece gündüz göz önünde, halkın kütüphanesinde, televizyonunda olan bir suç örgütü olur mu? Suç örgütü yer altında olur, gizli olur. Bizim kadar şeffaf, içi dışı bir hiçbir topluluk daha yoktur.

Bir gecede bizi suç örgütü ilan ettiler. 40 yıllık fikir topluluğu, bir gecede nasıl suç örgütü olur? Tabi ki kumpasla.

Ama ben devletimize, yargımıza güveniyorum. Mutlaka oynanan bu oyun bozulacak.

2- 9 bin 803 yıl 6 ay hapis cezası aldınız bu sizi olumsuz yönde etkiledi mi ? Çıkacağınıza dair umudunuz var mı?

Müslümanı hiçbir şey olumsuz etkilemez. Her karar Allah’ın takdiridir. Allah’tan geldiğini bildiğim için bugüne kadar hiçbir karara, hiçbir olaya üzülmedim, kızmadım.

Tabi ki umudum var, Türk yargısı elbette bu kumpası deşifre ederek bozacak, onun da bir zamanı var. Ben ülkemizde adil, vicdanlı, hür, güzel ahlaklı hakimler olduğuna inanıyorum.

Ben 1980 yılında çalışmalarıma başladım. Birkaç kez iftiraya uğradım, 2 kez daha cezaevine girdim, bir kez de akıl hastanesine kapattılar. Ama sonra ne oldu? Gerçekler anlaşıldı, aklandım ve çıktım. Ardından Allah muazzam bir bereket verdi; yanımdaki arkadaşlarımın sayısı arttı, arkadaşlarımın bana olan sevgisi binlerce kez arttı, sevenlerimizin sayısı arttı, dünya çapında etkili çalışmalarım oldu.

Ben cezaevinde ve akıl hastanesinde kaldıktan sonra, 300’ü aşkın kitabım yaklaşık 80 farklı dile çevrildi, benim eserlerimden faydalanılarak dünyanın hemen her kıtasında konferanslar verildi.

Allah Kur’an’da, “siz şer zannedersiniz, oysa onda hayır vardır” diyor. Allah hepsini hayırla yaratıyor.

Bir insan başına gelenlere üzülse, olumsuz etkilense, ümitsizliğe kapılsa, sonra bunun hesabını Allah’a veremez, çok utanır.

Ben hayatımın her anında, bollukta da darlıkta da, dışardayken de cezaevindeyken de hep Allah’tan razı oldum. Allah harika bir imtihan yaratıyor, Allah’ı ne kadar çok sevdiğimizi göstermemiz için bize imkan veriyor.

3- Sizin ve ekibinizin ABD’de bilim çevrelerinde itibarı olmayan IRC (Institute for Creation Research) tipi yaratılışçılık ve sonrasında geliştirilen "akıllı tasarım" akımları ile bağlantılı olduğunuz ve onlardan kopya aldığınız ifade edilmektedir. Bu doğru mu?

Hem IRC gibi genç dünya inancına sahip olan dindar bilim insanlarının hem de Akıllı Tasarımı savunanların tabi ki kabul etmediğimiz yönleri, düşünceleri var. Her söyledikleri tamamen doğru demedik hiçbir zaman.

Allah Al-i İmran Suresi’nin 64. ayetinde diyor ki:

De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız."

Yani Kitap Ehli ile, Allah’ı birlemek, Allah’tan başka bir ilah olmadığı konusunda ortaklık yapın diyor Allah. La İlahe İllallah diyenlerle ortak çalışabilirsiniz diyor.

Biz de Darwinizmin ve materyalizmin bilimsel olarak çürütülüp, Allah’tan başka bir Yaratıcı olmadığını, tesadüflerin canlılığı yaratamayacağını göstermek için Hıristiyan bilim insanlarının çalışmalarından istifade ettik. Bizim bilimsel araştırma yapmak için vaktimiz, imkânımız yok. Bu dindar bilim insanlarının biyokimya, moleküler biyoloji, antropoloji, paleontoloji, tıp gibi alanlarda yaptıkları bilimsel çalışmaların sonuçlarını alıp, Kur’an’a göre yorumlayarak anlattık.

