SAVAŞLAR DOSYASI /// Osmanlı’nın, I. Dünya Savaşı’nda İngilizlerden Kut Şehrini Aldığı Muharebe : Kut’ûl Amare


Osmanlı’nın, I. Dünya Savaşı’nda İngilizlerden Kut Şehrini Aldığı Muharebe : Kut’ûl Amare

I. Dünya Savaşı’nın Irak cephesinde Osmanlı birlikleri, İngilizlerden Kut şehrini kısa süreliğine de olsa almıştı. 7 Aralık 1915–29 Nisan 1916 tarihleri arasında gerçekleşen bu zaferi inceleyelim.

– osmanlı imparatorluğu, birinci dünya savaşı’nda değerlendirilirken bir ekonomik sebep gözden kaçırılır ki, o da petroldür. petrolden dolayı savaşın sonlarına doğru bakü’de türk ve almanlar birbirine girmiş ve müttefiklik durumu sonlanma noktasına kadar gelmiştir. hele almanya gibi sanayileşmiş bir devlette, ırak, arabistan ve bakü petrolleri hayati önem taşımaktadır ki, almanlar batı cephesinde ordularındaki mekanizasyonu artırabilsinler, hava keşfi yapabilsinler, alev makinelerini çalıştırabilip siperlere akın edebilsinler.

– hitler, akıl sağlığını kaybettiği savaşın son aylarına doğru petrol sahalarının kaybının almanya için çok büyük bir kayıp olduğunu etrafındakilere anlatıyordu. gerçekten de başta romanya olmak üzere petrol sahalarının kaybı almanlar için lojistik bir felakete sebep olmuş, başta luftwaffe etkisizleşmiş, bunun yanında almanların son taarruzu 1944-45 ardenler taarruzunda ilerleyen alman panzerleri yakıt olmadığı için durmak zorunda kalmıştı. almanya’nın petrole olan ihtiyacı 1945’de olduğu kadar 1914-18’de de bu denli hayatiydi.

– aynı ihtiyaç, ingilizler için de gerekliydi. ingilizler bu yüzden birinci ve ikinci dünya savaşı ve hatta sonrasındaki ajax operasyonu’na kadar iran ile az uğraşmamışlardır. ırak’ın da almanya ve osmanlı imparatorluğu için böyle bir önemi vardı. o dönemler ingilizler tarafından kraliyet donanmasının gururu olan dretnotların yakıtı kömür olmasına karşın 1912 senesinde ingilizler tarafından kızağa konulan 15 parça devasa toplarla teçhiz dretnotlar için petrole ihtiyaç vardı, zira ani bir kararla bu gemilerin yakıtının ham petrolden elde edilen akaryakıtlardan biri olması belirlenmişti. aynı ihtiyaç, denizaltılar, savaşın sonlarına doğru tanklar ve motorize birlikler için de geçerli hale gelecekti.

– ingilizler, akaryakıt ikmallerinin üçte ikilik kısmını süveyş kanalı vasıtasıyla iran körfezi ile uzakdoğu’dan sağlıyorlardı. 1909’da kurulan anglo-persian oil company, donanma ihtiyacını karşılama kaygısındaki churchill tarafından 1913’te millileştirilmiş ve aynı yıl, 250 kilometrelik boru hattıyla getirilen huzistan petrolünü arıtmak üzere abadan’da bir rafineri inşa edilmişti. öte yandan 1912’de, ingiliz sermayesinin de kısmi ortaklığıyla turkish petroleum company kuruldu. şirketin bünyesindeki kalust gülbenkyan bir yandan ingiliz menfaatlerini koruyan bir temsilci, diğer yandan da osmanlı yöneticilerine erişmekte vazgeçilmez bir aracı idi. rezerv belirleme çalışmaları savaş sebebiyle başlatılamadı fakat herkes, iran petrol yataklarının ırak’a kadar uzandığını tahmin ediyordu ki 1923’te kerkük’te petrol çıkmasıyla bu tahminin doğru olduğu görülecekti.

Kut şehri.

ırak/mezopotamya cephesinin operasyon bölgeleri fırat ve dicle tarafından sulanan eski ve verimli topraklardı

mevsimlik seller, sıtma ve öldürücü bataklık hummaları ile korkunç yaz sıcağı ve rutubetin etkisi altındaki bu bölgede yürütülen askeri harekat çok büyük zorluklarla karşı karşıyaydı. tarımsal sulama kanalları ve bataklıklar nehirlerin yakınlarında ilerlemeyi zorlaştırıyordu ve sulamaların bittiği yerde de çöl başlıyordu. bölge sakinleri müslüman olmakla birlikte türklerden çok araplar olup, aralarında çok sayıda kürt, ermeni, süryani ve yahudi de vardı. osmanlılar bölgeyi 1500’lerin başında fethetmiş (bkz: ırakeyn seferi) , daha sonra bölgeyi musul, bağdat ve basra (kuveyt de basra vilayetine dahildi) üç vilayete bölmüşlerdi. bölge, tarımsal üretiminin kalitesi ve türk yönetiminin etkisizliği ile tanınmıştı. balkan savaşlarının ardından harbiye nezareti bölgeyi musul’da bulunan 12.kolordu ve bağdat’taki 13.kolordu ile savunuyordu. idari kolaylık ve iç güvenlik nedenleriyle bu kolorduların tümenleri nehir kenarlarındaki şehirlere dağıtılmıştı. arabistan’daki uzak türk garnizonlarının yanı sıra mezopotamya, türk ordusunun birlikleri için dünyadan kopuk, hareketsiz ve anadolu’dan gelen gençler için kebap askerlik yapılacak bir yerdi. nitekim ırak’ta kebap askerlik yapıyorum derken birinci dünya savaşı çıkmıştı.

