İSTİHBARAT DOSYASI /// Prof. Dr. Orhan Yılmaz : Evet, İtiraf Ediyorum. İstihbarat Dünyasına 1 Ha ftalığına Girdim


Prof. Dr. Orhan Yılmaz : Evet, İtiraf Ediyorum. İstihbarat Dünyasına 1 Haftalığına Girdim

11 Temmuz 2022

Prof. Dr. Orhan Yılmaz

1962 doğumlu. Tokat’ın Zile İlçesi’nden bir köylü çocuğudur. 1984 yılında Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü’nü bitirdi. 1997 yılında Birleşik Krallık, University of Aberdeen’de yüksek lisans, 2007 yılında Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü (zootekni bölümü)’nde doktora çalışmasını tamamladı. Mesleği ziraat dışında, Çerkezler ve Aleviler gibi diğer bazı sosyal alanlarda da amatörce akademik çalışmalar yapmaktadır. Kitap okumak ve motosiklet kullanmak özel ilgi alanlarıdır. “Hayvanları sevmeyen, insanları da sevmez” zihniyetli, hararetli bir hayvan sever ve hayvan hakları savunucusudur.

Yazılarımı takip edenler hatırlayacaktır. Dün “Üniversitelerde ‘Doku Uyuşmazlığı’ Nedir?” başlıklı yazım yayımlandı. Peşinden, bir arkadaşım beni aradı. Yazımı okumuş. Hem bayramlaştık, hem de bana bir soru sordu;

-“Yahu Orhan, Iğdır ve Çanakkale olmak üzere iki üniversiteye girmişsin, ikisinin rektörü de sen üniversiteye girdikten sonra tutuklanmış. Hakkari’ye gitmek istemişsin, oranın rektörü de tutuklanmış. Hayırdır?” dedi.

Ben güldüm, cevap vermedim. Arkadaş devam etti;

-“Bak, ben gayet ciddiyim. Yazında, başka üniversitelere de girmek istediğini yazmışsın. Onların rektörlerinin başına da bir şeyler geldi mi?” dedi. Ben de kendisine;

-“Ne yani, istihbaratçı olduğumu veya MİT gibi bir istihbarat birimine çalıştığımı mı ima ediyorsun?” dedim. Arkadaş;

-“Senin başka olayların yok mu? Sen, Hong Kong’da istihbaratçı olduğun için gözaltına alınmadın mı?” dedi (Bakınız, 26 Mayıs 2022 tarihli “Hong Kong’a, Sincan Özerk Bölgesi’nde İstihbarat Çalışması Yapmak İçin mi Geldiniz?” köşe yazım).

Baktım ki benim arkadaşın kafası bulanmış. Eee, arkadaşımın kafası bulandı ise, beni şahsen tanımayan okuyucuların kafası da çoktan bulanmıştır diye düşündüm ve bu yazıyı kaleme aldım.

Evet, itiraf ediyorum, 1 haftalığına istihbarat dünyasına girdim. Nasıl olduğunu anlatıyım.

1985 yılı Aralık celbinde askere gitmek için askerlik şubesine başvurdum. 1985 Aralık Ayı başında, imtihana girmek üzere, Ankara Muhabere Okulu’na geldim. O zamanlar üniversite mezunu olanlar ya 16 ay yedek subay, ya da 8 ay er olarak askerlik yapıyordu. Ben askerliğimi “8 aylık er” olarak yapmak için, dilekçe verdim.

O zamanlar yaygın bir inanış vardı. “Eğer 8 aylık er olmak istiyorsan, yazılı sınavda, hiçbir soruyu cevaplamadan, kağıdı boş olarak ver. Çünkü sınav kağıtlarını bilgisayar değerlendirdiği için, hiç soru cevaplanmamış kağıtları otomatikman er sınıfına ayırıyor” şeklinde.

Sınav salonuna girdim, yerime oturdum. Sınav başlamadan hemen önce, sıra aralarında gezen bir subaya bunu sordum. Bana;

-“Eğer, askerliğini er olarak yapmak için dilekçe verdiysen, bu zaten bilgisayar tarafından kabul edilecektir. Çünkü ziraat mühendisliği, zorunlu olarak yedek subaylık gerektiren bir meslek grubu değil. Sen sınavda sorularını iyi yaparsan, o zaman er olarak iyi bir sınıfa düşersin, askerliğin rahat geçer” dedi.

Allah o kişiye selamet versin. Hayat boyu genelde şansım pek yaver gitmedi. Bu sefer felek yüzüme güldü. Er olarak ayrılan 1.100 kişi arasında ilk 10 kişi arasında girdim ve “Deniz Piyade Eri” oldum.

Deniz piyade erleri, en yüksek puan alan kişilerden meydana geliyordu. Zaten asılan listelerde de 10 kişiydik. “Demek ki ilk 10 kişi arasına girdim” sonucunu buradan çıkardım.

Deniz Er Eğitim Tugayı Türkiye’de 2 yerde var. Birisi İskenderun, Arsuz, diğeri İzmir, Poligon. 15-Aralık-1985 tarihinde, İzmir’in Poligon Semti’ndeki birliğe teslim oldum. Burada 45 günlük acemi eğitimini tamamladım.

