KURTULUŞ SAVAŞI DOSYASI : Atatürk’ü Samsun’a Kim Gönderdi ???


Atatürk’ü Samsun’a Kim Gönderdi ???

Atatürk’ü Samsun’a Vahdettin mi gönderdi? 19 Mayıs bir devlet operasyonu muydu? Atatürk, Saltanat’la işbirliği içinde mi hareket etti? Milli Mücadele’de padişahın parmağı var mıydı?

Tüm bu sorunların cevabı mevcut artık.

Gelin anlatayım…

Bu süreci anlayabilmek için öncelikle o dönemde Vahdettin’in kafasında neler olduğunu bilmek gerekiyor.

Onu da en iyi bilenlerden biri Mustafa Kemal (Atatürk) idi. Çünkü 1917 yılında Vahdettin’in yaveri olarak Almanya seyahati yapmışlardı. Mustafa Kemal Paşa bu seyahat esnasında veliaht şehzade Vahdettin’e bir ordu kurması ve başına geçmesi ve memleketi kurtarmak için çabalaması konusunda telkinlerde bulunmuştu. Hatta neredeyse ikna etmişti. Mustafa Kemal Paşa’da bu orduda görev alıp Vahdettin’e yardımcı olacaktı.

Seyahat dönüşünde Mustafa Kemal Paşa böbreklerinin tedavisi için Karlsbad’a geçti. Vahdettin de İstanbul’a döndü. Bir süre sonra Sultan Reşat ölünce Vahdettin tahta çıktı. İlk işlerinden biri Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’a çağırmak oldu. Böylece Mustafa Kemal Paşa tedavisini yarım bırakıp İstanbul’a döndü. Fakat Mustafa Kemal Paşa başkente döndüğünde hayal kırıklığına uğradı. Çünkü plan suya düşmüştü. Enver Paşa, Vahdettin’i ikna etmiş ve Mustafa Kemal Paşa’yı Suriye’de bulunan tükenmiş bir ordunun başına göndererek İstanbul’dan uzaklaştırmıştı.

Mustafa Kemal Paşa daha o zaman Vahdettin’in böyle büyük işlere girişecek biri olmadığını anlamıştı. Vahdettin daha sonra Damat Ferit tarafından ikna edildi ve İngilizlere boyun eğmekten başka çare olmadığını kabullendi. Tüm ipler artık Damat Ferit’in elindeydi ve o da sıkı bir İngilizciydi. Vahdettin çevresi tarafından çabuk ikna edilebilen, kendi stratejisi olmayan birisiydi. Zaten padişah olmasına çok ihtimal verilmediği için nitelikli şekilde yetiştirilmemişti.

Mustafa Kemal Paşa ise Suriye görevinden dönerken çok önemli gözlemler yapma fırsatı bulmuştu. Mesela Hatay’ın Dörtyol ilçesinde millet kendi direniş gruplarını kurmaya başlamıştı. Güneydoğu bölgesinde de insanlar direnmeye hazırlanıyordu.

Mustafa Kemal Paşa sadece teori insanı değildi. Askerlik görevi boyunca uzun yıllar sahada bulunmuş, toplumla temas etmiş birisiydi. Haliyle bu gözlem yeteneği milletin işgale direnmeye meyilli olduğunu görmesini sağladı. Daha o dönemde kurtuluş fikri zihninde canlanmıştı. Anadolu’ya geçip direniş başlatma fikri, aklına gelen ilk fikir değildi. Önce İstanbul’a geçip Milli Mücadele yanlısı bir hükümet kurulmasını sağlamaya çalıştı. Kendisi de bu hükümette bulunacaktı. Böylece kurtuluşu bizzat devlet eliyle tasarlayıp kolayca halledebilecekti.

Mustafa Kemal Paşa planına göre meclis, hükümeti düşürecek ve yeni direniş yanlısı hükümet kurulacaktı. Fakat Vahdettin bu yolu tıkayabilmek için Anayasal yetkisini kullanarak 21 Aralık 1918’de meclisi feshetti. Bu noktadan sonra direniş yanlısı bir hükümet kurma imkanı ortadan kalkmıştı. Haliyle Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da yapacak fazla şey kalmadığını kabullenmek zorunda kaldı. Fakat boş durmadı. Karabekir, İnönü, Okyar, Cebesoy gibi isimlerle toplantılar yaparak çareler aradı. Ortaya atılan fikirlerden biri de bir darbeyle hükümeti devirmek üzerineydi. Fakat Mustafa Kemal Paşa bu fikre pek sıcak bakmadı. Neticede geriye son seçenek kalıyordu: Anadolu’ya geçmek, filizlenmekte olan direniş gruplarını bir araya getirmek ve mücadeleye girişmek.

