ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak 21 Mart 1973 gün ü Nevruz sabahında uçmağa varan Aşık Veysel (Şatıroğlu) ölümünün 49. yıldönümünde saygı ve sevgiyle anıyoruz.


Kuvâyi Milliye Destanı’nda Türk köylüsü için "O, topraktan öğrenip Kitapsız bilendir. "diyen Nazım Hikmet’i Aşık Veysel’in “Aldanma cahilin kuru lafına / Kültürsüz insanın kulu yalandır/ Hükmetse dünyanın her tarafına /Arzusu hedefi yolu yalandır “ dizeleri ispatı gibidir.

Daha bitmedi!

Ahmet Hamdi Tanpınar bu konuda ne demiş bir de ona bakalım.

Âşık Veysel, bir gün ‘Mektup’ şiirini bir yakınına yazdırıp Ülkü dergisine yollatır. Ahmet Hamdi Tanpınar şiiri okuyunca çok beğenir ve: “Artık ben, bir daha şiir yazmayacağım” der. Tanpınar, 1942 yılında yazdığı bir mektubunda bu şiirle ilgili şu notu düşer tarihe :“Veysel bizim gibilerin pabucunu dama attı. Yazdıkları kendi koyu sesinde daha derin bir manâ kazanıyor.”

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak 21 Mart 1973 günü Nevruz sabahında uçmağa varan Aşık Veysel (Şatıroğlu) ölümünün 49. yıldönümünde saygı ve sevgiyle anıyoruz.

21.3.2022 P.tesi

Versel’in kendi sesinden “Güzelliğin On Par’etmez “ türküsünü dinlemek için bağ(link) :

https://www.youtube.com/watch?v=JaKTizSCR5A

Kim okurdu kim yazardı/Bu düğümü kim çözerdi /Koyun kurt ile gezerdi /
Fikir başka başk'olmasa” dizelerindeki anlamı düz yazı ile kaç sayfaya sığdırılabilir? 

AŞIK VEYSEL (ŞATIROĞLU)’E İLİŞKİN ÜÇ KISA ÖYKÜ(ANEKDOT):

Âşık Veysel, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un ilgisiyle 1941-1946 yılları arasında altı köy enstitüsünde usta öğretici kadrosuna atanarak bağlama ve türkü öğretmekle görevlendirilir.

Bu görevlendirmenin Şatıroğlu’nun şiirlerinde Atatürk devrimlerine, Cumhuriyete bağlılık; insan, doğa sevgisinin, okulu sevmenin hakim tema olmasında rolü büyüktür.

KISA ÖYKÜ-1:

1944 yılında, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde, eğitim dünyasının ileri gelenleri toplanmış; Veysel’in “Kara Toprak” diye bilinen şiirini dinlemektedirler. Bu kişilerden biri de Refik Ahmet Sevengil’dir. Yıllar sonra, anılarını anlattığı bir toplantıda o günü tüm coşkusuyla şöyle dillendirir Sevengil Hocamız: “… Veysel’in gözleri kapalıydı ama bu sözleri dinlerken benim gözlerim fal taşı gibi açıldı. O zamana kadar ne usta malı satanlardan ne kendi deyişini söyleyenlerden böylesine sözler işitmemiştim. Veysel gerçeği ve gerçeğin arkasındakileri kapalı gözleriyle görüyordu.”

Enstitü bir kovana misaldir

Her türlü çiçekten alır bal yapar

Yurdumuz için de doğru bir yoldur

Memlekete kanat takar, kol yapar

Mahmudiye, Hamidiye, Çifteler / Enstitü köylere yapacak neler / Bu toplu fikirle dağları deler / Kimisi makine, kimi bel yapar / İresim yaparlar, plan çizerler / Çözülmedik düğümleri çözerler / Bir kısmı şairdir, şiir yazarlar / Kimi saz düzenler, kimi tel yapar.

Hocaları dersin vermiş okutmuş / Var olsun bu gençler duyduğun tutmuş / Kimi deniz gibi ırmaklar yutmuş / Kimi yağmur olur, coşar sel yapar / İnan ki her işi başarır insan / İnsana yoldaştır gayretle iman / Vatan sizden hizmet ister her zaman / Mârif sizi memlekete el yapar.

Uyarın köylüyü, varsın ayılsın / Enstitü kuvveti yurda yayılsın / Herkes kazancının yolunu bilsin / Öğretmenler iz gösterir, yol yapar / Yiğitlik, cesurluk yılmaz yorulmaz / Tembellere hazır sofra kurulmaz / Veysel’in elinden hiçbir iş gelmez / Çalı gibi yaprak açar, gül yapar.” (Âşık Veysel’in, ‘Köy Enstitülerine’ adlı şiiri) (1 )

KISA ÖYKÜ-2:

Hasanoğlan’da öğretmenlik yaptığı yıllarda Sivas’ı ve köyünü özleyen Veysel, bu hasretini sık sık dile getirmektedir. Bunlardan biri de, Hasanoğlan’da, bir mezuniyet töreni sırasında olur. O törende bir şiir okur Veysel: “Geçirdik baharı, geçirdik yazı / Zamanı gelince hatırlan bizi / Arzuluyom Şarkışla’yı Sivas’ı / Siz sağ olun, biz selamet gidelim.”