harbiye nezareti’nin istihbarat raporlarında büyük britanya ile bir savaşa girilmesi muhtemel görülmüyordu. bu nedenle mezopotamya bölgesi türk ordusunun daha faal görevler için ihtiyat kaynağı olan, emniyetli bir geri bölge olarak değerlendiriliyordu. gerçekten de türk sefer planı ile seferberlik planı tam da bunu yaptı ve savaştan önce mezopotamya’da bulunan türk garnizonlarının büyük bir kısmı geri çekildi. 1914 kasım’ında 12.kolordunun tümü suriye’ye gönderilmiş, 13.kolordu karargahı ile buna bağlı 37.piyade tümeni de 3.orduya katılmak üzere doğu anadolu’nun dağlarına yola çıkarılmıştı. cavit paşa komutasındaki 6.ordu karargahı küçültülerek bölge komutanlığı adını almış ve yeni kurulmakta olan 38.piyade tümeni ile birlikte faal hale geçmişti.

yeni kurulmakta olan 38. piyade tümeninin safları ağırlıkla yerel araplardan oluşturulmuştu ve çatışmalar başladığı sırada normal kadrosu olan dokuz piyade taburunun sadece altısına sahipti. ırak bölge komutanlığı’nın bünyesinde ayrıca 26. piyade alayı’na ait bir bağımsız tabur, sekiz sınır muhafız taburu ile dokuz jandarma taburu bulunmaktaydı. her ne kadar bölgedeki türk kuvveti 23.000’in üzerinde ise de gerçek hareketli kuvvet sadece 6500 tüfek, üç eski makineli tüfek ve 33 toptan oluşmaktaydı.

ırak bölge komutanlığı’nın düşük savaş potansiyelindeki denklemin aynı derecede önemli bir başka unsuru da söz konusu kuvvetin kötü disiplin ve kuşkulu sadakatinin, yetersiz malzeme ile daha kötü hale gelmesiydi. 1914 sonbaharının başlarında türk genelkurmayı imparatorluğun rusya ve fransa’nın yanı sıra büyük britanya ile de yakında savaş halinde olacağını açıkça gördü. bu nedenle türklerin süveyş kanalı’na erken bir hücum yapmaları ve doğu anadolu’da kafkas dağları’nda bir taarruz için planlama çalışmaları sürdürüldü.

ordunun geri kalanı trakya’da toplanarak balkanlar’daki belirsiz gelişmeleri beklemeye başladı. türk genelkurmayı büyük britanya’nın kısıtlı kara birliklerini fransa ve mısır’a yığarken, diğer yandan da aynı anda türkiye’ye karşı taarruz harekatı yapacak kaynaklara sahip olmadığını düşündüğü için mezopotamya imparatorluğun askeri önceliklerinde arka sırada yer almaya devam etti.

kasım 1914’te türk genelkurmayı, gecikmiş bir şekilde, hint ordusu’nun iran körfezindeki ingiliz petrol çıkarlarını korumak için şattülarap’a kuvvet çıkarma planlarından haberdar oldu. gerçekte, ingilizlerin ilk planları sadece anglo-iran petrol işletmelerinin bulunduğu abadan adası’nın ve basra’nın takviyeli bir piyade tugayı ile işgalini öngörüyordu. ne var ki kısa süre içinde hint ordusu’nun (6. poona tümeni) mezopotamya’da yapılacak harekât için en azından takviyeli bir piyade tümeni konuşlandırabileceği anlaşıldı. ingilizler bölgedeki türk kuvvetlerini 10.000 tüfek, 114 top ve 6 makineli tüfek olarak değerlendirdiler (gerçek kuvvetin hemen hemen iki misli) ve türklerin bu kuvvetin büyük bölümünü basra’da toplayacaklarını düşündüler. 24 ekim sonlarında ingilizler türk 12. kolordusu ile 13. kolordunun buradan ayrıldığı istihbaratının teyidini aldılar. ingiliz seferi kuvvetleri savaşın başlamasını beklemek üzere iran körfezi’ne gönderildi.


bu arada, türkler ingiliz taarruzunu beklemek üzere süleyman askeri bey’in komutasında 38. piyade tümeninin bölümlerini şattülarap’ın ağzına gönderdiler. 38. piyade tümeni ve takviyeli bir piyade alayından müteşekkil türk ana savunma gücü basra yakınlarında konuşlanmış olup 4.700 tüfek, 18 sahra topu ve 3 makineli tüfekten oluşan bir güce sahipti. şattülarap’ın anahtarı el-fao’daki eski türk kalesi idi ve türkler buraya anlaşılmaz bir şekilde sadece 350 asker ile dört adet 87 mm’lik top yerleştirmişlerdi. 160 kişilik ikinci bir müfreze ise yakınlardaki abadan adası’nda bulunuyordu. mehmet emin isimli bir türk binbaşı sonraları bu hatalı tertiplenmenin ruslara ve iranlılara karşı güç bulundurma amacıyla türk kuvvetlerinin dağıtılmasından kaynaklandığını yazmıştı.

türk kuvvetlerinin geri kalanı kuveyt yönünden gelecek muhtemel bir taarruza karşı konuşlandırılmıştı. ingiliz komutan general delamain 31 ekim günü türklere karşı çatışmanın başlatılması emrini alır almaz operasyonlarına başladı. ingiliz donanması fao’daki eski kaleyi bombaladı, 6 kasım’da asker çıkararak aynı gün kaleyi aldı. türk taburu güvenli bir şekilde nehrin üst kısımlarına doğru çekildi. küçük çıkarma gücü topları ve kaleyi tahrip ettikten sonra 7 kasım’da geri çekildi. bunu izleyen günlerde daha büyük birlikler geldiler ve kasım ortalarında poona tümeninin yaklaşık yarısı karaya çıkmıştı, geri kalanı da şattülarap yolundaydı. türkler basra ile deniz arasında alay kuvvetinde bir tıkama gücü yerleştirdiler ama ingilizler 14 kasım’da bunları kenara sürdüler.

ingilizler ilk başarılarından cesaret alarak basra’yı ele geçirmeye karar verdiler ve 20 kasım’da türkler 1200 esir ve üç top yitirerek buradan çekildiler. bu kolay ve beklenmedik başarıdan cesaret alan hindistan dairesi nehirden kurna’ya kadar ilerlenmesi için talimat verdi. hindistan dairesi’ndeki askeri sekreter bunun petrol tesislerine ek koruma sağlayacağını, araplar üzerinde olumlu etki yapacağını ve ingilizlere stratejik değeri olan arazi kazandıracagını düşündü.