Vahdettin ise bu esnada teslim olmuş durumdaydı. 10 Mart 1919’da Damat Ferit’i sadrazamlığa getirerek kontrolü tamamen İngiliz yanlılarına bıraktı. Böylece bir tür talan dönemi başladı. Milliyetçiler fişleniyor, hapsediliyordu. Yeni kurulan hükümet büyük oranda milliyetçilik karşıtıydı. İngilizlerin ünlü casusu Rahip Frew, milliyetçi karşıtı tüm grupları destekledi. İngiliz Muhipleri ve İslam Teali Cemiyetleri’ni destekleyerek önlerini açtı.

İş öyle bir noktaya vardı ki, Ermeni gruplar tehcir nedeniyle suçladıkları pek çok bürokratın yargılanması için mahkeme talep etti. Padişah talebi kabul etti. Yargılanıp beraat edenler bile bu mahkemede tekrar yargılanacaktı. Yargılananlardan biri de Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’di. Ermeni gruplar onu hedef göstermişti. Daha önce beraat etmesine rağmen ikinci yargılamada idama mahkum edildi. Padişahın onayıyla Beyazıt Meydanı’nda Ermeni grupların alkışları eşliğinde idam edildi. Mehmet Kemal Bey son sözlerini söylerken orada bulunan Rahip Frew destekli İslam Teali Cemiyeti’nin lideri Sait Molla, “konuşturmayın sallandırın” diyordu. Tam bir haysiyetsizlik ve utanç devriydi.

Basında da sürekli Osmanlı askerleri hedef alınıyordu. Orduya küfredenler İngilizlerce desteklendiği için o dönemde moda olmuştu. Mustafa Kemal Paşa dayanamayıp orduya küfreden bir gazeteye cevap yazdığı için hakkında hapis istemli dava açıldı. Mustafa Kemal Paşa’nın avukatı aynı zamanda Mehmet Kemal’in de avukatlığını yapan Sadettin Ferit Bey’di. Davanın sorunlu olduğunu, ceza alma ihtimalinin bulunduğunu Mustafa Kemal Paşa’ya anlattı. Buldukları çare ise davayı uzatmak için duruşmalara katılmamaktı.

O günlerde, milletin işgale karşı direnişe geçmesi İngilizlerin canını sıkmıştı. Hükümete nota verip direnişlerin durdurulması talep edildi. Aksi halde Mondros hükümetlerine göre direniş bölgeleri İngilizlerce işgal edilebilirdi. Vahdettin’in (aslında Damat Ferit’in) tüm amacı İngilizleri kızdırmamaktı. Bu nedenle direniş bölgelerine ordu müfettişleri gönderilmesi gündeme geldi. Silahsız ve ordusuz paşalar direniş bölgelerine gidip milleti direnmemesi için ikna edecekti.

O günlerde İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi olan ve İstanbul’da gazetecilik yapan Refi Cevat, söyleşi yapmak için Mustafa Kemal Paşa’yı Şişli’ye davet ediyor. Söyleşi bittikten sonra sohbet başlıyor. Mustafa Kemal Paşa, Refi Cevat’a “vatan nasıl kurtulur diye sormadınız” diyor. Refi Cevat teslimiyetçi bir şahsiyetsiz olduğu için vatanın kurtulabileceğine ihtimal vermediğinden “böyle bir ihtimal görmediğim için sorma gereği duymadım” diyor. “Artık bu kupkuru çölde hiçbir hayat belirtisi yok” diye ekliyor. Mustafa Kemal Paşa ise; “Çöl sanılan bu alemde saklı ve kuvvetli bir hayat vardır. O, millettir. O, Türk milletidir. Eksik olan şey teşkilattır. Bu teşkilat organize edilebilirse, vatan da, millet de kurtulur” diye cevap veriyor.

