EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : YUNANİSTAN DİRENSEYDİ, ÖZAL, 9 ADA’YI GERİ ALACAKTI !…


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : YUNANİSTAN DİRENSEYDİ, ÖZAL, 9 ADA’YI GERİ ALACAKTI !…

*Anadolu Ajansı, 09 Eylül 2020’de verdiği haberde büyük bir skandala imza attı. Midilli Adası sığınmacı kampında çıkan yangın haberini veren Ajans, Midilli Adası’nın Yunanistan’a ait olduğunu iddia etti. Gazeteler ve TV kanalları da aynı haberi kullandı.

*Anadolu Ajansı’nın 19 Nisan 2019’da Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’a bağlanması ile birlikte Ajans’ta eksen kayması başladı. Anadolu Ajansı, 14 Ağustos 2019’da verdiği haberde de Semadirek Adası’nın Yunanistan’a ait olduğunu iddia etmişti.

*Anadolu Ajansı’nın, Atina Haber Ajansı gibi hareket etmesi ve Yunan ağzıyla haber vermesi dikkat çekiyor.

*Yunanistan, 1987 yılında, Bern Mutabakatı’nı ihlal ederek kendi karasularının ötesinde Taşoz Adası etrafında petrol arama ve sondaj çalışmaları başlattı.

*Turgut Özal, Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait savaş gemilerini Taşoz Adası’na gönderdi ve TSK’ya alarm verdi.

*Özal, Yunanistan’ın direnmesi ve krizi sürdürmesi halinde, Taşoz-Ahikerya arasındaki toplam 9 adaya Türk askerini yerleştirecek ve Yunanistan’ın adaları kullanma hakkına son vererek adaları geri alacaktı.

İLKER BAŞBUĞ’UN SÖYLEMLERİ COĞRAFİ TANIMLARA UYMUYOR !…

*İlker Başbuğ, basına yaptığı açıklamada, “Yunanistan’ın işgal ettiği 7 ada ile 13 adacık Türkiye’ye aittir” dedi. Başbuğ, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Keçi, Koçbaba, Ardıççık v.b. adaları, adacık olarak tanımlamış.

*Ancak, Yunanistan’ın işgal ettiği adaların en küçüğü İstanbul’daki Büyükada veya Meis Adası büyüklüğünde olup bir kısmı da Büyükada ve Meis Adası’nın 2, 3, 5 ve 7 misli büyüklüktedir. Ayrıca anılan yerler Türk Deniz Kuvvetleri haritaları ile ABD, İngiliz haritaları ve Google Earth haritalarında da ada olarak gösterilmiştir.

*Mevcut Durum itibarı ile 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı Yunan işgali altındadır. İşgal altındaki ada ve kayalık miktarları ile coğrafi tanımlar doğru ifade edilmeli ve kamuoyunda kafa karışıklığına neden olacak söylemlerden kaçınılmalıdır.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : LOZAN’I ELEŞTİREN ÇAVUŞOĞLU, KENDİ DÖNEMİNDE İŞGAL EDİLEN ADALARIN HESABINI VERMELİDİR !…


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : LOZAN’I ELEŞTİREN ÇAVUŞOĞLU, KENDİ DÖNEMİNDE İŞGAL EDİLEN ADALARIN HESABINI VERMELİDİR !…

*Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 16 Eylül 2020’de CNN Türk “Tarafsız Bölge” Programına verdiği mülakatta, isim vermeden 1923 Lozan Antlaşması’nı hedef aldı.

*Çavuşoğlu, “Meis’i İtalyanlara vermişiz, onlar da Yunanistan’a vermiş. Yanı başımızdaki adaları vermişiz, geçmişteki anlaşmaları büyük bir başarı öyküsü olarak ders kitaplarında bize ilkokullarda, ortaokullarda anlatmaya çalıştılar ama maalesef işte görüyoruz” dedi. Ancak, Çavuşoğlu’nun söylemleri tarihi gerçeklerle bağdaşmıyor.

*1912’de İtalya, 1913’te Yunanistan, 1915’te Fransa tarafından işgal edilen Meis Adası, 1921’de tekrar İtalya’ya devredildi. Yani, Meis Adası 30 Ekim 1918 öncesi ve sonrasında işgal altında olup Misak-ı Milli sınırları içinde değildir.

YUNAN İŞGALi ALTINDAKİ GAVDOS ADASI, MEİS ADASI’NIN 7 MİSLİ BÜYÜKLÜKTEDİR !…

*Meis Adası’nı gündeme getirenler, Gavdos Adası’ndaki işgali görmezden geliyor.

*AKP Hükümetleri döneminde 2004’te Yunanistan tarafından fiilen işgal edilen adalar arasında bulunan Gavdos Adası, Meis Adası’nın 7 misli büyüklüktedir.

*Yunanistan, 2004 yılında işgal ettiği Gavdos Adası’na 4 otel inşa etti. Anılan oteller arasında bulunan Gavdos Studios adlı Yunan otelini Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un etstur şirketi işletiyor. Türk vatandaşları, kendi adamız olan Gavdos Adası’na pasaport ve vize ile götürülüyor.

ÇAVUŞOĞLU’NUN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI DÖNEMİNDE, 2 TÜRK ADASI VE 1 TÜRK KAYALIĞI DAHA İŞGAL EDİLDİ !…

*2002 Yılında iktidara gelen AKP Hükümetleri döneminde, 2004 yılında 16 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı işgal edildi. Çavuşoğlu, 2014’den bugüne kadar Dışişleri Bakanlığı görevini yürütüyor. Çavuşoğlu’nun döneminde, 2016’da Ardıççık Adası ve Marathi Adası, 2020’de de Plati Kayalığı işgal edildi.

*Çavuşoğlu her fırsatta Lozan’a saldırıyor. Ancak, Lozan’da hiçbir ada verilmedi.

*Çavuşoğlu, savaş ortamında olmadığımız halde kendi döneminde işgal edilen 2 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı ile AKP Hükümetleri döneminde işgal edilen toplam 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı’nın hesabını vermelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Yunanistan, Ateşle oynuyor


YUNANİSTAN, ATEŞLE OYNUYOR !…

*Yunanistan, 14 Eylül 2020’de yayınladığı NAVTEX mesajı ile Sakız Adası’nın doğusundaki bölgede askeri tatbikat yapacağını duyurdu.

*Türkiye de, aynı gün karşı NAVTEX yayınlayarak, Yunanistan’ın yayınladığı NAVTEX mesajı ile Sakız Adası’nın 1923 Lozan Antlaşması ile belirlenen gayri askeri statüsünün ihlal edildiğini duyurdu.

*Yunanistan’ın 15 Eylül 2020’de askeri tatbikat yaptığı Sakız Adası karasuları Türkiye’ye aittir. Yunanistan, Türk karasularında askeri tatbikat yaparak 13-14 Şubat 1914 Altı Büyük Devlet Kararı ile Lozan Antlaşması’nın 12,13. Maddeleri ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesini açık bir şekilde ihlal ediyor. Yunanistan ateşle oynuyor !…

*Sakız Adası’nın egemenliği ve mülkiyeti ile Karasuları, Kıta Sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölgesi ve Hava Sahası Türkiye’ye aittir.

*Mevcut durum itibarıyla Yunanistan’a kullanma hakkı verilen 9 adanın hepsi silahlandırılmıştır. Silahlandırılan adalar arasında Sakız Adası da vardır. Sakız Adası’na 1 Yunan Mekanize Tugayı yerleştirilmiştir.

*Altı Büyük Devlet Kararı ve Lozan Antlaşması’nı ihlal ederek adalara askeri birlik yerleştiren ve adaları silahlandıran Yunanistan, Kuzey Ege Denizi’ndeki adaların kullanma hakkını kaybetmiştir.

*Yunanistan, Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Ahikerya, İpsara ve Bozbaba adalarındaki askeri birlikleri ile vatandaşlarını ana kıtasına tahliye ederek boşaltmalı ve adaları Türkiye’ye teslim etmelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde sunulmuştur.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : LOZAN’I ELEŞTİREN ÇAVUŞOĞLU, KENDİ DÖNEMİNDE İŞGAL EDİLEN ADALARIN HESABINI VERMELİDİR !…


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : LOZAN’I ELEŞTİREN ÇAVUŞOĞLU, KENDİ DÖNEMİNDE İŞGAL EDİLEN ADALARIN HESABINI VERMELİDİR !…

*Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 16 Eylül 2020’de CNN Türk “Tarafsız Bölge” Programına verdiği mülakatta, isim vermeden 1923 Lozan Antlaşması’nı hedef aldı.

*Çavuşoğlu, “Meis’i İtalyanlara vermişiz, onlar da Yunanistan’a vermiş. Yanı başımızdaki adaları vermişiz, geçmişteki anlaşmaları büyük bir başarı öyküsü olarak ders kitaplarında bize ilkokullarda, ortaokullarda anlatmaya çalıştılar ama maalesef işte görüyoruz” dedi. Ancak, Çavuşoğlu’nun söylemleri tarihi gerçeklerle bağdaşmıyor.

*1912’de İtalya, 1913’te Yunanistan, 1915’te Fransa tarafından işgal edilen Meis Adası, 1921’de tekrar İtalya’ya devredildi. Yani, Meis Adası 30 Ekim 1918 öncesi ve sonrasında işgal altında olup Misak-ı Milli sınırları içinde değildir.

YUNAN İŞGALi ALTINDAKİ GAVDOS ADASI, MEİS ADASI’NIN 7 MİSLİ BÜYÜKLÜKTEDİR !…

*Meis Adası’nı gündeme getirenler, Gavdos Adası’ndaki işgali görmezden geliyor.

*AKP Hükümetleri döneminde 2004’te Yunanistan tarafından fiilen işgal edilen adalar arasında bulunan Gavdos Adası, Meis Adası’nın 7 misli büyüklüktedir.

*Yunanistan, 2004 yılında işgal ettiği Gavdos Adası’na 4 otel inşa etti. Anılan oteller arasında bulunan Gavdos Studios adlı Yunan otelini Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un etstur şirketi işletiyor. Türk vatandaşları, kendi adamız olan Gavdos Adası’na pasaport ve vize ile götürülüyor.

ÇAVUŞOĞLU’NUN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI DÖNEMİNDE, 2 TÜRK ADASI VE 1 TÜRK KAYALIĞI DAHA İŞGAL EDİLDİ !…

*2002 Yılında iktidara gelen AKP Hükümetleri döneminde, 2004 yılında 16 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı işgal edildi. Çavuşoğlu, 2014’den bugüne kadar Dışişleri Bakanlığı görevini yürütüyor. Çavuşoğlu’nun döneminde, 2016’da Ardıççık Adası ve Marathi Adası, 2020’de de Plati Kayalığı işgal edildi.