Bu kişilerin yaptıkları bilimsel çalışmalarından istifade ederek, bu çalışmaların sonuçlarını referans göstererek Allah’ın varlığını, gücünü anlatmak, evrim teorisinin olmadığını ispatlamak kopyalamak değildir. Onlar da bizim çalışmalarımızdan istifade ederek kendi anlatımlarına eklediler.

4- Mehdiyet inancını yaydığınız ve bu manada Mehdiyet ile alakalı sürekli kendinizi ima ettiğiniz iddia edildi. Mehdinin geleceğini hadislerle ifade ederken belirtilerini örnek verirken kendinizi de ön plana çıkardığınız ve hatta kendinizi Mehdi ilan ettiğiniz doğru mu?

Ben Mehdiyeti anlattığım için, bazı çevreler kendimi Mehdi ilan edeceğimi zannettiler. Ben böyle bir şey yapmayacağımı defalarca söyledim, yüzlerce kez canlı yayında Allah adına yemin ettim, Mehdilik iddia etmeyeceğim dedim. Yine de ikna olmayanlar oldu. Ben Mehdi değilim diyorum, onlar da ısrarla yok sen Mehdisin diyorlar.

Mehdiyeti Peygamberimiz çok detaylı anlatmış, çok fazla hadis var; Mehdiyi müjdeleyin demiş. Ben Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetine uyarak Hz. Mehdi’yi müjdeledim. Sahabe de hep Hz. Mehdi’yi aramış, beklemiş, Peygamber Efendimiz (sav)’e hep detay sormuşlar.

Tarih boyunca yüzlerce önemli İslam alimi hep Mehdiyeti anlatmış, hatta birçoğu kendi dönemlerinde geleceğini ummuşlar, kendisine hüsnü zan edenler olmuş. Mehdiyet hem Sünni hem Şii inancında çok önemli bir konudur.

Ayrıca bir olağanüstülük var; Peygamber Efendimizin 1400 yıl önce olacağını haber verdiği 600’den fazla alamet 1979’dan buna yana tek tek gerçekleşti. Peygamber Efendimiz (sav) de tespih tanelerinin dökülmesi gibi ardı ardına bu olaylar gerçekleşecek diye haber veriyor. Gerçekten de dediği gibi, hayret verecek şekilde tüm olaylar alenen gerçekleşiyor. Bu Peygamber Efendimiz (sav)’in büyük bir mucizesidir; 1400 sene önceden olayları görmüş gibi detaylar vererek anlatmış. Tabi ki bunları anlatmak gerekir, susalım mı, gizleyelim mi?

Bana diyorlar ki, fiziksel özellikleri aynı seni anlatıyor, sen kendini ima ediyorsun. Bana benzeyen bazı özellikleri var diye susup anlatmayayım mı? O zaman bu samimiyetsizlik olur. Evet, burnu küçük, kaşları kavisli, saçları siyah, gözleri yeşil, alnı açık ve hafif iç bükey, yanağında açık renkli bir ben, iki kaşının ortasında tek bir çatma çizgisi var, omuzları geniş, uyluklarının arası geniş vb birçok özellik var bende de olan. Ama bu fiziksel özelliklere sahip milyonlarca insan var dünyada. Sırf bu özelliklere sahip diye bir insana Mehdi demek mümkün olabilir mi? O zaman milyonlarca insan Mehdilik iddia eder.

Mehdiyet ispat makamıdır; yani İslam’ı barışla, sevgiyle dünyaya hakim eden, Kur’an ahlakını egemen kılan, dünyaya huzur, barış gelmesine vesile olan, savaşları durduran bir kişi çıkar; o zaman bile “bu kişi Mehdi” diyemeyiz, ancak “Allahu alem bu kişi Mehdi olabilir” diye hüsnü zan edebiliriz.