Acemi eğitimi sonunda, usta birliği olarak, Güney Deniz Saha Komutanlığı’na, “Deniz Karargâh Eri” olarak dağıtımım çıktı. O zamanlar Güney Deniz Saha Komutanlığı, Konak’ta, Atatürk Kültür Merkezi’nin karşısında, Mithatpaşa Caddesi’nin başlangıcında idi. Google haritadan baktım, şimdi orası subay orduevi olarak görünüyor.

Sırf 10 gün erken tezkere alabilmek için, 10 günlük dağıtım iznini kullanmadım. Hemen aynı gün gittim, Güney Deniz Saha Komutanlığı’na teslim oldum.

İlk günler bana bir görev verilmedi. Ben de komutanıma, ziraat mühendisi olduğumu, komutanlığın caddeye bakan ön bahçesine denizcilik ile ilgili bazı güzelleştirmeler yapmak istediğimi söyledim. Kabul etti.

Hemen, çiçek fidesi bulmak için, günlük çarşı izini aldım. İzmir Belediyesi’nin, Kültürpark (Eski adıyla İzmir Enternasyonal Fuar Alanı) içinde çiçek yetiştirme serası vardı. Tesis müdürüne durumu anlattım. Yardımcı olacağını söyledi. Üretim kapasite fazlası çiçeklerden bana birkaç bin tane verdi.

O zaman Güney Deniz Saha Komutanı, 3 yıldızlı Koramiral Işık Biren Paşa idi. Karargâh binasının tam caddeye bakan kısmındaki çok yüksek bayrak direğinin yanına, 1 m boyunda, kenar çizgileri kireçli taştan, içi çiçek ile dolu 3 adet yıldız yaptım.

3 yıldızın yanına bir de 1 m eninde, 2 m boyunda, kenar çizgileri yine kireçli taştan, içi çiçek ile dolu bir çapa (çıpa) yaptım.

Komutanlık bünyesindeki çeşitli birimlerden birisi de istihbarat şubesi idi. O şubede, yine benim gibi sekiz aylık er olarak askerlik yapan bir arkadaş görevli idi. Onun tezkeresi yaklaşmış idi. Yerine beni tavsiye etti. Böylece istihbarat şubede masa başı bir görev üstlendim.

Şube müdürümüz, kaşlarını, Atatürk’ün kaşları gibi, uçlarını yukarı kıvıran Ö…. Binbaşı idi. Şubede bir de astsubay vardı. Şubedeki yazılması gereken yazıları ve diğer ayak işlerini de ben yapıyordum.

Şubede göreve başlayalı 1 hafta dolmamıştı bile, bir gün önüme bir evrak geldi. Evrakta, her sırada 3 adet olmak üzere, alt alta 4 sıra olmak üzere, 12 adet vesikalık fotoğraf vardı. Her fotoğrafın altında da isim, soy isim, adres ve iletişim bilgileri falan vardı.

12 adet fotoğraf, İzmir’de Yunanistan lehine casusluk yapan, 12 kişiye ait idi. Bu belgeyi görünce, hemen beni bir endişe ve korku sardı. Kendi kendime “Ben meslekten istihbaratçı değilim. Geçimimi ziraat mühendisi mesleğinden sağlayacağım. Bu tip bilgileri bilmemek daha iyidir.” dedim.

Şubeden ayrılmaya karar verdim. Ancak, atalarımız “Ata binmeye bilmiyorsan, ata binmek bir ayıp, attan inmek iki ayıp” demiş. Ö…. Binbaşıya gidip, “Ben şubeden ayrılmak istiyorum” desem, “Niçin?” diyecek. İş uzayacak. Aklıma bir fikir geldi.

Ö…. Binbaşı’nın odasına gittim,

-“Komutanım, ben üniversitede iken, siyasi bir meseleden dolayı tutuklandım ve bir süre Mamak Askeri Cezaevi’nde yattım. Burası kritik bir yer. Askeri cezaevinde yatmamın, siyasi olaylara bulaşmanın, burada görev yapmam açısından, bir mahzuru var mı?” dedim.

Ö…. Binbaşı’nın kaşları hemen 1-2 cm yukarı kalktı.

-“Sen şimdi görevinin başına dön, ben sana sonucu bildiririm” dedi. Bal gibi eminim ki, beni görevden alacak. Ö…. Binbaşı ertesi gün beni çağırdı.

-“Komutanla konuştum, bu durumda seni bu şubede çalıştıramayız” dedi. Ben;

-“Böyle olmasını istemezdim. Keşke sizinle çalışmaya devam etseydim” diye komutanın yüzüne yalan söyledim. İçimden de “Allah razı olsun” dedim.

Benim isteğim de zaten bu idi. Bu vesile ile istihbarat şubeden ayrıldım.

İyi ki de ayrılmışım. Birkaç gün sonra beni Narlıdere’de, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın orduevi, olimpik yüzme havuzu ve lojmanlarının olduğu, deniz kenarındaki tesislerine yolladılar. Tezkere alana kadar burada, olimpik yüzme havuzunun sorumluluğunu üstlendim.

Tüm yaşamımda, istihbarat dünyası ile yolumun kesişmesinin tamamı budur.

Eğer buna da istihbaratçılık denirse!…

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s