CASUSLAR DOSYASI /// Metin Gürcan iddianamesi iade edildi : ‘MİT’e değil Bakanlığa sorun’ kararı


Metin Gürcan iddianamesi iade edildi : ‘MİT’e değil Bakanlığa sorun’ kararı

DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Metin Gürcan hakkında hazırlanan iddianame Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “Bilgilerin ‘devlet sırrı’ olup olmadığı konusunun Milli Savunma Bakanlığı’na sorulmaması” gerekçesiyle iade edildi…

DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Metin Gürcan hakkında hazırlanan iddianame Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “Bilgilerin ‘devlet sırrı’ olup olmadığı konusunun Milli Savunma Bakanlığı’na sorulmaması” gerekçesiyle iade edildi. Cumhuriyet’e konuşan Metin Gürcan’ın avukatı Yusuf Şahin, “Müvekkilimi şikâyet eden MİT olmasına rağmen yeniden MİT’e bu bilgilerle görüş sorulması zaten hukuka aykırılık teşkil ediyordu” dedi.

DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Metin Gürcan hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “siyasi casusluk” suçlamasıyla hazırlanan iddianame, Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından iade edildi.

İstanbul’da gözaltına alınan ardından Ankara’da tutuklanan Metin Gürcan hakkında geçen günlerde hazırlanan 38 sayfalık iddianamenin iade edilmesine “Bilgilerin ‘devlet sırrı’ olup olmadığı konusunun Milli Savunma Bakanlığı’na sorulmaması” gerekçe gösterildi.

Konuyla ilgili Cumhuriyet’e açıklamalarda bulunan Metin Gürcan’ın avukatı Yusuf Şahin, mahkemenin iade kararının doğru olduğunu ve memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

Avukat Şahin, Gürcan iddianamesinde Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığı’nın "ihbarcı" olduğuna dikkat çekti ve “Müvekkilimi şikayet eden MİT olmasına rağmen yeniden MİT’e bu bilgilerle görüş sorulması zaten hukuka aykırılık teşkil ediyordu” dedi.

"MUHATAP MİT DEĞİL MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI’DIR"

“Müvekkilim hakkındaki süreç yeniden başlamıştır” diyen Şahin, “Süreç içerisinde toplanacak deliller ile herhangi bir suç unsurunun dosyamızda bulunmadığı ve müvekkilim Metin Gürcan’ın gizli bilgi veya sırrı paylaşmadı ortaya çıkacaktır” diye konuştu.

Öte yandan Şahin, mahkemenin şikayetçi taraf olan MİT’e sorulan sorulardan alınan cevaplar üzerinden iddianame yazıldığını bunun hatalı olduğunu söyledi. Gürcan’ın avukatı devamında, “İddia olunan gizli sırlar askeri konularla ilgili olduğu iddianamede derç edilmiş. Askeri konularla ilgili muhatap Milli Savunma Bakanlığı olması da bir diğer doğru husustur” ifadelerini kullandı.

İDDİANAMEDE NELER YAZIYORDU?

TSK’den yüzbaşı rütbesiyle emekli olduktan sonra güvenlik, dış politika ve jeo-strateji alanında çalışmalara imza atan Gürcan hakkındaki iddianamede “Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Zincirleme Biçimde Temin Etme” suçlaması yapılmıştı. Gürcan için TCK’nın 328/1, 43 maddeleri uyarınca 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti.

Gürcan’ın hakkında casusluk yaptığına dair deliller arasında MİT’in yazılarının olduğu belirtilmişti. Gürcan’ın İspanya ve İtalya İstihbarat servislerince 2016 yılından itibaren "Haber Elemanı" olarak kullanıldığı iddia edilirken, İspanya Servisi tarafından kendisine kod isim verildiği ifade edilmişti.

Gürcan hakkındaki casusluk iddiaları arasındaki savcılığın “Pandemi sürecinde tedarik edilen aşılar konusunda dönem itibariyle devlet büyüklerimiz itibarsızlaştırmaya yönelik asılsız beyanlarda bulunulduğu” ifadelerine yer vermesi ise dikkat çekmişti.

SADAT VE FETÖ AYRINTISI

Metin Gürcan’ın Türkiye’deki yabancı devlet görevlilerine FETÖ’cü darbe girişiminin ardından TSK’de, SADAT’ın kurucusu emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin etkin olduğunu söylemesi de casusluk tespitleri arasında gösterilmişti. Öte yandan Harp Okulları mülakatlarına SADAT’ın katıldığı ortaya çıkmıştı.

Gürcan’ın söylemlerinin FETÖ üyeliği iddiasını doğurduğunu söyleyen savcılığın “terör örgütü üyeliği” suçu kapsamında soruşturma yaptığı ifade edilmişti. Gürcan’a “terör” suçlamasının da yapıldığı ancak soruşturmada takipsizlik kararı verildiği belirtilmişti.

AÇIK KAYNAKLAR CASUSLUK TESPİTİ SAYILMIŞTI

Ayrıca savcılık, defalarca haber olmasına rağmen Gürcan’ın Libya hükümetine bağlı harp okulu öğrencilerini eğiteceğine dair bilgiyi aktarmasını ve Libya’da çok fazla Türk askerinin olduğunu aktarmasını da casusluk tespitleri arasında göstermişti.

Bununla birlikte Metin Gürcan ifadesinde, yabancı devlet görevlileriyle görüştüğünü kabul ederken, söz konusu görüşmelerin şeffaf kamuya açık alanlarda gerçekleştiğini belirtmişti.

İddianamede Gürcan’ın açık kaynaklardan edindiklerini ifade ettiği görülürken, MİT’in bunun için “gizli kalması gereken bilgiler” olduğuna dair yazı verdiği yazılmıştı.

Savcılık, MİT belgelerini ve dinleme kayıtlarını “sır” olduğu için iddianameye eklemediğini belirtmişti.

KOMPLO TEORİLERİ : İşte Simpsonlar’ın 2022 kehanetleri! Tüm tahminleri doğru çıktı…


İşte Simpsonlar’ın 2022 kehanetleri ! Tüm tahminleri doğru çıktı…

Simpsonlar‘ın doğru çıkan kehanetleri dünya gündemine bomba gibi düşmüştü. Yakın gelecekteki olayları tahmin etmesiyle gündeme damgasını vuran Simpsonlar dizisi, geçmişte Beyrut’taki patlamanın benzerinin yayınlanmasıyla ve koronavirüs salgınının bir benzerini tahmin etmesiyle gündemi sarsmıştı. ABD’de seçim sonrasında yemin töreniyle ilgili bir kehanetinin daha doğru çıkmasıyla dünyayı şaşkına çeviren dizinin, neredeyse 30 yıl önce yaptığı tahminin tutması dünyayı hayrete düşürmüştü. Şimdiyse, Simpsonlar’ın 2022 için kehanetleri konuşuluyor…

1

·

Simpsons çizgi dizisi, tutan tahmin ve öngörüleriyle dünyayı sarsmaya devam ediyor. Hayranları, efsane çizgi dizi The Simpsons’ın geleceği tahmin ettiği zamanları tespit etmeye son derece hevesli, ancak yapımcılar bu iddiaları küçümsemekle yetiniyor. İşte bugüne dek pek çok kehaneti doğru çıkan çizgi dizinin 2022 yılı için tahminleri.

2

SANAL GERÇEK YEMEKLER

Simpsonlar, Homer ve Marge’ın sanal gerçeklik gözlükleri ve besleme tüplerinin yardımıyla bir miktar "sanal şekerleme" ile kendilerini şımarttıkları 2030 yılına, geleceğe seyahat etmeyi başarmışlardı. Cornell Üniversitesi’ndeki gıda bilimcileri, rahatlatıcı bir sanal gerçeklik ortamında tüketilen peynirin daha lezzetli olduğunu keşfetti. Royal Caribbean ise, misafirlerine yolculuklarında Sanal Gerçeklik yemek deneyimi yaşatmak için teknoloji geliştirmeye çalışıyor.

3

MARS’I KOLONİLEŞTİRMEK

Mars’a gitme hayalleri kuran Lisa, annesi Marge’ın hoşnutsuzluğuna rağmen Kızıl Gezegen’e tek yönlü bir gezi için kaydoluyor. Bu da tüm ailenin aynı anda 2026 yılında gerçekleşmesi gereken geziye kaydolmasına neden oluyor. Elon Musk ve SpaceX’teki ekibi, 2022’de Mars’a giden kargo gemileri geliştirmeye çalışıyor.

BAŞKAN ADAYI IVANKA TRUMP

Simpsonlar, Donald Trump’ın kızı Ivanka’nın, babasının göreve başlamasından önce veya sonra Başkanlığa aday olduğunu sık sık işaret etti. Gerçek hayatta ise, Ivanka Trump, Başkan olmak için gerekli şartları barındırıyor ve aday olması şaşırtıcı değil.

DÜNYAYI ELE GEÇİREN ROBOTLAR

Simpson ailesi, her araçta robotların bulunduğu bir eğlence parkını ziyaret etti. En sonunda robotlar kontrolü kaybetti ve çevrelerindeki çoğu insanı öldürdü. Halk arasında “Yapay Zekanın babası” olarak bilinen Jürgen Schmidhuber, robotların birkaç on yıl içinde dünyayı kolaylıkla ele geçirebileceğini tahmin ediyor.

MÜZİKLE ZİHİN KONTROLÜ

2001’de ekranlara gelen bir bölümde Bart ve arkadaşları, çocukları bilinçaltı mesajlarla besleyerek zihinleri müzik yoluyla kontrol etmeye çalışmak için Deniz Kuvvetleri’nin bir projesi olan bir grupta yer alıyor. Pek çok insan hala hip-hop müziğinin dinleyicilerin zihinlerini kontrol etmek için kullanıldığına inandığından, bu gelişme, halihazırda gerçekleşmiş olan bir tahminler listesinde düşünülebilir.

1989’dan beri yayında olan ve 2007 yılında da sinema filmi olarak izleyicilerinin karşısına çıkan Simpsons, gezegeni kasıp kavuran koronavirüs salgını da dahil olmak üzere bir dizi ürkütücü tahmin yaptı.