Birine “Sen Mehdisin” demek küfür olur; çünkü o kişiye “Sen Cennetliksin” demek olur bu. Bunu da biz asla bilemeyiz, ancak Allah bilir. Ancak hüsnü zan edebiliriz.

Özetle ben hiçbir zaman Mehdi’yim demedim, ima da etmedim, Allah’tan korkarım.

5- Atatürk karşıtı mısınız?

Hayır, tabi ki kesinlikle Atatürk karşıtı değilim. Bilakis Atatürk’ü, tüm delilleriyle tüm güzel yönleriyle Türkiye’ye tanıtan, Atatürk’e samimi sevgi duyulmasını sağlayan kişiyim.

Atatürk çok dindar, milliyetçi, yiğit bir delikanlı, vatan evladıydı. Modernliği, şıklığı, nezaketiyle aydın, modern, dindar bir Türkiye için çok harika bir modeldi.

Atatürk’ü dine karşı gibi gösterenlerin oyununu bozup, Atatürk’ün dindarlığını halka tanıtarak, çok daha geniş kitlelerin Atatürk’e sevgi ve saygı duymasını sağladık.

Atatürk hiçbir zaman din karşıtı değildi, bilakis derin, düşünen, akılcı bir din anlayışı vardı; Peygamber Efendimiz (sav)’i çok iyi tahlil etmiş, anlamış, devlet yönetiminde onu örnek almıştır.

Atatürk dine değil, bağnazlığa karşıydı; Kur’an, sahabe Müslümanlığını savunan bir mümindi.

Benim Atatürk ile ilgili çok sayıda çalışmam, kitaplarım, konuşmalarım var. Hepsinde de akılcı anlatım ve delillerle Atatürk’ü tüm kesimlere sevdirdim, saygı duymalarını sağladım. Gerçek Atatürkçülük budur.

6- Silahlı suç örgütü olarak kayıtlara geçtiniz. Bulunan silahların açıklamasını ne yönde yaptınız?

40 yıldır sevgiyi, merhameti, şefkati, dostluğu, kardeşliği anlatan bir camiayız. Böyle silahlı suç örgütü mü olur? Hiç kimse inanmıyor bu iddialara. Türkiye’de, bizim silahlı suç örgütü olduğumuza samimi olarak inanan bir kişi bile bulamazsınız.

Bulunan silahların tamamı arkadaşlarımızın ruhsatlı silahları. Zaten sadece 20-30 kişide silah vardı. Benim arkadaşlarımın birçoğu iş adamı, ticaret yapıyorlar, bazıları tehdit alıyorlardı. Bir kısmı, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra, Cumhurbaşkanımızın teşvikiyle silah ruhsatı aldıklarını açıkladılar mahkemede. Hakikaten Sayın Cumhurbaşkanımız bu tür hain kalkışmalara karşı halkın korunmak için silah almasını teşvik etmişti, ardından da silah ruhsatı başvurularında büyük bir patlama olmuştu.

Bu gibi nedenlerle devletin ilgili makamlarına başvurmuşlar, resmi yollardan, devletimizin onayı ile kendilerine silah ruhsatı verilmiş. Operasyon esnasında bir tane bile ruhsatsız silah bulunmadı.

Devletin silah ruhsatı vermek için onayladığı kişilere, “sende niye silah var?” diye sormak akılcı değil. Ruhsatlı silah almış kişilere "siz silahlı örgütsünüz" demek de akılcı değil. Hiçbir silahlı suç örgütünün ruhsatlı silahı olmaz.

Arkadaşlarımın arasında 30 yıldır silahı olanlar var. Bir kez bile bu silahlar kullanılmamış, bırakın bir suça karışmayı, kullanmamışlar bile.

