İSTİHBARAT DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : Tek dünya gizli servisi : DİT


FERHAT ÜNLÜ : Tek dünya gizli servisi : DİT

Yazının ana fikrini; ilk cümlede özetleyerek vira bismillah diyelim: Küresel Kapitalizm, iki büyük silahı olan ‘piyasa’ ve ‘teknoloji’ olguları üzerinden tek dünya devletinin gizli servisinin temellerini atıyor dersem mübalağa etmiş olmam. Yavaş yavaş Dünya İstihbarat Teşkilatı (D.İ.T.) kavramına doğru gidiyoruz. Küreselleşmede artık öyle bir evreye eriştik. Ve Üç Boyutlu Portre’de bu hafta; bundan sonrasının ne olacağını öngörmek için bugünlere nasıl gelindiğini özetlemeye çalışacağım.

Şuradan devam edelim: Günümüzün en yaygın bilgisel yanlışlarından biri, belki de birincisi; Kapitalizm’in sadece ekonomik yönünü konuşuyor olmak. Hâlbuki Kapitalizm bir siyasal sistemdir. Hatta başlı başına bir ‘siyasa’ ve ideolojidir. Ancak geleceğin dünyasını şekillendirecek bu siyasal yön, paranın ‘dinsizliği-imansızlığı’ mottosundan mülhem ideolojiden yoksun bir şey olduğu ve siyasal bir amacı olmadığı yanılgısına sürükledi herkesi. Ve en vahimi, ulus devletleri de…

ULUS DEVLETİ KURAN SERMAYE, ŞİMDİ ONU YIKMAYI HEDEFLİYOR

Sermaye, ‘paralı ve düşünen masonlar’ tarafından 1776’da kurulan İlluminati’nin ortaya çıkışından 13 yıl sonra Fransız İhtilâli gerçekleştiğinde (13 rakamı sadece bir rastlantı. 13, Tapınakçılar’ın üstat sayısı olduğu için ‘konvansiyonel Hristiyanlık’ta uğursuz kabul edilir) ulus devletlerin yanındaydı. Şimdi ise sorgusuz sualsiz küresel sistemin yanında, ulus devletlerin karşısında.

Siyasi hedefi de Tek Dünya Devleti’ni kurmak. Dolayısıyla Küresel Kapitalizm’i çözmek istiyorsak onun nihai siyasi hedefini görmeliyiz; Totaliter Kapitalist Tek Dünya Devleti.

Kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesine dayanan bir ekonomik sistem olarak 16. Yüzyıl’da ortaya çıktı. Ve üç yüzyılda İngiltere’den Avrupa’ya ve tüm dünyaya yayıldı. İlk Çağ’da bile kimi primitif örnekleri görülse de kurumsallaşması 19. Yüzyıl’da tamamlandı.

Kapitalizm, malum olduğu üzere, üretim araçlarının özel mülkiyetine ve bunların kâr amacıyla işletilmesine dayanan bir eko-politik sistem.

Kapitalizm, fikirsel babası sayılan Adam Smith‘in, Milletlerin Zenginliği adlı kitabını yazdığından beri, o kitapta formüle edilen piyasa (görünmez el) metaforuyla yönetiliyor. Piyasa her şeyin karar vericisi. Mal ve hizmetlerin fiyatı piyasa tarafından belirleniyor. Piyasa denilen olgu, önünde sonunda kendi istediği paradigmayı kuruyor.

Ve bu piyasanın şimdi önemli bir avantajı daha var: Teknolojiyi de yanına aldı. Küresel Kapitalizm’in, ulus devletlerle mücadelesindeki en büyük avantajı, bilgiye de teknoloji vasıtasıyla tekeline alıyor olması.

Smith, "Piyasa en etkili hakemdir" diyordu ve kendi zamanında ulus devletlerin getirdiği ekonomik sınırlamaları eleştiriyordu. Piyasanın hakemliği, sermaye için öyle, ama sermayeye sahip olmayanlar ve ulus devletler için öyle değil.

Aslında Kapitalizm, zaten doğası gereği küresel bir şeydi, başından beri küreselleşmeye yönelmek zorundaydı, şimdi daha fazla küreselleşmek zorunda. Çünkü para, doğası gereği sınır tanımaz.

Her ulus devlet, kendi bekasını küresel kapitalizme ve müstakbel tek dünya devletine karşı korumaya çalışıyor. Savaşı şimdiden başlamış varsayabiliriz. Mesele, misal devletleşemeyen terör örgütleriyle mücadeleden ibaret değil. Terör örgütleri, bugüne dek devlet kuramamışlardı, bundan sonra da kuramayacaklar, gelgelelim ulus devletlere küresel kapitalizmin istediği zararı veriyorlar, vermeye de devam edecekler. Yani küresel sermaye açısından maksat hâsıl oluyor.