kısa sürede onay geldi ve daha çok sayıda hint ordusu birliğini mezopotamya’ya yönlendirmek için planlar işlerlik kazandı. aralık başlarında ingilizler kurna’ya doğru ilerliyorlardı. alay ölçeğinde bir dizi muharebe yapıldı ve türkler bunların her birinde bir ölçüde başarılı oldular ama genelde kasabanın içine doğru itildiler. kurna 9 aralık 1914 günü düştü ve 45 subay ile 1000 asker esir olurken 6 top da ingilizlerin eline geçti. 38.türk piyade tümeni tümüyle yenilgiye uğratıldı ve kısa süre içinde oraya buraya dağılmış birliklerden ibaret kaldı. kurtulan türk kuvvetleri amare yönünde çekildiler.

bu bölgede sorunların artmasından rahatsız olan enver paşa süleyman askeri bey’e istimbotla cepheye gitme emri verdi. süleyman askeri 2 ocak tarihinde ırak bölge komutanlığını üstlendi. türk genelkurmayı bu gelişmelerden duyduğu büyük endişeyle, 35. piyade tümeninin yeniden konuşlanma emrini de değiştirerek mezopotamya’ya dönme emri verdi. bu tümen 1915 ocak ayının başlarında mezopotamya’ya dönmeye başladı ve bu sayede süleyman askeri bey bölgenin savunması için ordusunu iki kanatlı bir savunma yapacak şekilde düzenleyebildi. buna ek olarak büyük kayıp vermiş olan 38. piyade tümeni takviye edilerek kısmen de olsa tekrar etkili bir birlik haline getirildi. bu iki tümen türklerin oluşturdukları iki ayrı savunma kolunun ana çerçevesini teşkil etti.

yeniden oluşturulan 38. tümen’den oluşan sağ kanat fırat’ı korumaktaydı. nasıriye’nin yaklaşım yollarını koruyan bu kanat doğrudan süleyman askeri bey’in komutası altındaydı. sol kanat daha önemli olan ve bağdat yolunu oluşturan dicle’yi koruyordu. bu hayati yol, komutası altında aynı zamanda düzensiz süvari birlikleri ile bazı arap piyade taburları olan mehmet fazıl paşa komutasındaki taze 35. piyade tümenine emanet edilmişti. bu kuvvetler yerlerini aldıktan sonra mezopotamya cephesi istikrara kavuştu ve türkler için bir cephe niteliğini aldı.

birinci kut muharebesi

mezopotamya’da şubat ve mart ayları boyunca türkler ile ingilizler arasında bir dizi muharebe gerçekleşti ama her iki taraf da bunları kendi avantajına çeviremedi. fırat ve dicle vadilerinin hint ordusu tarafından fazla çaba gösterilmeden ele geçirilmesi karşısında telaşa kapılan türkler ingilizleri nehir aşağı geri sürecek bir taarruz harekatı planlamaya başladılar. o sıralarda türk sağ kanadı’nın doğrudan komutasını üstlenmiş olan bölge komutanı süleyman askeri bey, basra’daki ingiliz mevzilerine bir kuşatma manevrası yapmaya karar verdi.

böylece kurna’daki ingiliz esas mevzilerinin yanından dolaşacak ve belki de sayısal üstünlük elde edebilecekti. basra’da ingilizlerin kentin güneyindeki şuaybiye kasabasında bulunan bir süvari tugayları vardı. süleyman askeri bey 1915 nisan’ının ilk günlerinde güneye doğru harekete başladı ama bu durum ingilizler tarafından tespit edilerek savunma hazırlıklarının güçlendirilmesi için fırsat sağladı. 12 nisan sabahı saat 5’te türkler şuaybiye’deki tahkimli ingiliz kampına saldırdılar. türk saldırısı yanlarında getirdikleri 12 hafif topla yaptıkları kısa bombardımanla başladı. bunun hemen ardından türk piyadesi hücuma geçti. bu hücum başarısız oldu ama türk piyade saldırıları gün boyu aralıksız devam etti. ertesi gün yapılan türk hücumları da benzer şekilde sonuçlandı.

nihayet, ingiliz süvarilerinin yaptığı bir karşı hücum türklere hücumu durdurmak için yeterli neden sağladı. muharebeye katılan 3800 türk askerinden 1000 kadarı ölü veya yaralı olarak zayiat hanesine yazılırken, ingilizler 400 esir ve iki top ele geçirdiler. türk kuvvetleri dağınık halde kuzeye çekildi.


bu başarıdan yararlanmak isteyen ingilizler 14 nisan 1915 tarihinde türk savunma hatlarına doğru ilerleyişe geçtiler. her ne kadar türk siperlerinin ilk hattı türklerin aşırı zayiat vermeleri ve türk ordusuna alınan arap askerlerin toplu olarak teslim olmaları sonucunda düştüyse de, ikinci hat direndi. bu üç günlük muharebelerde türkler 16.000’e zayiat verdiler. bunların 2000’i de arap kabilelerine mensup yerel askerlerdi. ayrıca subay ve er olarak 700 kişi de ingilizlere esir düştü. türkler nehrin 120 km kuzeyindeki hamisi’ye çekildiler. burada, resmi ingiliz sefer tarihine göre, daha önce yaralanmış ve kamp yatağından kalkamaz hale gelmiş olan süleyman askeri karargahını yanına çağırdı. planının başarısızlığından dolayı umutsuzluğa kapılmış halde ve arap askerlerin performansını şiddetle kınadıktan sonra, yenilgiyi hazmedemeyerek intihar etti. okuduğumuz türk kaynaklarına göre ise süleyman askeri’nin intiharından söz etmekle birlikte fazla ayrıntıya yer verilmez. bununla birlikte arap askerlerin disiplin ve performansları ile kendi piyade tümenlerinde bu askerlerin toplam sayısı konusunda kaygı duyduğu tahmin tahmin edilmektedir. dahası, ingiliz ve türk kaynaklarının anlaştığı üzere, yarbay erickson’ın "size ölmeyi emrediyorum – birinci dünya harbinde osmanlı ordusu" ile "osmanlı askeri tarihi" eserlerinde ifade ettiği üzere, osmanlı ordusu’ndaki bazı arapların firar ve ayrılıkçı eylemleri, ırak’taki bölge komutanlığı/6.ordu’nun tam güçte çarpışmasını engelliyordu. keza birinci kut muharebesinde de bunun etkisi olmuştu.

