ANALİZ /// İnsanlık Aleyhine Altın Vuruş : Dönüştürülmüş İnsan (BÖLÜM 1-2-3)


İnsanlık Aleyhine Altın Vuruş : Dönüştürülmüş İnsan (1)

Bilim ve teknolojinin tüm imkânları ile dönüşmüş, dönüştürülmüş insan için seferber edildiği şeytani bir zamanda yaşıyor olabiliriz !!

Dönüşmüş insan (posthuman) bugün ki insana göre daha güçlü ve sağlıklı, yaşlanma etkileri azaltılmış, fiziksel-zihinsel-duygusal kapasiteleri çok üst düzeye çıkartılmış bir üst form, bir öte-insandır.

Bazılarına göre öte-insan iyi bir şey gibi görünebilir. Ama işin arkasındaki hokkabazlık ve illüzyonlukla gizlenen ifsat planı çok daha başka olabilir.

Bugün olanları anlamak için, insanın yaratıldığı o ilk ana gitmemiz gerekiyor.

Çünkü bütün her şey orada başladı…
Bir zamanlar Allah meleklere: “Ben yeryüzünde bir yönetici tayin edeceğim” demişti. Melekler: “Seni övgü ile yüceltip kutsayan bizler dururken orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birisini mi yönetici yapacaksın?” dediler. Allah da: “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi.

Sonra Allah Âdem’i yarattı ve meleklere: “Âdem’e secde edin!” diye emreder. İblis/Şeytan hariç bütün melekler secde ettiler. Allah; “Ey İblis yarattığım ve secde edin diye emrettiğim halde, Âdem’e neden secde etmedin?” diye sorduğunda İblis, Âdem’in topraktan kendisini ateşten yarattığını, ancak ateşin topraktan daha üstün olduğu için secde etmediğini söyledi. Sonrasında Allah şeytanı huzurundan kovar.

Allah, Âdem’e; “Ey Âdem! Eşinle birlikte cennette oturun. Orada dilediğiniz her şeyden bol bol yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın, meyvesini yemeyin yoksa kendinize haksızlık yapmış olursunuz” dedi. Fakat şeytan rahat durmadı ve meyveyi yemeleri için onları kandırdı.

Allah şeytana; “Artık cennetten kovuldun! Kıyamet gününe kadar rahmetimden uzak kalacaksın!” dedi. Bunun üzerine İblis/Şeytan; “Rabbim! Öyleyse insanların yeniden diriltileceği güne kadar bana mühlet ver” dedi. Allah; “Kıyamete kadar mühlet verilmiş olanlar arasındasın” buyurdu. İblis; “Rabbim senin kudretine and olsun ki samimi kulların hariç, insanların topunu kesinlikle yoldan çıkaracağım” dedi. Bunun üzerine Allah: “O zaman kesinlikle cehennemi, sen ve bütün sana uyanlarla dolduracağım!” buyurdu

Peki, bunlar neden anlatıldı?

  • İnsanın ilk yaratılışı Cennette gerçekleşmişti.
  • Ama insanlık için dünyada bütün her şey yeniden başlamıştı.
  • Şeytan içinde andının yerine getirmesi için her şey yeniden başlamıştı.

İnsanoğlu cennete dönmenin, şeytanda onu yoldan çıkarmanın mücadelesini kendisine tanınan süreye kadar verecektir. Zirvedeki son ve en büyük savaşa giden asıl yolculuk Dünya’da yeryüzünde başlamıştı. Kıyamet ne zaman kopacak bilemeyiz, ancak şeytanın ihlâslı olan kullar/insanlar hariç bütün insanları ifsat ederek dosdoğru yoldan koparacağı ve kendisiyle birlikte cehennem çukurlarına sürükleyeceği sürece kıyamet ve ahirete giden bir zamandayız.

Deccal’ı herkes duymuştur.

Deccal; bütün peygamberlerin ümmetlerini uyardıkları ve yeryüzünde şu ana kadar görülmemiş hokkabazlık ve illüzyonları bir arada güncele uygun olarak geliştirip hayata geçirilen fitnenin adıdır. Şeytanın Cennetten ve Allah’ın huzurdan kovulduğundan beri planladığı en şiddetli altın vuruşun adıdır.