Silah ruhsatlarını devlet vermiş, sonra bu silahlar bir kez bile kullanılmamış. Hatta gizli soruşturma devam ederken bile devlet güvenmiş, silah vermiş. Bu nasıl bir silahlı suç örgütü?

Türk milleti çok zekidir, bu detayları tabi ki fark ediyor ve bir kişi bile inanmıyor bu iddialara.

7- Zengin Aileler sizlerin bu durumunuzu çıkar amaçlı örgüt olarak gördüklerini hatta rahatsız olduklarını ve hatta yine yetişmiş çocuklarının sizler tarafından kandırıldığını söylediler siz bu duruma ne cevap verdiniz?

Benim arkadaşlarımın ailelerinin tamamına yakını bizi, çalışmalarımızı gönülden desteklerler. Bu da birtakım medyanın büyük bir yalanı, provokasyonu.

Bize husumeti olan bazı kişiler, “çocuklarınızı tutuklanmaktan kurtarmak istiyorsanız, mallarınıza, işlerinize el konmasını istemiyorsanız, bizim dediklerimizi yapın” diyerek 3-5 aileyi çok korkutup, tehdit ettiler. Birkaç aile korku ile, çocuklarını, mallarını kurtarabilmek için zorla şikayetçi yapıldı.

Benim 300’e yakın arkadaşım var, sadece 3-5 aile müşteki oldu. Bu ailelerin bir kısmı da kendilerine oynanan oyunu gördüler ve şikayetlerini geri aldılar. Şu an şikayetçi olan sadece 2-3 aile var ve bütün provokasyon bu 2-3 aile üzerinden yapılıyor.

Dolayısıyla ailelerin şikayetçi veya rahatsız oldukları iddiaları doğru değil, medyanın oluşturmaya çalıştığı sahte bir algı.

Aile kutsaldır, halkımızın hassasiyetlerinden biridir. Zaten bize kumpas kuranlar da hep bu sinir uçlarına dokunarak aleyhimize husumet oluşturmaya çalıştılar.

Bu süreçte ailelere asıl zararı bize iftira atanlar verdiler. 36 arkadaşımın annesi, babası, ablası vefat etti. Arkadaşlarımın büyük kısmının aileleri yaşlı insanlar, hastalıkları var. Çocukları cezaevindeyken ilgilenemediler, çok büyük zorluklar çektiler.

2-3 aileden bahsediliyor, oysa asıl zulüm 300 aileye yapıldı.

8- Masonlar ile bağlantınız nedir ? Çünkü kendinizi 33. derece Mason üstadı ilan ettiniz. Tv de mason locaları ile bağlanıtınız kuvvetli mi?

Ben kendimi Mason üstadı ilan etmedim; masonluk tarihinde ilk kez canlı yayında, halkın gözünün önünde masonlar beni 33. Derece mason ilan ettiler. Bu, daha önce görülmemiş bir durumdu.

Biliyorsunuz masonluk son derece gizli bir örgüttür, yüzyıllardır çok gizli hareket eder. Masonluğu ilk şeffaflaştıran kişi oldum. Önce yazdığım kitaplarda Masonluğun amacını, hareket şeklini, ritüellerini, inanış şeklini belgeleriyle ortaya koydum. Halka Masonluğu tanıtan, deşifre eden kişiyim.

Ardından masonluk törenini canlı yayında yapmalarını sağladım.

“Neden önce deşifre edip, tarih boyunca yaptığı zulmü anlatıp, sonra mason olmayı kabul ettin?” diye soruyorlar.

Öncelikle tüm masonlar dinsiz veya tüm masonlar kötü niyetli diye bir şey yok. Masonlukta her türlü insan var, önemli olan o insanları doğru yola yönlendirmek. Mümin herkese tebliğ yapar. Firavun da masondu. Hazreti Musa ona tebliğ yaptı. Nemrut da masondu. Hz. İbrahim ona İslam’ı anlattı.