Aslında Mustafa Kemal Paşa niyetini orada gösteriyor. Stratejisi, planları, yapacakları daha o zamandan belli. Fakat bu cümlelerinin gazeteye aktarılmasını istemiyor. Zaten Refi Cevat da bu cümleleri komik buluyor. Söyleşiyi arkadaşlarına aktarırken “bu adam zır deli” diyor.

Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da yapacak şey kalmadığının farkındadır. Açılan davadan ceza alacağı da malum. Mücadele için tek çare Anadolu’ya geçmek… Bu nedenle ordu müfettişliği görevini almak için çabalıyor. Bu noktada devreye Ali Fuat Paşa’nın babası İsmail Fazıl Paşa giriyor. İsmail Fazıl Paşa, önemli askerlerden Müşir Mehmet Ali Paşa’nın damadı. Hem itibarlı bir asker hem de eski bakanlardan. Haliyle İstanbul’da bilinen bir isim.

Dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ali Bey ise Ali Fuat Paşa’nın kayın biraderinin kayın pederiydi. Böylece İsmail Fazıl Paşa, İçişleri Bakanı Mehmet Ali Bey üzerinden kontakt kurup Mustafa Kemal Paşa’nın ordu müfettişliği için çabalamaya başlıyor. Mehmet Ali Bey, Mustafa Kemal Paşa’in ismini Harbiye Nazırı Şakir Paşa’ya sunuyor. Araları iyi olduğu için kabul ettiriyor. Böylece Mustafa Kemal Paşa’nın ismi öneri olarak Damat Ferit’e gidiyor. Vahdettin zaten Mustafa Kemal Paşa’i önceden tanıdığı için teklife direnmiyor. Vahdettin’in muhalefeti olmayınca, İngilizler de olumsuz bakmalarına rağmen yinede karşı çıkmıyor. Tabi Mustafa Kemal Paşa’nın Almanya ittifakına karşı olması, İttihatçılardan erken zamanda kopması ve Enver Paşa’yla aralarının kötü olması da bu süreçte önemli rol oynuyor.

Eklemekte fayda var. Vahdettin o dönemde askerlerin kendisine darbe yapmasından çekiniyor. Belki de Mustafa Kemal Paşa gibi ismin İstanbul’dan uzaklaştırılması fikri ona makul gelmiş olabilir. Sonuçta tüm engeller aşılıyor ve Mustafa Kemal Paşa’nın ordu müfettişliği onaylanıyor.

Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a götürmek için önemli bir heyet listesi hazırlıyor. Ve tabi, resmi yetkisini kurnazca bir kalem oyunuyla istediği gibi dizayn ediyor. O da önemli bir husus, ayrıca belirtmek gerek. Harbiye Nazırlığı, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun görevi için bir talimatname hazırlıyor. Bu talimatnamede tüm yetkiler yazılıyor. Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay II.Başkanı Kazım Bey (İnanç) kanalıyla talimatnameye önemli yetkiler eklenmesini sağlıyor.

Mustafa Kemal Paşa talimatnameye öyle yetkiler yazıyor ki, Kazım Bey endişeleniyor fakat engel olmuyor. Talimatnameyi imzalaması için Şakir Paşa’ya götürdüğünde o da işkilleniyor. İmza atmak istemiyor. Ama engel de olmuyor. Mührünü verip mühürlenmesini istiyor. İşlemler halledildikten sonra Damat Ferit, tanışmak için Mustafa Kemal Paşa’i köşküne çağırıyor. Görüşmeye Çanakkale Kahramanı Cevat Paşa’da katılıyor.

Görüşme esnasında Damat Ferit bir harita getirilmesini isteyip görev alanının neresi olduğu Mustafa Kemal Paşa’e soruyor. Mustafa Kemal Paşa’nın görev alanı o kadar geniş ve yetkiler o kadar fazla ki icabında Damat Ferit’le doğrudan görüşme hakkına sahip, valilere emir verme yetkisi mevcut… Damat Ferit, görev alanını görünce şüpheleniyor. Hatta Mustafa Kemal Paşa o an Cevat Paşa’yla göz teması kuruyor. Cevat Paşa duruma uyanıp ortada ordu olmadığını, görev alanının sembolik olduğunu, bunların bir önemi kalmadığını anlatarak konuyu geçiştiriyor.