Efsane dizinin, Donald Trump’ın başkanlığından üç gözlü bir mutant balığın keşfine ve hatta Londra’daki gökdelen The Shard’ın dikilmesine kadar dünyanın dört bir yanından pek çok büyük olayı öngördüğü biliniyor.

Simpsonlar ayrıca, Dünya Kupası ve Super Bowl’un kazananlarını doğru şekilde tahmin etti ve Super Bowl’da Lady Gaga’nın 2017’deki devre arası şovundaki performansından önce gökten indiğini gösterdi.

UZAYA ÇIKTIĞINI DA BİLDİ

Simpsonlar, geleceği tahmin etme konusundaki ürkütücü yeteneğiyle hayranlarını düzenli olarak şaşırtıyor. Ve çizgi dizi, uzaya giden Virgin Galactic’in kurucusu, 70 yaşındaki işadamı Sir Richard Branson’ın uzay uçuşundaki bir görüntüsüyle bir kez daha geleceği bilmiş gözüküyor.

Sahibi olduğu Virgin Galactic şirketinin roketiyle üç diğer yolcuyla birlikte uzaya çıkan Branson’ın görüntüsü, Simpsonlar’ın 2014 yılında yayınlanan 25’inci sezonunun 15. bölümü olan The War of Art’taki bir sahneye garip bir şekilde benziyordu.

Çizgi dizinin bu bölümünde, sanat sahtekarlığı yapan Klaus Ziegler, Lisa’ya ‘sahteciliğin dünyanın her yerindeki insanlara zevk verdiğini’ söylüyor ve ardından çeşitli yerlerde sahte sanat eserlerine bakan insanlar gösteriliyor.

Sahte sanattan son derece memnun olduğu görülen bir kişi de, uzay gemisinde duvardaki sanat eserlerine bakarken elleri başının arkasında dinlen görülebilen Richard Branson.

SKANDALI 30 YIL ÖNCE BİLMİŞ

Küresel olayları onlar yıl öngörebilmesiyle dünyayı hayrete düşüren Simpsonlar dizisi, şaşırtıcı bir kehanetiyle birkaç ay önce de gündem yaratmıştı. Simpsons hayranları, efsane çizgi dizinin, Teksaslı Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz’un istifa sesleri yükselmesine neden olan ve skandal olarak nitelenen Meksika seyahatini yaklaşık otuz yıl önce tahmin ettiğine inanıyor.

50 yaşındaki Texas senatörü, ülkeyi vuran çifte felakete karşı duyarsız davranmakla suçlanıyor. Cruz, koronavirüs salgını sırasında kutup sıcaklıklarında milyonlarca insanı elektriksiz ve susuz bırakan ölümcül kış fırtınası sırasında, ailesiyle birlikte Cancun’a seyahat ettiği ve memleketinden kaçtığı için şiddetli bir tepkiyle karşı karşıya.

Sosyal medya kullanıcıları, Ted Cruz skandalının, 1993 yılında yayınlanan Simpson’un ‘Marge in Chains’ bölümündeki bir olay örgüsüne ürkütücü bir şekilde benzediğine dikkat çekmekte gecikmedi.

Sosyal medya kullanıcıları, Ted Cruz skandalının, 1993 yılında yayınlanan Simpson’un ‘Marge in Chains’ bölümündeki bir olay örgüsüne ürkütücü bir şekilde benzediğine dikkat çekmekte gecikmedi.

Bir basın toplantısı sırasında belediye başkanı, salgına yardımcı olmak için tatilini iptal ettiğini iddia ediyor, ancak aslında Bahamalar’da olduğu ortaya çıkıyor. Quimby, takım elbisenin üst kısmınıi yani gömleğini ve ceketini giymiş, kravatını takmış bir şekilde televizyona çıkarak halka sesleniyor. Ancak altında pantolonu yerine mayosu var ve aslında sahilde.

TWITTER YIKILDI

Simpsons hayranları, Cruz’u eleştirmek için Simpsons karakteri Quimby’nin mayolu halinin yer aldığı video ve fotoğraflarını Twitter’da paylaşıyor. Bir kullanıcı, ‘Simpsonlar yine yaptı,’ yorumunda bulunurken, bir diğer sosyal medya kullanıcıs ise, "Simpsonlar Ted Cruz’u bile bildi, vay canına" notunu düştü.

Cruz’a gelince, eleştirilerin ardından Perşembe öğleden sonra Houston’a geri döndü ve eyaletin enerji krizinin ortasında tatil için Cancun’a uçtuğu için ‘pişman olduğunu’ söyledi. Ancak ‘sadece babalık yapmaya çalıştığı’ konusunda da ısrar etti.

Teksaslı Senatör, 10 ve 12 yaşındaki kızlarının Çarşamba günü kendisine arkadaşlarıyla Meksika’ya tatile gidip gidemeyeceklerini sorduğunu, bu nedenle eşiyle saatler sonra bir uçağa bindiğini iddia etti.

Houston’daki evine vardığında basına açıklama yaparken, "Bariz bir hataydı ve geriye dönüp baktığımda bunu tekrar yapmazdım" dedi. "Ben sadece baba olmaya çalışıyordum." diye ekledi

Simpsonlar, birçok kişinin, geleceği pek çok kez tahmin ettiğine inandığı için, uzun zamandır "çizgi filmlerin Nostradamus’u" olarak kabul ediliyor.

Bir sosyal medya kullanıcısı, dizinin 12. sezonun "The Computer Wore Menace Shoes" adlı bölümünde yer alan sahneyi fark etti. Bu sahne, Rusya’daki bir aşı merkezinin insanları koronavirüs aşısı yaptırmak için ücretsiz dondurmayla teşvikte bulunduğu planın yakın zamanda yayımlanan haberini öngörmüş gibi.

Twitter’da LonelyGoomba takma adını kullanan bir kişi, Rusya’da aşı olanlaradondurma ikram edilmesiyle, internet blog’u yazarak ünlü olan Homer Simpson’ın, kendisine şırıngalarla dolu bir kase dondurma verildiği sahnenin benzerlik taşıdığını fark ederek paylaşımda bulundu.

"Simpsonlar bir kez daha geleceği tahmin etti" diye yazan LonelyGoomba’nın bu tweet’i on binlerce kez paylaşıldı ve pek çok yorum aldı. Başka bir Twitter kullanıcısı, "Bunu yapmayı nasıl sürdürüyorlar? Bu bir tesadüf mü ya da yazarların zaman makineleri mi var, ne halt karıştırılıyor?" diye yazdı.

Bir diğer Twitter kullanıcısı ise, "The Computer Wore Menace Shoes" adını taşıyan bölümün kötü olmasına rağmen başarılı bir öngürüde bulunduğuna dikkat çekeren "Şimdiye kadarki en kötü bölümlerden biri doğru bir tahminde bulundu" ifadelerini kullandı.

YEMİN TÖRENİNDE ŞOK BENZERLİK

ABD Başkanı Joe Biden ve Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in yemin törenini izleyen Twitter kullanıcıları, tören sırasında Harris’in giydiği kıyafet ile Lisa Simpson tarafından The Simpson’ın ‘Bart to the Future’ bölümünde giyilen kıyafet arasındaki inanılmaz benzerliği fark ettiler.

Çizgi dizinin 11’inci sezonunun 17’nci bölümü olan ve ilk olarak 19 Mart 2000’de ABD’de yayınlanan ‘Bart to the Future’da, Lisa Simpson’ı Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak tasvir edilmişti.

Bu bölümde, Lisa boynunda bir dizi beyaz inci bulunan mor bir takım giymişti. Kürsüde konuşma yapan Lisa, kulağına da inci küpeler takmıştı.

Dün, dünyanın gözü önünde Başkan Yardımcısı olarak yemin eden Kamala Harris, Lisa’nınkine çok benzer mor bir ceket ve elbise kombinasyonu giymişti. Hatta görünüşü tamamlamak için basit bir inci kolye taktı.

TRUMP’A BİR DARBE DE SIMPSONS’DAN

Dizinin hayranları, son olarak ABD’deki son duruma dair kehanetinin tuttuğuna dikkat çekti. Son olarak ABD Başkanı Donald Trump’ın hesabının sosyal medya platformu Twitter tarafından askıya alınması, dünyada birinci gündem maddesi oldu ve sosyal medyada da bolca konuşuldu.

Bu durum, sosyal medya kullanıcılarının akıllarına, dizideki bir sahneyi getirdi. Bu sahnede, yatağında doğrulmuş ve sinirli bir ifadeyle elindeki telefona bakan Donald Trump’ın yanında, Adolf Hitler imzalı bir kitap duruyor.

20 OCAK DETAYI

Öte yandan, ABD’de "iç savaş 2021" etketiyle atılan tweet’lerde, Simpsonlar dizisinde 20 Ocak 2021’de Homer Simpson’ın bir evin çatısında elinde silahla beklediği hali paylaşılmıştı. 20 Ocak ayrıca Trump’ın başkanlığı Joe Biden’a teslim ettiği gün. Simpsons’ın bu tahmini ise başarılı olmadı, 20 Ocak 2021 olaysız geçti.

Ayrıca Kongre binasına giren, üstü çıplak, kafasında bir miğfer olan göstericinin görüntüsü ile yine Sipmsonlar’da üzerinde "Vali" yazan bir kuşak taşıyan miğferli adamın yan yana görüntüsü, sosyal medyada en çok paylaşılan görseller arasına girdi.

Sosyal medyada en çok paylaşılan görsellerden bir diğeri de Kongre binasına giren yağmacılardan kürsü çalan adamın fotoğrafı ile Homer Sipmson’ın heykel çaldığı sahneden bir kare oldu.

SİNEMA FİLMİNDE DE BİLDİLER

Dizinin hayranlarının farkına vardığı bir diğer kehanet, The Simpsons Movie adlı sinema filminde yer alıyordu.

Gösterime girdiğinde hayranlarının sinema salonlarına akın ettiği filmde, ünlü ailenin yaşadığı yer olan Springfield’in üzerine devasa bir cam kubbe indiriliyor.

Ünlü çizgi dizinin hayranları, bu kubbeyi, Birleşik Krallık’ta kentten kente uygulanan kademeli kısıtlamalara benzetti.