Şeytanın altın vuruşu olan “Deccal Planı” şu anda işliyor.

İçinde bulunduğumuz çağ hokkabazlık ve illüzyonları bir arada kolaylıkla bir uygulayabileceği şartlara o kadar uygun ki, fitnelerin ve ifsatların ardı arkası kesilmiyor. Yaklaşık son 200 yıldır fiili olarak başlamış olan bu plan şu anda zirveye çıkıştan önceki bekleme noktasında ve hareketin planlama odasında gelişmeleri takip ederek çıkacağı zamana kendisini hazırlamaktadır. Deccal planının daha iyi anlaşılması için Kuran’da bize bildirilen ayetlerde geçen hususlar konu ile alakalı olduğu için yazılması gerekliydi.

Hz. Âdem’den Hz. Nuh’a kadar olan birinci insanlık döneminin sonunda yeryüzünde büyü, zulüm, adaletsizlik ve fitneler artmış ve zirve noktasına gelmişti. Nuh tufanı ile şeytanın başını çektiği ve ele geçirdiği insanlardan kaynaklı fitneler ve ifsatlar insan genetiğinde oluşmuş olan bozulmalar ortadan kalkmış ve gelecek insan nesilleri için yeni dönem başlamıştı. Nuh Tufanı’ndan bugüne kadar şeytan yeryüzünde bozgunculuk planlarını yerel düzeyde yürüterek insanlığı ifsat etmeye devam etmiş, bu ifsatlara karşı ise yaratıcı tarafından insanların dosdoğru yoldan ayrılmamaları için peygamberler göndermiştir.

Dosdoğru yol üzerinde durarak insanları yerel düzeyde kendisine uyanlar eliyle ifsat eden şeytan, Hz. Muhammed’in yeryüzüne teşrifiyle bu mücadeleyi kademeli olarak küresel düzeye taşımış ve 1. ve 2. Dünya savaşları ile Deccal Planı’nı uygulamaya koymuştur

Şimdi sıra hepimizin gözlerinin önünde cereyan eden ama uygulanan illüzyonlardan dolayı farkına varamadığımız Deccalın sistemi olan bir küresel plandan bahsedeceğiz.

Bu planın adı; Transhümanist veya diğer adıyla Post-insan (dönüştürülmüş insan)

Şeytan’ın ‘Büyük Plan’ı insanlığın nüfusunun yeryüzünde en fazla olacağı illüzyon sırlarının deşifre olacağı ve Deccalın günlerinin bizim günlerimiz gibi olduğu ve icraatlarını çok hızlı yapacağı kısa zaman dilimini kapsamaktadır.

Zaman kısa ve vaat edilen süre dolmak üzeredir. Bunu çok iyi bilen İllüzyonist hokkabaz şeytanın ve fitnenin büyüğünü sona saklaması üzerinde hepimizin çokça düşünmesi ve herkesi bu konuda uyarmamız gerektiğini bilmemiz gerekir.

Konuya girmeden önce kısaca Deccalist sistemin küresel altyapısının hazırlık aşaması olan Hümanizmden bahsedip bunun bir üst versiyonu olan ve şeytanın atlın vuruşu olarak nitelendirilebilecek olan Transhümanizm’e geçeceğiz.

Hümanizm nedir?

Hümanizm çok basit anlatımıyla; insana dair konulara dinlerin ya da inanışların ve bunlarla ilişkili kavramların ışık tutmasını istemeyen, bunu yaparken herhangi dini karşısına almayan, kavgaya tutuşmayan bir akımdır. Daha iyi bir dünya hedeflediği iddia edilen hümanizm, agnostisizme (bilinemezcilik) hatta ateizme (tanrıtanımazlık) daha yakın duran bir görüştür. Oysa birçok insan hümanist kelimesini sadece insancıl, insanları sevme ülküsü olan anlamında tanımlamakta ya da algılamaktadır.

Aydınlanma ve hümanizm insanın daha eşitlikçi, özgür ve adil bir dünyada yaşayacağı bir dünya öneriyordu. Fakat 19. ve 20. Yüzyılda böyle olmadı. Sanayileşmeyle birlikte insan emeği sömürüsü sonrasında sömürgecilik, dünya savaşları, iç savaşlar ve ekonomik bunalımlar yaşandı.

