TÜRK VE DÜNYA GENÇLİĞİ DOSYASI : Z Kuşağı Değil, Nonpartisan Kuşağının Gençliği Geli yor.


Z Kuşağı Değil, Nonpartisan Kuşağının Gençliği Geliyor…

Türkiye’nin Altın Nesli Z Kuşağı değil, Nonpartisan kuşağı tarafından yetiştirilecek kuşak olacak.

Birkaç gündür ne oluyor? Muhalifler neden iktidarı bırakıp kendi siyasetçilerini hedef alıyor? Bunlar bir troll saldırısı mı?

Hiçbiri değil !!
Türkiye’de siyasi paradigma yeniden şekilleniyor. Son asırda hiç olmayan bir şey oluyor. Bir tür tektonik hareketlenme. Üstelik farkında olmadan…

Farkında olmadan öyle şeyler yaşanıyor ki, Türkiye’de siyaset artık eskisi gibi olmayacak. Bu bir tür düşünce devrimi. Hatta diyebilirim ki sürpriz şekilde Cumhuriyet devriminin kayıp bir halkası tamamlanıyor. O yüzden mutluyum. Keyfim yerinde. Bugün yaşanan tektonik hareketlenmeyi açıklamak için iki orijin noktasını incelemek gerekiyor:

1- 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi
2- 2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimi

Ama bunları incelemeden önce bir şeyi anlamamız gerekiyor.

Önce onu anlatayım. Tarihsel süreçte yaşanan her önemli hadisenin beklenen ve beklenmedik sonuçları olabilir. Hatta bu “beklenmedik” sonuçlar öyle güçlü gelebilir ki, oyunun kuralları tamamen değişebilir. Bunu anlamak için Birinci Dünya Savaşı’na bakmak gerekiyor.

Osmanlı savaşa girmeden bir süre önce İmparatorluğun gündeminde saltanatın kaldırılması yoktu. O dönemde bu düşünce çok uç ve ütopik görülebilirdi. Hele hilafetin kaldırılması akıllardan dahi geçmezdi. Sonra savaş başladı. Osmanlı yenildi ve dağıldı. Osmanlı’nın yenilmesi hatta dağılması bile “beklenebilir” bir sonuçtu. Ama ortaya bir de “beklenmedik” sonuç çıktı. İngilizler Türkleri Anadolu’dan kovma projesini hayata geçirdi. Sonrası malum, işgaller, Mondoros, Sevr vs…

Sonra bir beklenmedik durum daha ortaya çıktı.

Bu beklenmedik sonuç, Padişah’ın direnmek yerine teslim olmasıydı. Saltanat o kadar aciz duruma düştü ki, bu beklenmedik neticenin ardından Anadolu’da örgütlenen bir takım subay ve bürokrat grubunun oluşturduğu Kuvay-i Milliye çıktı. Asıl beklenmedik netice ise Kuvay-i Milliye örgütünün liderinin son derece ilerici ve Cumhuriyetçi olmasıydı. Neticede saltanat attığı yanlış adımlarla kendini bitirdi. Kuvay-i Milliye oluşan boşluğu değerlendirip hakimiyeti eline alarak Cumhuriyet’e yürüdü.

Yani yolculuğun başında Osmanlı hükümeti Cumhuriyet’e geçmek için adım atmamıştı. Aksine İmparatorluğu büyütmek için adım atmıştı. Ama öyle şeyler yaşandı ki, sürecin içinden bambaşka aktörler ve bambaşka bir tablo çıktı:

Çıkan tablu; Atatürk, Cumhuriyet ve laiklik…

Bu çarpıcı örneği anlatmamın nedeni şudur…
Toplumsal hadiselerde beklenen kadar beklenmedik sonuçlar da doğabilir. Hatta bu beklenmedik sonuçların yarattığı dalgalanmayı gören kimseler ondan faydalanabilir ve bu dalgalanmayı ülkesinin, milletinin lehine kullanabilir. Bu örneğin konuyla olan ilgisine gelirsek… AK Parti iktidarı, anlattığım örnekteki kadar çarpıcı ve derin olmasa da ülkemizde “beklenmedik” bir dalgalanma yarattı. Bu dalgalanmanın en şiddetli görüldüğü toplum grubu “GENÇLER” oldu.

Çoğu kimse, AK Parti iktidarının “apolitik” gençlik yarattığını iddia ediyor.

Bana göre bu kısmen yanlış kısmen de eksik. Olan şey bu değil. İnsanlar politikaya gittikçe ilgisizleşmiyor. Tam tersine, gittikçe ilgi duyar hale geliyor. Apolitizm bu durumu ifade edemez. Gençler apolitikleşmiyor. Siyasete olan ilgileri azalmadığı gibi artıyor. Hatta o kadar artıyor ki siyaset alanında yaşanan her gelişme normal şartlar altında siyasete ilgi duymayan kitleler bile dibine kadar konulara gömülüyor.