Birleşik Krallık şu anda koronavirüs kriziyle mücadele etemk üzere bölümlere ayrılmış bir sistem altındadır ve virüs nedeniyle farklı seviyelerde ‘risk’ olarak sınıflandırılmış ayrı parçalar görülüyor.

Kurallara göre, dördüncü risk seviyesinde bulunan kentler, buradan ayrılamıyor ve diğer kentlere seyahat edemiyor.

ŞEHRİN TEPESİNE KUBBE İNDİ

The Simpsons Movie’de ise hükümet, Springfield’in tepesine bir kubbe indirerek, kasabanın sakinlerini orayı terk etmemeleri için içeri hapsediyor.

Bu olay, Homer Simpson’ın kasabadaki gölü domuz dışkısıyla kirlettiği ve Çevre Koruma Ajansı’nı kirli bölgeyi karantinaya almak zorunda bıraktığı için gerçekleşiyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın koronavirüse yakalandığını duyurması, bazı gerçek olayları önceden tahmin eden ABD’nin en uzun soluklu dizisi Simpsonlar’daki ölüm sahnesini akıllara getirmişti.

Dizinin daha önceki bölümlerinde Trump’ın ölümü işlenmiş, tarih olarak ise 27 Ağustos 2020 işaret edilmişti. Ancak ölüm tarihi olarak işaret edilen 27 Ağustos 2020’de Trump, 3 Kasım’da yapılacak 59. başkanlık seçimleri için aday gösterilmişti. Bu kehanet gerçekleşmese de diziyi sosyal medyada dünya gündeminde ilk sıralara taşımıştı.

BEYRUT PATLAMASI

Ağustos ayında Lübnan’ın başkenti Lübnan’da gerçekleşen korkunç patlamanın ardından, Sipmsons yine tüm dünyada konuşulmuştu.

Daha önce tsunami, Donald Trump’ın başkan seçilmesi, 11 Eylül ikiz kuleler saldırısı, Çin’den dünyaya bulaşan koronavirüs gibi olayları yıllar önce yayınlayan Simpsonlar dizisinde Beyrut patlamasının benzeri yayınlanmıştı.

Büyük bir patlama sonucunda liman yakınında yerde oluşan mantar şeklindeki bulutun her yere yayıldığı görülmüştü. Benzer görüntüler yine Sipmsons’ın bir bölümünde de yayınlanmıştı.

Simpsons hayranları Beyrut patlamasının ardından bu görüntüleri paylaşmıştı.

Dizinin hayranları, Çin’in Wuhan kenti yerine Japonya’dan yayılan bir virüsten söz etmesiyle Simpsonlar’ın 27 yıl önce koronavirüsü de tahmin ettiğini düşünüyor.

Dizinin 1993’te yayınlanan bir bölümünde, Japonya’dan yayılan Osaka Flu adlı virüsten söz ediliyor.

Japonya’da meyve suyu işçileri paketleme yaparken, işçilerden biri, “Müdüre grip olduğumu söyleme lütfen” diyor ve sonra kutunun içine öksürüyor. Böylece virüs, kutuyla birlikte ABD’ye taşınıyor. Ülkede pek çok kişi hastalanıyor.

19 Mart 2000 tarihinde yayınlanan bölümde, Trump’tan ‘ABD eski Başkanı’ olarak bahsedilmişti. Trump bu bölümün yayınlanmasından yıllar sonra 2016’da ABD Başkanı seçildi ve göreve başladı.

Akıllı telefonlar henüz icat edilmemişken, The Simpsons’ın 1994 yılında yayınlanan Lisa on Ice bölümünde dokunmatik telefon görülümüştü. Logo da ise şu an günümüz teknolojilerini kasıp kavuran apple şirketinin ‘elma’ şekli bulunuyordu.

1993’teki bir bölümde ise duvardaki tabloda ikiz kulelere benzer bir yapının dumanlar altında olduğu görülüyor.

KIBRIS DOSYASI /// HÜSEYİN MÜMTAZ : KIBRIS’TA CASUSLAR VARMIŞ


HÜSEYİN MÜMTAZ : KIBRIS’TA CASUSLAR VARMIŞ

Kaç zamandır Kıbrıs’ı yazayım diyorum ama neresinden başlayacağımı bir türlü kestiremiyorum.
Bir ay kadar önce İstanbul’a giden bir dostum adaya dönünce telefon etti, “Nijeryalıları görünce Girne’de olduğumu anladım” dedi.
Girit açıklarında olan 6.4 büyüklüğünde deprem Kıbrıs’ta da hissedildi, Tatar hemen Anastiadis’i aradı, geçmiş olsun dedi.
Başbakan Sucuoğlu AB fonuyla Türksat uydusundan yayın yapan Rumcu TV’nin her gün Türkiye’ye söven programcısı ile programa çıktı.
Bağımsızlığı değil Birleşik Federal Kıbrıs’ı savunan; 2004 yılında Rum tarafından AP adayı olan ve Annan planına “evet” diyen Hasgüler, Serdar’ın eski, Ataoğlu’nun yeni partisi DP’den aday yapıldı.
Bakan Amcaoğlu, Rum yanlısı eski Cumhurbaşkanı Akıncı’nın eşi Meral Akıncı’nın başkanlığını yaptığı ve AB tarafından fonlanan KAYAD adlı dernekle 3 yıllık protokol imzaladı.
Buna göre AB’ın bugüne dek milyonlarca euro akıtarak fonladığı ve BİRLEŞİK FEDERAL KIBRIS kurma hedefi olan bu dernek, okullarımızda çocuklarımıza TOPLUMSAL CİNSİYET ADALETİ/FARKINDALIĞI dersi dahil “bazı konularda” dersler verecek.
Yâni okullarda AB’nin finanse ettiği LGBT (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transeksüel) projesi okutulacak.
Aynı protokolü DP’li Çalışma Bakanı da imzalamış.
Bu konuda “dersler” veriliyor ama “KIBRIS TÜRK MÜCADELE TARİHİ” okutulmuyor.
Bakın Sabahattin İsmail, Facebook’tan Beratlı’nın hangi dediklerini aktarıyor:
“Sabahattin İsmail, bu konuda sustum konuşmadım…
Yıllardır bu memleketin üniversitelerinde ‘Kıbrıs Türk Mücadele Tarihi dersi mecburi ders olmalıdır’ diye bağırıp duruyorum.
Şu memlekette (EOKA’CI) Markos Dragos’u özgürlük kahramanı, (EOKA’CI) Afksentiu’yu antiemperyalist mücadeleci sanan tipler türedi.
EOKA’yı temize çıkarmaya çalışan, Türkçe konuşan tipler ortaya çıktı.
Sonunda 5 üniversite hocası ( Mehmet Balyemez, Ulvi Keser, Ata Atun, İhsan Tayhani ve ben) bir muhtıra yazıp bu “milli” eğitim bakanına ( OLGUN AMCAOĞLU) başvurduk.
YÖK ve Türk Tarih Kurumu’nun desteğini de alıp, bildirdik kendisine…
Yanına giden arkadaşlara (ben gitmedim Corona bulaştırır diye korkarım kendisinden) “Haaa” demiş, “eyya, lûzumdur”… (Tanık: Doç. Dr. M. Balyemez… Bir sene geçti, tık yok… Ben de Cumhurbaşkanı ile görüştüm…
Halâ tık yok…
Gidiyor, AB fonlu derneklerle görüşüp, liselere ‘…elik’ dersi koydurma protokolu yapıyor…
Ben milliyetçi değilim… Sadece bir Kıbrıslı Türk’üm…
Bu milliyetçi mi? Konuşturmayın beni…”
Ben de “Kıbrıs Türkü’nün ma’şeri vicdanı” Beratlı’nın bu dönemde neden lafların etrafından dolandığını, etliye sütlüye karışmayıp “Erik dalı gevrektir, aman basmaya değmez” türküsü dinlediğini; tam seçime giderken nasıl olup da çayda çıra oynayıp yemek tarifleri ile vakit geçirdiğini merak edip duruyordum.
Meğer öyle değilmiş, hazret sanal âlemde makamında oturuyormuş.
Her “milliyetçinin” de “çakma milliyetçi” olmadığını en iyi Beratlı bilir.
Kıbrıs’ta sağlık hizmetleri öteden beri felâkettir.
Çalışan yahut emekli olsun olmasın sigortalı her vatandaş…hastaysa, eğer gözü de yeterince karaysa gider sabah altıda devlet hastahanesinde sıraya girer… Muhtemelen öğleden sonra muayene olup reçetesini yazdırır, hastahanenin eczanesine iner, ilacı büyük bir ihtimalle yoktur, dışardan parayla ilacını alır. Yâni reçetede yazan ilaç parayla alınır.
Kolayı, “özele” gitmektir. İlaca zaten para verilecekse doktor parası da ne ola ki!
Hâl böyleyken…
Sağlık çalışanları greve gitmiş…
Ebe–hemşire ve doktorlar dahil.
Doktorlar poliklinikte hasta bakmıyorlarmış… “Poliklinikte”… Ama akşama özelde elbette “bakarlar”.
Tıp-İş Başkanı diyor ki; “Sağlık Bakanı randevu taleplerimize kulak tıkıyor”.
Bakan cevap veriyor; “İçimizde casuslar var”…
Afrika dahil doktorların grev yaptığı bir ülke hatırlıyor musunuz?
Doktorlar “sendikalı”, düşünebiliyor musunuz?
Ha bu arada simit de 10 lira, yazıyla on tele olmuş. Yâni geçerli para birimi olan bir sterline iki simit bile alamıyorsunuz…
Geliyoruz Gemikonağına dikilmesi düşünülen BEREKETÇİ anıtına…
Sonuna kadar destekliyorum.
Ama “KIBRIS TÜRK MÜCADELE TARİHİ” okumayan nesillere sorun bakalım, “BEREKET” ne, “BEREKETÇİLER” kimler?
Casuslara da dikkat edin.
“Ey ya…lüzumdur”.

12 Ocak 2022

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI : Tarikat okulları ve yurtları kamulaştırılsın


Tarikat okulları ve yurtları kamulaştırılsın

1977 yılında İşçi Partisi "Devrim Kanunları Uygulansın, Tarikat Okulları ve Yurtları Kamulaştırılsın" kampanyası başlatmıştı.

