ANALİZ : ‘Meksika Çıkmazı’na Düşmüş Gibiyiz !!!


‘Meksika Çıkmazı’na Düşmüş Gibiyiz !!!

Dünya öyle bir bataklığa düştü ki; hem askeri hem siyasal hem de ekonomik bir kaosa sürükleniyor.

Bu üç kaosun aynı anda yaşanacağı bir dönemde savaş çıkmamasını düşünmek mümkün değil. Her ülke çekmecesini karıştırıyor ve çekmecesinde gizlediği hayallerini masanın üzerine koyacaktır.

Rusya, Ukrayna’dan başladı. Çin’in hedefinde Tayvan var. Japonya gidişattan tedirgin olup pasifist anayasasını değiştirip militarizm olmak istiyor. Çin ise; “tarihten ders alın” diyerek gözdağı veriyor. Bunu arzulayan Japon siyasetçi öldürülüyor. Diğer yanda Almanya tıpkı Japonya gibi 100 milyar Euro’luk fonla ordusunu yıllar sonra sahneye çıkarmaya hazırlanıyor.

1945’te biten II. Dünya Savaşı’nın ardından çekilen tüm zincirleri koparmak istiyorlar.

Askeri gerginliğin yanında siyasi kaos da mevcut. Soğuk Savaş’ın ideolojik çatışması öldükten sonra demokrasi gittikçe hırpalanıyor. Otoriterizm ve liberalizm sahneye çıkıyor. Artık teknolojinin getirdiği imkânlarla tesis edilen güçlü ve anti-demokratik hükümetler çağındayız.

İşin önemli tarafı; ABD’nin pazarladığı demokrasi ve hür dünya kavramları cazibesini büyük oranda kaybetmiş halde. Biden’ın dünyayı “demokrasi ve otoriter hükümetler” arasında bölerek sözüm ona demokrasi bloğu oluşturma çabası daha başlamadan kaybetmiş gibi. Bugün, ABD’nin kendisi bile demokratik krizler yaşıyor. Dünyayı demokrasiler şemsiyesinde kutuplaştırmak neredeyse imkânsız gibi. Çin, “otoriter eğilim gösteren” demokrasilere cazip bir model sunuyor.

Bu karmaşa çok kutuplu bir vaziyet yaratmak üzere !

Hepsinin dışında, dünya hala 2008 krizini atlatamamışken piyasaların paraya boğulmasını pandemi ve ticaret savaşları takip etti. Şimdi tüm dünyayı etkileyecek derin bir resesyonun şafağındayız.

Yeni bir kriz ve yaratacağı iflaslar askerileşmeyle birleşince neler olacak?

Dünya; mevcut durumda adeta Meksika Çıkmazına düşmüş gibi…
Meksika çıkmazı; Olaylara karışan ve karışmak zorunda kalan hiçbir tarafın kazançlı çıkamayacağı içinden çıkılmaz durum, çıkmaz, açmaz olarak kullanılan bir deyimdir. Popüler kültürde ise Meksika çıkmazı genel olarak iki ya da daha fazla kişinin birbirlerine doğru silah çekmesiyle oluşan yüksek gerilimli durum için kullanılır. Gerilimi arttırıcı nokta karşı tarafın kendisine ateş edeceğinden korktuğu için hiç kimsenin silahı bırakmamasıdır.

Bu durum olaya karışanları ya diplomasiye, ya teslim olmaya ya da ilk olarak vurmayı denemeye iter. Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki nükleer karşı karşıya gelmelerde özellikle de 1962 yılındaki Küba Füze Krizi’nde bu deyim sıklıkla kullanılmıştır.

Günümüzde tüm silahlar bir yere çevrilmiş durumda. Tetik bir defa çekildiğinde durdurmak mümkün olur mu orası bilinmez. Üstelik her ülke, çekmecesinden çıkardığı hayalleri için sabırsızlanırken…

Yanı başımızdaki Yunanistan da bu gidişatın etkisiyle Lozan’a aykırı olarak adaları silahlandırıyor. Ülkesinde pek çok Amerikan üssü tesis ediliyor.