bu, türk ordusu için karanlık bir gündü. kuvvetlerin geçici komutası mehmet fazıl paşa’nın omuzlarına kaldı.

ne var ki mezopotamya’daki türk kuvvetleri için her şey sona ermedi. nisan ortalarında 13. kolordunun karargahından yeni bir türk ordusu teşkil edildi. aynı zamanda harbiye nezareti bölgeye takviye göndermeye karar verdi ve yeni kurulan 18.kolordu, türk 6.ordusunun emrine girmek üzere bölgeye gelmeye başladı. her ne kadar bu sırada tamamlanmamış olmakla birlikte, her iki kolordu da 1915’in geri kalan aylarında kuvvet toplayacaktı.

büyük ölçüde mezopotamya’daki beklenmedik başarılarından cesaret almış olarak, hindistan dairesi ve hint ordusu 1915 nisan sonlarında, fırat üzerinde amare ile dicle üzerindeki nasıriye’ye doğru ilerlemeye karar verdi. söz konusu girişim için general townshend kurna’ya gelerek komutayı ele aldı. buraya ulaştıktan ve mevsimlik sellerin etkilerini gördükten sonra townshend dicle üzerinden tek bir koldan yapılacak yürüyüşün en iyi yöntem olacağı kanaatine vardı. ilerlemeyi sürdürerek 3 mayıs’ta nehir limanı amare’yi ele geçirdi. türkler silahlı istimbotlardan oluşan küçük bir nehir filosu ile bu ilerlemeye karşı direndiler. haziran ayında, mevsimlik sellerin büyük kısmı geride kaldıktan sonra, ingilizler fırat üzerindeki nasıriye’yi ele geçirdiler. ilkbaharın son günlerinde seferi kuvveti takviye için hint ordusu’nun ikinci bir piyade tümeni de bölgeye ulaştı. giderek başarısızlığı belli olan gelibolu seferinin politik yankılanmaları nedeniyle ingiliz savaş bakanlığı ve hindistan dairesi mezopotamya’ya yeni bir ilgiyle yaklaşmaya başladı. her ne kadar mezopotamya’daki birliklerinin sayısal azlığının farkında ise de, londra belki de bağdat’ın alınmasıyla sonuçlanabilecek yeni bir ilerleme için baskı yapmaya başladı. fırat üzerinde güçlü türk kuvvetleri tarafından durdurulan ingilizler dicle üzerinde 120 kilometre kuzeyde bulunan kut’ül amare nehir limanına ilerlemek için hazırlıklara başladılar. türk 38.piyade tümeninin enkazını oluşturan toplam beş taburluk bir kuvvet kut’ül amare’de onları karşılamaya hazır bekliyordu.

ne var ki, ingilizlerin bilmediği bir gelişme, türklerin mezopotamya’daki durumunun hızla iyi yönde değişmekte olduğu idi. türk kuvvetlerinin komutasını üstlenmek üzere 6. ordunun yeni komutanı nurettin paşa bölgeye gelmişti. nurettin paşa, yaz boyunca fazlasıyla yıpranmış türk piyadesini toparlamak için büyük bir gayret sarf etti. takviyeler, yavaş da olsa mezopotamya’ya ulaşıyordu. 1914 sonbaharında 1.ordu’ya bağlı birliklerden bir kuvve-i seferiye olarak teşkil edilen 51. piyade tümeni, 3.ordu mıntıkasına gönderilmişti. yeni oluşturulan 52. tümen de kısa süre sonra onu izleyecekti. bağdat’ta türkler 5000 jandarma ve sınır muhafızlarından oluşan birkaç karma taburu nüve olarak kullanarak yeni 45. piyade tümenini oluşturdular. bununla beraber bu kuvvetler birkaç ay muharebeye hazır olmayacaklardı ve bu arada nurettin paşa şimdi sadece 3000 mevcudu olan 35. piyade tümeni kalıntılarına ve 3500 mevcudu kalan 38.piyade tümenine dayanmak zorundaydı. bir avuç topçu ve süvari ile birlikte nurettin paşa’nın yeni ingiliz saldırısı karşısındaki toplam fiili gücü yaklaşık 7000 kişi kadardı.

ingilizler 1 eylül 1915 günü harekete geçtiler. mezopotamya yazının yakıcı sıcağı geride kalmış ve nehirler de alçalmıştı. bu bölge için iyi bir sefer mevsimiydi. 26 eylül’de general towshend nehir üzerinde kut’ül amare’de taarruz pozisyonu almış vaziyetteydi. kasaba nehrin sağ kıyısında 35. piyade tümeninin altı taburu, nehrin sol kıyısında da 38.piyade tümeninin altı taburu tarafından korunmakta idi. dört taburluk bir ihtiyat ile bir miktar süvari bulunuyordu. burada da bu askerlerin çoğu türk ordusunda askere alınmış araplardı ve moralleri ile sadakatleri pek yüksek değildi. türklerin topçu kuvveti 38 parçadan oluşmaktaydı. townshend bir gece yürüyüşü ile kuvvetlerini yaklaştırdı ve 28 eylül sabahının erken saatlerinde türk tabyalarına saldırdı. öğle saatlerinde ingilizler hem türk hatlarına girmişler, hem de türk kuvvetlerini kuzey istikametinden sarmışlardı. türkler ihtiyatlarını cepheye sürdüler, ama bunlar da yenildi ve karanlık çöktüğü zaman türk kuvvetleri topyekün ric’at etmeye başladılar. townshend çekilmekte olan türk kuvvetlerini takip etti ve 5 ekim tarihinde kut’un 100km kuzeyindeki aziziye’ye ulaştı. ingiliz harekatı fevkalade başarılı olmuş ve çok az bir zayiat karşılığında 1200’ü esir olmak üzere türklere yaklaşık 4000 kadar zayiata neden olmuştu. ayrıca 14 top ele geçirilmişti. birinci kut muharebesi tartışmasız bir ingiliz zaferiydi.