O kampanya, İşçi Partisi’nin devamı olan Vatan Partisi Programında devam ettiriliyor. Yalnızca tarikatlara değil, vakıflara ve özel kesime ait okul ve yurtlar da kamulaştırılacak.

Vatan Partisi Milli Hükûmet Programı Madde 71:

LİNK : https://vatanpartisi.org.tr/genel-merkez/temel-belgeler/milli-hukumet-programi-4126

Doğu Perinçek’in o konuşması : 1 dakika 23 saniye süreli video kaydı: LİNK : https://twitter.com/OncuGenclik/status/1481004162850697221

+++

Vatan Partisi Öncü Gençlik Genel Başkanı Barış Demiralay:

"FETÖ, uzun yıllar Işık Evleri benzeri yapılar üzerinden örgütlendi. Enes Kara kardeşimizin kaldığı ev de Diyanet İşleri’nin hazırladığı "Tarikatlar Raporu"nda belirtildiği gibi, FETÖ’ye yakın bir tarikatın evi durumunda"

1 dakika 18 saniye süreli video kaydı : LİNK : https://twitter.com/OncuGenclik/status/1481265483609485314

KAYNAK YAYINLARI

"Sadece yurtlar değil, tarikatlara ait öğrenci evlerine de müdahale edilmelidir."

LİNK : https://twitter.com/genclikbirligi/status/1480910993177948166

Geniş bilgi için bakınız : Diyanet’in gizli Tarikatlar Raporu

LİNK : https://aliserdarbolat.blogspot.com/2019/08/diyanetin-gizli-tarikatlar-raporu.html

+++

Aydınlık

@AydinlikGazete

Devlet yurtlarının kapasitesi 703 bin. 3,5 öğrenciye bir yatak düşüyor. Özel, vakıf ve dernek yurdu kapasitesi 363 bin. Bunun da yarısı boş. Tarikat yurtlarında artan intihar, cinayet, yangın olayları devlet müdahalesini zorunlu kılıyor. İşte acil alınması gereken önlemler.

LİNK : https://aydinlik.com.tr/haber/gencleri-tarikatlarin-pencesinden-boyle-kurtaririz-271486

+++

Gerçek Gündem

@gercekgundem

Ali Babacan: “Gencecik Enes’in ardından şunlar bunlar kapatılsın diyorlar. Kapatmak dışında çözüm önerisi yok mu bu memlekette ya?”

ÖS 3:28 · 12 Oca 2022·Twitter for iPhone

23 saniye süreli video kaydı : LİNK : https://twitter.com/gercekgundem/status/1481241563359502339

Barış Demiralay

@demiralaybaris

FETÖ’nün siyasi ayağı Ali Babacan’ın tarikat yurtlarının kapatılmasına karşı çıkması çok normal. Keza CHP ve İYİ Parti ile birlikte FETÖ’nün yurtlarını yeniden açmayı misyon edindiler. Ayrıca kapatmayacağız, kamulaştıracağız. Siz mandacılar bunu da anlamazsınız.

ÖS 7:41 · 12 Oca 2022·Twitter for iPhone

+++

fatih portakal

@fatihportakal

Tarikatlar ya da cemaatler kapansın veya yasaklansın demek ülke gerçekliğiyle uyuşmayan bir sey.Yeraltına mı indireceksiniz? Daha büyük tehlike!Bu iktidar değil, sonrasında gelecek olan da yapamaz.Sadece boş bir sözden ibaret. Önemli olan kurumlar olarak denetimlerini yapabilmek.

ÖS 4:20 · 12 Oca 2022·Twitter for iPhone

+++

İYİ Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu tarikat yurtlarını savundu :

35 saniye süreli video kaydı:

LİNK : https://twitter.com/AydinlikGazete/status/1481351239170408455

Aydınlık

@AydinlikGazete

İYİ Partili Yavuz Ağıralioğlu tarikatları böyle korudu: "Kinini garezini kötü bir örnek üzerinden boca etmek isteyen bir heves var"

ÖS 10:43 · 12 Oca 2022·Twitter for Advertisers.

+++

Kılıçdaroğlu "Tarikat yurtları kapatılsın" diyemedi. "Paylaşacağımız içeriklerde sorumlu davranmak zorundayız. Bana kızanları anlıyorum ama etik sebeplerden dolayı paylaşım yapmayacağım" diye tvit attı. Lafı evirdi çevirdi, kıvırdı, "Şikayetleri biliyoruz, iktidara gelince halledeceğiz" gibi şeyler söyledi.


Bu neyin sorumluluğu idi? Etik sebepler neydi?

Demokrasi mücadelesi veriyor ya Millet İttifakı, işte o mücadeleye önemli katkıları olanlara karşı sorumluluk.

Kılıçdaroğlu:

(Yeni Asya’nın) demokrasi mücadelesine önemli katkıları var.

Akşener:

(Yeni Asya), meşveret ürünü Risale-i Nur’un matbuattaki dili

FETÖ kızar, yeni FETÖ olmaya çalışanlar üzülür, değil mi ya ?

Aslında bu mesaj ABD’ye:

Vatan Partisi Genel Sayman Vekili Yıldırım Gençer:

"Kılıçdaroğlu’ndan tarikatları kınamasını beklemek abes. Bölücülük ve gericilik bir madalyonun iki yüzü gibidir. ABD emperyalizmi tarafından Türkiye’ye dayatılan programdır.

Seyit Rıza anması yapanlar tarikatlara kınama değil teşekkür yayınlar.

CHP’nin hedefi cemaatleri yeniden iktidar yapmak. ZAMAN ve Samanyolu önündeki çırpınışlarını hepimiz hatırlıyoruz.

KHK’lıları yeniden göreve getireceğim diyen de CHP değil mi? Kim bu KHK’lılar? FETÖ’cü ve PKK’lı müritler.

CHP’nin bugünkü programı, tarikatlara özgürlüktür."

+++

İmamoğlu da yandan çarklı konuştu.

O da tarikatların desteğini aldı. Özellikle PKK yandaşı mollaların. Seçim öncesi Kürt melelerle görüşmesi Barzani’nin yayın organında haber olunca, bunların Barzanici olduğunu düşünmüştük. Ama gördük ki, İBB’ye yerleştirdiği bu kişiler meğer PKK yandaşı DİAYDER (Din Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) üyesi imiş.

Geniş bilgi için bakınız:

Vatan Partisi niçin İBB seçimine katılıyor?

LİNK : https://aliserdarbolat.blogspot.com/2019/05/vatan-partisi-nicin-ibb-secimine-katlyor.html

Doğu Perinçek, Silivri’den tahliye olduğu gün açıklamıştı:

Cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız

6 dakika süreli video kaydı:

LİNK : https://aliserdarbolat.blogspot.com/2014/03/cemaatlerin-tarikatlarn-kokunu-kazyacagz_8.html

+++

Okuma parçası:

LİNK : https://twitter.com/azeryadigar/status/1481171711005544450

umar karatepe

@azeryadigar

#EnesKara‘nın babasının bağlı olduğu cemaatin liderinin kızı da yaşamına son vermişti. Ailesini reddederek kaçmış ve maalesef tutunamamıştı. Nereden mi biliyorum? Reddettiği ismiyle Vildan Kutlular’ın, arkadaşım Pelin’in yaşam mücadelesinin tanığıyım.

Pelin ailesinin ve cemaatin baskılarını reddederek evden ayrılmıştı. Ve maalesef sığınabileceği, ona destek olacak bir devlet, bir "kamu" yoktu. "Yakalanırsam geri gönderirler" diye ismini gizlerdi. Öyle ki onun Vildan Kutlular olduğunu ölümünden sonra öğrendi çoğunluk

+++

DİĞER ÖYKÜLER DOSYASI : ÜNLÜ EDEBİYATÇI CAHİT SITKI TARANCIDAN BİR ANI


Cahit Sıtkı askerliğini yedek subay olarak yapmak üzere birliğine gider. O yıllarda yedek subay sayısı az olduğundan her yedek subaya emir eri verilmektedir.

Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini ister. Sırayla isimlere bakmaktadır bir isim dikkatini çeker. Abbas oğlu Abbas. Sakat çolak eli yüzünden çürüğe ayrılmış biridir Abbas. Talim bitiminde askerin yanına gönderilmesini ister.

Öğle saatlerinde kapı çalınır. Karşısında civan mert yiğit biri selam çakıp;

-Abbas oğlu Abbas Emret komutan! der.

Aralarında söyle bir konuşma geçer.

-Nerelisin?

-Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.

-Sen benim emir erim olur musun?

-Sen bilir komutan!

Askere eşyalarını toplamasını ister ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını ister. Zamanla askerin zekiliği sıcakkanlılığından etkilenir.

Abbas her sabah erkenden kalkar Cahit Sıtkı ‘ ya kahvaltı hazırlar. Öğle yemeğini sormadan hazırlar. Tüm ihtiyaçlarını karşıdan bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir. Erkenden kalkıp Cahit Sıtkı ‘ nın kıyafetlerini ütüler hazırlar ve evin temizliğini yapar. Akşamları olunca Cahit Sıtkı ‘ nın sevdiği yemek ve mezeleri hazırlar.

Zamanla aralarında komutan asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşur. Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz yürekten etkilenmiştir Cahit Sıtkı…

Zaman zaman karşısına alıp dertleşir ve bu Anadolu çocuğunun ruhunda gizli şeyleri keşfeder…

Akşamları rakı sofrası kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar Abbas… Aralarındaki duygu bağları güçlenir. Böyle bir keyif geçesi akşamında alkollü Cahit Sıtkı sorar;

-Sen İstanbul ‘ u bilir misin Abbas?

-Bilir komutan.

-Orda bir Beşiktaş var bilir misin?

-Bilir komutan! Ben orda acemi birlikteydim.

-Orda benim bir sevgilim var. Sen bana kaçırıp onu getirir misin?

-Elbet komutan!

Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki. Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş, tıraş olmuş hazırlanmış.

Cahit Sıtkı sorar;

-Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?

-Ben istanbul ‘a gidecek komutan!