  • Bunun devamında ne gelecek?
  • Yunanistan bir çılgınlık yapar ve karasularını tek taraflı olarak 12 mile çıkarırsa ne olur?

Tabi ki, bu Türkiye için bir savaş sebebidir.

Fakat Yunanistan bu çılgınlığa düşmeyecek kadar akıllı mıdır?

Ekonomik krizin, askerileşmenin ve popülizmin revaçta olduğu bir dönemde bu çılgınca karar, Yunan hükümeti için son derece heyecan verici olabilir. Böyle bir kararın alınması halinde Türkiye hem AB hem de NATO üyesi olan bir ülkeye savaş açarsa, bu ciddi bir olaydır. Şayet bu kararı görmezden gelirse, işte o vakit Ege adalarını kaybettik demektir.

Şimdi şunları sormak lazım:

  • Türkiye bu gidişata hazır mı? Hazırlıklı mı?
  • Toplumsal kutuplaşmanın zirve yaptığı, enflasyonun azdığı, terörün sıkıştırdığı ve ülkenin yarısından çoğunun hiç güvenmediği bir liderle yönetilen Türkiye bu felaket senaryosuna hazırdır diyebilir miyiz?

Tüm bunların yanında, içlerinde ne kadar saldırıya hazır IŞİD militanının bulunduğunu bilmediğimiz milyonlarca sığınmacı topraklarımızda serbestçe dolanırken, yeni bir 1914 ihanetinin üzerinde oturduğumuzdan şüphe etmeliyiz.

Siyasetçilerin kendilerini düşürdüğü durumuna ise üzülüyoruz.

Fatih’in kuşatması altında melek cinsiyetini tartışan bağnaz Ortodoks rahipleri gibiler. Neyle karşı karşıya olduğumuzu ya bilmiyorlar ya da umursamıyorlar. İşleri güçleri, asıl tehlikenin dışında kalan gereksiz gündelik hadiseler olmuş durumda. En çok da halkımız için üzülüyoruz. Sığ ve bağnaz particilik kavgası eşliğinde kendilerine eziyet ederek farkında olmadıkları bir felakete adım adım yuvarlanır haldeler.

Bir memleket, bu tehlikeli vaziyeti bağımsızlığına halel getirecek tavizleri vermeden nasıl kurtulabilir?

Bilemiyoruz…
Askeri, siyasi ve ekonomik kaosa sürüklenen bir dünya…
Batımızda ihtiraslı bir düşman ülke…
İçeride kutuplaşma ve ekonomik buhran…
Ve eli tetikte fırsat bekleyen FETÖ, PKK, IŞİD, ve niceleri…

İşte hal-i ahvalimiz budur. Ne eksik ne fazla. Tüm bu hal-i ahval karşısında önümüzde bir fırsat sandığı duruyor. Bu fırsat sandığı hem yegâne umut ışığı hem de son meşru çıkıştır. Sandıktan bir umut çıkmalı. Denebilir ki bir mucizeye muhtaç haldeyiz.

Türkiye olması gereken en barışçıl dönemini yaşıyor. Çekmecedeki hayallere kapılmak bizi felakete götürebilir. Bölgemizle barışmalı, iç sorunları çözmeli, devlet binasını restore etmeli, güçlenmeli ve elimiz tetikte sınırlarımızı beklemeliyiz.

Atatürk 30 Ağustos’ta düşmanı yendikten sonra Selanik’e yürümeyerek itidal, sağduyu ve akılcılık örneği gösterdi. O tarihten sonra sağduyu ve itidale ilk kez bu kadar muhtaç haldeyiz.

Siyasetçiler söylemiyor olabilir ama gerçekler bunlardır.

Lütfen bunları iyi bilin…

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s