PARAYI TOPRAĞA DEĞİL, METAVERSE ARSASINA YATIRANLAR…

Kapitalizm’in, yakın bir geçmişe kadar savaşlarla bile tam anlamıyla gerçekleştiremediği ‘tek tip insan’a dayalı yeni dünya düzenine geçiş süreci pandemi sonrasında hızlandı. Hatta giderek kendi hayat tarzını ve yasalarını dayatan yeni tür bir sistemle karşı karşıya kaldık. Bu sistem, tek tip küresel insan (homo globalis) yaratmaya çalışıyor.

Ve Amerika Birleşik Devletleri’nden başlayarak muhtelif ulus devletlerdeki bazı güç merkezleri de küresel tek dünya devletini destekliyor. Neo-Con’lar, yani Yeni Muhafazakârlar ve hatta ezoterik Kiliazm (Mesihçi bin yıllık krallık inancı) ütopyasını benimseyen Evanjelistler de bu gruba dahil edilebilir.

Post-pandemi döneminin küresel ekonomik krizinde paranızı toprağa, arsaya değil, Metaverse arsalarına yatırın diyenler de aynı amaca doğrudan veya dolaylı biçimde hizmet ediyor. Değeri fiktif olarak belirlenen kripto paralar, her ne kadar son yılların en sert düşüşünü yaşamış olsa da küresel sermaye eliyle ulusal para birimlerine karşı varlığı korunacak unsurlar olarak gündemde kalmayı sürdürecekler. Bitcoin gibi kripto paralar, belirli bir değere çekildikten sonra küresel sistemin para birimi haline gelecek. BTC, eski haliyle bir para birimi olmak için fazla pahalıydı. Daha az ve yönetilebilir bir değerle yaygınlaştırılmak isteniyor.

2008 ekonomik krizi, 2011 Suriye İç Savaşı, 2016 Brexit süreci, 2020 Kovid-19 pandemisi ve son olarak Rusya-Ukrayna Savaşı; sermayeyi, küresel amaçlarına daha çok yaklaştıran vesileler oldu. Son olarak Rusya-Ukrayna Savaşı, büyük ulus devletlerin sanıldığı kadar ‘büyük’ olmadığını ortaya koydu. Rusya-Ukrayna cephesi küresel güçlerle bir ulus devletin ilk kapışma cephesiydi. Ukraynalılar kendi milli egemenliklerinin peşindeler, o ayrı konu. Ama Rusya’nın karizmasının çizilmesine en çok sevinen, Küreselciler oldu.

ATATÜRK’ÜN TEK DÜNYA DEVLETİ FİKİRLERİ

Toparlamadan önce Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi Mustafa Kemal Atatürk’ün tek dünya devleti ile ilgili fikirlerine değinmenin de gerekli olduğunu düşünüyorum. Zira Atatürk’ün bu konuda sıra dışı fikirleri var.

Atatürk, imparatorluk bakiyesinden küçülen topraklarda ulus devlet kurmayı başarmış büyük bir lider. Ancak gelecekteki tek dünya devleti ütopyasına (artık gerçekleşme safhasında) ulus devlet perspektifinden baktığını söyleyemeyiz. Bunu; Kemalistlerin referans aldığı Nutuk‘ta Zaman Makinesi’nin yazarı Herbert George Wells’in Outline of History (Kısa Dünya Tarihi adıyla çevrildi) kitabına atıfta bulunduğu bölümde görmek mümkün. Tam anlaşılması için Nutuk’taki ilgili bölümü komple alıntıyayım:

"Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Wells (aslında tarihçi değil, bilim kurgu türünün babalarından biri sayılan bir roman yazarı) iki yıl önce yayınlanan bir kitap yazdı. Eserinin son sayfaları ‘Dünya tarihinin gelecekteki safhası’ başlığı altında bazı düşünce ve görüşleri içine almaktadır. Bu görüşlerin yönelmiş olduğu hedef ‘Un gouvernement fédéral mondial’ yani ‘birleşik bir dünya devleti’dir.

Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceğini ve böyle bir devletin önemli ayırıcı özellikleri ile ilgili tasavvurlarını belirtiyor; adaletin ve tek bir kanunun hâkimiyeti altında dünyamızın ne durumda bulunacağını tahayyül ediyor. Wells, ‘Bütün hâkimiyetler tek bir hâkimiyet içinde eritilmezse, milliyetlerin üstünde bir kuvvet meydana çıkmazsa, dünya mahvolacaktır’ diyor ve ‘Gerçek devlet, çağdaş hayat şartlarının bir zaruret haline getirdiği birleşik dünya devletinden başka bir şey olamaz.’ ‘Hiç şüphe yoktur ki, insanlar kendi icatları altında ezilmek istemezlerse er geç birleşmeye mecbur olacaklardır’ görüşünü ileri sürüyor. ‘İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük hayallerin sonunda gerçekleşmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin doğru olarak bilinmediği’ ve ‘saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceğini’ de bildiriyor. Wells’in ‘Avrupa ve Asya’nın felaketleri ve ortak ihtiyaçları, belki dünyanın bu iki parçasındaki milletlerin bir dereceye kadar birleşmesine yardım edecektir’, ‘Olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra bölgesel birleşmeler yapılabilir’ şeklindeki düşüncelerini de kaydedeyim.

Efendiler; bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizm’i bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren ‘birleşik bir dünya devleti’ kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz."

KÜRESEL DEVLETİN GÜÇ MATEMATİĞİ

Atatürk, bundan yüz yıl önce kurduğu sistemin bugün, bu şartlarda tehdit altında olduğunu görse ‘küresel tek dünya devleti’ için muhtemelen bu kadar sıcak konuşmazdı. Ama ilginçtir; Nutuk’ta ‘bilimsel ve pozitif’ bir şey olarak düşünmüş tek dünya devletini.

Günümüzde ulus devletlerarası savaşların, hatta ulus devletlerin terör örgütleriyle mücadelesinin; küresel tek dünya devletine giden yolun kilometre taşlarına döşediğini söyleyebiliriz. Aslında ulus devletlerin hedefi yalnızca kendi bekası olsa da nihai politik sonuçlar buna yol açıyor.

Küresel tek dünya devleti için henüz zaman var diye düşünebilirsiniz. Ama her şeyin hızlıca olup bittiği bir çağda vadelerin de kısaldığını unutmayalım.

Tek dünya devletinin tasarımı küresel sermaye tarafından yapılıyorsa, ki yapılıyor, bunun matematiği üzerine de kafa yorulduğunu varsayabiliriz. Ölmeden önce David Rockefeller bile bu işlere uğraşıyordu. "Tek ihtiyacımız olan yerinde bir büyük kriz, böylece uluslar yeni dünya düzenini kabul edecek" diyordu mesela.

Dolayısıyla bu işe kafa yoranlar küresel tek dünya devletinin güç matematiğini de oluşturmaya çalışıyorlar. Gücün tek parametresi para olmadığına göre veya devlet olmanın tek alameti-farikası paraya sahip olmak olmadığına göre bunun üzerine de planlar yapılıyor. İlk hedef, James Bond veya Görevimiz Tehlike filmlerinin son serilerinde gördüğümüz Dünya İstihbarat Teşkilatı sistemi. 2006’da ABD’deki think-tank raporlarından yola çıkarak World Intelligence Agency (Dünya İstihbarat Teşkilatı) projesini yazmıştım. Bu noktaya hızlı geldik.

Milli Güç yerine konulacak küresel güç matematiğinde ise istihbarat ve ordu sistemlerinde teknolojinin etkin biçimde kullanımı hedefleniyor. Bu sisteme öncelikli olarak piyasa ve teknoloji eliyle (daha doğrusu ikisinin tam müttefikliğiyle) yumuşak güç unsurları kullanılarak geçilmesi hedefleniyor, ama gerekirse tek dünya devleti için bir Üçüncü Dünya Savaşı da göze alınabilecektir.

Bu noktada ortaya çıkacak meselelerden biri; küresel tek dünya devletinde hangi gücü elinde bulunduran ulusun iktidardan aslan payını alacağı. İlk anda akla en çok parası olan uluslar geliyor. Ancak gücün tek parametresi para değil. Ordu ve istihbarat lazım, bunlar da dediğim gibi teknoloji eliyle kurulabilir.

Böyle bir dönemde mikro milliyetçilik ya da marjinal milliyetçilik yapan kişi ve çevreler de küresel sistemin amacına isteyerek ve istemeyerek alet oluyor. Ulus devletlerin, önce ekonomi, sonra bölgesel ve küresel göçler üzerinden karıştırılmaya çalışılması küresel sermayenin ekmeğine yağ süren bir şey.

Birkaç nesil sonra değişimin daha da hızlanacağını varsayabiliriz. Bizim neslin yaklaşık son elli yılda gördükleri, bundan sonraki nesillerin göreceklerinin de teminatı.

Vadeyi tam olarak kestirmek mümkün değil, ama kurulacak sistem, demokratik olmak şöyle dursun totaliter olacak ve ulus devletleri mumla aratacak. Bu gerçekleştiğinde, dünya bir açık hava cezaevine dönecek, bundan hiç şüpheniz olmasın.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s