Masonlara neden tebliğ yapmayalım? Asıl onlara yapalım ki, dünyada bu kadar etkili olan bir topluluğu doğruya yöneltirseniz, doğrunun, iyiliğin yayılmasını hızlandırmış olursunuz.

Masonlara tebliğ yapmak için aralarına girmek, tanışık olmak gerekir.

Arkadaşlarım mason localarında Kur’an mucizelerini, Allah’ın varlığının delillerini, evrim teorisinin bilimsel geçersizliğini anlatan konferanslar verdiler. Tarihte ilk kez yurtdışındaki Mason localarına Kur’an-ı Kerim kondu. Masonlar İstanbul’da camide namaz kıldılar. Bunlar İslam adına büyük başarılardır ve bütün bunlara biz vesile olduk.

Biz masonları sürekli lanetler, kötülersek, onlara doğruyu kim anlatacak? O zaman İslam sadece belli bir kesimin içinde sıkışır kalır.

9- Atatürk zamanında Mason localarını kapattı. Sonuç Atatürk zehirlendi iddiaları ve belgeleri ortada bir bir dolaştı. Osmanlı dönemi masonlar ile bağlantılı olduğunu tarihi kayıt ve belgelerde hatta ve hatta bazı mimari eserlerde dahi görüyoruz. Masonlar ile işbirliği ülkemizde ileri gelen kişiler için bu derece önemli mi?

Masonluk tüm dünyada çok etkili bir örgüt. Anlattığım gibi, eğer bu örgütü doğru yönde eğitir, bilgilendirir, ikna ederseniz, dünyadaki birçok çarpıklık, bozukluk düzelecektir.

Masonların arasında çok dindar olanlar var, akılcı bir anlatımla karşılaştıklarında İslamiyet’i hemen kabul ediyorlar.

Türkiye’ye geldiklerinde camide arkadaşlarımızla namaz kıldılar.

Dünya siyasetini yönlendiren, savaşlara karar veren bir camiayı sevgiye, barışa, dostluğa yönlendirdiğinizde tüm dünya huzura kavuşur. Bu çok açık bir gerçek.

10- 1986 yılında tarafınızdan Harun Yahya olarak yazılan veya yazıldığı iddia edilmiş "Yahudilik ve Masonluk" adlı kitap yayımlandı. Bu kitapta, Türkiye’deki Yahudilerin ve masonların amacının, –yazar ve yazarlara göre "çarptırılmış Tevrat"ta da belirtildiği üzere– Türk halkının ruhânî, dînî ve ahlâkî değerlerini erozyona uğratmak ve onları birer hayvana döndürmek olduğu iddia edilmişti. Yahudi ve masonların materyalist nedenlerle, evrim teorisini, dinsizliği ve ahlaksızlığı topluma empoze etmeye çalıştıkları öne sürülmüştü. Bedri Baykam’da Adnan Oktar tarafından yazılan kitaptır diye de yazı yazmıştı.

Yahudilik ve Masonluk kitabını ben yazdım, doğru.

Anlattığım gibi, önce Masonluğun, ama tüm masonlar değil; masonlar içindeki bir fraksiyonun, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada, dinsiz, devletsiz, materyalist bir düzen kurma amacında olduğunu deşifre ettim.

Ardından da iyi niyetli, dindar, konuşulabilir Masonlarla iletişim kurarak, onlara İslamiyet’i, Kur’an’ı anlatarak tebliğ yaptım.

11- Sizlerin ve ekibinizin son derece şık kıyafetler ve pahalı eşyalar ile medyada ve tv de görüyorduk. Bu kadar pahalı markalar ve şık kıyafetler ile neden görsel yapıldı. Bu bir imaj mıydı?