Toplantı çıkışında sokakta Mustafa Kemal Paşa’le yürürken “Bir şey mi yapacaksın” diye sorma gereği hissediyor. Mustafa Kemal Paşa “Evet, bir şeyler yapacağım” deyince Cevat Paşa “Allah muvaffak etsin” diyor.

Bu esnada İstanbul’un başka bir bölgesinde bambaşka işler yaşanıyor.

Samsun kafilesinin listesi, İngiliz istihbaratına sunuluyor. Listeyi inceleyen İstihbarat subayı yüzbaşı Bennet, tuhaflık fark ediyor. Listenin 5-6 kişiden ibaret olacağı söylenmişken 22 kurmaylık liste geliyor. Bennet listedeki isimleri incelendiğinde bunun olağan dışı olduğunu düşünüyor. Bennet ilk iş olarak Şişli’deki İngiliz kumandanlığına gidip konuyu İngiliz Yüksek Komiserliğine açıyor. Fakat listenin hükümet izni ve padişah onayıyla gelmiş olması nedeniyle kumandanlığı ikna edemiyor.

O günlerde Fuat isimli tacir, kendine ait köşkünde İngilizlerin de davetli olduğu eğlence düzenliyor. Bu tip eğlenceler İstanbul’u kontrol eden İngilizlerle iyi geçinmek için ideal bir yöntemdi. Eğlenceye Fuat’ın arkadaşı olan İsmail Hakkı da katılıyor. İsmail Hakkı hem Osmanlı bürokratı Ahmet Tevfik Paşa’nın oğlu hem de Vahdettin’in damadı… Eğlenceye katılan bir başka isim: Bennet… Gecenin ilerleyen saatinde Bennet yarı sarhoş biçimde Fuat ve İsmail Hakkı’yla sohbet etmeye başlıyor. Sohbet dönüp dolaşıp Mustafa Kemal Paşa’e geliyor, Bennet “Mustafa Kemal Paşa Paşa Samsun’a asla ulaşamayacak” deyince İsmail Hakkı adeta şok oluyor.
İsmail Hakkı Bey, Almanya’da istihbarat öğrenimi görmüştü. Bu nedenle şaşırdığını asla belli etmedi bir şey söylemedi ve konuyla pek ilgilenmemiş gibi yapıp detaydaormadı. Çünkü soru sorması Bennet’ın dikkatini çekebilir ve şüphe duymasını sağlayabilirdi.

Bennet, Bandırma Vapuru’nun batırılması için bir istihbarat operasyonu tasarlamıştı. Böylece mesele faili meçhul olarak kalacaktı ve Osmanlı Hükümeti, İngiliz Hükümeti’ni suçlayamayacaktı.

İsmail Hakkı Bey, konunun içinden çıkamamıştı. Fakat hareketsiz kalmak da istemiyordu. Haberi bir şekilde Paşa’ya uçurmaya karar verdi. Yardımcısı yüzbaşı Neşet Bey’i yanına çağırıp durumu anlattı ve Paşa’ya haber vermesini istedi. Neşet Bey, ertesi günü hızla harekete geçti fakat Mustafa Kemal Paşa Paşa’yı bulamadı. Çünkü Paşa hazırlıkları tamamlamış, annesiyle vedalaşmak için evine gitmişti. Neşet Bey Paşa’yı bulmak için son çare evine gitti. Paşa’yı vapura geçmek için evden çıkarken yakaladı.

Paşa, haberi alınca beyninden vurulmuşa döndü. Yalnız kalmak için odasına geçti ve düşünmeye başladı. Her ellerinde olabilirdi isterlerse tutuklayabilirlerdi. Fakat herkesin gözü önünde ortadan kaldıramazlardı. O yüzden böyle bir plan hazırlanmış olabileceğine düşündü. Düşünecek fazla vakti yoktu. Zaten kalmak, ölmekten de beterdi. Bu nedenle her ne olursa olsun gitmeye karar verdi. Tabi, önlem alarak. Hızlıca ve sahile yakın şekilde…

Mustafa Kemal Paşa, bu suikast planı nedeniyle ilk olarak 18 Mayıs 1919’da Sinop’a çıkmak istedi. Fakat Anadolu’ya geçecek yol imkanı olmadığı için karaya çıkmadan Samsun’a hareket etti. Bandırma Vapuru Samsun’a vardıktan bir kaç saat sonra bir İngiliz destroyeri limana yanaştı. Bandırma vapurunun orada olduğunu fark ettiler. Geç kalmış yetişememişlerdi.

Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıktıktan sonra hızlı şekilde direnişi örgütlemeye girişti. Bu durum ortaya çıkınca İngilizler, Osmanlı hükümetine baskı yaparak Mustafa Kemal Paşa’nın geri çağrılmasını istedi. Hükümet önce Mustafa Kemal Paşa’ü meseleyi hissettirmeden geri çağırmaya yeltendi. Fakat Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a gitmeden önce Genelkurmay’ı ziyaret edip Fevzi Paşa’yla görüşmüştü. Olağan dışı bir durum olması ihtimaline karşılık bazı şifreler bırakmış ve bu şifrelerin telgraflarda geçmesini istemişti.

Bu şifreler sayesinde Mustafa Kemal Paşa, durumun başka türlü olduğunu anladı. Dönmeyi kabul etmeyince görevden alınmakla tehdit edildi. Vazgeçmesi halinde yurt dışına çıkabileceği yönünde bir tür rüşvet teklif edildi. Kabul etseydi İtalya’ya gitmesine müsaade edilecekti. Damat Ferit, İstanbul’daki İtalyan temsilci Kont Sforza’yla görüşmüş ve müsaade almıştı. Son çare olarak onu görevden almaya karar verdiler fakat Mustafa Kemal Paşa önce davranıp askerlikten istifa etti.

İstanbul bu defa Mustafa Kemal Paşa’nın tutuklanması için Kazım Karabekir’e görev veriliyor. Bu arada belirtmekte fayda var. Karabekir, o esnada Anadolu’da bulunan iki ordudan birinin başında bulunuyor. Fakat Karabekir, Mustafa Kemal Paşa’nın tutuklanmasını gerektirecek bir durum olmadığını İstanbul’a bildirerek emre karşı geliyor.

Bu defa emir Rizeli Kadı Hurşit Efendi’ye veriliyor. Hurşit Efendi Erzurum’da bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın yanına gidip “Sizi tutuklamam gerekiyor” diyor. Mustafa Kemal Paşa “Müsaade etmezsem ne olacak?” deyince, Hurşit Efendi “Ne olacak, hiçbir şey” diye cevap veriyor ve emri yazılı şekilde Mustafa Kemal Paşa’e sunuyor: Ekteki emir gereğince askeri mahkemede yargılanmak ve asılmak arzusunda iseniz İstanbul’a gitmek takdirinize kalmıştır. Rizeli Kadı Hurşit Efendi Milli Mücadele’nin en goygoycu insanı olabilir. Zira İstanbul’a gönderdiği cevapta şunlar yazılı: “şimdilik asılmak niyetinde olmadığını beyan buyurdular…”

İlerleyen süreçte İstanbul, Mustafa Kemal Paşa’ü devreden çıkarabilmek için suikastler tertip ediyor, onu asi hatta vatan haini ilan ediyor. Yetmiyor, Mustafa Kemal Paşa vatan haini, din düşmanı ilan edilerek idamına fetva veriliyor. Mustafa Kemal Paşa tüm bunlara rağmen mücadeleden vazgeçmiyor.

Şimdi düşünmek lazım !!