İnsan hem cinsine ve doğaya karşı sert ve acımasızlaştı. Hümanizm düşüncesini ortaya atanlar aslında bu düşüncenin arkasına saklanarak insanları köleleştirmenin ve dünyayı ele geçirmenin planlarını yapanlardır.

Hümanizm basit bir iyilik felsefesi değil, Şeytan’ın kıyamete kadar insanlığı hak yoldan çıkarmak için kullandığı “Büyük Plan Deccal”ın illüzyonlarındaki araçlarından sadece biridir.

(Devam edecek…)

Yorumcalar’dan…

İnsanlık Aleyhine Altın Vuruş : Dönüştürülmüş İnsan (2)

İnsan hafızasıyla insandır. Hafıza giderse ve başkasının kontrolüne geçerse insandan bahsedilebilir mi?

Transhümanizm; teknik anlatımıyla insanın fiziksel ve bilişsel yeteneklerinin artırılması, yaşlanma ve hastalanma gibi arzu edilmeyen veya gereksiz görülen yönlerinin ortadan kaldırılması amacıyla teknoloji ve bilimden faydalanılması gerektiğini öne süren uluslararası bir entelektüel ve kültürel harekettir.

Bilim ve teknolojinin tüm imkânları ile transhuman (dönüşmüş/dönüştürülmüş bir insan) için seferber edildiği bir sistemdir. Bu dönüşmüş insan posthuman adı verilen daha sonraki bir evre için geçiş niteliğindedir. Posthuman ise; bugün ki insana göre daha güçlü ve sağlıklı, yaşlanma etkileri azaltılmış, fiziksel-zihinsel-duygusal kapasiteleri çok çok üst düzeye çıkartılmış bir üst form, bir öte-insandır.

1871 yılında Fransız oryantalist ve din bilimci Ernest Renan; “Nasıl insanlık hayvanlıktan ortaya çıktıysa, ilahlık da insanlıktan ortaya çıkacaktır” demiştir. Bu söz Transhümanistlerin; “Bizler tanrılar olacağız”, “Bizler artık tanrılarız!” deyişi ile büyük benzerlik göstermektedir

Bu öte-insandan (posthuman) uzayda koloniler kurması, süper zeki makinelere dönüşmesi, fiziksel varlığından sıyrılarak sanal gerçeklikte yeni bir hayata yelken açması gibi özellikler beklenmektedir.

Transhümanizm bunun altyapısını her alanda planlı ve programlı bir biçimde hazırlamaya devam etmektedir. Yapay organlar, vücuda yerleştirilen çipler vb. Aslında birçok transhümanist simge 50 yılı aşkın süredir nesillerin bilinçaltına sistematik olarak gönderildi.

Bu mesajları daha ilk siyah beyaz ekranlarda Uzay Yolu (Star Trek) serisinde bile bulabilirdiniz. Örneğin mürettebattan bir kadın subay Kaptan Kirk’e; “Ben bir android vücut istiyorum, ölümsüzlük istiyorum, sonsuza dek yaşayacağım, hep genç ve güzel olacağım…” diyordu. Uzun zamandır “Hollywood Sihri” ile zihinleri hazırlanan kitlelere aynı önermeler, teklifler, telkinler artık açıktan yapılmaktadır. Zira bu konuda günümüzde insanlığın gardı düşmüştür.

Transhümanist terminolojide “parahuman” dedikleri bir yapıdan söz edelim kısaca.

Yani insan-hayvan melezi, farklı türlere ait gen ya da hücrelerin bir araya getirildiği karmaşık yapılar!
Örümcek adam çizgi filminde, ya da biraz daha geniş bir kümeyi ele alabilmek için Marvel Comics’in çizgi karakterlerinde bu temayı rahatlıkla görebilmekteyiz.

Transhümanistler biyolojik evrime günümüz bilim ve teknolojisi ile müdahale edebileceklerini, onlara göre hala değişmekte olan insanı bu araçlar vasıtasıyla öte-insana ya da başka bir değişle üstün insana dönüştürebileceklerini söylemekteler. İnsanlara; “Denizden karaya şu kadar milyon yılda geçtik, şu çağdan bu çağa şu kadar bin yılda ulaştık. Yeter! Biz artık bu işe (kendi evrim sürecimize) el atıyoruz…” fikrini aşılamaya çalışmaktalar. İşte bu fikre “katılımcı evrim” adını veriyorlar.