*Çavuşoğlu her fırsatta Lozan’a saldırıyor. Ancak, Lozan’da hiçbir ada verilmedi.

*Çavuşoğlu, savaş ortamında olmadığımız halde kendi döneminde işgal edilen 2 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı ile AKP Hükümetleri döneminde işgal edilen toplam 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı’nın hesabını vermelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// YILMAZ ÖZDİL : NAVTEx


YILMAZ ÖZDİL : NAVTEx

17 Eylül 2020

Çeşme’deyim.

Sakız’a karşı püfür püfür sabah kahvesi yudumluyorum.

Bir beyefendi yanaştı.

İstanbul’dan ailece tatile gelmişler.

Görüşlerinize katılmıyorum ama sizi her gün okuyorum” dedi.

Ne güzel dedim.

İlla sohbet açma ihtiyacı hissediyordu sanırım işaret parmağıyla Sakız’ı gösterdi “şu 12 adayı almak lazım” dedi.

Bence de şahane olur ama Sakız adası 12 ada’dan biri değil dedim.

Nasıl değil yahu” dedi öfkeyle…

Bir de İzmirli olacaksın hayret yani” diye söylene söylene gitti.

Hem bilmiyor.

Hem bilmediğini bilmiyor.

Hem emin.

Dolayısıyla görüşlerime katılmadığı için memnun oldum.

Cep telefonumu açtım.

Sözcü’nün internet sitesinden haberlere bakıyorum.

Son dakika manşeti var.

Sakız adası için navtex” yazıyor iyi mi!

Tıkladım.

Yeni bir navtex yayınlamışız “Sakız adasının Lozan Antlaşması’yla belirlenen gayri askeri statüsünün ihlal edildiğini” duyurmuşuz.

Yani… Askerden arındırılmış olması gereken Sakız adası’na Yunan askeri yerleştirildiğini tüm dünyaya ilan etmişiz.

E madem sabah sabah Sakız adası bu kadar ağızlara sakız oldu anlatayım o halde ben size Sakız’ın navtexini…

12 ada aslında 12 adet ada değildir.

20’si büyük 150 civarında adadır.

Osmanlı döneminde “12 kişilik ihtiyar heyeti tarafından yönetilen gayrimüslim adalar” manasındadır.

12 diye diye oldu sana 12 ada… Yunanlar bile kendi dillerinde 12 manasına gelen dodeka’yı kullanır bu adalara dodecanese der.

Sakız adası padişahımız efendimiz tarafından elaleme verilen adalarımızdan biridir ama 12 adadan biri değildir.

Kuşadası’nın karşısındaki Sisam da 12 adadan değildir.

Sakız adası uzaktan bakınca küçük görünür ama İstanbul Büyükada’dan 150 misli büyüktür.

Bozcaada’dan 22 misli büyüktür.

Hemen karşısındaki Çeşme’nin dört katıdır.

1566’yla 1912 arasında 346 yıl boyunca bizimdi.

Ertürk Ailesi’nin feribotları teee 1925 yılından beri Sakız adasına insan taşır. Tahtadan kayıklarla başlamışlardı bugün İstanbul Boğazı’nda gördüğünüz modern katamaranlarla çalışıyorlar.

Ertürk feribotuna bin 20 dakikada Sakız’dasın.

İner inmez çarşıda devasa şarküteri var şarabın peynirin salamın filan envai çeşidi satılıyor… Darılmaca yok Türkiye’de zor bulursun bulsan da bu fiyata bulamazsın etiketler gayet makul.

Sakız Türk Lirası’nın geçtiği tek Yunan adasıdır.

Cebinde euro olmasa bile Türk Lirası’yla alışveriş yapabilirsin hoşlanmazlar ama geri çevirmezler.

Her dükkanda kırık dökük Türkçe konuşan biri mutlaka bulunur.

Restoran isimlerini vermeyeyim ançüezi kuskuslu ahtapotu vatos ızgarasını müthiş yaparlar.

Bizde güya “denizden babam çıksa yerim” diye laf vardır ama hikayedir… Mesela bizde vatos çıksın çiçina çıksın kediye bile vermezler çöpe atarlar.

Yunan ise vatosun bile yemeğini yapıyor denizden çıkan her ürünü önce lezzete sonra paraya dönüştürüyor.

Chios beer Sakız birası sadece Sakız’da bulursun.

Süt gibi günlük üretilir günlük tüketilir.

Bira örneğinde olduğu gibi Sakız’ı her alanda markalaştırıyorlar.

Londra Filarmoni Orkestrası’nın çaldığı Sakız senfonisi var mesela.

The Chian Rhapsody.

Sakız adasının müzikal değerlerini yansıtıyor.

Biz Türklerin izi olarak zeybek ezgileri barındırıyor.

Adanın tanıtımı için basmışlar parayı Londra Filarmoni’ye çaldırmışlar. Propaganda işini çok iyi biliyorlar. Yunanistan tee 1918’den beri İngiltere’yi propaganda üssü olarak kullanıyor.

En önemli kilisesi Nea Moni manastırı… Manzarası nefes kesici olduğu için adaya her gelen bu manastıra uğruyor.

Manastırın içinde kafataslarıyla dolu bir oda var.

Camekanlı dolaplar duvarlar her yer kafatası ve kemik.

Üzerindeki levhada “Osmanlılar tarafından hunharca katledildiler” yazıyor!

Sakız’a giden Türk turistler bu manastırı geziyor dilek diliyor mum yakıyor Yunanca levhalarda ne yazdığını anlamadığı için bol bol hatıra fotoğrafı çektiriyor sosyal medya hesaplarında paylaşıyor!

Yunan hem turist olarak paramızı alıyor hem bize katilsiniz diyor hem de reklamını bize yaptırıyor.

Dedim ya propaganda işini çok iyi biliyorlar.

Sakız’da camimiz var.

Mecidiye Camisi.

Sultan Abdülmecid döneminde yaptırıldı.

Minaresini Sakız’ın neredeyse her yerinden görürsün.

2016 yılında “restore edeceğiz” ayaklarıyla kapattılar “temellerinde kilise kalıntıları bulduk meğer camiyi kilisenin üstüne yapmışlar” diye palavra uydurdular şak Bizans müzesi haline getirdiler.

Şimdi utanmadan bize “ibadethaneye saygı” dersi vermeye kalkıyorlar.

Tarihi kütüphane var Korais kütüphanesi Osmanlı’dan kalma ceylan derisiyle kaplı paha biçilmez kitaplar var Sakız Türkleri’nin bütün şecerelerinin bulunduğu muhteşem bir arşiv var Sakız’daki Türk varlığının tüm belgeleri burada korunuyor.

Mastika müzesi var sakız’ın yani çiğnediğimiz damla sakızının müzesi… Benim çocukluğumda Çeşme’nin her yerinde sakız ağacı vardı o güzelim sakız ağaçlarının köküne kezzap döküldü öldürüldü arsaya dönüştürüldü imar çıkartılıp yazlık siteler yapıldı.

Yunan ise hem sakız ağaçlarını fiziki olarak koruyor hem kültürel olarak da korumak için müzesi var. İnsan görünce üzülüyor.

Ege Denizi’nin Çeşme’yle Sakız arasındaki bölümüne Sakız Boğazı deniyor.

Çeşme Çiftlikköy’de domuz çukuru denilen bir bölge var yarımada şeklinde Sakız Boğazı’na uzanır burası Sakız adasına en yakın noktamızdır.

Kaçak mülteciler tam olarak bu noktadan Sakız’a geçmeye çalışıyor.

Yunan sahil güvenlik botları sürekli devriye geziyor mızrak gibi sivri çubuklarla mültecilerin lastik botlarını deliyor batırıyor boğulanları kurtarmıyor.

Çeşme emniyet müdürlüğünün verilerine göre sadece Suriyeliler değil Afgan Angola Eritre Mali Kongo Somali Sri Lanka Senegal neredeyse bütün gariban milletlerin mültecileri burada can veriyor.

Bizim sahil güvenlik denk gelirse kurtuluyorlar yoksa ölüyorlar.

Çiftlikköy’deki domuz çukuru boğulan garibanların kıyıya vuran kıyafetleriyle ayakkabılarıyla dolu… Trajedi müzesi gibi.

Sakız’a ayak basmayı başaran mülteciler Sakız’ın merkezindeki Souda kampına yerleştiriliyordu.

Cezaevi gibiydi.

İnsanlık dışı bir yaşam sürüyorlardı.

Yapılması imkansız kabul edilen efsane haberlere imza atan değerli arkadaşım Korcan Karar 2017 yılında bu dehşet kampına girmeyi başardı.

150’si çocuk 1400 mülteci kalıyordu.

Fotoğrafladı.

Çeşme’ye döndü.

Suyun Öteki Tarafındaki Vatansızlar” adıyla sergiye dönüştürdü.

Alaçatı’da değirmenlerin altındaki meydanda 23 bilboardta sergiledi.

Her fotoğrafın öyküsünü yazdı.

Türk basınında geniş yer verilen bu sergi büyük ses getirdi sınırları aştı Amerikan basınında Avrupa basınında yer buldu.

Korcan’ın sergisinden hemen sonra Yunanistan apar topar Souda kampını kapattı yine Sakız’da ama gözlerden iyice uzak bir bölgesinde yeni kamp alanı oluşturdu.

Bugün o kampta 2500’ün üzerinde mülteci var Avrupa basınının bile girmesine izin vermiyorlar.

(Korcan’ın sülalesi baba tarafından dört kuşak Sakız’dan… Osmanlı döneminde adanın tapu kadastro müdürü Korcan’ın büyük dedesiydi dedesi adanın eczacısıydı Sakız’da şu anda kültür merkezi olarak kullanılan Türk hamamı bile Korcan’ın büyük büyük dedesi dava vekili – avukat Hüseyin İlhami bey tarafından yaptırıldı. )

(Sakız’a damgasını vuran bir başka tanıdığınız isim Everest’e tırmanan ilk Türk değerli arkadaşım Nasuh Mahruki’nin büyük büyük dedesi kaptan-ı derya Ali paşa… Sakız isyanını bastırmak için vuruşurken sancak gemisinde yanarak şehit düştü. “Yanarak ölen” anlamına gelen Mahruki soyadı torunları tarafından şeref mirası olarak benimsendi. )

Sakız’da havalimanı var.

Çiftlikköy’ün tam karşısındaki Karfaz bölgesinde.

Sakız’ın merkezinden yürüyerek bile gidebilirsin o kadar yakın.

İngiltere’den Almanya’dan Fransa’dan charter uçakları geliyor.

Atina’ya yaz-kış günde üç sefer yapılıyor.