selman-ı pak muharebesi

ingilizlerin aman vermeyen takipleri, 35 ile 38. piyade tümenlerinin zaman kazanmak için çatışan kalıntıları ile çarpışmalarla devam etti. 1915 kasım ayının ilk günlerinde , townshend’in şimdi yaklaşık 11.000 kişiye tekabül eden kuvvetleri bağdat’ın 32 km güneyindeki selman-ı pak mevkiine ulaştı. nurettin paşa muharebeyi burada karşılamaya karar verdi. 45.piyade tümeni sonbaharda eğitimini tamamlamış ve muharebeye hazır hale gelmişti. 3.ordu mıntıkasından neredeuse on ay süren 5000km’lik dolambaçlı bir yolculuktan sonra 51.piyade tümeni de yedi taze piyade taburu ve yaklaşık bir topçu bataryasına tekabül eden fransız yapımı 120’lik schneider obüsüyle birlikte bölgeye ulaştı.bu tümen daha önce 1.kuvve-i seferiye olarak adlandırılmakta olup ırak bölge komutanlığı’na katılmak üzere yolda iken çevrilerek 3.ordu emrine verilmişti. muharebe tecrübesine sahip askerlerden oluşan bu savaş gücü nihayet mezopotamya’ya ulaştı. bunlara ek olarak 52.piyade tümeninin bir alayı da musul’a varmıştı. tümenin geri kalan kısmı da kısa süre sonra intikalini tamamlamak üzereydi.

52. piyade tümeni de normal bir piyade tümeni olarak yeniden adlandırılan eski 5.kuvve-i seferiye idi. bu tümen, kardeş birlik olan 51.piyade tümeni gibi, morali ve muharebe kabiliyeti yüksek ve tecrübeli askerlerden müteşekkildi. şimdi nurettin paşa’nın emrinde 19 makineli tüfek ile 52 topla teçhiz 20.000 askerden oluşan etkili bir savaş gücü vardı. ayrıca 400 kişilik küçük bir süvari kuvveti bulunuyordu. daha da önemlisi şimdi türk ordusunun en iyi muharip tümenlerinden bazılarına sahip bulunuyordu.

nurettin paşa sağ kanadını sağlam bir şekilde dicle’ye yaslayabileceği selman-ı pak’ta bir savunma hattı oluşturmaya karar verdi. derinliğine iki savunma hattı teşkil etti. ilk hat yaklaşık 10 km uzunluğunda olup 15 adet tabya ile güçlendirilmişti. bu toprak tabyalar derin siperlerle birleştirilmiş ve dikenli telle korunmuştu. 38. ve 45. piyade tümenleri bu hattı koruyorlardı ve burası güçlü bir mevzi idi. bunun 3km kadar gerisinde türklerin yine güçlü bir şekilde inşa edilmiş olan ikinci savunma hattı vardı. bu hattın gerisinde de 51.piyade tümeni mevzilenmişti. nurettin paşa bu birliğin siperlerinin sol kanadına da süvarilerini konuşlandırmıştı. her ne kadar iyi mevzilenmiş ve elinde yeterli sayıda asker bulunmaktaysa da nurettin paşa, sonuçtan emin değildi. bu belirsizliğin birkaç nedeni vardı. her şeyden önce karşısındaki düşman kuvvetinin büyüklüğü ve bileşimi konusunda neredeyse hiçbir bilgisi yoktu ve ikinci olarak, birliklerinin o güne kadar gösterdikleri kötü savaş deneyimleri onu endişelendiriyordu.

22 kasım 1915’in ilk saatlerinde, general townshend’in 6. poona tümeni selman-ı pak’taki türk hatlarına taarruza geçti. townshend, kuvvetlerini dört kol içinde örgütledi. sayısal olarak azınlıkta olduğunu biliyor (taarruz esnasında 20.000’e karşın 11.000), fakat bu bölgedeki türk kuvvetlerinin daha önce sergiledikleri kritik anda dağılma eğilimine güveniyordu. nurettin paşa’nın 51. piyade tümeni şeklinde aldığı takviyelerin yüksek niteliğinden habersizdi. hint ve ingiliz kolları, çok soğuk bir sabah saatinde, topçu ve donanmanın destek ateşi altında ilerlemeye başladılar. ingilizler baskın yaptıklarını düşündüler ve bazı türklerin mevzilerini bırakarak kaçtığını zannettiler. türk topçusu, makineli tüfekler ve binlerce tüfek hücum eden kuvvetlere ateş ederken, hiçbir şey ingilizlerin bu sanrısından daha yanlış olamazdı.

towshend giderek artan ve aralarında subayların da olduğu kayıplara rağmen bütün sabah hücumda ısrar etti. sabah 11.30’da türkleri kuşatmak için süvari tugayını hücuma kaldırdı ama bunlar 51. piyade tümeni ile türk süvarisi tarafından karşılandı. öğle saatlerinde türklerin birinci hattı için yapılan muharebe, ingilizlerin lehine gelişti ve saat 13.30’da türklerin ön siperleriyle tabyalarının çoğu ingilizlerin eline geçti. nurettin paşa bu muharebede 38. ve 45. piyade tümenlerinin büyük kısmını yitirdi. muharebenin bu noktasında nurettin paşa, yarbay vacit bey komutasındaki 51. piyade tümenini karşı taarruza kaldırdı. vacit bey kuvvetlerini çok şiddetli bir hücuma sevk etti. çatışmalar tüm öğleden sonra devam etti ve karanlık çökerken ingiliz taarruzu durdurulmuştu. her iki taraf da korkunç zayiat verdi. towshend muharebe katılan 371 ingiliz subayından 130’u ile 255 hintli subaydan 111’ini yitirdi. sahra hastaneleri 400 kişiye bakabilecek kabiliyette iken, bu sayının on katına bakmak zorunda kaldı. nurettin paşa ise 4500 ölü ve bir o kadar yaralının yanı sıra 1200 esir verdi. bu kayıplar elindeki gücün yarısına tekabül etmekteydi.