  • Her şey Vahdettin’in projesi olsaydı, onunla ordu kurup mücadele etmek yerine Suriye’ye sürer miydi?
  • Damat Ferit gibi bir hainin peşine takılıp işgalcileri memnun etmek için Mehmet Kemal Bey’i astırır mıydı?
  • Milli Mücadele Vahdettin’in stratejisi olsaydı Mustafa Kemal Paşa ceza almamak için avukatıyla duruşmaları geçiştirmek zorunda kalır mıydı?
  • Samsun’a gidebilmek için araya İsmail Fazıl Paşa ve Mehmet Ali Bey’i koymak gereği duyar mıydı?
  • Yetkileri genişletmek için kalem oyunu yapar mıydı?
  • Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa’ü Milli Mücadele’yi örgütlemesi için göndermiş olsaydı geri çağrılır mıydı?
  • Hadi çağrıldı diyelim, kumpası anlaması için Fevzi Paşa’nın şifreler aracılığıyla haber vermesine gerek kalır mıydı?
  • Vahdettin bu işin içinde olsaydı suikastçiler gönderilir miydi?
  • Mustafa Sagir isimli İngiliz casusu bir tesadüf eseri yakalanmasaydı Mustafa Kemal Paşa ölebilirdi. Vahdettin süreci kontrol etseydi, Mustafa Kemal Paşa’nın kaderi tesadüflere kalır mıydı?
  • Ya hain yaftası, idam fetvası?
  • Vahdettin bu işin bir parçası olsaydı, tercümanını dahi sokmadığı odada İngilizlerle görüşürken “Mustafa Kemal Paşa Türk değildir, Makedondur, Bolşeviktir” diye arkasından hakaretler eder miydi?
  • İngilizlerden yardım dilenir miydi?
  • Vahdettin Milli Mücadele taraftarı olsaydı, Hilafet Ordusu kurup silahlandırıp vatanseverler üzerine gönderir miydi? Hastanede yaralı vaziyette bulunan Kuvvacıların kafalarının taşla ezilerek katledilmelerine müsaade eder miydi?
  • Mustafa Kemal Paşa’i görevlendiren Vahdettin olsaydı, Büyük Taarruz’un ardından tebrik telgrafı bile göndermekten geri durur muydu?
  • Vatanı kurtaranlara teşekkür etme tenezzülünde bulunmayacak kadar alçalır mıydı?

Tüm bu rezilliklerin hepsini geçelim.

Hepsi bir oyundu diyelim.

  • Bu durumda, tüm badireler atlatıldıktan ve savaş bittikten sonra 1923’te Mekke’ye giden Vahdettin, uzun bir beyanname yayımlayıp Mustafa Kemal Paşa’e “kötü niyetli, zalim, bela” diye hakaretler eder miydi?
  • Başka türlü olsaydı “Biz Mustafa Kemal Paşa’le anlaştık, İngilizleri uyuttuk, danışıklı dövüştük” demesi gerekmez miydi?

Vahdettin o beyannamesinde de Mustafa Kemal ve arkadaşlarına “hain” diyerek en başından bu yana takındığı tavrı sürdürmüştür.

Vahdettin en kötü ihtimalle, “Biz başlarda ortak hareket ediyorduk, Mustafa Kemal Paşa gücü eline geçirince beni de aradan çıkardı” falan derdi. Onu da demiyor. 1919, 20, 21 ve 1922’de ne diyorsa aynını diyor. Tüm bunlar, Vahdettin’in Milli Mücadele’de rolü olmadığının kanıtıdır.

Başta da anlattığım gibi, Vahdettin bu tip stratejiler üretebilecek birisi değildi. Padişah olması için yetiştirilmedi. Kolay etki altına giriyordu. Damat Ferit’in etkisi altındaydı. Ve İngilizlerle dostluğa inanıyordu. Onun “Ya istiklal ya ölüm” diyebilecek ufku yoktu.

Al-i Osman’ın sarayında, işgalcilerle görüşürken dahi kendi tercümanına güvenmeyip İngiliz tercümanını kullanma gereği hisseden biriydi Vahdettin..

Bilgisel sona ermiştir.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Mustafa EROL

***

Kaynaklar:
1- Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk
2- Bilinmeyen Hatıralar – Ali Fuat Cebesoy
3- Mustafa Kemal’in Ağzından Vahdettin – Falih Rıfkı Atay
4- Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri – Falih Rıfkı Atay
5- Atatürk’le Beraber – Müfit Kansu
6- Erzurum Kongresi – Mahmut Goloğlu
7- 10 Kasım Günlüğü – Bilal Şimşir
8- Mehmet Kemal Bey’in Yargılanması – Nejdet Bilgi
9- Vahdettin’in Sürgün Seyahatleri – Recep Çelik
10- Gizli Belgelerde Mustafa Kemal, Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı – Salahi Sonyel
11- Atatürk’e Nasıl Vize Verdim – Nezih Uzel

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s