Ak Parti iktidarının bazı özellikleri mevcut. İlk olarak oldukça uzun. İkinci olarak son derece tartışmalı. Üçüncü olarak Cumhuriyet’in temel değerleriyle kavgalı olduğu düşüncesi kesin olarak kabul ediliyor. Hatta bunu iktidarı destekleyenler bile kabul ediyor. Tüm bu özelliklerin yanına özellikle son dönemde “ekonomik bunalım ve sığınmacı krizi” de eklenince bahsetmeye çalıştığım “beklenmedik netice” TAM OLARAK ortaya çıkmaya başladı.

Şimdi asıl konuya geliyorum. İki orijin noktasına..

Hatırlayacak olursanız 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefet, ortak aday olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nu belirledi. Onu tanıyan kimse yoktu. Tartışılmadı. Sorgulanmadı. Onu aday olarak öne sürdüler. Miting dahi yapamadı. Ama genel bir kabullenmişlik içerisinde seçime gidildi ve kaybetti.

Muhtemelen birileri gençlerdeki hareketlenmeyi Gezi Olayları noktasına bağlıyordur. Ama o da değil. Çünkü 2014 seçimleri neredeyse bir yıl sonra yapılmasına rağmen “genel kabullenilmişlik” durumunu pek etkilemedi. Eğer neden Gezi olayları olsaydı, 2014’te başka sonuçlar doğardı.

Şimdi ikinci orijin noktasına bakalım:

2018 seçimleri… Muharrem İnce toplum tarafından öne çıkarılmasa da sonradan kabullenildi. Sıkı bir siyasi dalga ile seçimlere girdi ve kaybetti. Seçim gecesi attığı bir mesaj tüm siyasi kariyerini derinden etkiledi.

Şimdi bakalım: Onayladıkları adayın coşkulu mitinglerine rağmen attığı bir mesaja toplumun tepkisi, onaylanmayan, tanınmayan, mitingsiz ve etkisiz adayın seçim hezimetine toplumun tepkisi.. Aradaki fark, bugünkü durumu açıklamak için ideal.

Muharrem İnce olayından sonra Türkiye’deki siyaset gittikçe değişmeye başladı.

İmamoğlu, Yavaş, Kılıçdaroğlu, Akşener gibi isimler dönem dönem parladı ama sonradan söndü. Toplum bu isimlere hızlı ve ani reaksiyonlar göstermeye başladı. Altılı mutabakattaki Atatürk karşıtı ibareler nedeniyle Akşener, adaylığına yönelik negatif tutumu nedeniyle Yavaş Ve son olarak Nagehan krizi nedeniyle İmamoğlu… Hepsi büyük oranda özellikle kendi seçmeni tarafından sert şekilde haşlandı. Bu Türk siyasetinde olmayan bir hadisedir.

Türkiye’de siyaset basittir: Politikacılar kapalı kapılar ardında karar verir ve mikrofonu alıp halka açıklar. Halk da partisini ölümüne savunur. Farkındaysanız bu siyasi gelenek yok oluyor. Dört kuşaktır süren siyasi paradigma parçalanıyor. Bu olan biten anormal durumun kaynağı ve itici gücü büyük oranda gençlerdir. Bakmayın siz dün bazı sanatçıların İmamoğlu’nu eleştirmelerini. Onlar (tabirimi maruz görün) yaralı parmağa işemez. Gençler dalgalanmayı başlattı. Onlar büyük oranda sonradan katıldı.

  • Peki tam olarak ne oluyor?
  • Bu apolitism mi?

Hayır ! Olan şey şu: Nonpartisanism Gençler siyasete hiç olmadığı kadar ilgili ve hiç olmadığı kadar partizanlıktan uzak şekilde tarafsız/objektif! Nonpartisanism bağnaz ve kısır partizanlıktan uzak şekilde tarafsız ve objektif olmak diyebiliriz.

Nonpartisanism, AK Parti iktidarının yukarıda saydığım özelliklerinin yarattığı “beklenmedik” bir neticedir. Görüldüğü kadarıyla siyaset camiası bu “beklenmedik” neticeyi henüz tam olarak kavrayabilmiş değil. İmamoğlu da bunu anlamış olsaydı, dün o açıklamaları asla yapmazdı. Nonpartisanism çok büyük çok köklü çok tarihsel bir devrim olarak ortaya çıkıyor.

Türkiye siyasetinde bunun benzerinin olduğu bir dönem hatırlayamıyorum. Artık partiler sadece rakip partilerle değil, kendi seçmenleriyle de rekabet etmek zorunda kalacak. Nonpartisanism özellikle son dönemde büyük oranda muhalefetin “toplumun istediği gibi” siyaset üretememesiyle tetiklendi. Muhalefetin “iktidarı devireceğiz ve sonrasında yaptıklarımızdan hoşlanmasanız bile karışmayacaksınız” tepedenciliği nonpartisanism’i sıçrattı diyebiliriz.

Artık insanlar desteklediği partileri ve siyasetçileri kayıtsız şartsız desteklemeyecek. Attıkları adımlara, ürettikleri politikalara, suskunluklarına hatta otobüslerine aldıkları gazetecilere bile dikkat etmek zorundalar. Çünkü gözleri kör eden partizanlık dönemi bitiyor.