(Türkiye’den kaçmaya çalışan fetocuların özellikle Sakız’a geçmeye çalışmasının temel sebeplerinden biri bu havalimanı… Sakız’a geçebilirse pasaportunda vizesi varsa Avrupa’nın tamamına tüyebiliyor. )

Havalimanının hemen yanında elektrik santralı var.

Adanın bütün elektriğini burası veriyor mazotla çalışıyor.

Bacaları kırmızı-beyaz!

Muhtemelen bu yazıdan sonra başka renge boyarlar…

Çünkü adaya dikilmiş Türk Bayrağı gibi durur.

Çeşme’ye obüsü kur bu santralı vur ada komaya girer.

Zahmet edip çıkarma yapmamıza bile gerek kalmaz.

Sakız’ın uydusu gibi hemen yanıbaşında küçücük Koyun adası var.

Bize ait Eşek adasının hemen karşısında yeralıyor.

Bizim Eşek adası bomboş sadece eşekler var.

Koyun adasında ise yat kaptanı ve yat personeli yetiştiren Avrupa’nın en önemli denizcilik okullarından biri var.

Bu küçücük toprak parçasını bile okul kurarak değerli hale getirmişler.

Bu okuldan mega yatlara kaptan yetiştiriliyor.

Bu nedenle dünyanın en zenginlerinin Arapların Rusların Amerikalıların dev boyutlu yatlarında genellikle Yunan personel çalışıyor.

Yazının burasına kadar yedik içtik müzik dinledik gezdik şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere…

Sakız’ın tam merkezinde restoranların otellerin hemen arkasında kışla var!

Kışlada beş bin piyade var.

Normalde asayişi sağlamak için en fazla jandarma olması lazım ama bunlar silahlı piyade.

Bu kışlanın daha büyüğü Sakız’ın silüetini oluşturan 1297 metre yüksekliğindeki Pelineo Dağları’nın eteklerinde yeralıyor.

Sakız’da en az 15 bin asker var!

Gizli saklı değil.

Sakız’da herhangi bir restorana veya kafeye otur bu kışlalara giden gelen askeri araçları günün her saatinde görürsün.

20 senedir kafede oturanlar bile görüyor…

Bizim sayın hükümetimiz anca görüyor anca navtex yayınlıyor!

Sakız’ın kordonuna otur…

Sadece Yunan savaş gemileri değil NATO’ya bağlı savaş gemileri parkeder Fransız savaş gemisi Portekiz savaş gemisi Alman savaş gemisi İspanyol savaş gemisi vızır vızırdır.

Biz navtex yayınlayarak güya deşifre ediyoruz…

Halbuki Sakız’daki Yunan askeri varlığını sağır sultan bile biliyor.

Uzaydan görüntü almana filan gerek yok.

Sakız’ın kordonuna otur… Yunan sahil güvenlik botlarının SAT komandolarıyla dolu olduğunu kabak gibi görürsün.

Sakız’a Yunan yolcu gemileriyle asker taşınıyor.

Üstelik… Atina’dan Sakız başta olmak üzere bütün Yunan adalarına çalışan feribotların neredeyse bütün personeli emekli ordu mensuplarıdır kamarotlar bile istihbarat personelidir.

Milli İstihbarat Teşkilatımız Sakız’ı avucunun içi gibi bilir.

Sakız’a değil asker göçmen kuş bile gelse MİT’in haberi olur.

E hal böyleyken sayın hükümetimizin Sakız’a asker yığdıklarını sanki ilk defa duymuş gibi navtex yayınlaması bunun “son dakika haberi” olarak sunulması… Hazindir desem olmaz komiktir desem hiç olmaz en iyisi susayım Sakız’a karşı kahvemi yudumlamaya devam edeyim bari.

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/navtex-6041398/

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// MÜYESSER YILDIZ : İşgal Altında Olmayan Ayasofya Kurtarıldı. İşgal Altındaki Adalarımızı Kim Kurtaracak ????


MÜYESSER YILDIZ : İşgal Altında Olmayan Ayasofya Kurtarıldı… İşgal Altındaki Adalarımızı Kim Kurtaracak ????

Eşek Adası başta olmak üzere, Yunanistan’ın 16 adamızı işgal etmesi egemenlik haklarımızın ve bağımsızlığımızın ihlali değil midir?

E-POSTA : konuk_yazar

15 Temmuz 2020

Müyesser Yıldız, Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu, G4 Blok

Haziran başında Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini savaş sebebi sayacaklarını açıklayan Yunanistan Savunma Bakanı Panagiotopoulos, “Her türlü senaryoya hazırlanıyoruz. Elbette bu olasılıklar arasında askeri müdahale de var. Bunu yapmak istemiyoruz, ancak egemenlik haklarımızı azami derecede korumak için mümkün olan her şeyi yapacağımızın anlaşılmasını sağlamak istiyoruz” dedi.

Erdoğan ona şu karşılığı verdi:

“Yunanistan boş durmuyor, kuru sıkı atıyor. Türkiye’ye laf atılır mı? Haddini bil! Bilmezsen Türkiye’nin yapacağı şey bellidir.”

Gerilimin yükseldiği bugünlerde iktidar yazarlarından birisi, Türkiye’yi çevreleme planının Irak, Suriye, Libya ve Akdeniz’de nasıl püskürtüldüğünü anlatırken, Yunanistan’a da şu uyarılarda bulundu:

“Eğer Yunanistan İsrail’in, AB’nin, Mısır’ın gazına gelip Türkiye ile boy ölçüşmeye kalkışırsa, bu ülkelerin kendisini bir terör örgütüne, bir araca, bir malzemeye dönüştürdüklerini görecektir. Eğer Atina, bu ülkelerin gazına gelip adalar üzerinden Türkiye’yi sıkıştırmaya kalkışırsa çok geçmeden On İki Ada meselesi Atina’nın aleyhine şekilde masaya sürülecektir. İşte o zaman bu ülkelerin verdikleri ‘gaz’ kadar Atina için yapacakları çok şeyleri olmayacağı görülecektir. [Türkiye’nin] Ege’de attığı adımlar çok ciddi jeopolitik akıl içeriyor. Atacağı adımlar da öyle olacaktır.”

O bunları yaparken Ankara’nın yeniden peşinden koşmaya başladığı Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Joseph Borell, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’la Türkiye-Yunanistan sınırındaki Kestanelik Geçiş Noktası’na gelip Ege ve Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerimizle ilgili, “Avrupa Birliği’nin dış sınırlarını korumakta kararlı olduğumuz çok nettir. Yunanistan’ın egemenliğini güçlü bir şekilde destekliyoruz.” diye meydan okuyordu.

Ankara’nın “Uzlaşmacı” Tavrı

Sonra ne oldu?

İçeride eski Başbakan Çipras, dışarıda Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “Erdoğan’la görüş” tavsiyesi üzerine, Yunanistan Başbakanı Miçotakis 26 Haziran’da Erdoğan’ı telefonla aradı. İki taraftan da, “iki liderin, iletişim kanallarının açık tutulması hususunda mutabık kaldığı” açıklaması yapıldı. Ayrıca koronavirüsle mücadele, sınırların açılması ve turizm konularını da ele aldıkları bildirildi.

Daha sonraki günlerde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da Türk-Yunan askeri heyetinin 4. toplantısının Ankara’da yapılmasını beklediklerini duyurdu.

Yunanistan ne yaparsa yapsın, hangi tehdidi savurursa savunsun Ankara’nın böylesine “uzlaşmacı” bir tavır sergilemesine hayranım!.. Keşke şu anlayış ve sabrın %1’ini avukatlar başta olmak üzere AKP’li olmayanlara da gösterebilseler!..

Erdoğan – Miçotakis görüşmesinin ardından iktidar yazarlarından bir diğeri de, “Atina Türkiye’ye karşı yelkenleri indiriyor mu? Tehdit dilinin yerini müzakere dili almaya başladı denebilir mi? Son günlerde yapılan açıklamalara ve bir takım gelişmelere bakılacak olursa evet öyle görünüyor…. Bir görüşme ne sağlayabilir diye ayrıca üzerinden düşünmek gerekir tabi ama en azından böyle bir temas, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz nedeniyle Türkiye’ye karşı aldığı sert tutumunu (taktik icabı bile olsa) değiştirmek zorunda kaldığını göstermesi bakımından önem taşıyor… Bakalım bu işlerin arkası nasıl gelecek?” ifadelerini kullandı.

Eşek Adası’nın Sahibi Belli

Bu işlerin arkası şöyle geldi:

29 Haziran’da Yunanistan’ın çiçeği burnunda cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropulu, adeta meydan okurcasına, Aydın ilimize bağlı Eşek Adası’na çıkarma yapıp “Helenizm” nutukları attı. Yunanistan bu adamızda açtığı okulu, hapishaneyi, sözde belediye başkanlığını ziyaret etti. Yine adada konuşlandırılmış Yunan askerlerini, “Türk kıyılarından gelen zulmü kuşattıkları” için kutladı.

Bazı muhalif gazeteler ve yazarlar ile Milli Savunma Bakanlığı’nın eski Genel Sekreteri Ümit Yalın ve CHP’li Onur Öymen dışında bu rezaletle ilgileneni görmedim. Sadece Yunanistan Cumhurbaşkanı orada iken 2 Türk jetinin 24 bin feet yükseklikte üçüş yaptığı duyuruldu. Bunu duyuran da Yunanistan Genelkurmayı oldu.

Hakkını yemeyelim, iktidarın gazetesi Yeni Şafak da “Yunan tahriki” başlığıyla bu ziyareti aktardı. Haberde “Eşek Adası’nın 16 yıldır Yunanistan işgali altında olduğu” vurgulandı.

Yetkililerimizden bir ses çıktı mı?

Sadece Milli Savunma Bakanı Akar, Libya ziyaretinde, “Yunanistan’ın uluslararası anlaşmalara aykırı olarak 23 adadan 16’sını silahlandırmasının ve askeri statü kazandırmasının Lozan’ın ihlali” olduğunu belirtip şunları söyledi:

“Dünyanın hiçbir yerinde karasuları 6 mil hava sahası 10 mil olan bir ada yoktur. EGEAYDAK’ta [egemenliği anlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar] hiçbir şekilde mutabakat sağlanmamışken ‘Hepsi benim’ diyorsunuz. Bazı Yunan akademisyenler, siyasiler, emekli askerler de bizim dediğimiz yönde yorumlar yapmaya başladı. Yunanlı dostlarımızdan aklıselimle yapılan bu değerlendirmeleri dikkate almalarını bekliyoruz.”

Eşek Adası’nın sahibi belli: Türkiye. NOKTA!..

Akar, işte bu sözlerinin hemen ardından da Türk-Yunan askeri heyetinin toplantısının Ankara’da yapılmasını beklediklerini kaydetti.