-Ne yapacaksın sen İstanbul ‘da?

-Sen söyledi bana. Ben gidecek sana Sevgiliyi getirecek!

Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı…

Fakat bu mert askerin, yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyeti ve sıcaklığından duygulanır.

Akşam olur. Ağaç altında rakı sofrası kurdurur ve Abbas ‘ı karşısına oturtur. Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kaleme döker!……

***

Haydi abbas, vakit tamam;

Akşam diyordun işte oldu akşam.

Kur bakalım çilingir soframızı;

Dinsin artık bu kalp ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun;

Tam kenarında havuzun.

Aya haber Sal çıksın bu gece;

Görünsün şöyle gönlümce.

Bas kırbacı sihirli seccadeye,

Göster hükmettiğini mesafeye

Ve zamana.

Katıp tozu dumanı,

Var git,

Böyle ferman etti Cahit,

Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş ‘ tan;

Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan

KAZAKİSTAN DOSYASI /// Armağan Kuloğlu : KAZAKİSTAN’DAKİ OLAYLAR MASUM DEĞİL


Armağan Kuloğlu : KAZAKİSTAN’DAKİ OLAYLAR MASUM DEĞİL

E-POSTA : oakuloglu

Yeniçağ Gazetesi, 14 Ocak 2022

Kazakistan’da bir kısım halkın LPG fiyatının artmasını protesto etmek amacıyla yaptığı gösteriler güvenliği ciddi şekilde tehdit edince, Devlet Başkanı, üyesi olduğu Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütünden (KGAÖ) ülkesine barış gücü göndermesini talep etmiştir.

Ayaklanmaya dönüşen gösteriler, Kazakistan güvenlik güçleri ve barış gücü marifetiyle sert bir şekilde bastırılmış, durum kontrol altına alınmıştır. Ancak olayların ortaya çıkış tarzı, tırmandığı boyut ve barış gücü müdahalesindeki hızlı gelişme, gösterilerin masum isteklerden kaynaklanmadığı ve müdahalelerin rutin bir seyir izlemediği intibaını yaratmıştır.

Hazırlığı yapılmış ayaklanma

Gösteriye katılanlar üç kategoriye ayırılabilir.

Birinci kategoridekiler; LPG artışı, hayat pahalılığı, gelir adaletsizliği, yolsuzluk, rüşvetten dolayı protesto düzeyinde gösteri yapan, oldukça eğitimli, Türk Cumhuriyetlerinin ortak özelliği otoriter yönetimden hoşnut olmayan, haksızlığa karşı koyarak yönetimin düzelmesini isteyenler olarak nitelendirilebilir.

İkinci kategoride, kendisinden uzaklaşmakta olan ülkeyi tekrar yörüngeye sokmak için, olayı bir fırsat olarak gören Rusya’nın teşvikiyle gösterileri tırmandıran Rus kökenli Kazakistan vatandaşlarının yer aldığı söylenebilir.

Üçüncü kategoride ise, en tehlikelisi olan, önceden silah, mühimmat ve malzemeyi depolayan, hareketi fırsat olarak değerlendiren, planlı, örgütlü, cihatçı, IŞİD/DEAŞ benzeri radikal dinci İslami gruplar bulunduğu bilgisi vardır. Saldırılar, işgaller, ateş açmalar, kafa kesmeye kadar varan eylemler, amaçlarının makul istekler olmadığını, hareketi fırsat bilip laik düzeni yıkmayı, rejimi değiştirmeyi hedeflediğini göstermektedir.

Zam geri alınmış ve hükümet istifa etmiş olmasına rağmen ayaklanmaya dönüşen gösterilerin durmaması, ancak baskın güç kullanmakla bastırılabilmesi, Kazak yetkililerin de, bir darbe girişimini bertaraf ettiklerini, gösterilerin bir merkezden yönetildiğini, ülkede yaşananların, istikrarı bozma ve darbe amaçlı yapılan hibrit bir terör saldırısı olduğunu açıklamaları da bunu teyit etmektedir. Bunların lider konumunda olanlarının FETO okullarından mezun olan kişiler olduğuna ilişkin söylemler de vardır.

Rusya önceden hazırmış

Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın, KGAÖ Barış Gücünü kargaşaya müdahale için çağırdığında Rusya’nın buna süratle reaksiyon göstermesi; Rusya’nın Kazakistan’daki durumu yakından takip ettiğini, gösteri/ayaklanmayı önceden haber aldığını, Barış Gücü olarak göndermeyi planladığı birliklerini hazır tuttuğunu ve talep gelir gelmez planlanan yere sevk ettiğini göstermektedir.

Ayrıca Rusya’nın, duruma ABD müdahale etmesin/etkilemesin veya renkli devrim fırsatına dönüştürmesin diye erken davrandığı da söylenebilir.

Krizi fırsata dönüştürme

Rusya’nın, SSCB’yi yeniden hayata geçirmeyi amaçladığı artık gün yüzüne çıkmıştır. Bu nedenle Soğuk Savaştan sonra bağımsızlığını kazanan ülkelerin, kendisine bağlı ve bağımlı olmasını arzu etmektedir.

Bunun için hedef ülkelerin yönetimlerinin zayıf olması, milliyetçilik olgusunun zayıf kalması, ekonomik imkânlarının ve batıyla ilişkilerinin güçlü olmaması gerekmektedir. Türk Birliğini de amacının önünde engel olarak gördüğü, Kazakistan’ın da hedef ülkelerin başında geldiği anlaşılmaktadır.

Nazarbayev’in, Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçiş, Kazakçayı ön planda tutma, Kazak milliyetçiliğini güçlendirme çalışmalarıyla Türk Birliği Teşkilatının kurulmasındaki önderliği Rusya’yı rahatsız etmiştir. Çalışmalar, Tokoyev zamanında da aynı düzeyde devam etmiştir.

Lavrov’un açıklamaları ve Putin’in “Evimizdeki durumu sarsmalarına izin vermeyeceğiz, renkli devrimlere müsaade etmeyeceğiz. KGAÖ güçleri Kazakistan’da gereği kadar kalacaktır.” ifadesi dikkat çekicidir.

Hareketin, Nazarbayev veya Tokayev’e karşı değil, Rusya’nın, Kazakistan’ın sessiz devrime girmesini önleyerek kendine bağımlı durumda kalmasına yönelik olduğu, etki ve ilgi alanı olarak gördüğü coğrafyanın kontrolünden çıkmasını önlemeyi amaçladığı değerlendirilmektedir.

Türk Birliği Teşkilatı da Rusya’nın amacına ters gelir. BDT, KGAÖ, kısmen de ŞİÖ’yü, yeri ve zamanı geldiğinde kendi amacına hizmet edecek araçlar olarak gördüğü de bilinmelidir.

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI : Enes Kara’nın intiharını yazan gazeteci konuştu


Enes Kara’nın intiharını yazan gazeteci konuştu

14 Ocak 2022

Enes Kara’nın intiharını yazan ve yazı işleri müdürlüğü görevine son verilen gazeteci Faik Akgün, haberi nasıl yaptıklarını ve kentteki durumu anlattı. Akgün, “Elazığ tamamen cemaatlerin yuvası haline gelmiş konumda. Türkiye genelinde 30 küsur tarikat varsa bu tarikatların en az 28’inin en kolay şekilde örgütlendiği yer Elazığ” dedi.

Elazığ’da Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara’nın intiharını haber yaptığı için görevinden alınan yerel gazeteci Faik Akgün Radyo Sputnik’te Atilla Güner’le Akşam Postası’na konuk oldu. Akgün, “Enes için ‘evin önünde ölü bulundu’ yazdılar. Biz işin gerçeğini ortaya çıkardık. Çok tehditler aldım. Sonunda beni yazı işleri müdürlüğü görevimden aldırdılar. Bundan sonra daha rahat gazetecilik yapacağım” diye konuştu.

Gazeteci Faik Akgün’ün açıklamalarından satırbaşları şöyle:

15 YILI AŞKINDIR CEMAAT KULLANIYORMUŞ

“Enes’in ölümü ilk olarak Elazığ’ın genelinde ‘evinin önünde ölü bulundu’ diye geçti sonrasında Enes’in videosu sosyal medyada ortaya çıkınca intihar olduğu ortaya çıktı. Enes’in intihar ettiği yeri tespit etmek için yoğun bir uğraş verdik. Sonra araştırma yapmaya başladık. Cemaatin orada kiraladığı ya da satın aldığı tek bir daire var onu da şuradan biliyoruz Enes’lerin kaldığı dairenin kapısında Risale-i Nur’dan çıkartmalar yapıştırılmış. Komşularla da konuştuk ve onlar da evin cemaat evi olduğunu ve Nurcular’a ait olduğunu her dönem farklı öğrencilerin gelip gittiğini hatta öğrencilerin başında cemaat tarafından görevlendirilen abileri olduğunu evi de 15 yılı aşkın süredir cemaatin kullandığını söylediler.

“ELAZIĞ TAMAMEN CEMAATLERİN YUVASI HALİNE GELMİŞ KONUMDA”

Enes’in ölümün üzerinden kaç gün geçmesine rağmen hala ön otopsi raporu açıklanmadı. Elazığ için açıklama yapması gereken vali henüz açıklama yapmadı. Enes’in okulunun bağlı bulunduğu rektör ve dekan açıklama yapmadı. Elazığ tamamen cemaatlerin yuvası haline gelmiş konumda. Türkiye genelinde 30 küsür tarikat varsa bu tarikatların en az 28’inin en kolay şekilde örgütlendiği yer Elazığ. Enes’in haberini internet sitesinde yayınladık ve cemaate mensup olduğunu ifade eden şahıslar gazetenin telefonunu arayarak bana önce hakaret sonrasında da tehdit ettiler. Telefonda beni dinsizlikle, kafirlikle, kafirlere hizmet etmekle suçladılar. Haberin devamının geleceğini belirttiğim zaman da beni ölümle tehdit etmeye çalıştılar. İslam’ın nurunu tamamlanmasına engel olamayacağımızı gibi garip garip tehditler etmeye başladılar.