Tüm dünyada çok yanlış bir algı var: İslam denince akla ya bağnazlar, gözü dönmüş eli kanlı teröristler geliyor, ya da bakımsız, pejmürde, kalite anlayışı olmayan, içine kapalı insanlar geliyor.

Oysa Kur’an’da anlatılan Müslüman modeli böyle değil. Peygamber Efendimiz (sav) döneminde, Peygamberimiz de sahabeler de çok temiz, şık giyiniyorlardı, o dönemin moda kıyafetlerini giyiyorlardı.

Allah ayetlerde şöyle emrediyor:

Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.

De ki: "Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Araf Suresi, 31-32)

Yani güzel giyinmek, süslenmek, dünya nimetleri Müslümanlara haram değil. Bunları kim haram kılmıştır diye Allah soruyor.

Ama tabi ki bu nimetlerden faydalanırken mümin asla israf etmez.

Ben ve arkadaşlarım, İslam’ı en güzel şekilde temsil etmek, İslamiyet’i yaşamayan kesime, Türkiye’de, Avrupa’da, Amerika’daki sosyeteye, modern gençliğe, sahil kesiminde yaşayan, modayı takip eden kişilere de hitap ederek, onların dinden uzak durmalarını engellemeye çalıştık.

Çünkü bu kesim, Kur’an’a göre yaşadığında özgür olamayacağını, güzel kıyafetler giyemeyeceğini, müzik dinleyip dans edemeyeceğini zannediyor. Din yüzyıllardır böyle gösterilmiş. Biz de kıyafetlerimiz, kaliteye, sanata, estetiğe verdiğimiz önemle bunun aksini gösterdik.

Bu sayede gençlik dine yöneldi. Bizim tebliğ yaptığımız dönemde hem kitaplar, hem belgeseller hem de A9 TV’deki canlı yayınlar sırasında dindarlık gençler arasında çok yayılmıştı. Anketlere bakın açıkça görürsünüz zaten.

Ama ben ve arkadaşlarım tutuklandıktan sonra gençlik hızla deist ve ateist oldu. Bu acı bir gerçek, ama anket sonuçları bunu net olarak gösteriyor.

12- Harun Yahya mahlası ile bastırdığınız kitaplar çok şık ve pahalı bu maliyetin üstlenilmesi yada bu kaynağın nereden gelip de bu kadar masraflı bir olaya imza atılması mümkün oldu.

Ben kitaplarımın hiçbirinden telif ücreti almadım. Yayınevi de buna karşılık olarak kitapların kalitesini yüksek tuttu.

Allah Yasin Suresinin 21. ayetinde "Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir" diye buyuruyor.

Ben de Allah’ın ayetine uygun olarak ücret istemeyenlere uyarak, onlar gibi yaptığım tebliğ faaliyetleri için ücret almadım.

Daha önce anlattığım kalite ve estetik vurgusu kitaplar için de geçerli.

İslam her şeyin en güzeline, en kalitelisine, en ihtişamlısına layık. Eskiden Kur’an-ı Kerim altın harflerle, altın işlemeli sayfalara yazılırmış. Bu verilen kıymetin, özenin bir göstergesidir, imkan olduğu kadar.

Allah’ın varlığını, birliğini, Kur’an’ı, İslam’ı, Peygamber Efendimiz (sav)’i anlatan kitapların da kaliteli kağıtlara, insanların bakınca içini açan kapak ve sayfa tasarımlarıyla basılması, tebliğe verdiğimiz önemin de bir göstergesi.

Bu da insanların teveccühünü artıran, daha çok okumaya teşvik eden bir özellik.

13- Son olarak Cezaevindeki şartlarınız nasıl ?

Ben cezaevini Allah’ın güzel eğitiminin, harika imtihanının bir mekanı olarak görüyorum. Bediüzzaman Hazretleri’nin dediği gibi cezaevi değil aslında Yusuf Medresesi, bir eğitim evi, sevgi evi. Her anına büyük sevinç duyuyorum, Allah’a şükrediyorum.