Ankara’da sadece bu kadarcık ses çıktığı sırada Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, Türkiye’yi “uluslararası hukuka uymamak ve tüm bölgeye istikrarsızlık yaymak” ile suçlayıp, “Türkiye, Yunanistan’ı Türk gölünde veya denizindeki bir adaya dönüştürmek istiyorsa bunu unutsun.” diyordu.

Yunanistan Genelkurmay Başkanı Konstantinos Floras ise Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerinin bu bölgede “herhangi bir kaza yaşanma riskini yükselttiği, Türkiye ile askeri açıdan bir kaza yaşama riskinin oldukça ciddi sonuçları olabileceği” tehdidini savuruyordu.

Şuraya geleceğim; Erdoğan Ayasofya’nın ibadete açılması kararı öncesinde ve sonrasında, ısrarla ve haklı olarak bunun ülkemizin egemenlik hakları ile ilgili olduğunu vurgulayıp, “bu konuda her türlü tavrın ve ifadenin, bağımsızlığımızın ihlali kabul edileceğini” açıkladı.

Şu Olayları Hatırlıyorsunuz, Değil Mi?

Birkaç gün önce Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da ziyaret ettiği Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü sonuna kadar destekleyeceklerini vurgulayıp, “Türkiye olarak Kırım’ın ilhakını tanımadık, tanımayacağız.” dedi.

Şimdi soruyorum; Eşek Adası başta olmak üzere, Yunanistan’ın 16 adamızı işgal etmesi egemenlik haklarımızın ve bağımsızlığımızın ihlali değil midir?

Yunanistan’ın kılını bile kıpırdatmayan kuru, genel geçer, beylik sözler dışında yapılacak bir şey yok mudur?

Şu olayları hatırlıyorsunuz, değil mi?

Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Suriye sınırına gidip uyarıda bulunmuş ve Suriye, teröristbaşı Öcalan’ı göndermek zorunda kalmıştı.

İktidar Suriye sınırındaki mayınları temizleme işini İsrail’e vermeye niyetlendiğinde de önce BBP’nin merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve sonra dönemin CHP lideri Deniz Baykal, yine sınıra gidip bu projeye karşı çıkarak kamuoyunu alarma geçirmişti.

İşe bu örneklerden hareketle; en önce Milli Savunma Bakanı Akar ve komutanların, olmadı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, yanlarına Aydın Belediye Başkanı’nı da alıp bizim olan Eşek Adası’na giderek, “Bu işgali tanımadık, tanımayacağız.” demeleri gerekmiyor mu?

Sincan’dan Silivri’deki Barış Pehlivan’a, Hülya Kılınç’a, Murat Ağırel’e ve açık cezaevindeki tüm dostlara kucak dolusu sevgiler…

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// MEHMET ASAL : YUNANISTAN’A BIRAKILAN ADALARIN KARASUYU YOKTUR, DİĞER EGE KARA SULARI İSE 3 MİLDİR


MEHMET ASAL : YUNANISTAN’A BIRAKILAN ADALARIN KARASUYU YOKTUR, DİĞER EGE KARASULARI İSE 3 MİLDİR.

28. Haz, 2020

50 yıldan bu yana bu konular ve sorunlarla iç içeyim. Deniz Kuvvetlerimizde Antlaşmalar Şube Müdürü olarak 3 yıl ve Washington’da da Deniz Ataşesi olarak 3 yıl görev yaptım.

Deniz Kuvvetleri üniformasını 30 yıl taşıdım. Uluslararası 30’ dan fazla Konferans ve Antlaşma görüşmelerine, kimine Türkiye’yi kimine de Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızı temsilen katıldım.

En son kendi isteğim ile istifa ederek ayrıldığım 28 Şubat 1997 tarihinde ise Deniz Kuvvetleri komutanlığı Genel Sekreteri idim.

Burada sizlere genel incelemenin veya etüdün bölümleri olan; Mesele, Meseleyi Etkileyen Olaylar, İnceleme, Netice ve Teklifler gibi bir sıra takip edip sizleri sıkmayacağım. Doğrudan girerek, konuyu Öz ve Anlaşılır biçimde ele alacak, daha derine girmek isteyenler için ise sonrasında bazı detaylı bilgiler vereceğim. Çünkü bir özdeyiş vardır. “Arif’e tarif gerekmez”

Ege Denizinde yer alan adaların hukuk statüsü esas olarak,

30 Mayıs 1913 Londra,

14 Kasım 1913 Atina,

24 Temmuz 1923 Lozan,

1936 Montrö Sözleşmesi,

1947 Paris Antlaşması ile belirlenmiştir.1912-1947 yılları arasında çeşitli Antlaşmalarla Yunanistan’a bırakılan;

  • Boğaz Önü Adaları, (Taşoz, Limni, Semadirek)
  • Doğu Ege Adaları, (Midilli, Sakız, Sisam ve İkarya)
  • 12 Adanın tamamı [ Batnos (Patnos), Rodos (Rhodes) , Kerupe (Karpatos , İstanköy (Kos), Kaşot (Kasos), İstanbali Stampalea, Hereke (Kalkiya), Sömbeki (Simos), Leryos (Leros), Kilimli (Kalimnos), İncirliada (Nisiros), Tilos (Tilostos) adalarından oluşur] SİLAHSIZLANDIRILMAK KOŞULU ile bırakılmıştır.

Silahsızlandırmak demek, EGEMENLİĞİN TANINMAMIŞ olması demektir. Egemenliğin olmaması da bir Egemenlik alanı olan KARASUYUNUN OLMAMASI anlamına gelir.

Gelelim Egemenlik tariflerine;

Egemenlik ya da hâkimiyet, bir toprak parçası ya da mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir. Bu güç siyasi erkin dayattığı yasallaşmış bir üst iradeyi ifade etmektedir.

Egemenlik, Merriam-Webster Ansiklopedisin’de Egemenlik her türlü dış kontrolden uzak, otonom (freedom from external control : autonomy) ve kontrol edebilme erki olarak tarif edilir. (controlling influence) (Bknz https://www.merriam-webster.com/dictionary/sovereignty)

Egemenlik aynı zamanda bir devletin ülkesi ve uyrukları üzerindeki yetkilerinin tümünü ifade eder. Bir başka deyimle egemenlik, devleti başka tüzel kişiliklerden ve örgütlenme biçimlerinden—örneğin şirketlerden, derneklerden, kulüplerden, çetelerden, din ve mezhep birliklerinden, feodal bağlılık ve yönetim birimlerinden—ayıran özelliktir. Egemen olmayan devlet olmaz; kaynağını Devlet’ten almayan egemenlik de olmaz. (Bknz. Wikipedia)

Egemenlik ya da hâkimiyet, bir toprak parçası ya da mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir. Bu güç siyasi erkin dayattığı yasallaşmış bir üst iradeyi ifade etmektedir.

Bir devletin egemenliği, devletin münhasır yargı yetkisine tabi olan ve olan tanımlanmış bir toprak parçası ile sınırlıdır. The sovereignty of a state is confined to a defined piece of territory, which is subject to the exclusive jurisdiction of the state and is. (Britannica Encylopedia)

Fazla uzatmaya ya da örnekleri arttırmaya gerek yoktur. Bir ülkenin sahip olduğunu iddia ettiği bir alanı silahlandıramaması demek, o alan içine egemenlik hakkı olmaması demektir.

Şimdi gelelim Karasularının tarifine. Yine aynı kaynaklara bakalım.

Kara Suları, karasularını devletin ayrılmaz bir parçası, ülkenin su altında kalmış toprakları olarak ifade eder. İkinci görüşte karasuların açık denizin devamı olduğunu, devletlerin ancak sahil kenarında faaliyet yapabileceğini kabul eder. Günümüzde devletler birinci görüşü kabul etmektedir. (Bknz. Wikipedia)

Devletler kara topraklarında sahip olduğu haklara; karasularında, karasuların üzerindeki hava sahasında, deniz tabanında, tabanın altında da sahiptir. Kara Suları, uluslararası hukukta, denizin kıyılarına bitişik olan ve o devletin bölgesel yargı yetkisine tabi olan deniz bölgesidir. Böylece bölgesel sular, bir yandan tüm ülkeler için ortak olan açık denizlerden, diğer yandan da tamamen ulusal bölge veya belirli koylar veya haliçlerle çevrili göller gibi iç veya iç sulardan ayırt edilir.

Devletin münhasır yargı yetkisine tabi olan ve. (Territorial waters, in international law, that area of the sea immediately adjacent to the shores of a state and subject to the territorial jurisdiction of that state. Territorial waters are thus to be distinguished on the one hand from the high seas, which are common to all countries, and on the other from internal or inland waters, such as lakes wholly surrounded by the national territory or certain bays or estuaries.) (Britannica Encylopedia)

Görülmektedir ki karasuları ülkelerin mutlak egemenlik hakkına sahip olduğu karalara ait kıyılarının hemen bitişiğindeki sulardır.

Tanımlardan da rahatlıkla görüleceği gibi, Silahsızlandırılarak Egemenlik hakkı verilmemiş olan adaların karasuları da olamaz.

Bu durumda; Londra Antlaşması: (30 Mayıs 1913), Atina Antlaşması (14 Kasım 1913), Lozan Antlaşması (Lozan, 24 Temmuz 1923), 1947 Paris Barış Anlaşmaları ile Yunanistan’a Silahsızlandırılması koşulu ile bırakılan/bırakıldığı tekrarlanan adalar üzerinde Yunanistan Egemenliği yoktur ve dolayısıyla bu adaların Karasuları da yoktur.

13-14 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararı ile Yunanistan’a Kuzey Ege Adalarının sadece kullanma hakkı verilmiş, egemenliği devredilmemiştir.

Altı Büyük Devlet Kararı’na göre Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası Osmanlı Devleti’ne geri verilmiş, Yunanistan’a, işgali altında bulundurduğu Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Ahikerya, İpsara ve Bozbaba olmak üzere toplam 9 adanın sadece KULLANMA HAKKI yani ZİLYETLİK (POSSESION) hakkı verilmiştir. Adaların egemenliği Osmanlı Devleti’nde kalmıştır. Ayrıca, Yunanistan’ın zilyetliğine / kullanımına verilen toplam 9 ada da Yunan Hükümetince tahkimat yapılmayacağı ve adaların askeri amaçla kullanılmayacağı belirtilmiştir.

Altı Büyük Devlet bu Kararı 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile de teyit edilmiştir.

Ege Denizi’nde, egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmeyen ada, adacık ve kayalık sayısı 200 civarındadır.

Diğer Adalara ve Ana kıtalara geldiğimizde ise durum oldukça açıktır. Londra Antlaşması, Atina Antlaşması ya da Lozan Antlaşmasında Karasuyu diye bir tabir asla geçmemektedir. Lozan’ın 16 maddesinde “Anadolu sahillerine üç milden az uzaklıkta bulunan adalar ve adacıklar” Türkiye’ye verilmiştir ifadesi yer alır.

