MEDYA DOSYASI : Gazetecinin işi silah propagandası değil


Gazetecinin işi silah propagandası değil

Fatih Polat

Akşam Gazetesi Ankara Temsilcisi ve Köşe Yazarı İlhami Soysal için tedirgin zamanlardı. Gazetesindeki köşesinde yüksek rütbeli komutanlar için lüks köşkler yapılmasını eleştirdikten sonra tehdit mektupları almaya başlamış ve tehditler üzerine sert bir yazı daha kaleme almıştı.

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, bir kokteylde karşılaştığı Soysal’a, bir an önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cemal Tural’ı telefonla arayıp görüşmesi uyarısında bulunmuştu. Soysal da böyle bir tutumun boyun eğmek anlamına gelebileceğini düşünmüş olmalı ki Tural’ı aramamıştı.

Takvim yaprakları 8 Eylül 1966’yı gösteriyordu. Sabah 09.30 civarıydı. Çankaya’daki evinden çıkan ve Kızılay’daki gazete binasına gitmek için dolmuş bekleyen Soysal’ın önünde bir araba durdu. Soysal, sonrasında yaşananları, 9 Eylül 1966 tarihli Hürriyet’e anlattı.

İşe gitmek üzere dolmuş beklerken takım elbiseli, kravatlı bir şahsın onu 1956 model siyah Buick marka arabasına davet ettiğini, kuşkulanmayarak daveti kabul ettiğini belirtti. Yolda iki kişinin daha araca bindiğini anlatan Soysal, araç İçişleri Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı binasının arasında iken kafasına sert şekilde vurulduğunu ve saldırganların “Büyüklerimiz aleyhinde yazarsın ha.. Sen komünist misin” diye bağırdığını aktardı. Soysal’ı, Ankara’dan uzakta bir yerde, “Sakın arabaya da bakma” diyerek araçtan atarlar.Soysal’ı dövenler, Yarbay Raci Tekin, Astsubay Başçavuş Yüksel Aşçıoğlu ve Astsubay Sadık Görmez’dir. Üçü de Özel Harp Dairesinde görevliydiler. Otomobil Raci Tekin’e aitti. Tekin daha sonra, Özel Harp Dairesinin Kıbrıs’taki uzantısı TMT’de görevlendirildi.

Soysal’ı döven Raci Tekin, 2006’da Danıştaya yapılan silahlı saldırıya ve Cumhuriyet gazetesine bomba atılmasına adı karışan Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in babasıydı.

Bu olay, Özel Harp Dairesi eylemleri içinde bir gazeteciyi hedef alan ve bağlantıları ile açığa çıkan bir örnek oluşturdu.

Sonraki yıllarda Genelkurmayın şikayeti ile birçok gazeteci ve köşe yazarına dava açıldığı biliniyor. Bazı generalleri daha sonra, Şemdin Sakık’ın ifadelerine monte ettikleri ifadelerle dönemin İHD Genel Başkanı Akın Birdal’ı ve gazetecileri hedef haline getiren andıçların mimarları olarak gördük.

Şimdi artık gazetecilerin bir silah şirketi patronu tarafından da hedef alındığı günlere geldik.

Tam bu noktada, ‘Burası çok önemli’ diyerek bir parantez açalım.

Adalet Bakanlığının 2020 yılı adalet istatistikleri raporuna göre, sadece bir yılda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret suçlaması ile açılan 31 bin 297 soruşturmada, aralarında gazetecilerin de olduğu binlerce kişiye cezalar verildi. Erdoğan’ın ‘hain’likle suçladığı gazeteciler oldu.

Ardından Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın bakanlığı döneminde gazeteciler yine benzer durumları yaşadılar. Redhack’in yayımladığı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a ait e-maillerini haberleştirdikleri gerekçesiyle 6 meslektaşımız 25 Aralık 2016’da gözaltına alındı. Meslektaşlarımızdan Tunca Öğreten, Mahir Kanaat ve Ömer Çelik hapis yattı.

Parantezi kapatarak devam edelim. Şu anda da Cumhurbaşkanının diğer damadı, İHA ve SİHA Üreticisi Selçuk Bayraktar’ı gazetecilere hakaret edip dava açarken görüyoruz.

Rusya-Ukrayna savaşında Ukrayna’ya Türkiye’nin sattığı İHA ve SİHA’ların ‘Sahada etkili sonuçlar aldığı’ haberlerinin gündem olmasıyla birlikte Selçuk Bayraktar’ı da birkaç adım daha önde görmeye başladık.

Deneyimli Gazeteci Çiğdem Toker, Sözcü gazetesinde yayımlanan yazısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından hazırlanan “sivil toplum kuruluşları – okul – yurt faaliyet raporu”na da yansıyan AKP destekli vakıflara aktarılan kaynaklara işaret etmişti. İBB’nin AKP dönemine ilişkin yaşananların aktarıldığı yazıda Toker, “2018 ve öncesinde TÜGVA’ya 74.3 milyon TL, TÜRGEV’e 51.6 milyon TL, T3 Vakfına 41.4 milyon TL, Ensar Vakfına 29.8 milyon TL, Okçular Vakfına ise 16.6 milyon TL tutarında destek verildiği” ifadelerini kullanmıştı. T3 Vakfı, Toker’e söz konusu yazısını gerekçe göstererek dava açtı ve geçtiğimiz günlerde mahkeme, Toker’i 30 bin TL tazminat cezasına mahkum etti.

Henüz yargılama süreci devam ettiği halde, bu cezanın ardından Erdoğan’ın damadı BAYKAR Savunma Teknik Müdürü ve T3 Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar, Twitter hesabından Çiğdem Toker için “sahtekar, yüzsüz, arsız, müfteri” ifadelerini kullandı.

Bayraktar, son olarak Halk TV’ye ve Şirin Payzın’a 150 bin TL’lik manevi tazminat talepli dava açtı. Şirin Payzın’ın 16 Şubat 2022 tarihli ‘Sözüm Var’ programında İHA ve SİHA’ları üreten Baykar Teknoloji’ye ilişkin sorulan sorular ve yanıtlara yer verilirken Bayraktar’ın kişilik haklarının zedelendiği ve hakarete uğradığı öne sürüldü. Selçuk Bayraktar’ın Gazeteci Mustafa Sönmez’e de “Silah ticaretinden, savaşlardan para kazandığı” şeklindeki sosyal medya paylaşımı nedeniyle dava açtığını hatırlatalım. Bayraktar, bu davayı kaybetti.

Unutulmasın, bir silah markasının “milli”lik söylemi ile kutsandığı bir ortamda, bu konuda sorgulayıcı her haber artık dava radarına girebilir. Artık o silah, alınıp satılan üzerinden para kazanılan ticari bir meta olmaktan çıkar ve dokunanı yakan bir nesneye dönüşür. Bir de o silah üreticisi güçlü siyasal bağlara sahipse bu davalar kaçınılmaz hale gelebiliyor

Tam bu noktada hatırlatalım. Bazı ‘gazeteciler’, ‘yerli ve milli İHA ve SİHA’larımız’ söylemini seviyor diye, gazetecinin işinin silah reklamı ya da propagandası yapmak olduğu sanılmasın.

Gazeteci iktidarların, devletlerin, patronların, silahların önünde eğilmez. Biz 56 yıl önce İlhami Soysal’ın durduğu yerdeyiz.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s