Tabi ki Türkiye’de cezaevlerinin koşulları çok zor, özellikle pandemiyle birlikte daha da ağırlaştı. Tüm cezaevleri küflü, soğuk, bazen su hiç olmuyor, yemekler yetersiz oluyor, sağlık konusunda tıbbi yardım çok zayıf oluyor ve bunlar gibi sayısız detay var.

Cezaevi yönetimleri ellerinden geleni yapıyorlar, ancak imkanlar elverdiğince düzeltebiliyorlar. İnfaz memurları çok büyük bir fedakarlıkla görevlerini yapıyorlar. Birçok kişi onların çalışma koşullarını bilmiyor, gardiyan denilince hep akıllarına olumsuz şeyler geliyor. Oysa çok sabırlı, müşfik, itidalli insanlar ve görevlerini çok iyi yapıyorlar.

Bizim devletimiz her zaman çok şefkatli, çok ilgili. Örneğin Edirne Cezaevindeki yönetim, memurlar, hepsi çok mükemmel ahlaklı insanlar, her biri Evladı Fatihan. Ama Türkiye gibi medeni bir ülkede genel şartların her cezaevi için iyileştirilmesi gerekiyor.

14- Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir Adalete inancınız tam mı?

Benim devletimize ve adalete tabi ki inancım tam. Her şeyden önce Allah var, Allah her şeye şahit, Allah sonsuz adalet sahibi. Allah’ın adaleti Devletimizin yargısında da tecelli edecek, tüm gerçekler ortaya çıkacak.

Aslında gerçekler ortaya çıkmaya başladı, hatta bu nedenle kumpası kuranlar müthiş tedirgin olup yeni ataklar geliştirmeye çalışıyorlar. Ama nafile, her planın sahibi Allah’tır.

15- Cumhurbaşkanı recep Tayyip Erdoğan’a küskün müsünüz?

Asla, Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı ne benim ne de arkadaşlarımın kalbinde en küçük bir kırgınlık yok.

Bu operasyon Sn. Cumhurbaşkanımızın bilgisi dışında, hatta özellikle kendisi yurtdışındayken yapıldı. Sayın İç İşleri Bakanımız Süleyman Soylu ve Adalet Bakanımız Abdülhamit Gül’ün de operasyondan haberi yoktu. 3,5 yıldır ne Sayın Cumhurbaşkanımızın ne de başka bir siyasinin aleyhimizde tek bir konuşma yapmaması da aslında hükümetin haberinin olmadığını gösteriyor.

Sn. Cumhurbaşkanımız bizi çok iyi bilir. Kendisi 1994 seçimlerini kazandığında yanı başında benim arkadaşlarım vardı. Evimize gelmişliği, yatımızda misafir olmuşluğu vardır. Arkadaşlarımız kendisini çok kereler, hatta kendi evinde ziyaret etmiş, çalışma odasında namaz kılmışlardır. Emine Hanımefendi de çok nezih, seçkin, cevval, örnek bir hanımdır.

Aslında bize kurulan kumpas, dolaylı olarak Sn. Cumhurbaşkanımıza da yöneliktir. Tutuklandıktan sonra arkadaşlarımızı cezaevinde ziyaret eden bazı avukatlar veya arkadaşlarımızın görüştüğü bazı siyasiler, bize yapılan operasyonun talimatını Sn. Cumhurbaşkanımızın verdiğini, camiamızın üzerini çizdiğini, bir daha gün yüzü göremeyeceğimizi söylüyorlardı. Bir kelimesine dahi inanmadık.

Amaç, Sn. Cumhurbaşkanımızı daha gençlik yıllarından itibaren, henüz Refah Partisi İstanbul İl Teşkilatı Başkanı iken desteklemeye başlayan, yaptığı çalışmalarla Ak Parti’nin fikri zeminini oluşturup güçlendiren ve sonrasında Başkanlığına kadar gele

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s