Bu anlaşmalarda geçen tek uzunluk/mesafe kavramı da budur.

Yani 1936 yılına gelinceye kadar Osmanlı ve Türk Arşivlerinde bir Karasuyu tabiri kullanılmamıştır. Sadece bazı tarihçiler, İngiliz Kraliyet Donanması takibinden kaçan Alman İmparatorluk Donanması Zırhlıları SMS Goeben ve SMS Breslau’ın Türk Karasularına girerek İngiliz takibinden kaçtıklarını yazmaktadır.

Yunanistan 1936 yılında tek taraflı olarak karasularının 6 mil olduğunu ilan etmiştir. O tarihe kadar karasuları ile ilgili hiçbir konu gündeme gelmemiş ve hiçbir önemli sorun yaşanmamışken Yunanistan’ın bu tek yanlı kararına Türkiye nedense o dönemde İtalya’nın Akdeniz’de bir tehlike olarak belirmesi, düzelmekte olan Türk-Yunan ilişkileri nedeniyle veya ileriyi görememek nedeniyle itiraz etmemiş veya tanıyıp tanımadığını söylememiştir.

Aynı Yunanistan, 1931 yılında uluslararası uçuş kontrolü için hava sahasını 10 deniz mili olarak deklare etmiştir. Aslında o dönemde sivil havacılık kontrol ve güvenliği için yapılan çalışmalarda Türkiye fazla etkin olmak istemeyip sorumluluk almaktan da kaçındığı ve bazı “aklı evvel görevlilerimiz” bu yükü Yunanistan’a yıktık gibisinden dar görüşlülük gösterdiği için, aslında Yunanistan’a gün doğmuş ve bugün yaşadığımız birçok sorunun temeli; böylece dikkatsizliğimiz, bilgisizliğimiz ve ihmalimiz ile bu günün problemlerinin tamamı tarafımızdan atılmıştır..

Şimdi size bundan daha da önemli, Karasuyunun ne demek olduğunu, ülkelerin neden karasuyu ilan ettiklerini tarihi geçmişi ve bugüne gelişi şekliyle ve özet olarak anlatacağım;

Tarihi gelişimi ve ortaya çıkışını esas aldığımızda görmekteyiz ki;

Karasuları tabiri, bir kıyı ülkesinin denizden kendisine gelebilecek tehditlere karşı kıyılarını korumak üzere yerleştireceği topların, denizde ulaşabileceği menzil olarak tanımlanmış ve belirlenmiştir.

Şöyle ki; gerek korsanlara gerek istilacılara karşı denizde böyle bir sınır belirlenip bu sınırı aşacak olanların egemenlik alanını çiğnediği varsayılarak ateş altına alınabilmesine olanak sağlayan sınırdır karasuyu.

19.ncu yüzyıl ile 20.nci yüzyıl başlarında topların menzili azami 3 mil olduğundan, 3 millik karasuyu esası benimsenmiştir.

Hollandalı bir hukukçu olan Cornelius Van Bynker Shock (1673- 1743), 1703’te yayınlanan De Dominium Maris Desertatio adlı eserinde, Kara egemenliği silah gücünün sona erdiği yerde biter biçimindeki deyişle özetlemiştir ki uygulamada bu, top menzili esası olarak ifade edilecektir. 1782 de yayınlanan eserinde İtalyan Galiani top menzilinin en çok 3 mil olabileceği görüşünden hareket ederek top menzili esası ile 3 mil esasının eşdeğerde olduğunu ileri sürmüş ve bu iki esasın birleştirilmesi yolunu açmıştır. Karasularının genişliğinin 3 mil olduğu görüşü farklı bazı uygulamalara rağmen 19. yüzyılda yerleşmiş ve20. Yüzyıl başlarına kadar ciddi bir biçimde tartışılmamıştır.

Silahsızlandırılmış Ege Adalarına geldiğimizde, bu 3 mil de söz konusu olamaz. Çünkü bu adalar silahsızlandırılmıştır. Kimseye ateş açması istenmemektedir. Özellikle de Türkiye’ye karşı bir tehdit oluşturmaması için silahsızlandırılmış, koruması gereken bir karasuyu da düşünülmemiştir.

Yani, 3 mil içindeki bir hedefe de ateş açma şansı ve ihtimali ve bu nedenle zaten bir karasuyu gereksinimi de yoktur.

Daha açık ve net bir ifade ile, SİLAHSIZLANDIRILMIŞ BİR ADANIN KARASUYU OLAMAZ.

Aslında FIR (Flight Information Region) alanı ile Ulusal Hava Sahası aynı şey değildir ancak genel uygulamada ikisi aynı olarak ilan ve deklere edilmektedir. Oysa Hava Sahası ana kara ve karasularının üzerindeki hava sahası olmak zorundadır. Bu tanımın bizzat kendi gereğidir.

Böyle olunca da Silahsızlandırılmış ve Yunanistan’a bırakılmış adaların karasuları olamayacağı gibi Hava Sahalarının da olmadığı anlaşılır.

1930 lara gelinceye kadar, ülkelerin Karasularını genişletme çabalarını görmemekteyiz. Özellikle ABD, Rusya, İngiltere gibi “emperyal güçler” o tarihlerde karasuları ne kadar küçük tutulursa Dünya Denizlerindeki Egemenliklerinin daha büyük olacağının bilincindedirler.

Yunanistan’ın girişimi ve 6 mil karasuyu ilanı ise Yunanlılar adına çok önemli bir ileri görüşlülüktür ve Yunanistan böylelikle Ege Denizinin % 11-12 sinden bir anda % 25 ine sahip olabilmiştir. Oysa karasuları 3 mil olarak kaldığında ancak % 11-12 sine sahip olabilecekken.

Ama bu durum; yine de Silahsızlandırılması dolayısıyla Egemenliği olmayan Boğazönü adaları, Doğu Ege Adaları ve 12 Ada için Karasuyu öne sürülemeyeceği tezimi değiştirmemektedir.

Türkiye bu aymazlığı umutmuş gibi ikinci ve çok daha büyük bir hata yaparak, 1964 yılında çıkardığı 476 Sayılı kanunla Türk karasularının genişliği 6 mil olarak saptanmış, ayrıca karşılıklılık esası kabul edilmiştir.

Böylelikle Türkiye, ulusal karasuları sınırını 6 mil ilan eden ülkeleri bir bakıma onaylamış, 6 milden geniş olarak belirlemiş ülkelere karşı, bu ülkelerin kabul etmiş oldukları karasuları sınırını uygulayacaktır ifadesi ile de aslında 12 mile çanak tutmuştur.

Uygulamada bu ilke, Karadeniz ve Akdeniz’de 12 mil olarak gerçekleşmiştir.

Türkiye bu kararla “Ayağına kurşun sıkmış ve tam olarak çarşafa dolamıştır.”

Böylelikle; Yunanistan, Ege’deki 3000 dolayındaki ada ve adacıklara sahip olmasından kaynaklanan bir avantajla yaklaşık % 35, Türkiye ise % 8,8 oranında bir paya sahip olmuşlardır.

Hele bir de Ege de karasularının 12 mile çıkarılmasını düşünürsek; Yunan karasuları % 60,33, Türk karasuları ise, yaklaşık % 9 olacaktır ki Ege Denizi tamamen kaybedilmiş olacaktır.

Bu dağılım içerisinde Ege’de uluslararası antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların karasuları % 10,65, uluslararası sular veya açık deniz olarak kalan bölgenin oranı ise % 20,02’dir.

Buraya kadar anlatmaya çalıştıklarımızdan çıkan sonuç şudur;

  1. Yunanistan’a Türkiye’den alınarak verilen Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve İkarya Adaları ile 12 Adanın Karasuyu ve hava sahası yoktur.
  2. Lozan Sonrası Yunanistan ile yapılan bir sınırlandırma ya da paylaşım anlaşması olmadığına göre, halen son anlaşma olan Lozan Hükümleri geçerlidir.
  3. Hak ve Nısfete göre paylaşım için, diğer anakaralar ve adalar için Ege’de 3 milden fazla karasuyu ileri sürülemez. Zaten Londra, Atina ve Lozan Antlaşmaları yapıldığında da 3 milden fazla bir karasuyu yoktur ve antlaşma bu şartlar altında yapılmıştır. Bu durum doğrultusunda;

a.Türkiye yeni bir kanun çıkartarak Ege’de ki karasularını 3 mil olarak ilan etmeli ve bu denizde 3 milin üzerinde kıyıdaş devletlerin uygulamalarını kabul etmediğini açıklamalıdır,

b.kanun da Yunanistan’a bırakılan bahse konu adaların karasuyu ve hava sahasının tanınmadığı yer almalıdır. (Türkiye bu esnada Yunanistan’a da NOTA vererek bunu belirtmeli ve yukarıda yazılı adaların derhal Silahtan arındırılmasını istemelidir. Bu arada bize Gökçeada ve Bozcaada’da bu anlaşmalar kapsamında silahsızlandırılsın denirse, Montrö ile sağlanan haklar ileri sürülmeden bu da kabul edilip bu 2 adanın da diğer Yunanistan’a bırakılan adalar gibi silahsızlandırılması ve Karasuyu ve Hava sahasının olmadığı tarafımızca kabul edilmelidir.)

Silahsızlandırılan adaların Karasuyu olmadığı durumda; halen Türkiye ve Yunanistan’ın uyguladığı 6 millik karasuları esasına göre Ege Denizinin paylaşımı makalenin başında yer alan haritada görülmektedir.

Önerim, Ege’de Karasularının 3 Mile indirilmesidir. O takdirde bu harita hakkaniyete daha da uygun hale gelecektir.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI : GİRİT ADASININ DÖRTTE ÜÇÜ TÜRKİYE’YE AİT, BİLİYOR MUYDUNUZ ???


GİRİT ADASININ DÖRTTE ÜÇÜ TÜRKİYE’YE AİT, BİLİYOR MUYDUNUZ ???

Sevgili Dostlar, daha önce duymamış olanlar ile bilmeyenler için ilginç gelecek, benim de yıllar önce öğrendiğim bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Halen Ege ve Akdeniz’in birleştiği noktada yer alan, Akdeniz’in en büyük 5.nci, Doğu Akdeniz de Kıbrıs’tan sonraki de en büyük 2.nci adası olan, yüzölçümü 8,336 km²’lik Girit adasının dörtte üçü aslında halen Türkiye’ye aittir.