Törende bulunan İsmail Hakkı Tonguç, bu şiirin içinde bir serzeniş olduğunu düşünmüş olacak ki; Veysel’in yanına yaklaşıp sorar; “Yeni ürünlerin var mı Âşık?” Veysel, Tonguç Baba’nın bu hileli sorusuna yanıt vermek yerine, iç cebinden çıkardığı bir mektubu ona uzatır. Tonguç mektubu açıp okur. Yüzünde anlamlı bir gülücük belirir.

Bir mektup aldım gül yüzlü yardan

Gözletme yolları gel deyi yazmış

Sivrialan köyünden bizim diyardan

Dağlar mor menevşe gül deyi yazmış.

Beserek’te lale sümbül yürüdü / Güldede’yi çayır çimen bürüdü / Karataş’ta kar kalmadı eridi / Akar gözüm yaşı sil deyi yazmış.

Kokuyor burnumda Sivrialan köyü / Serindir dağları, soğuktur suyu / Yar mendil göndermiş yadigâr deyi / Gözünün yaşını sil deyi yazmış.

Eğlenme gurbette yayla zamanı / Mevlayı seversen ağlatma beni / Benek benek mektuptadır nişanı / Gözyaşım mektupta pul deyi yazmış.

Veysel, bu gurbetlik kâr etti cana / Karıştır göçünü ulu kervana / Gün geçirip fırsat verme zamana / Sakın uzamasın yol deyi yazmış.”

Tonguç Baba’ya büyük saygısı olan Veysel, doğrudan söyleyemediği her şeyi apaçık anlatmıştır şiirinde. Tonguç, “İzin mi istersin bizden Âşık?” diye sorunca da; Veysel hemen yanıtlar Tonguç’u: “Dilekçem elinde. Gerisini siz bilirsiniz.” Bu zeki adamın derdini anlayan İsmail Hakkı, Âşık’ı kırmaz. Hemen orada, bir ay süreli yıllık iznine kavuşur Veysel ve çok özlediği memleketine gider.(1 )

KISA ÖYKÜ-3:

Bir mayıs günü çevre köylerden birine gezi yapmayı düşündük… Okul yönetimi günlük yemek listesini geziye uygun olarak yaptı. Söğüş et, zeytin, patates, helva çıkardı. Ertesi günü kumanyalarımızı çift atlı bir arabaya yükledik. Aşçımızla birlikte halk ozanı Âşık Veysel Şatıroğlu’nu da erzak tenekelerinin arasına oturttuk. Veysel’in yedeyicisi İbrahim’i de Âşık’ın koltuğuna yerleştirdik. Onları İneber Çeşmesi yönünden yolcu ettik… Biz, Çalkaya’nın doğusundan, İdris Dağı’nın yamaçlarından kestirmeden gidelim dedik. Enstitü öğrencileriyle birlikte 375 kişiyi buluyorduk… Bir saat kadar yol aldıktan sonra Dereşih Köyü’ne… indik. Erzak arabasını beklemeye başladık. Bir saat kadar bekledik. Araba gelmedi. Yola bir kaç haberci çıkardık. Az sonra bunlardan biri geldi. Erzak arabası devrilmiş, yolda kalmış olduğunu söyledi. Hidayet Gülen öğretmen ile birkaç arkadaş yardıma koştuk… Hidayet Öğretmen koştu, Veysel’in koluna girdi. Olanları İbrahim’den öğrendik. Araba devrilmiş, Âşığa bir şey olmamış ama sazı kırılmış… Arabayı sağlamlaştırdık… köye, arkadaşlarımızın yanına döndük… Yemek neşeli geçti. Şarkılar, türküler birbirine eklendi… Veysel, sürekli düşünüyordu. Yüzü, çehresi yağmur yüklü bulutlar gibi kararmıştı. Bir an, Âşık, ”Hidayet, eline bir kalem, kâğıt al bakalım” dedi. Hidayet gerekeni yaptı, ”Hazırım Âşık” dedi. Veysel “Hazırsan yaz bakalım” diyerek birbiri arkasına şu dizeleri söylemeye başladı: “Ben gidersem sazım sen kal dünyada / Gizli sırlarımı aşikâr etme / Lal olsun dillerin söyleme yâda / Garip bülbül gibi ah ü zar etme”… Şiir bitince Veysel, ”Hidayet şunu bir oku bakalım” dedi. Hidayet birkaç kez okudu, Veysel kimi yerlerini yeniden yazdırarak… dörtlüklere son biçimini verdi. Başlığına da “SAZIMA” sözcüğünü oturttu…”

Ay geçer yıl geçer uzarsa ara / Giyin kara libas yaslan duvara / Yanından göğsünden açılır yara / Yâr gelmezse yaraların elletme.

Sen petek misali Veysel de arı / İnleşir beraber yapardık balı / Ben bir insanoğlu sen bir dut dalı / Ben babamı sen ustanı unutma.”(1)

(Derlemedir)


(1 )
https://www.egetelgraf.com/kose_yazilari/asik-veysel-hasanoglanda/

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s