General Townshend

ertesi gün çatışmalar tekrar başladı ve towshend bir yandan hatları yarmaya çalışırken, diğer yandan da süvari ile ikinci bir kuşatma taarruzuna girişti. o sabah çok büyük bir kum fırtınası başladı ve iki ordunun da görüş mesafesini çok kötü etkiledi. muharebe sürerken nurettin paşa 35. ve 45. piyade tümenlerinin yeniden tertiplenen kalıntılarını tekrar muharebeye sürdü. her iki taraf da tükenmiş halde hareketsiz kalırken, akşamın gelmesi çatışmaları durdurdu. 25 kasım sabahı muharebe sona erdi. her ne kadar türklerin ilk hattını hala elinde tutuyorsa da townshend, yarmayı başaramayacağına karar verdi. bunun üzerine birliklerini geriye, kut’ül amare’ye çekmek olan tarihi kararı aldı. türk zayiatı ise nihai olarak 6188 ölü ve yaralı olarak tespit edildi ve ilk sayıların abartılı olduğu anlaşıldı. 51.piyade tümeni gücünün %12’sini yitirdi. 35. ve 45. piyade tümenlerinin kayıpları da sırasıyla %25 ile %65 oranındaydı. bu vahşi bir çarpışmaydı, fakat ingilizlerin 1915 yılında bağdat üzerine yaptıkları tehdidi sona erdirmiş oldu.

towshend ağır kayıp vermiş olan kuvvetlerini aziziye üzerinden kutül-amare’deki güvenilirliği kuşkulu sığınağına çekti. kuvvetlerinin çoğu 3 aralık’a kadar buraya gelmişti. kasaba dicle’nin dirseğinde yer alıyor ve toplam 7000 dolayında arap nüfusa sahip bulunuyordu. towshend kasabayı tahkim etmeye ve ikmal malzemelerini nehir istimbotlarından indirmeye başladı. 6 aralık’ta nurettin paşa’nın onu izlediğinin ve kuşatılabileceğinin farkında olarak süvarisini nehir aşağı geri gönderdi. bu durumda towshend 11.600 muharip ve 3350 muharip olmayan askerle kutül-amare’de kaldı. elinde 60 günlük tam tayin ile çok miktarda cephane bulunmaktaydı. bunun yanı sıra dicle üzerinde nehir gambotları ve buharlı gemilerden oluşan güçlü bir kraliyet donanması filotillası bulunmaktaydı. ayrıca birkaç yeni hint tümeninin basra’ya gelmekte olduğunu biliyordu. böylece, söz konusu günlerde, kut’da kuşatılma olasılığı onu kaygılandırmıyordu.

aralık sonunda 13. kolordunun 35. ve 52. piyade tümenleriyle yaptığı bir başka saldırının da kaderi aynı oldu. bu şekilde 1915 yılının mezopotamya seferi türkler için elverişli bir şekilde sona erdi.

general towshend kutül-amare’de tıkılıp kalmış ve ingilizlerin basra’da bir kurtarma gücü hazırlamalarına rağmen türk 52. piyade tümeni mezopotamya’ya güçlü bir şekilde gelmişti. bu birlik de 51. piyade tümeni gibi savaşçı niteliğiyle tanınıyordu. bu birliklerin gelmesiyle 6. ordudaki muharebe kuruluşlarının etnik kompozisyonu ağırlıkla arap olmaktan çıkıp ağırlıkla türk oldu. bu gelişme ilerideki savunma muharebelerinde güç dengesini türklerin lehine değiştirecekti. zira arapların ordudaki ayrılıkçı fikirleri etkiliydi ve hatta cephenin ilerleyen zamanlarında komuta birliğine kavuşan lawrence ve faysal’ın kuvvetlerine katılanlar da olacaktı.

türklerle birlikte çalışma deneyi 1880’lere kadar geriye uzanan alman mareşal von der goltz da gelmişti. goltz 72 yaşında olmasına rağmen türklerin çok şey bekledikleri enerjik bir kişiydi. son olarak, gelibolu seferi sona ermek üzereydi ve 6. ordu 1916 yılında yeni takviyeler konusunda daha büyük beklentilere sahipti.

kut’ül-amare’nin kuşatılması

1916 yılının ocak ayı, mezopotamya’daki türk ordusuna, bu uzak savaş alanında daha önce mümkün olanlardan daha parlak olanaklar vaat eder gibi görünmekteydi. nurettin paşa ingilizleri selmanpak’tan sürmüş ve general towshend’in 6.piyade tümenini kut’ül-amare’de kuşatmıştı. 3. ordu’dan bazı takviyeler gelmişti ve türk 6. ordusu için de vaziyet-i askeriye elverişli gözüküyordu. diğer yanda, bilançonun eksi hanesinde, 38. piyade tümeni ikmal eratı yokluğu nedeniyle aralık 1915 sonlarında lağvedilmişti. ve ayrıca kut’u kurtarmak üzere bir kuvvet hazırlamaktaydı. towshend gayet iyi bir şekilde siperlere yerleşmiş görünüyordu ve oldukça garip bir biçimde, towshend ile general aylmer komutasındaki yardım kuvveti arasında hem nehir, hem de telgraf trafiği bulunmaktaydı.