“GÖVDE GÖSTERİSİ YAPIYORLAR”

Telefonda beni tehdit edenler istediklerini ben duyamayınca gazetenin imtiyaz sahibi ve genel yayın yönetmenine ulaşıyorlar o da haberi siteden çıkartıyor gazetede de basılmasına izin vermiyor. Bir sonraki gün genel yayın yönetmeni toplantı istedi ve gazetenin diğer çalışanları benimle ilgili olmayan rahatsızlıklardan bahsettiler ve işimi düzgün yapamadığımı bahane ederek beni yazı işleri müdürlüğü görevimden aldılar. Şu an beni işten çıkartmadılar çünkü yerel gazeteler resmi ilanlarla dönen gazetelerdir ve resmi ilanı almak istiyorsanız kadronuzda belirli sayıda personel bulundurmanız gerekiyor ve beni çıkarttıkları taktirde sayı düşeceği için şuan için görevden almakla yetindiler diye düşünüyorum.

Bu yapılar dernek ve vakıf adı altında örgütlenip okuma evleri açıyorlar. Siyasi partilerin içinde bile örgütlenmeleri var. Elazığ Mustafapaşa mahallesinde görünüşte bir vakıf ama okuma şeklinde dükkandan bozma bir yer yapıp ve belirli günlerde 5-6 yaşlarındaki çocukların başlarına fes giydiriyor sokaklarda gezdiriyorlar. Adeta gövde gösterisi yapar gibi. Bu durum karşısında ilk tepki vermesi gereken muhalefet susuyor, gazeteler de sesini çıkarmıyor, görmezden geliyor.”

KÜRT SORUNU DOSYASI : Erdoğan’ın niyeti yeni bir Kürt stratejisi mi ???


Erdoğan’ın niyeti yeni bir Kürt stratejisi mi ???

Erdoğan’ın "Demirtaş Öcalan’a hesap verecek" açıklaması Ankara kulislerine "AKP yeni bir strateji peşinde mi?" sorusunu taşıdı. Siyasi kulislerde açıklamaların ne anlama geldiği tartışılıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, gözleri İmralı-Edirne cezaevi hattına çeviren dünkü "Demirtaş Öcalan’a hesap verecek" şeklindeki açıklamasının ardından Ankara’daki siyasi kulislerde bu ifadelerin ne anlama geldiği ve iktidar için yeni bir stratejiye evrilip evrilmeyeceği tartışılıyor.

Erdoğan dünkü grup konuşmasında İmralı cezaevindeki PKK lideri Abdullah Öcalan ile eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş arasında bir hesaplaşma yaşanacağını söyleyerek, "Edirne’deki, en büyük hesabı İmralı’dakine verecek. Zannediliyor ki her yer şu anda toz pembe. Değil. Onların da kendi içlerinde ayrı bir hesaplaşmaları var. Ve bu hesaplaşmayı da yapacaklar" demişti.

Erdoğan’ın bu sözlerinin ardından siyasi kulislerde "Acaba AKP Kürt politikasında bir strateji değişikliği mi yapacak?" sorusunun yanıtı aranmaya başlandı.

İktidara göre Öcalan Demirtaş’a tepkili

Siyasi gözlemcilere göre AKP, çözüm sürecinin bitmesi ve Demirtaş’ın tutuklanmasının ardından Kürt seçmenlerin desteğini ciddi boyutlarda kaybetti. Aynı gözlemciler, AKP’nin kaybettiği Kürt oylarını bir şekilde yeniden kazanmak istediğini, bunun için de yol arayışında olduğunu belirtiyor.

Demirtaş 2016 yılında Diyarbakır’da açıklama yaparken

DW Türkçe’nin ulaştığı AKP’li yetkililer, Erdoğan’ın bu açıklamayı büyük ihtimalle önüne gelen istihbarat raporlarına dayanarak yaptığını kaydediyorlar.

Adının açıklanmasını istemeyen AKP’li bir yetkilinin değerlendirmesi şöyle:

"Öcalan’ın, çözüm sürecinde HDP’nin sorumlu davranmadığını düşündüğü ve sürecin bitmesinden Demirtaş’ı da sorumlu tuttuğu zaten bilinen bir şey. Muhtemelen Öcalan ile İmralı’da yapılan görüşmelerde bu konu yeniden gündeme gelmiş olabilir ve Sayın Cumhurbaşkanı da bu raporları okumuş olabilir."

Aynı yetkiliye göre önümüzdeki süreçte Öcalan’ın yeni bir mektup kaleme alması da gündeme gelebilir.

2019’daki yerel seçimler öncesinde Öcalan’ın İstanbul’daki seçimlerde HDP’yi tarafsız kalmaya çağıran mektubu bir akademisyen aracılığıyla kamuoyuna duyurulmuştu. Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan da TRT Kurdi’ye çıkartılmıştı. Her iki hamle de kamuoyunda çokça konuşulmuş ancak yerel seçimde iktidar lehine bir etki yapmamıştı.

HDP şimdilik sessiz

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerini hem siyasi hem de hukuki açıdan eleştirenler var.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bugün Zonguldak ziyareti sırasında sorular üzerine Erdoğan’ı "İmralı’nın postacılığına soyunmakla" suçlayarak, şunları söyledi:

"Şimdi İmralı’nın postacılığına soyunmuş, öyle anlaşılıyor. Posta memuru mu kendisi? Gidip tezgahı kuran, konuşan, medet uman o. Yerel seçimlerde ne yaptı? Yerel seçimlerde de ona bir akademisyen gönderdi. ‘Acaba bize oy verebilirler mi?’ diye. Selamlarını getirdi. Devletin televizyonunda bunu canlı yayınladılar."

HDP’li yetkililer ise şimdilik sessiz. Parti yetkilileri detaylı bir durum değerlendirmesi yapmadan görüş vermek istemediğini belirttiler.

Yeni bir çözüm süreci mi başlıyor?

"Hukuken izah edilemez sözler"

Erdoğan’ın sözlerini hukuki açıdan değerlendiren emekli Cumhuriyet Savcısı Nadi Türkaslan, açıklamanın "hukuken izah edilemeyeceğini" kaydediyor.

Anayasanın 104. maddesine göre devletin başı olan Cumhurbaşkanı’nın anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin etmekle görevli olduğunu hatırlatan ceza hukukçusu Türkaslan, şunları söylüyor:

"Konuşmaya göre bir siyasi partinin eski genel başkanı, silahlı terör örgütü kurup yönetmekten mahkum olmuş, cezası infaz edilmekte olan kişiye hesap verecektir. Hukuk devletinde bireyler yargıya hesap verirler. Birisinin, bir başkasına hesap vereceğini söylemek Türkiye’nin hukuk devleti olduğunu inkar etmektir."

Emekli Cumhuriyet Savcısı Nadi Türkaslan

Türkaslan, hukuk devletinde kişinin kişiye hesap vermesinin söz konusu olamayacağını da ifade ederek, DW Türkçe’ye şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Hesap soracak olan kişi PKK terör örgütünün lideri olmaktan mahkumdur. Bu kişiyi hesap verilecek, hesap sorar konuma getirmek terör örgütü liderini meşrulaştırmak, legalize etmektir ki bunun hukuk içinde izahı yoktur."

PKK ile çatışma sürecini sonlandırmak amacıyla demokratik açılım adı altında 2009 yılında başlayan çözüm süreci 2014 yılında yasalaştırılmıştı. 2015’te sonlandırılan sürecin akıbetiyle ilgili taraflar birbirini suçluyor.

Gülsen Solaker

© Deutsche Welle Türkçe

SAĞLIK DOSYASI /// Omicron’un kökenine ilişkin Çinli bilim insanlarından açıklama : Farelerden insan lara sıçradı


Omicron’un kökenine ilişkin Çinli bilim insanlarından açıklama : Farelerden insanlara sıçradı

Dünyada baskın varyant haline gelen Omicron’un kökenini bulmak, salgınla mücadelede büyük önem taşıyor. Çin’de yapılan yeni bir çalışma, Omicron’un ters zoonozun bir sonucu olduğunu gösterdi. Bilim insanları, corona virüsün önceki varyantlarından 3 kat daha hızlı evrimleşen Omicron’un insan vücudunda gelişemeyeceğini, ancak bir farede ortaya çıkabileceğini gösterdi. Buna göre, insanlar tarafından enfekte edilen bir farede corona virüs, çok sayıda mutasyon biriktirdi ve bir yılın ardından insanlara geri sıçradı.

Çin Bilimler Akademisi tarafından yapılan yeni araştırmaya göre, corona virüsün Omicron varyantı (B.1.1.529) farelerde evrimleşti ve insanlara geri sıçradı.

Omicron’un kökenlerini anlamak, mevcut ve ortaya çıkabilecek yeni varyantlarla mücadele büyük önem taşıyor ve şu anda corona virüs araştırmalarının kilit soruları arasında yer alıyor.

OMİCRON’UN ORTAYA ÇIKIŞINA İLİŞKİN 3 VARSAYIM BULUNUYOR

Bununla birlikte, dünya genelinde bilim insanları, şimdiye kadar üç olasılığı değerlendirdiler: Bunlardan ilki, bir süre boyunca bilimsel olarak izlenmeyen bir toplulukta ortaya çıkmış olabileceği. İkincisi uzun süreli bir enfeksiyonu olan bağışıklığı baskılanmış bir hastada corona virüsün mutasyona uğramış olması, üçüncüsü ise ters zoonozun bir sonucu olması.

Son varsayıma göre, corona virüs insanlardan bir hayvanı enfekte etmek için atladı ve bu hayvandan sonra tekrar insanlara sıçradı.

Bilim insanları şimdiye kadar genelde ikinci varsayıma yöneldi. Ancak, Çinli bilim insanlarının Journal of Genetics and Genomics adlı bilimsel dergide yayımlanan son çalışması, üç nedenden dolayı üçüncü olasılığın muhtemel olduğunu ortaya koydu.

OMİCRON DİĞER VARYANTLARA GÖRE 3 KAT DAHA HIZLA EVRİMLEŞTİ

Araştırmacılar, çalışma kapsamında ilk olarak, corona virüsün diğer tüm varyantlarının Alfa ve Beta da dahil olmak üzere ayda 0,45 mutasyon oranında doğal olarak evrimleştiğini hesapladı. Ancak, Omicron varyantındaki mutasyonların sayısı, onun insan konakları içinde doğal bir şekilde evrimleşmediğini gösterdi. Buna göre Omicron, ayda 1,5 mutasyonla üç kat daha hızlı evrimleşti.