Adanın uzunluğu 260 km olup, genişliği ise Diyon burnu ile Litinon burnu arasındaki 60 km’lik en geniş mesafeden, doğu ucundaki Yerapetre kıstağında sadece 12 km’lik bir mesafe arasında değişmektedir. Girintili çıkıntılı sahil şeridinin toplam uzunluğu 1,000 km’ye ulaşmaktadır.

Yakın tarihimizde, Girit Adasının Hukuki statüsünü belirleyen 4 antlaşma vardır. Bunlar;

  • 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması,
  • 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması,
  • 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ve
  • 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşmasıdır.

Bahse konu bu antlaşmalara göre Girit Adası’nın yalnız dörtte biri Yunanistan’a aittir. Nedenine gelince;

30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ile Yunanistan’a Girit Adası’nın dörtte biri verilmiştir. Bu antlaşmada; Girit Adası’nın etrafındaki 14 adet ada, adacık ve kayalıklar Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde bırakılmıştır.

Birinci Balkan Savaşı’ndan sonra 30 Mayıs 1913 ‘te Osmanlı Devleti ile Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan arasında imzalanan Londra Antlaşmasının 4. maddesi ile ada toprakları müttefik devletlere (Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan) verilmiştir.

Yani diğer bir ifade ile; Londra Antlaşmasına göre Girit Adası üzerinde dört devletin paylı mülkiyeti vardır. Yunanistan’a Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyet tanınmamıştır. 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması’nın hiçbir yerinde, Girit Adası’nın Yunanistan’a verildiği veya terkedildiği veya bağlandığına dair bir ifade yoktur.

10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile Bulgaristan, Girit adası üzerindeki dörtte birlik hakkından feragat etmiştir. 1913 Bükreş Antlaşması da Yunanistan’ın Girit adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyetinin olmadığını, başka devletlerle paylaşıldığını gösteren somut bir belgedir.

İkinci Balkan Savaşı’ndan sonra 10 Ağustos 1913’te Yunanistan, Romanya, Karadağ, Sırbistan ve Bulgaristan arasında Bükreş Antlaşması imzalanmıştır. Bulgaristan, 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından feragat etmiştir. Bu da göstermektedir ki Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyeti yoktur, başka devletlerin de payı vardır, antlaşma onun bir kere daha somut belgesi mahiyetindedir. Zira Bulgaristan hakkından vazgeçerken herhangi diğer bir ülke lehine feragat ta bulunmamıştır. Üstelik bu antlaşma Yunan Başbakanı Venizelos tarafından da bizzat imzalanmıştır. Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için Bulgaristan’ın Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payı aslına rücu olmuştur. Yani anılan pay Osmanlı Devleti’ne geri dönmüştür. Bu benim söylediğim husus, tüm hukukçuların da tereddütsüz onaylayacağı hukukun temel kuralıdır.

14 Kasım 1913 tarihinde imzalanan Atina Antlaşması ile 1913 Londra Antlaşması hükümlerinin uygulanacağı kayıt altına alınmıştır. Yani böylelikle, Atina Antlaşması ile Girit adasının dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu bir kez daha doğrulanmaktadır.

Bükreş Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 14 Kasım 1913’te Atina Antlaşması imzalanmıştır. 1913 Atina Antlaşması’nın 15. maddesi ile Osmanlı Devleti ve Yunanistan, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması hükümlerini, 5.Maddesi de dâhil olmak üzere uygulayacakları konusunda anlaşmıştır.

Bu antlaşma ile Girit Adası’nın dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu üçüncü defa teyit edilmiştir.

14 Kasım 1913 Atina Antlaşması’nın hiçbir yerinde, Girit Adası’nın Yunanistan’a verildiği veya terkedildiği veya bağlandığına dair bir ifade yoktur.

Gelelim 1923’e; 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile Girit adasının sadece dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Bilindiği gibi; Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra Türkiye Cumhuriyeti ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırp – Hırvat-Sloven Devleti arasında 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanmıştır.

Bu Antlaşması’nın 12. maddesi ile antlaşmaya taraf olan toplam sekiz ülke tarafından, 1-14 Kasım 1913 Atina Antlaşması’nın 15. maddesinin uygulanacağı teyit edilmiştir. Bahse konu bu teyit ile 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşmasının uygulanacağı da kayıt altına alınmış olmaktadır. Yani dördüncü defa ve sefer de Lozan ile; 1913 Londra Antlaşması ile Yunanistan’a Girit adasının dörtte birinin verildiği doğrulanmıştır.

Bu kadar açıklama ve dört kere aynı şeylerin vurgulanmasından sonra sonuca gelirsek;

1923 tarihli Lozan Antlaşması’nın 12. maddesi ile başta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere toplam sekiz devlet tarafından, Girit adasının yalnızca dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu teyit edilmiştir. Girit adası üzerinde Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan ve Yunanistan, olmak üzere toplam dört devletin paylı mülkiyet hakkının olduğu bir kez daha kayıt altına alınmıştır.

1923 tarihli Lozan Antlaşması’nın 46. maddesi ile Osmanlı genel borçları paylaştırılmış ve antlaşmanın 12. ve 15. maddelerinde sözü edilen adaların payına düşen borçlarında, adaların katıldığı devletler tarafından ödenmesi kararlaştırılmıştır. Anılan 46. madde ile Yunanistan, Kuzey Ege Denizi’nde Taşoz – İkerya arasında bulunan toplam 9 ada ile Girit Adası’nın dörtte birinin payına düşen borcu ödemekle sorumlu tutulmuştur.

Yunanistan anılan borçları ödememiştir. Borçlarla ilgili 46. madde de Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde sadece dörtte birlik mülkiyet hakkına sahip olduğunu açıkça görülmektedir.

Lozan Antlaşması’ndan Sonraki Dönem:

Sırbistan, Lozan Antlaşmasından sonraki süreçte Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından fiili olarak feragat etmiştir.

Karadağ da Lozan Antlaşmasından sonraki süreçte Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından fiili olarak feragat etmiştir.

Bulgaristan, Lozan Antlaşması’na taraf değildir. Ancak, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından yazılı olarak feragat eden Bulgaristan, Lozan Antlaşması sonrasında da Girit Adası üzerindeki hakkından fiili olarak feragat etmiştir.

Buraya kadar ki açıklamaları özetleyecek olursak;

Girit Adası’nın hukuki statüsünü belirleyen, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması, 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması’na göre Girit Adası’nın sadece dörtte biri Yunanistan’a aittir.

Bulgaristan, Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payından yazılı ve fiili olarak; Sırbistan, Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payından fiili olarak; Karadağ da Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payından fiili olarak feragat etmiştir.

Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ tarafından yapılan feragat (vazgeçme), Yunanistan lehine yapılmamıştır.

Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ’ın Girit Adası üzerindeki toplam dörtte üçlük payı aslına rücu olmuştur. Yani anılan dörtte üçlük pay Osmanlı Devleti’ne geri dönmüştür.

Osmanlı Devleti’nin hak ve borçları küllî halefi yet yoluyla Türkiye Cumhuriyeti’ne geçmiştir. Girit Adasının hukuki statüsünü belirleyen uluslararası antlaşmalar ve uluslararası hukuka göre Girit Adası’nın dörtte üçü ve adanın etrafındaki ada, adacık ve kayalıklar, Osmanlı Devleti’nin küllî halefi olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir. (Külli halefler, miras bırakanın borçlarından dolayı kendi mal varlıkları ile sınırsız sorumludurlar. Cüzi halefler ise borçlardan sorumlu değildirler. Külli intikal asıl olduğu için hukukumuzda en az bir külli halef vardır.)

Yunanistan, 1999 yılında adaya, Türkiye’ye karşı kullanılmak üzere S-300 hava savunma Füze bataryası konuşlandırmıştır. Bu durumda yapılması gereken hukuki işlem şudur;

Yunanistan, Girit adasının dörtte üçü ile hâlihazırda adanın etrafında işgal altında tuttuğu Gavdos, Dionisades, Gaidhouronisi, Dhia, ve Koufonisi olmak üzere toplam 5 Türk Adasını boşaltarak Türkiye’ye teslim etmeli, Girit Adası’nın Türk bölgesinde kalan Heraklion Hava Üssü dahil olmak üzere bütün askeri birliklerini ve hava savunma füze bataryalarını tahliye etmelidir.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Yunanistan-Mısır MEB Anlaşması


YUNANİSTAN, TÜRK ADALARINI ÖNCE İŞGAL ETTİ, SONRA KITA SAHANLIĞINA KATTI !…

*Kamuoyuna zafer diye sunulan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası’nın artçı sarsıntıları devam ediyor.

*Muhtıra ile Girit Adası etrafındaki adalarımız ile birlikte 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı da Yunanistan’a terk edilmişti.

*Bu durumu değerlendiren Yunanistan, 06 Ağustos 2020’de Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşması imzaladı.

*Yunanistan’ın 06 Ağustos 2020’de belirlediği Münhasır Ekonomik Bölge Sınırları, Türk Kıta Sahanlığı içinde yer alıyor. Ayrıca Yunanistan, 2004 yılında işgal ettiği Dionisades ve Koufonisi adalarının kıta sahanlığını da kendi deniz sınırları içine kattı.

*Girit Adası’nın etrafında bulunan Dionisades ve Koufonisi adaları Yunanistan’ın işgal ettiği 18 Türk Adası arasında bulunuyor.

TÜRKİYE NE YAPMALI ?

*Yunanistan, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge tezlerini işgal ettiği Türk adaları ile Girit Adası ve Onikiada grubunda yer alan Çoban, Kerpe, Rodos ve Meis adalarına dayandırıyor.

*Türkiye, başta 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere taraf olduğu uluslararası antlaşmalardaki hak ve menfaatlerine sahip çıkarak bölgedeki egemenlik haklarını yeniden tesis etmelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : TAYYİP ERDOĞAN, MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI İÇİNDEKİ 18 TÜRK ADASI VE 2 TÜR K KAYALIĞI’NI YUNAN ASKERİNE TESLİM ETTİ !…


TAYYİP ERDOĞAN, MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI İÇİNDEKİ 18 TÜRK ADASI VE 2 TÜRK KAYALIĞI’NI YUNAN ASKERİNE TESLİM ETTİ !…

*AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 20 Ağustos 2020’de yaptığı konuşmada, adalar konusunda CHP’yi suçladı. Erdoğan, “Tek Parti CHP’sinin, Misak-ı Milli sınırlarımıza sahip çıkılmamasıyla, adalar meselesinde ürkek davranılmasının, ülkemize çok büyük maliyetleri olmuştur. CHP’nin ana karamızdan bir taş atımı mesafedeki adaların nasıl elimizden alındığını milletimize izah etmesi gerekir” dedi.