İnsan bedeninin ve zihinsel yapısının belki buna merkez olarak insan beyninin teknoloji yardımıyla biyolojik sınırlardan arındırılması, mutasyon ya da doğal seleksiyona bırakılmadan bir sonraki evreye geçirilmesi düşünceleri bu yaklaşımdan (katılımcı evrim) kaynaklanıyor.

Deccal bir Transhümanist olacaktır.

İnanışlarına göre insan geri bir varlıktır. Teknolojinin ulaştığı yeni durumun imkânları ile insan, kendi eli ile bu geri varlığı mutlaka evrimleştirmelidir. İskelet yapısı, iç organları, bazı uzuvları çok daha iyisi ile değiştirilebilir. Onlara göre “modifiye” edilebilir. Bunun için kullandıkları tabir ise “Human Enhancement”dir.

Daha basit bir ifadeyle; insan bedeninin sınırlarının olabildiğince aşılmasıdır. Bu konu geleceğin İlahiyatçıların, ahlak felsefecilerinin, bilim adamlarının ve hatta siyasetçilerin en çok tartışılacak mevzularından biri bu olmaya aday. Bunun için çok tesirli PR faaliyetlerinin yapılacağını görmek de hiç zor değil.

Günümüzde sinema ve tv’de bilim kurgunun ağırlığı gittikçe artıyor. İşlenen temalar ise yapay zekâ, robotlar, ölümsüzlük ve zaman üzerinde yoğunlaşıyor.

Transhümanist propaganda yapan dizi ve filmlerin yoğun olarak işlediği bazı temalar şunlardır:

  • Yapay Zekâ
  • Ruhu/İradesi/Şuuru Olan Robotlar
  • Hafıza/Düşünce Ekimi
  • Biyonik İnsanlar
  • Yapay Genel Zekâ/Singleton
  • Virtüel (Sanal) Cennet/Cehennem
  • Transhuman
  • Posthuman
  • Robot-İnsan Savaşı
  • Robot Hakları vb.

İnsanlığın ölümü yenebileceği, yapay zekânın evrimleşip, robotların insanın yerini alabileceği söyleniyor.

İnsan ve makine arasındaki fark kaybolurken insan ve makine bütünleşiyor ve yeni bir tür ortaya çıkıyor. Bu tür artık ne makine ne de insan. Ne kadar bilim kurgu gibi görünse de bu Cyborg’laşma (zombileşme?) sürecinin aslında çoktan başladığını görüyoruz. İnsanlar bilgisayarlarından, akıllı telefonlarından ayrılamıyorlar. Sahip oldukları bu akıllı aletler sanki vücutlarının bir uzvu. Üstelik bu aletlerin sunduğu imkanlarla yazıyor. Akıllı aletler düşünüyor ve konuşuyorlar.

Transhümanistler hedefledikleri genetik değişimler dönemine gelmeden önce yapay organ nakilleri, nanobotlar yardımıyla hasta ya da hasarlı hücrelerin yenilenmesi, Nanobotlar yardımıyla nöronlarımızın (sinir sistemimizin) kopyalanması, bir sanal gerçeklik ortamına yüklenmesi ve aktarılması yâda adeta kavanozdaki beyin biçiminde bir bilgisayar ağında yaşamını devam ettirmesi önerileri ile karşımıza çıkmaktalar.

İnsanlık oyuncak olmaya mahkûm olur mu?

Gerçeğin yerine yapay olanı koymaya devam ettikçe ve yapay olanı teknoloji yardımı ile süsledikçe ve güçlendirdikçe(?!) bizi aşağıların aşağısına çeken transhümanist girdabın ve singülariteryen felsefenin elinde maalesef insanlık oyuncak olmaya mahkûm kalacaktır.

Bu hareket; bir tarafta yapay zekâ, sanal gerçeklik, yapay organlar gibi çalışmalar yürütürken diğer tarafta hayal dünyamızı şekillendirmeye devam ediyor, sinsice zihnimizi ele geçiriyor. Zihin dünyamızı yapaylıkla meşgul ederek köklerinden kopartıyor. Bizleri ani şokluyor ve bir tür boşluğa çekiyor.