MUTASYONLARIN HIZI FARELERLE TUTARLI

Bilim insanları, ardından Omicron varyantındaki mutasyonların moleküler doğasının, insanlarda ilk tespit edildiğinde, corona virüsün insanlarda evrimleştiği zamankiyle aynı olmadığını buldu. Ancak mutasyonların, hayvanlarda, özellikle farelerde tutarlı bir şekilde gelişebileceği görüldü.

Diğer taraftan, bilimsel olarak B.1.1.529 olarak adlandırılan Omicron varyantına en çok benzerlik gösteren ve ataları olarak kabul edilen iki B.1.1 ailesi corona virüsündeki mutasyonlar, Mayıs 2020’eye kadar benzer düzeylerdeydi. Ancak, söz konusu virüsler bu tarihin ardından izlenemez hale geldi.

Sonuç olarak araştırmacılar, yukarıda açıklanan bulguların, corona virüsün fareleri enfekte ederek dikkate değer bir evrimsel sıçrama yaptığı ve kemirgen içinde bir yıldan fazla bir süre boyunca gelişmeye devam ettiğini gösterdiğini vurguladı.

Çalışmanın yazarları, ”Bulgularımız Omicron’un atası olan B.1.1 ailesinden iki virüsün pandemi sırasında (muhtemelen 2020’nin ortalarında) insanlardan farelere sıçradığı ve ters bir zoonotik olay yaşadığını kanıtlıyor. Bu virüsler, 2021’in sonlarında insanlara geri dönmeden önce bir farede bir yıldan fazla bir süre boyunca çeşitli mutasyonlar biriktirerek insanlara geri döndü” değerlendirmesinde bulundu.

TERS ZOONOZ DAHA ÖNCE ENDİŞEYE NEDEN OLMUŞTU

Öte yandan ters zoonoz daha önce birkaç kez gündeme geldi. Bilim insanları geçen yıl, Danimarka’daki bir çiftlikteki vizonların insanlar tarafından corona virüs ile enfekte edildiğini ve hayvanların da virüsü insanlara aktardığını bulmuşlardı. Bu nedenle başta Danimarka olmak üzere birçok ülkede yetiştirilen vizonlar katledilmişti.

İRTİCA DOSYASI /// ARSLAN BULUT : Cemaat yurtları neden teşvik edildi ????


ARSLAN BULUT : Cemaat yurtları neden teşvik edildi ????

13 Ocak 2022 Perşembe

19 yaşındaki bir tıp öğrencisinin aile baskısıyla kaldığı tarikat evinde yaşadığı bunalım sonucu intihar etmesi, ekonomik krize rağmen gündemin birinci sırasına yükselince AKP sözcüsü Ömer Çelik, "Gencecik bir insanın ölümü üzerinden kindar bir dille kavga, ideolojik hesaplaşma ve ayrışma üretenlerin yaptığı şey asla kabul edilemez ve ahlaki değildir" dedi!

AKP, iktidar partisi olduğu için konuyu "Yüreğimiz yandı" diye geçiştiremez! Sorun şu ki tarikat evlerinin yaygınlaşması, AKP ideolojisinin eseridir.

AKP iktidarına bu konuda yönelik eleştirilerin sebebi, ülkenin gençlerini tarikat veya cemaat yurtlarına mecbur edecek politikalar uygulamasıdır. Bilimsel düşüncenin gelişmesini önleyici bir etkisi bulunan, toplumların dinamizmini çökerten tarikat ve cemaat yapılanmaları, eski deyimle tekke ve zaviyeler, AKP döneminde yükselişe geçti.

***

Tekke ve zaviyeler Osmanlı devletinin çöküş sebeplerinden biriydi.

Mehmet Akif Ersoy, kendisi de tarikat mensubu olmasına rağmen, esas olarak Teşkilatı Mahsusa görevlisiydi ve devletin çöküşünü durdurmak için elinden geleni yapıyordu. "Sofuluk" adlı şiirinde durumu şöyle anlatıyordu:

Sofuluk satıyorsun, elinde boy boy tesbih

Çevrende dalkavuklar; tapınır gibi, la-teşbih!

Sarık cübbe ve şalvar; hepsi istismar, riya

Şekil yönünden sanki; Ömer’in devri, güya!

Herkes namaz oruçta; hepsi sözünü dinler

Zikir Kur’an sesinden, yerler ve gökler inler!

Ha bu din, iman, takva; inan ki hepsi yalan

Sen onları kendine taptırırsın vesselam!

Derdin davan sadece, hep nefsi saltanatın

Şimdilik putu sensin, tapılan menfaatin!

Hey kukla kafalı adam, dinle sözümü tut

Bunların dilinde Hak; ama kalbi dolu put!

Bu şiiri, 2016 yılında Rahmi Turan, "Gericilik, yobazlık, Allah ile aldatmak, dini siyasete alet etmek, sadece günümüzün olayı değil. Yüz yıl önce de durumumuz böyleydi, iki yüz yıl önce de" diyerek paylaşmıştı.

Tarikatlar, "kukla kafalı adam" yetiştirir.

Konuyla ilgili "dini yazılar" sitesinde, "Mehmet Akif ve Gerçek İslam" başlıklı yazıda da bu şiirle birlikte "Kimi tarikat önderlerinin yalanlarla milleti uyuşturduğu, kendileriyle ilgili kerametler uydurttuğu, kendilerine çiftlikler, köşkler kurdurduğu, müritlerinin malından, mülkünden servet sahibi olduğu, kimi müridine eşini boşatıp kendi nikâhına aldığı, kendine harem kurdurduğu nice örnekler ile karşılaşıldı. Birileri kalkıp ‘Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır’ diye hadis uydurduktan ve insanın kendisini şeyhine ‘Ölünün kendisini ölü yıkayıcısına teslim ettiği gibi teslim etmesi’ gerektiği şeklinde izahlar yaparak bunu da takvanın göstergesi olarak saydıktan sonra, bunca şeyh, müritlerini şeytana kaptıracak değildi!" deniliyor.

Tabii bunlara, cemaat veya dini vakıf yurtlarında çocuklara tecavüz edildiğini de eklemek gerekir.

***

Peki AKP neden, devlet yurtları yerine, cemaat yurtlarının artmasına yol verdi? AKP neden köy okullarıyla birlikte devlet parasız yatılı okullarını da yok etti? Tarikat ve cemaat yurtlarında, öğrenciler zihinsel olarak, tıpkı Enes Kara’nın videoda anlattığı gibi yoğun olarak meşgul edilsin de bırakın ülke meselelerini düşünmeyi, ders çalışacak vakit bile bulamasın diye mi?

İktidarın uyguladığı yanlış politikalara direnebilecek en büyük güç olan üniversite gençliği de tarikat ve cemaat yurtlarına mahkûm edilerek uyuşturulmuş olmuyor mu?

Üstelik bu yurtlarda veya evlerde kalan gençler, devletin kurucularına ve doğrudan devlete düşman olarak yetiştiriliyor.

Hangi devlet, kendisini yok edecek bir nesil yetiştirilmesine izin verir? Şayet devleti demokratik yolla ele geçirenler, yeni bir devlet kurmaya karar vermişse mevcut devleti yıkmak için böyle bir yola başvurur!

KAZAKİSTAN DOSYASI /// Cemil KILIÇ : KAZAKİSTAN GERÇEKLERİ


Cemil KILIÇ : KAZAKİSTAN GERÇEKLERİ

Cemil KILIÇ – İlahiyatçı

Sen ilahiyatçısın, bu konunun uzmanı değilsin diyecek olanlar için baştan yazayım…

Ben bütün yaşamı boyunca Türk birlikçi kimliğimle Türk dünyası üzerine çalışmış biriyim. Kendi çabamla Türk Kağanlığı Yazıtlarını okuyup ezberlediğimde henüz 14 yaşımdaydım. Türk alfabesiyle (Gök Türk Alfabesi) okuyup yazmayı da yine kendi çabamla öğrendim. Türk halkları üzerine yüzlerce kitap okudum, onlarca konferansa ve bilgi şölenine katıldım. Türk devletleri de özel ilgi alanımı oluşturuyor.

O halde şimdi konuya başlayabiliriz.

16 Aralık 1991’de SSCB’den ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Kazakistan, 2 milyon 725 bin km2 yüzölçümü ve 19 milyon nüfusu, zengin petrol ve doğalgaz kaynakları bulunan bir ülke. Sahip olduğu zenginlikler, başta Rusya, Çin ve ABD gibi küresel güçlerin iştahını kabartıyor. Özellikle Çin, son yıllarda Kazakistan üzerine çok ciddi projeleri olan bir ülke olarak öne çıkıyor.

Yeni yıl ile birlikte tüm dünya Kazakistan’da yaşanan olaylara kilitlendi. Olaylar gaz fiyatlarına yapılan zamlara karşı çıkışla başladı. Kazakistan’ın çeşitli kentlerinde halk sokaklara çıkıp pahalılığı protesto gösterileri düzenledi. Her şey barışçıl ve demokratik bir hakkın kullanılması çerçevesinde gerçekleşiyordu. Nitekim bundan ötürüdür ki Kazak devleti yetkilileri, halkın taleplerini haklı bulup gerekli adımları attı. Yapılan zamlar büyük ölçüde geri alındı. Ancak olaylar durmak bilmedi. Gösterilerin yönü ve amacı değişti. Ölümler yaşanmaya başladı. Kimi devlet binaları işgal edildi. Olaylar isyana dönüştü. Bunun üzerine Kazak devletinin tutumu da doğal olarak değişti. Sert önlemler alınmaya başlandı. Hatta teröristler için uyarı yapılmaksızın vur emri verildi. Kazakistan, kurucusu olduğu Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden askeri yardım istedi.

Tüm bunlar yaşanırken Kazak devleti ve yöneticileri hakkında bir kısım iddialar piyasaya sürüldü. Basın ve sosyal medya neredeyse tam bir Kazakistan düşmanlığı propagandasına başladı. İşte bu noktada kamuoyunu aydınlatmak için soru yanıt yöntemiyle birkaç konuya değinmek istiyorum.