*Erdoğan’ın söylemleri, hem Misak-ı Milli hem de tarihi ve coğrafi gerçeklerle bağdaşmıyor. Misak-ı Milli’ye göre, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada işgal edilmeyen bölgeler bölünmez ve ayrılmaz Türk Yurdu’dur. Erdoğan’ın gündeme getirdiği adalar ise 30 Ekim 1918’den önce İtalya, Yunanistan ve Fransa’nın işgali altında olan adalardır. Yani Misak-ı Milli sınırları içinde değildir.

LOZAN’DA ADA VERİLMEDİ

*1923 Lozan Antlaşması ile ada verilmedi. Lozan Antlaşması’nda, Osmanlı Devleti döneminde, Yunanistan’a kullanma hakkı verilen Taşoz-Ahikerya adaları arasındaki toplam 9 adanın isimleri ile İtalya’nın 1915’te ilhak ettiği Onikiada , Rodos ve Meis olmak üzere toplam 14 adanın isimleri teyit edildi.

MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI İÇİNDEKİ ADALAR, 2004’TEN İTİBAREN YUNAN ASKERİNE TESLİM EDİLDİ !..

*Erdoğan, 27 Ocak 2018’de Kocaeli’de yaptığı konuşmada kendi döneminde verdiği adaları Lozan’a yükleyerek Atatürk ve İnönü’yü suçlamış ve Lozan da dahil tarihi dosyaları hazırlatarak milletimizle paylaşacağını iddia etmişti. Ancak, Erdoğan 2,5 yıldır dosyayı çıkartamadı.

*Tayyip Erdoğan’ın, Misak-ı Milli sınırları içinde olan 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı’nı, 2004-2020 yılları arasında Yunanistan’a nasıl teslim ettiğini milletimize izah etmesi gerekir.

YARGI, DİMİTRİ’NİN ÇİFTLİĞİ Mİ ?…

*2011 Yılından bu güne kadar, adaların işgal edildiğini belgeleyen yüzlerce haber yapıldı. Tayyip Erdoğan, haberlerin hiçbirisini tekzip etmedi, edemedi. Çünkü yapılan haberlerin hepsinin belgesi var. İzmir, Aydın ve Muğla İllerimiz birisi Türk diğeri Yunan olmak üzere ikişer vali ve ikişer belediye başkanı tarafından yönetiliyor. Türkiye batıdan bölündü.

*Vatan topraklarında binlerce silahlı Yunan askeri elini kolunu sallayarak dolaşırken, İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Muğla Cumhuriyet Başsavcılıkları olanı biteni turist gibi izliyor, soruşturma açmıyor ve suça ortak oluyor. Şimdi biz de soralım; Yargı Dimitri’nin çiftliği mi?

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// KUR. ALB. ÜMİT YALIM : ABD, Dedeağaç’ta Deniz ve Hava Üssü açtı


ABD, GAYRİASKERİ STATÜDEKİ DEDEAĞAÇ’TA DENİZ VE HAVA ÜSSÜ AÇTI !…

*Türkiye, Ayasofya ve Kanal İstanbul tartışmaları ile oyalanırken, ABD ve Yunanistan, Türk Boğazlarını devre dışı bırakacak bir projeye imza attı. Yunanistan’ın Dedeağaç bölgesindeki ABD Deniz ve Hava Üssü, 23 Temmuz 2020’de törenle açıldı. Karadeniz’i kontrol altına almak isteyen ABD, Bulgaristan ve Romanya’ya yapacağı askeri yığınak için Dedeağaç’taki Deniz ve Hava Üssü’nü kullanacak.

*Yunanistan ile ABD arasında 05 Ekim 2019’da imzalanan Savunma İşbirliği Anlaşması, 30 Ocak 2020’de Yunanistan Parlamentosu tarafından onaylandı. ABD, Yunan Parlamentosu’nun onayladığı anlaşma kapsamında, Larissa, Stefanovikeio ve Dedeağaç bölgesinde Askeri Üs açma hakkını elde etti.

*ABD, Yunanistan ile yaptığı anlaşma kapsamında 22 Temmuz 2020’de, Dedeağaç bölgesine askeri helikopter, askeri araç ve mühimmat yığınağı yaptı.

*Askeri yığınağın tamamlanmasını müteakip Dedeağaç ABD Deniz ve Hava Üssü 23 Temmuz 2020’de, resmi törenle açıldı. Törene, Yunan Savunma Bakanı Nikolaos Panagiotopoulos, ABD’nin Atina Büyükelçisi Goeffrey Pyatt ve Dedeağaç’ta konuşlu Yunan 12. Mekanize Piyade Tümeni’nin Komutanı katıldı.

ABD VE YUNANİSTAN LOZAN’I İHLAL EDİYOR !…

*ABD’nin Deniz ve Hava Üssü açtığı Dedeağaç bölgesi , 1923 Lozan Antlaşması’na göre gayriaskeri statüde. Lozan Antlaşması’ndaki Trakya Sınırlarına İlişkin Sözleşme gereği, Türkiye ile Yunanistan ve Bulgaristan arasında bulunan sınırın her iki tarafında 30 km. genişliğinde gayriaskeri bölge belirlendi.

*Yunanistan ve ABD, Lozan Antlaşması’nı ihlal ederken, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Savunma Bakanı Hulusi Akar olanı biteni turist gibi seyretti. Yunanistan’a müzik notası bile verilmedi.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Yunanistan-Mısır MEB Anlaşması


YUNANİSTAN, TÜRK ADALARINI ÖNCE İŞGAL ETTİ, SONRA KITA SAHANLIĞINA KATTI !…

*Kamuoyuna zafer diye sunulan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası’nın artçı sarsıntıları devam ediyor.

*Muhtıra ile Girit Adası etrafındaki adalarımız ile birlikte 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı da Yunanistan’a terk edilmişti.

*Bu durumu değerlendiren Yunanistan, 06 Ağustos 2020’de Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşması imzaladı.

*Yunanistan’ın 06 Ağustos 2020’de belirlediği Münhasır Ekonomik Bölge Sınırları, Türk Kıta Sahanlığı içinde yer alıyor. Ayrıca Yunanistan, 2004 yılında işgal ettiği Dionisades ve Koufonisi adalarının kıta sahanlığını da kendi deniz sınırları içine kattı.

*Girit Adası’nın etrafında bulunan Dionisades ve Koufonisi adaları Yunanistan’ın işgal ettiği 18 Türk Adası arasında bulunuyor.

TÜRKİYE NE YAPMALI ?

*Yunanistan, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge tezlerini işgal ettiği Türk adaları ile Girit Adası ve Onikiada grubunda yer alan Çoban, Kerpe, Rodos ve Meis adalarına dayandırıyor.

*Türkiye, başta 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere taraf olduğu uluslararası antlaşmalardaki hak ve menfaatlerine sahip çıkarak bölgedeki egemenlik haklarını yeniden tesis etmelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// Yılmaz Özdil : Eşek Adası


Yılmaz Özdil : Eşek Adası

5 Temmuz 2020

10 yıl önceydi.

Irak’ta kan gövdeyi götürüyordu.

El Ambar bölgesinde görev yapan Amerikalı albay John Falsom, enkaz yığınlarının arasında, vurularak yaralanmış bir eşek buldu.

Hem kan kaybından, hem açlıktan ölmek üzereydi.

Veteriner hekim çağırıldı, sahra hastanesinde ameliyat edildi, kurtarıldı.

Duman rengindeydi.

Mister Smoke adı verildi.

Birliğin maskotu oldu.

İnsan öldüre öldüre insanlıktan çıkan Amerikan askerleri, eşek sayesinde hayata geri dönmüştü, eşekle hatıra fotoğrafları çektirip, hasretle baba yolu gözleyen çocuklarına gönderdiler.

Askerlerin çocukları da bu sevimli fotoğrafları sosyal medya hesaplarına koydular.

Gazeteler üstüne atladı, manşet üstüne manşet yapıldı.

Eşek şöhret oldu.

Posterleri, tişörtleri, oyuncakları, rozetleri yapıldı.

Amerikan askerlerine, ailelerine ve savaşın yıkıcı görüntüleriyle sarsılan Amerikan toplumuna, moral kaynağı haline geldi.

Uluslararası Hayvanlara Karşı Zulmü Engelleme Vakfı devreye girdi, “Mister Smoke’u ABD’ye getirelim, gazilerin ve asker çocuklarının rehabilitasyon merkezine yerleştirelim, terapide kullanalım” dediler.

Pentagon’a danışıldı.

Pentagon’un gökte arayıp yerde bulduğu propagandaydı.

Eşeğin acilen savaş ortamından çıkarılıp “özgürlükler ülkesi”ne getirilmesi emri verildi.

O sırada, Iraklı bir köylü çıkageldi, “eşek benim eşeğim, geri verin” dedi.

Buyrun burdan yakın…

Amerikalılar, köylüyü ikna etmesi için, aracı olarak, işbirlikçi bir şeyh görevlendirdi.

Şeyh köylüyü çağırdı.

“Sevaptır, eşeği ver” dedi.

Köylünün sevap tarifesi belliydi, “30 bin dolar versinler, eşeği vereyim, paranın yarısını da sana vereyim” dedi.

Şeyh’in aklına yattı.

Köylüyü yanına alıp, albaya gitti, “30 bin dolar verin, eşeği alın” dedi.

Mevzu fazla uzadığı için albayın kafası zaten yeteri kadar bozuktu, “ya eşeği efendi gibi verin, ya da ikinizi birden buraya gömeyim” dedi.

Şeyhle köylü ikna oldu!

Eşeği hediye ettiler.

Böylece, eşeğin özgürlük seyahatine engel kalmamıştı.

Erbil’e getirildi.

Habur’dan Türkiye’ye sokulacak, İncirlik’ten ABD’ye uçacaktı.

Sayın hükümetimiz itiraz etti iyi mi…

Tarım bakanlığımız “eşekte hastalık varsa, maazallah bizim eşeklere de bulaşır, o yüzden yurda girişine izin veremeyiz” dedi.

Eşek krizi 21 gün sürdü.

Amerikalıların kafamıza çuval geçirmesine gıkını bile çıkarmayan sayın hükümetimiz, eşeğe dikleniyordu!

Neticede Amerikan elçiliği devreye girdi, diplomatik bir nezaketle “kapıyı hemen açın, yoksa biz açmasını biliriz” dediler.

Bizimkiler yelkenleri suya indiriverdi, kapıyı açtı.

Amerikalılar öfkelenmişti, eşeği İncirlik’ten askeri uçakla göndermekten vazgeçtiler, gözümüze sokmak için, inadına İstanbul’a getirdiler, Atatürk Havalimanı’ndan sivil kargo uçağıyla gönderdiler.

Eşek önce New York’a, oradan Nebraska’ya uçtu.

Sosyal medya fenomeni oldu.

Televizyon programlarına çıkarıldı.

Çizgi filmi bile yapıldı.