Özetleyecek olursak;
Transhümanizm, insanı özgürleştireceğini iddia ederken çeşitli yöntemlerle onu, bir adresi, birkaç rakamı aklında tutamaz hale getiriyor.

Son söz…
İnsan hafızasıyla insandır.
Hafıza giderse ve başkasının kontrolüne geçerse insandan bahsedilebilir mi?

İnsanlık Aleyhine Altın Vuruş : Dönüştürülmüş İnsan (3)

Gökten gelen bir robot el var. Bu robot el geçmiş çağların birine taş tabletler bırakıyor…

Bunun Hz.Musa (as)’ya verilen 10 emir olduğuna inanlar var. Arkasından bu robot el hiç durmuyor sırayla bazı kutsal kitaplar bırakıyor. Belki Zebur, belki İncil ve belki de Kur’an. Zaman ötesi bir yerden gelerek bunu yapıyor. İşte bu zaman-mekân üstü yere “OMEGA NOKTASI” diyorlar.

Bu inanışa göre insanlar zihinsel ve teknolojik evrimlerini tamamlayarak Tanrı’yı; yani “Omega Noktası”nda bulunanı gerçekleştirsinler diye bu kutsal mesajları yolluyor olabilir. Robot el ile sembolize edilen ve Omega Noktası’nda bulunan ise gerçekte ise yapay bir Tanrı sanki…

Bu anlatılanlar ne kadar gülünç, saçma ve ütopik değil mi?

Bize gülünç gelse de, teknoloji bağımlısı ve teknolojiyi kutsalları olarak algılayan günümüzün yeni nesli ve gelecek nesiller için bu düşünce hevalarına çok hoş gelebilecek ve ‘kendi içinde tutarlı’ bir senaryo gibi görünüyor sanki.

Ray Kurzweil “Transcendent Man” belgeselinde; “Yani, şimdi Tanrı var mı?” sorusuna; “Henüz değil, diyebilirim” şeklinde cevap vermişti. Bir diğer röportajda ise; “Tanrıyı bir varlık olarak değil de evrimin sonucunda gelişen insanın ulaşacağı nihai ideal” olarak gördüğünü belirtmektedir.

Bir sonraki bölümün konusu Singularity olacağı için bu akımın iki sahte peygamberlerinden biri olan Ray Kurzweil’i doğru tanıyıp doğru anlamamız gerekiyor. Onun düşüncelerinin temelinde tutarsızlığı anlamak için İslamî kültür içine sızan şekliyle “Ukûl-u aşere” (on akıl) düşüncesini iyi bilmek gerekir.

Ukûl-u Aşere; bazı eski felsefecilere göre kâinatı idare eden on akıl; birincisi Allah’ın yarattığı akıl, diğer geriye kalan dokuz akılda ondan türemiş akıllar demektir. Bu düşünce özellikle günümüzde gençleri yetiştirmeyi “hizmet hareketi” olarak gören bir cemaat tarafından savunulmakta olduğunu özellikle belirtmek gerekiyor

Singularity ise; on akıl fikriyatın güncellenerek, dijital çağımıza uyarlanmış yeni bir formudur. Kolay kolayda süslü, dijital bir perdenin ardındaki o eski ve sinsi yüzü görülemez. Hatta görünmemek her türlü hokkabazlığı büyük bir ustalıkla yapar.

Bilinç, (şuur, farkındalık ve akıl) kavramı ise; Singularity tartışmaları açısından ayrı bir öneme sahip. Eğer cansızların da kendisinin farkında olabileceği tezi kitlelere kabul ettirilebilirse, robotların ve yapay zekânın haklarını savunmak, bunları insana tercih etmek daha da kolaylaşacak.

Ayrıca yine Singularity’cilerin rüyalarından biri olan zaman ve mekan üstü “evrenin bilinç kazanması” yani uyandırılması gibi meselelerin de taraftar toplamasının ne kadar kolaylaşacağı açık.

Peki bunlar manyak mı? diye bir soru gelebilir aklınıza..