nurettin paşa ordusunu ikiye ayırmıştı. 45. ve 51.piyade tümenlerinden müteşekkil 18.kolordu kut’u muhasara altına almış ve 35. ve 52.piyade tümenlerinden müteşekkil 13.kolordu da yaklaşık 30km daha güneyde ingiliz yardım kuvvetinin yolunu kesmişti. 6 ve 7 ocak tarihlerinde ingilizler türk hatlarını yoklamaya ve aynı zamanda süvarilerini türk mevzilerinin her iki kanadının etrafından dolaştırmaya başladılar. bu yoklamalar süratle püskürtüldü. ingilizler 8 ocak tarihinde yine başarısız olan daha büyük bir saldırı başlattılar. sağ kanatlarındaki ingiliz süvarisinin varlığından endişe duyan türkler bir süvari alayını ileriye yanaştırdılar. 12 ocak günü aylmer bir gece hücumu ile türk 52.piyade tümeninin hatlarını yarmaya çalıştı. öncü tugayı, hazır bekleyen türkler tarafından keşfedildi ve hücumdan çekilinceye kadar fena halde hırpalandı. 52.piyade tümeni 16 ila 21 ocak tarihleri arasında ingilizlerin güçlü taarruzlarına maruz kaldı. türk hattı sağında nehre, solunda da hareketi engelleyen bir tuz bataklığına dayanıyordu. bu, ingilizlerin sürekli olarak ön cepheden taarruz etmek zorunda kaldıkları çok güçlü bir mevziydi. 18.kolordu, nakhaliat vadisi boyunca sağlam bir biçimde siperlere yerleşti ve yardım kuvveti yeni saldırılardan caydırıldı. bu haber kut’ta bulunan ve çok şaşıran towshend’e iletildi.

enver paşa, zaferlerine ve halihazırdaki taktik duruma rağmen nurettin paşa’nın yerine kendisinden bir yaş küçük amcası albay halil (kut) bey’i getirmeye karar verdi. teknik olarak mareşal von der goltz bu ordunun ve ayrıca bütün mezopotamya ileiran harekat alanının komutasına sahipti ancak seferlerin günlük idaresini türk komutanlara bırakmıştı. komutanlık değişikliği 20 ocak tarihinde oldu ama halil bey, nurettin paşa tarafından yapılan taktik konuşlanmayı değiştirmedi. ocak sonlarında towshend kuvvetini teslim etme seçeneğini düşünmeye başladı. zira kut’taki ingilizlerin durumu iyi değildi ve ikmal, zorlukla yapılıyordu. ingilizler açlıktan son çare olarak atlarını kesip yemişler, at yemeyi reddeden bazı hintli müslüman ve hindu askerler açlıktan ölmeye başlamıştı. albay halil bey de bu durumu bildiğinden ingilizlerin kendiliğinden teslim olacağını öngördü ve bu hususta kuşatmayı sürdürerek kararlı bir tutum izledi. buna ek olarak türkler sürekli olarak kut’u top ateşi altına alarak herkesin diken üstünde kalmasını sağladılar. bu arada türkler sürekli olarak sahte taarruzlar düzenleyerek ingilizleri daha da yordular. şubat ayında ingilizler kuşatılmışken, türkler takviye olarak 2.piyade tümenini aldılar. mart ayında türk topçu ateşi yoğunlaştı ve hemen hemen sürekli olarak kasabanın üzerinde uçak bulundurdular. kut’taki koşullar her geçen gün ingilizler için daha da kötüye gitti. daha da fenası yaz geliyordu ve nehir kıyısında bulunan kut’un bundan olumlu etkilenmesi pek mümkün değildi. yaz, beraberinde sıtma, bataklık humması, kavurucu sıcaklar gibi can sıkıcı durumları da ingilizlerin tıbbi malzemeleri azalırken getirecekti.


aylmer kurtarma amacıyla birkaç girişimde daha bulundu. bunların ilki 8 mart’ta olup başarıya ulaşamadı. bu hücum dicle’nin güney kıyısından yapıldı. yeni gelmiş olan 2.piyade tümeni, 13. kolordu’nun emrine verilmiş ve 35. piyade tümeni ile beraber kut’un 10km kadar doğusunda çok kuvvetli bir savunma mevzii teşkil etmişti. bu hat kuvvetli topçu birlikleriyle destekleniyordu ve türk piyade tümen mıntıkalarının her birinde ihtiyat olarak birkaç piyade taburu bulunuyordu. bu döneme gelindiğinde ingilizlerin kut garnizonu o kadar zayıflamıştı ki, 51.piyade tümeni 2.ve 35.piyade tümenlerini desteklemek üzere ileriye alındı. ingiliz hücumları başarısız kaldıkça, türkler güçlü bir şekilde onları geri ittiler. türk kuvvetleri gitgide sertleştikçe ingilizler günden güne erimişti.

6 nisan’da ingilizler, mayın tarlaları da dahil olmak üzere sağlam bir savunma hattı kurmuş olan 51.piyade tümenine karşı yeni bir hücuma giriştiler. her ne kadar tümen bu hücumları püskürttüyse de 3km kadar geride yeni bir mevziye çekildi. sağ-sol sırasıyla, ingilizler bu kez de 17-18 nisan 1916 tarihinde dicle mevziinin güney kıyısını tutmakta olan 18. kolorduya üç tümenle büyük bir saldırı yaptılar. bu hücumlar başarılı olmadı ve türk karşı taarruzları ingilizlere büyük kayıplar verdirdi. 17-19 nisan arasındaki türk kayıpları 619 ölü, 1585 yaralı ve 1337 kayıp veya esir oldu.

ingiliz yardım kuvvetleri ertesi hafta da herhangi bir başarı elde etmeden türk savunmasını yoklamaya devam etti. böylece türk 6. ordusu 1916’nın ilk dört ayı boyunca kut’taki kuşatmayı kaldırmaya yönelik birçok girişimi engellemiş oldu. bütün taarruzlar püskürtüldü. 22 nisan’da towshend daha fazla direnmenin faydasız olduğunu ve teslim olması gerektiğini açıkça gördü. 27 nisan’da halil bey’den cömert koşullar temin edebileceğini düşünerek teslim koşullarını görüşmek istedi. towshend özellikle tamamen yiyeceksiz kalmıştı ve hem birlikleri, hem de kasaba halkı büyük bir açlık çekiyorlardı. bu nedenle towshend askerlerine derhal yiyecek temini için yardım istedi. gözleri bağlı kurmay subaylar iki ordu arasında gelip giderken ve ayrıca teslim koşullarının tam olarak belirlenmesi konusunda birçok kargaşalık yaşandı.