AK Parti iktidarı yarattığı sonuçlarla özellikle gençleri “tedirgin şekilde” siyasete çekti. Gençler siyasete angaje olurken sürpriz şekilde partizanlaşmadı. Haliyle destekledikleri partilerin de hatalarını oluk oluk görmeye ve eleştirmeye başladılar. Otobüse binenleri dahi!

İşte bu oluyor! Siyasetin önemli kuralları, propaganda teknikleri, halkı manipüle etme ve etkileme yöntemleri… İşlemez hale geliyorlar! Üstelik bunlar, seçime çok az kala, yoğun ve kritik bir dönemde gerçekleşiyor.

Gülüyorum biliyor musunuz? Ufukları dar siyasetçilerin tüm bu olanları “trol çalışması, karalama kampanyası” gibi niteliksiz hadiseler şeklinde tanımlamasına gülüyorum. Tespitleri, teşhisleri o kadar yavan kötü ki aciz şekilde göremiyorlar ve farkında değiller.

Nonpartisanism topluma büyük oranda muhalif gençler tarafından yayılıyor.

Şimdilik toplumun genelinde hakim değil. Fakat güçlü bir fikir olarak ortaya çıktı. Yakında daha da güçlenecek ve fikirler. En güçlü virüslerden bile daha hızlı şekilde yayılır! Tahminimce nonpartisanism ilerleyen süreçte orta yaşlı kesimde ve iktidar destekçilerinde de görülmeye başlayacak. İnsanların fikirler, ideolojileri ve dünya görüşleri olacak. Ama partilerle ilişkiler yeniden hizalanacak.

Çantada keklik seçmen dönemi bitiyor.

İmamoğlu hadisesi, tıpkı İnce, Akşener ve Yavaş hadisesini tetikleyen sebeplerden ötürü ortaya çıktı. Ama bu kez daha şiddetli şekilde tezahür etti. Yakında çok daha sert tetiklenmeler görebiliriz. Hele hele muhalefet seçimi kaybederse, olabilecekleri siz tahmin edin. Muhalefet akıllılık ederse iyi olur. Muhalefet ise eleştiren kesimleri trol şeklinde lanse etmeyi ve tepki gösterenlere “AKP’ye yarıyor” argümanı kullanmayı derhal terk etmeli. Aksi halde bu yanlış stratejiler farklı siyasetçileri sahneye iter.

Siyaset camiası oluşan nonpartisanism ekolünü en kısa sürede kavramalı, anlamalı hatta ondan faydalanmalı. Siyasetin yeni realitesi budur. Geliyor. Henüz tam olarak gelmiş değil. İleride çok daha kuvvetli şekilde gelecek.

Cumhuriyet ve diğer devrimler ülkemize tepeden inerek geldi.

Yukarıda bu durum için; “Cumhuriyet devriminin kayıp halkası” demiştim.
Onu da açıklayayım; Cumhuriyet ve diğer devrimler ülkemize tepeden inerek geldi. Yani toplumda bu devrimleri arzulayacak sosyal koşullar gelişmemişti. Aydınlanmacı bir iktidar geldi ve bunları empoze etti. Aslında bunun için çok şanslıyız. Aksi halde sanayileşmeyi, fikir akımlarının gelişmesini, bunları iktidarlara kabul ettirmek için kaosları ve dökülen kanları yaşamak zorunda olacaktık. Bunların hiçbirine gerek kalmadan bu devrimler ilerici bir iktidar tarafından sağlandı.

Fakat bu devrimleri tam olarak özümseyemediğimiz için ülkemizde demokratik kültür yeterince gelişemedi. Nonpartisanism demokratik kültürün gelişmekte olduğuna yönelik kuvvetli bir alamettir. Bu süreç belki bir kaç seçim sürecek. Belki sandıkta beklenen neticeler çıkmayacak. Ama bu toplumsal dalgalanma o kadar derinden geliyor ki günün birinde ülkemize yerleşeceğinden şüphem yok. Bunu gençler yapıyor. Yine gençler tamamlayacaktır.

1925’te Erzurum’da deprem olduğunda ve Atatürk şehri ziyaret ettiğinde evi yıkılmış bir yaşlıya “devletten beklentin nedir” diye sormuş ve yaşlı adam “Vallah padişahımız bilir” demişti. Bunun üzerine Atatürk yaşlı adama “Padişahlık bitmedi mi, siz onu kaldırmadınız mı” diye sorduğunda yaşlı adam yeniden “Vallah padişah bilir” demişti. Atatürk valiye dönüp siz devrimleri anlatmıyor musunuz diye sormuş, vali de; “genelgeleri duvarlara asıyoruz” diye cevap vermişti.

Atatürk bunun üzerine “Oğlum, genelgeyle devrim” olmaz diye tepki göstermişti. Şimdi işler değişiyor. Artık desteklenen devlet başkanı geldiğinde bile “nerede kaldın, niye sağlam yaptırmadın” diye şikayet edecek bir toplum geliyor.

Türkiye’nin altın nesli Z kuşağı değil, Nonpartisan Z kuşağı tarafından yetiştirilecek kuşak olacak.
Onlar bu ülkeye damgasını vuracaktır.

Mustafa EROL

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s