Tüm bilinçlerin, şuurların ve akılların tek bir yaratıcıdan, yani kâinat cinsinden olmayan, zaman ve mekândan münezzeh, hem Kendini/Zâtını ve hem de yarattıklarını bilen, kuşatıcı ve sonsuz ilim sahibi Hz. Allah’tan kaynaklandığını kabul ediyoruz. Ama yeryüzünde ise bilinç çokluğundan rahatsızlık duyup, teke ulaşmaya çalışanlar da tersine mühendislik ile yapay bir Tanrısal bilinç oluşturma peşindeler. Bileşik ve sonradan olmayan, parçalardan oluşmayan Allah anlayışımıza karşı Singularity’cilerin kompleks, parçalardan oluşan ve yapay bilinç ve aklı olan yapay bir Tanrı tahayyülleri var. Gerçekten de çarpık ve manyakça bir anlayışa sahipler.

Böyle çarpık bir anlayışa sahip oldukları ve yanlış değer sayımları ile baktıkları için de Tanrıyı inşa edebilecekleri bir şey sanma yanılgısına düşüyorlar. İşte bazıları da Omega Noktası ismini verdikleri zaman ötesi bir noktada, zamanın ötesinde ve üzerinde bir varlık olduğu olduğunu ve ona ulaşmayı düşünüyorlar.

Bu inanışa göre böyle bir varlık geçmişe de müdahale edip kendisini yaratacak koşulları hazırlayabilir, garip bir şekilde kendisini yoktan yaratır, hatta hâlihazırda yaratmıştır.

Bu yaklaşımla ortada hiçbir şey mevcut değilken bir vehim üzerinden sahte bir ilah/ilahlar oluşturulacak ve bir ilüzyonla ona ezeliyet verilmiş olacak. Allah’a ait sıfatlar bu kez illuzyonlarla taklit edilerek hâşâ “onu” çarpıklık ile tarif eden bir “kuruntu”ya sebep verilecek.

Münafıkça yapılan bir el çabukluğu, göz bağcılığı ve demagoji ile “aslında her şey tanrının bir parçasıdır ve her şey (evren) tanrıdır” anlayışını hakim kılmaya çalışılmaktadır. Böylelikle Allah’ın varlığının sabitliği, gerekliliği, şiddeti, ezeliyetini ve kainatı yarattığı gerçeğinin, hayal ürünü gibi kalması amaçlamaktadırlar. Bu da ilüzyonda çarpıtma ustası Deccal için çok elverişli “dinsizliğe maneviyat katma” argümanı olarak kullanılabilir.

Bu makaleye konu olan Omega Point İllüzyonu ile hedeflenen, bütün zihinlerin bir merkezde toplandığı ve kontrol edildiği tek kişiye bağlı olan bir tanrıcılık projesidir.

Peki bu illüzyonu nasıl yapacaklar?

  • mRNA aşıları ile
  • Stralink projesi ile
  • Neuralink projesi ile
  • Genom projesi ile
  • ID2020 projesi ile
  • Kozmizm projesi ile
  • Transhumanizm projesi ile
  • Metaverse projesi ile
  • Mülkiyetsizlik projesi ile
  • Deccalizm ile (hokkabazlık ve sihir)
  • Tabi ki bütün bunların ve bunlara bağlı projelerin birleştiği Singularity! ile…

Peki bunların arkasındaki asıl “üst akıl” kim?

Doğru cevabı bulmak adına tekrar hatırlayalım;
Allah şeytana; “Artık cennetten kovuldun! Kıyamet gününe kadar rahmetimden uzak kalacaksın!” dediğinde İblis/Şeytan; “Rabbim! Öyleyse insanların yeniden diriltileceği güne kadar bana mühlet ver” demişti. Allah’da; “Kıyamete kadar mühlet verilmiş olanlar arasındasın” buyurduğunda, İblis; “Rabbim senin kudretine and olsun ki samimi kulların hariç, insanların topunu kesinlikle yoldan çıkaracağım” demişti. Bunun üzerine Allah: “O zaman kesinlikle cehennemi, sen ve bütün sana uyanlarla dolduracağım!” buyurmuştu.

Hala tehlikenin farkında değil misiniz ?
Artık insan ve doğa yok.
Yapay zeka tanrılarını bir an önce yaratmak var !!

(devam edecek…)

Yorumcalar’dan…

Bir sonraki makale İnsanlık aleyhine altın vuruş olması hedeflenen Singularity üzerine olacaktır.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s