1- Göstericiler kimlerden oluşuyordu? Aralarında gerçekten yabancılar var mıydı?

Başlangıçta sadece halk vardı. Ancak giderek başka öğeler de devreye girdi. Özellikle yabancı güçler olayların yönünü değiştirmeye başladı. Aralarında Selefi- Vahhabi dinci teröristlerin de bulunduğu dış unsurlar demokratik ve barışçıl gösterileri terörizme dönüştürdü.

2- Kazakistan’ın demografik yapısı ile olaylar arasında nasıl bir ilişki var?

Kazakistan bağımsızlığını ilan ettiği 1991 yılında nüfusunun % 38’i Ruslardan oluşan bir ülkeydi. Kazak Nüfus ise yaklaşık % 39 dolayında idi. Günümüzde ise Kazak nüfus % 70’e ulaşmış durumda. Rus nüfus ise % 20 dolayında. Kazak nüfusun bu denli yükselmesi kurucu devlet başkanı Sayın Nursultan Nazarbayev’in uyguladığı akılcı ve ulusal siyasetin sonucudur. Bugün ülke nüfusunun % 30 kadarı Kazakların dışındaki çeşitli halklardan oluşuyor. Gösteriler sırasında olayların Kazakistan’daki çeşitli halklar arasında bir çatışmaya dönüşmesinden çok büyük kaydı duyuldu. Hatta pek çok dış odak bunu arzuladı. Bu noktada çok akıllıca bir tutumla Kazak Cumhurbaşkanı Sayın Kasım Comart Tokayev, Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden yardım istedi. Böylece bir kışkırtma ve tezgâhla halklar arası çatışmaya dönüştürülmek istenen olayların bu yönde gelişmesinin önü kesildi. Öyle ki, % 20’lik Rus nüfusun güvenliği için Rusya’nın yasa dışı bir bahaneyle ülkeye müdahale etmesi engellendi. Rus askerleri kısıtlı bir süre için ve birkaç bini geçemeyecek şekilde ülkeye davet edildi.

3- Kazakistan neden askeri yardım istedi? Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü nedir?

Kazakistan’ın askeri yardım istemesi aslında psikolojik bir hamledir. Kazak devletine ve Kazak halkına karşı yapılması olası suçlamaların önüne geçmek için başta Rusya olmak üzere Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden askeri yardım istenmesi birilerinin planlarını darmadağın etti.

Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü, Kazakistan’ın kurucusu olduğu bir örgüttür. Bir devletin kurucusu olduğu örgütten yardım istemesi son derece doğaldır. Bunu, ülkeyi dış güçlere işgal ettirmek biçiminde yorumlamak zavallılıktır. Dışarıdan gelen askerlerin göstericilere ve teröristlere müdahale görevi yoktur. Yalnızca stratejik kimi kuruluşları ve kimi yaşamsal ekonomik kurumları koruma görevleri bulunmaktadır. Üstelik bu görevleri de belli bir süre içindir. Kazak devleti, egemen ve bağımsız bir devlet olarak ülkesine dışarıdan asker çağırma hakkına da elbette sahiptir.

4- Kazakistan askeri yardımı neden Türk Devletleri Teşkilatı’ndan istemedi?

Türk Devletleri Teşkilatı’nın kuruluşunu Kazakistan istedi. Kazakistan’ın kurucu devlet başkanı ve elbaşı Nursultan Nazarbayev’in önerisiyle kurulan ve önceki adı Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi / Keneşi olan bu teşkilat, yine Nazarbayev’in önerisiyle 12 Kasım 2021’de adını Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirdi.

Türk Devletleri Teşkilatı, askeri bir örgüt değil; iktisadi, siyasi, ekonomik ve kültürel bir işbirliği örgütüdür. Dolayısıyla Türk Devletleri Teşkilatı’nın askeri bir yönü bulunmamaktadır. Bu nedenle Kazakistan’ın Türk Devletleri Teşkilatı’ndan askeri yardım talep etmesinin uluslararası hukuk açısından hukukî bir zemini bulunmamaktadır. Bununla birlikte Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü üyelerinin üçü Türkî devletlerden oluşmaktadır; Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan…

Bu üç ülkeden Özbekistan ve Kırgızistan da, Kazakistan’ın askeri yardım isteğine olumlu yanıt vermiştir. Bu arada Özbekistan, Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü’nden 2001 yılında çıkmıştı.

5- Kazak devletinin yöneticileri Rus yanlısı mıdır?

Kazak devleti büyük bir mücadelenin ardından kurulmuş ve tarihi kökleri Hunlara, Gök Türklere (Türk Kağanlığı) değin uzanan Türkî bir devlettir. Bu devletin kurucuları ve bugünkü yöneticileri Kazaklık bilincine sahip, Kazak dili ve kimliği konusunda yüksek duyarlılığı bulunan büyük siyasi kişiliklerdir. Bölge ve dünya barışı konusunda işbirliğine önem veren, çatışma yerine dayanışmayı ve uluslararası yardımlaşmayı ilke kabul eden Kazak yöneticiler, Kazakistan’ı hak ettiği yere taşımak için her türlü gayreti gösteren yurtseverlerdir. Sayın Nursultan Nazarbayev ve Sayın Kasım Comart Tokayev, Kazak yurtseverliğinin yaşayan öncüleridir. Kendilerine yönelik bir takım yakıştırmalar yersiz ve yakışıksızdır.

Kazakistan’ın 2023’ten başlayarak Latin Alfabesine geçmesi ve Rus dili yerine Kazak dilinin kullanım alanının yaygınlaşması için bir dizi düzenlemeleri yaşama geçirmesi, Kazak kimliğine bağlılığın ve bağımsızlık bilincinin en somut göstergeleri arasındadır.

6- Kazak Cumhurbaşkanı, “Ulusa Sesleniş” konuşmasını neden Rusça yaptı?

Bu, sosyolojik ve politik bir zorunluluktan kaynaklandı. Çünkü Rusça o coğrafyada ortak bir iletişim yolu. Kazakistan halkının tümü Rusça biliyor. Hatta Rusçayı Kazakçadan daha akıcı bir biçimde konuşuyor ve anlıyor. Rusça, ülkedeki Kazak ve Rusların da ortak iletişim dili. Rusça aynı zamanda bölge ülkelerinde de yani Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan’da da yaygın bir biçimde kullanılıyor. Dolayısıyla Rusça yapılan bir konuşmayı bütün bölge ve bölgenin bütün siyasi oyuncuları ilk elden anlama olanağına sahipler. Konuşma Kazakça yapılsaydı bu olanak kısıtlanmış olacaktı. Neden Kazakça konuşmadı da Rusça konuştu, sorusu bölge gerçeklerini ve ulaşılmak istenen politik hedefleri bilmemekten kaynaklanıyor. Umuyoruz ki gün gelecek Rusçanın Kazakistan’da ve bölgedeki yerini Kazakça, Kırgızca, Özbekçe, Türkmence gibi Türk dilleri alacaktır. Ancak o güne henüz uzağız. Bu uzaklığın kısaltılması için Kazak devleti olağanüstü bir çaba gösteriyor. Nitekim Rus Alfabesinin bırakılıp Latin Alfabesine geçilmesi bu yönde atılmış tarihsel bir adımdır.

7- Yaşanan olaylar Türk Devletleri Teşkilatını nasıl etkiler?

Kazakistan karşı karşıya kaldığı bu badireyi en kısa sürede aşacak ve aydınlık yoluna devam edecektir. Orta Asya’nın ve dünyanın parlayan yıldızı olarak; Türk halklarıyla birlikte geleceğin dünyasındaki görkemli ve seçkin yerini alacaktır.

Kazakistan Türk Devletleri Teşkilatının en önemli ülkelerindendir. Bu teşkilatın yaşaması, güçlenmesi, ilerlemesi ve yükselmesi Kazakistan’ın varlık ve bağımsızlığını da güçlendirecektir. Kazak halkında ve devlet yöneticilerinde, Kazak aydınlarında ve Kazak gençlerinde sarsılmaz bir bağımsızlık, Kazaklık ve yurtseverlik bilinci vardır. Bu bilinç, hiçbir güç tarafından yok edilemez.

Kazakistan’ın Türkiye ile de sarsılmaz bağları vardır. Anadolu Müslümanlığının mimarlarından olan Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi’nin türbesi ve dergâhı Kazakistan’ın Türkistan kentinde bulunuyor. Pir Ahmet Yesevi, iki ülke arasındaki manevi bağların en güçlülerinden biri olarak hepimizin yüreğinde eşsiz bir yere sahip. Türkistan kentinde Uluslararası Türk- Kazak Ahmet Yesevi Üniversitesi her yıl binlerce öğrenci yetiştiriyor. Bu öğrenciler Kazakistan ve Türkiye arasındaki bağları her geçen gün daha da güçlendiriyor.

Hiç kuşkumuz yok ki, Kazakistan ve Türkiye ortak tarihe, dil ve kültür birliğine dayalı kardeşlik ilişkileri içerisinde geleceğe birlikte yürüyecektir.

Sözlerimi kurtuluş savaşımız yıllarında Kazak şair Mağcan Cumabay tarafından Anadolu / Türkiye için yazılan bir şiirden birkaç bölümle sonlandırmak istiyorum:

Uzakta ağır azap çeken kardeşim!
Solmuş lâleler gibi kuruyan kardeşim
Etrafını sarmış düşman ortasında
Göl gibi gözyaşı döken kardeşim!

Önünü ağır kaygı örtmüş kardeşim!
Ömrünce yâddan cefa görmüş kardeşim!
Hor bakan, yüreği taş, kötü düşman
Diri diri derini soymuş kardeşim!

Ey pirim! Ayrıldık mı ulu bütünden?
Dağılıp yılmayan yağan oklardan
Türk’ün pars gibi yüreği varken
Korkak kul mu olduk düşmandan sinen.

Kardeşim! Sen o yanda, ben bu yanda
Kaygıdan kan yutuyoruz, bizim adımıza
Lâyık mı kul olup durmak? Gel gidelim
Altay’a atadan miras altın tahta.