nihayet towshend halil bey ile bizzat bir araya geldi. bu arada von der goltz 19 nisan’da tifüsten ölmüştü. towshend bir milyon sterlinlik bir para sözü karşılığında ordusun özgürlüğünü satın almak istedi. ayrıca bir nevi şartlı salıverme koşulu elde etme amacındaydı. ancak nihayetinde halil bey koşulsuz teslimiyet istedi ve towshend bunu kabule mecbur kaldı. bunu izleyen iki gün için ingilizler ve hintliler obüslerini, cephanelerini ve diğer askeri donanımlarını tahrip ettiler.

29 nisan günü saat 13.00’te, bir türk piyade alayı teslimi kabul için kut’a girdi. towshend’in 6. "poona" tümeninin teslimi, 1783’teki yorktown ile 1942 yılındaki singapur arasında imparatorluk birliklerinin en büyük kitlesel teslim oluşlarıydı. her ne kadar yitirilen askerlerin sayısı, belçika’da süren büyük muharebelerde topçuya bir günde kurban edilenlerden fazla değilse de, bu, ingiliz ordusu için büyük bir utanç kaynağı oldu ve gelibolu’dakinden daha büyük bir moral bozukluğu yarattı.

towshend toplam olarak 13.309 asker teslim etti

bunlar arasında 272 ingiliz ve 204 hintli subay ile 2592 ingiliz ve 6988 hintli askerin yanı sıra 3248 de muharip olmayan unsur bulunmaktaydı. daha sonra bunların 4000’i esarette öldü. esir düşen ingilizlerin yüzde yetmişi türk esaretinde hayatını yitirdi. halil paşa 1136 hasta ve yaralı ingiliz ve hintli askeri yaklaşık aynı sayıda sağlık durumu iyi olmayan türk ile değiştirdi (10 subay ve 1085 asker). türkler ayrıca 40 top, 3 uçak, 2 buharlı nehir gemisi ve 40 otomobil ele geçirdiklerini bildirdiler.

ilk türk gıda malzemesi 1 mayıs 1916 günü nehirden gemiyle geldi. towshend ve yaverleri 3 mayıs’ta bağdat’a gönderildiler ve ertesi gün de türkler esirlerini sevk etmeye başladılar. towshend’den sonra kut’tan çıkarılan ilk esirler 4 general, 160 subay ve 180 yardımcıdan (veya o dönemde ingiliz ordusundaki adıyla emir eri) oluşan bir kafileydi.

o güne kadar ingilizler mezopotamya seferinde 40.000 asker yitirmişlerdi. albay halil bey bir gecede kahraman oldu ve paşalığa terfi etti. bu, türk ordusu için muazzam bir başarı idi. kut’ül amare’deki kuvvetlerinin teslim olmasıyla mezopotamya’daki sefer bir durgunluk aşamasına girdi. muharebeler her iki tarafı da tüketmişti ve kurtarılacak bir towshend olmayınca, ingilizlerin nehir yukarı acele etmeleri için bir neden kalmamıştı. halil bey kuvvetlerini yavaş yavaş nehrin aşağı bölgelerinde yeniden tertiplemeye başladı. dicle’nin her iki kıyısını da özenle tahkim ettikten sonra, nihayet fırat kıyısında da tahkimat kuracak kadar kuvvet fazlası buldu.

general maude yenilenen ve takviye edilen ingiliz kuvvetleriyle nehir yukarı yavaş yavaş ilerlemeye başlayıncaya kadar, 1916 yılının geri kalan bölümünde mezopotamya’da çok az faaliyet oldu. ingilizlerin kut ve hemen kuzeyindeki bağdat üzerine ikinci taarruzuna kadar yeni komutan frederick maude, 1917 mart ayına kadar olan bu süreci askerlerinin eğitimi ve donanımı ile uğraşarak geçirdi. ama sonraki gelişmeler, 1500’lerden beri türk hakimiyeti altındaki ırak’ın elde tutulamayacağını gösterecekti.

bağdat’ın düşmesi

ön edit : yazıyı yeniden düzenleme gereği duydum. bu yüzden tekrar paylaşıyorum. yazının görseller, alıntılar ve kısa dipnotlarla desteklenmiş halini blogdan okuyabilirsiniz. britanyalılar bu ceph…

ekşi sözlük

mackensen

Sonuç

kut bir başarıdır evet. ama bir çanakkale savaşı değildir çünkü ingilizler altı ay sonra gelip kut’u elimizden bizi döve döve almışlardır. kut’u kaybettiğimiz bu savaşı anlatan yüzbaşı selahattin* der ki: "ingilizler nehirin nerde derinleştiğini nerede sığlaştığını bizden daha iyi biliyordu. çünkü nehir işletmesini barış zamanında onlara vermişiz. bu bilgiyi avantaja çevirdiler".

kut sadece bir tesellidir. ama ingilizlerin de utancı olduğu da bir gerçektir. ingilizlerin başka hiçbir savaşta hiç bu kadar subayı ve askeri teslim olmamıştır. ama işte kut altı ay içinde elimizden çıkmıştır.

ha illa ki bu cephede bir zafer arıyorsanız, çanakkale savaşından daha acı hikayelerin olduğu medine savunmasını okuyun. en azından kurutulmuş çekirge ve hurma çekirdeğinin ne kadar faydalı besinler olduğunu öğrenirsiniz. ama dikkat edin arapların ne mal olduğunu da anlarsınız. filistin hakkındaki düşünceleriniz değişebilir.

*bu cephede çok acı hikayeler vardır. bu acı hikayeleri okumak için yüzbaşı selahattin’in romanı okunmalıdır. kitabın yeni baskısı malesef yoktur. ancak sahaflarda bulunabilir.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s