Rehabilitasyon merkezinde yaralı duygulara merhem oldu, 2012 yılında ölene kadar, özellikle gazi çocuklarının biraz olsun yüzünü güldürdü, ailelere psikolojik güç verdi.

Ve, madalyalı kahramanlar gibi büyük bir saygıyla, askeri törenle toprağa verildi.

Böylece…

Irak’ta taş üstünde taş bırakmayan, bir milyon Iraklıyı şakır şakır öldüren Amerikalılar, Iraklıların eşeğini kurtararak bütün dünyaya “insanlık reklamı” yaptı.

10 yıl sonra, bu hafta…

Yunanistan cumhurbaşkanı Katerina Sakelaropulu, Aydın Didim’in hemen karşısındaki Eşek Adası’nı ziyaret etti.

Sadece iki ay önce bu makama seçilmiş ve Yunanistan’ın ilk kadın cumhurbaşkanı olmuştu, ilk resmi seyahatini Eşek Adası’na yaptı.

(Türkiye’deki böşdöndürücü gündem trafiği nedeniyle yazmaya bir türlü fırsat bulamadım ama, yazmazsam eşeklik olurdu.)

Eşek Adası, Türkiye toprağıdır.

İstanbul Büyükada’nın iki misli büyüklüğündedir.

“Egemenliği herhangi bir anlaşmayla devredilmemiş adacık” statüsündedir.

Türkiye’ye ait olduğuna dair uluslararası haritalar var.

Türkiye toprağı olduğunu gösteren ABD ve İngiliz belgeleri var.

Ama, Yunanistan tarafından alenen işgal edildi.

Askeri üs kurdular, belediye başkanlığı kurdular, okul kurdular, kilise kurdular, nüfus taşıdılar, hapishane bile kurdular, mülteci hapishanesi, Türkiye’den Yunan adalarına geçen mültecileri yakalayıp, buraya tıkıyorlar.

Hem kendi milletinin gururunu okşamak için, hem de Türkiye’ye gövde gösterisi yapmak için, Eşek Adası’na helikopterle inen Yunanistan cumhurbaşkanı, askeri törenle karşılandı.

Eşek Adası’nın anı defterine şunları yazdı:

“Adanın fahri vatandaşı olma onuruna eriştiğim için teşekkür ederim, bu ada Yunanistan’ın ayrılmaz parçasıdır, egemenlik haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz, ulusal topraklarımızı vermeyeceğiz!”

(Teee Fizan’a asker göndermek için Libya tezkeresi çıkaran sayın hükümetimizin gıkı bile çıkmadı… Baroları bölmeye çalışmakla, kıdem tazminatını buhar etmekle, sosyal medyayı yasaklamakla meşgul oldukları için, Eşek Adası’nda olan bitenleri görmediler herhalde!)

Elalem, elalemin eşeğini işte böyle sahipleniyor.

Eşekleri rencide etmek istemem ama, eğer gerçekten devletin milletin bekasını düşünüyorsak, daha fazla eşeklik etmemek gerekiyor!

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : İŞGALCİ NİKOS DENDİAS’A CEVAP !…


E. KUR. ÜMİT YALIM : İŞGALCİ NİKOS DENDİAS’A CEVAP !…

*Yunan Savunma Bakanı’nın “Türkiye ile çatışmaya hazırız” sözlerinden sonra Dışişleri Bakanı Nikos Dendias da skandal bir açıklama yaptı. Lozan Antlaşması’nın dikkatle incelenmesini isteyen Dendias, Türkiye’nin Ege’deki egemenlik alanının 3 mille sınırlı olduğunu iddia etti.

*Ancak Lozan Antlaşması ve antlaşmaya ek olarak konulan 2 numaralı harita Dendias’ı yalanlıyor.

DENDİAS’IN 2015’TE GÖSTERİ YAPTIĞI EŞEK ADASI, İNGİLİZ VE ABD HARİTALARINA GÖRE DE TÜRKİYE’YE AİTTİR !…

*Dışişleri Bakanlığı’ndan önce Savunma Bakanlığı yapan Nikos Dendias, o dönemde 11 Ocak 2015’te Aydın Eşek Adası’na gelerek egemenlik ve bayrak gösterisi yapmıştı.

*1943 tarihli İngiliz Haritası İLE 1951 tarihli ABD Haritası’nda, Dendias’ın egemenlik ve bayrak gösterisi yaptığı Eşek Adası’nın, 12 Ada deniz sınırlarının dışında ve Türk egemenliğinde olduğu açıkça gösterilmiştir.

DENDİAS’A KÖTÜ HABER; 1945 BM ANTLAŞMASI VE 1969 VİYANA SÖZLEŞMESİ’NE GÖRE YUNANİSTAN’IN ONİKİADA ÜZERİNDE EGEMENLİK HAKKI YOKTUR !…

TÜRK DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI, DENDİAS’IN KÜSTAH AÇIKLAMALARINA NEDEN SESSİZ KALIYOR?

DENDİAS, ÜNAL ÇEVİKÖZ’DEN CESARET ALIYOR !…

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİN.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : İŞGALCİ NİKOS DENDİAS’A CEVAP !…


E. KUR. ÜMİT YALIM : İŞGALCİ NİKOS DENDİAS’A CEVAP !…

*Yunan Savunma Bakanı’nın “Türkiye ile çatışmaya hazırız” sözlerinden sonra Dışişleri Bakanı Nikos Dendias da skandal bir açıklama yaptı. Lozan Antlaşması’nın dikkatle incelenmesini isteyen Dendias, Türkiye’nin Ege’deki egemenlik alanının 3 mille sınırlı olduğunu iddia etti.

*Ancak Lozan Antlaşması ve antlaşmaya ek olarak konulan 2 numaralı harita Dendias’ı yalanlıyor.

DENDİAS’IN 2015’TE GÖSTERİ YAPTIĞI EŞEK ADASI, İNGİLİZ VE ABD HARİTALARINA GÖRE DE TÜRKİYE’YE AİTTİR !…

*Dışişleri Bakanlığı’ndan önce Savunma Bakanlığı yapan Nikos Dendias, o dönemde 11 Ocak 2015’te Aydın Eşek Adası’na gelerek egemenlik ve bayrak gösterisi yapmıştı.

*1943 tarihli İngiliz Haritası İLE 1951 tarihli ABD Haritası’nda, Dendias’ın egemenlik ve bayrak gösterisi yaptığı Eşek Adası’nın, 12 Ada deniz sınırlarının dışında ve Türk egemenliğinde olduğu açıkça gösterilmiştir.

DENDİAS’A KÖTÜ HABER; 1945 BM ANTLAŞMASI VE 1969 VİYANA SÖZLEŞMESİ’NE GÖRE YUNANİSTAN’IN ONİKİADA ÜZERİNDE EGEMENLİK HAKKI YOKTUR !…

TÜRK DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI, DENDİAS’IN KÜSTAH AÇIKLAMALARINA NEDEN SESSİZ KALIYOR?

DENDİAS, ÜNAL ÇEVİKÖZ’DEN CESARET ALIYOR !…

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİN.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : SAYIN KILIÇDAROĞLU VE CHP MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP !…


16 Haziran 2020

E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : SAYIN KILIÇDAROĞLU VE CHP MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP !…

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, partisinin milletvekillerine Mayıs ayında dağıttığı ve basınla paylaştığı Ege Adaları Bilgi Notu nedeniyle görsel ve yazılı basında çok sert bir şekilde eleştirildi. Cumhuriyet Gazetesi’nde Doç. Dr. Barış Doster, Odatv’de Prof.Dr. Suat Çağlayan, Sabah Gazetesi’nde Mahmut Övür, Aydınlık Gazetesi’nde Mehmet Sevigen, Halk TV’de Erol Mütercimler, Ünal Çeviköz’ü eleştirdi. Çeviköz’ü bir tek Murat Yetkin destekledi. Ancak, Yetkin’in destek vermek için kullandığı gerekçe yalan çıktı.

Adalar hakkında gündeme getirdiği tamamen yalan ve toplumun kafasını karıştıran iddiaları nedeniyle Çeviköz’ü, istediği TV kanalında tartışmaya davet ettim. Ancak, Çeviköz tartışmadan kaçtığı gibi yine toplumun kafasını karıştırmaya ve kaçak güreşmeye devam ediyor.

“Türk Karasuları, Dimitri’nin Çiftliği mi?” başlıklı açıklamam basında yayınlandıktan sonra Çeviköz, başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere birçok milletvekiline e-posta göndererek, Türkiye’nin 3 milin ötesinde egemenlik hakkının olmadığını iddia etti ve orta hat kuralının uygulanmasını istedi.

Çeviköz, önceden haber verdiğim halde 09 Haziran 2020 Salı akşamı Kanal-B’de kendisine yönelik olarak yaptığım suçlamalara cevap veremedi ve kanala bağlanamadı. Çeviköz, vatandaşlarımız tarafından twitter üzerinden yapılan eleştirilere de cevap veremedi.

BİLGİ NOTUNU KİM HAZIRLADI, KİM YAYINLADI?

Çeviköz tarafından dağıtılan bilgi notunu incelediğimizde, sayfa numaralarının bulunmadığı, notun power point sunum dosyasından kes, kopyala, yapıştır ve hababam usulü hazırlandığı görülmektedir. Bilgi notundaki yalanların kolaylıkla anlaşılması için ekte gönderdiğim bilgi notu kopyasındaki sayfa numaraları ve renkli işaretlemeler tarafımdan yapılmıştır. Bilgi notunun 10, 11 ve 12. sayfalarında tam 9 sefer adım ve soyadım yazılarak, şahsım ve basına yaptığım açıklamalar hedef alınmıştır. Çeviköz’ün beni bu kadar yakından takip etmesi mümkün değildir.

Ünal Çeviköz’ün dağıttığı bilgi notunun, AKP’liler ve Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanarak Çeviköz’ün eline tutuşturulduğu ve gündeme getirildiği anlaşılmaktadır. Çünkü Çeviköz’ün bilgi notundaki talepleri, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun söylemleri ile örtüşüyor.

MENTEŞE ADALARI SADECE ONİKİADA’DAN İBARET DEĞİLDİR!…

Bilgi Notunun 1 ve 2. sayfalarında Menteşe Adaları ile Onikiada’nın aynı olduğu vurgulanmıştır. Ancak, Menteşe Adaları grubunda Onikiada dışında onlarca ada vardır. Yunan işgali altında bulunan 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığından, 10 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı Menteşe Adaları bölgesinde bulunuyor. İşgal altında olan 3 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı (Koyun, Hurşit, Fornoz ve Venedik Kayalıkları) daha kuzeyde Saruhan Adaları bölgesinde, diğer 5 ada da Girit Adası’nın etrafında bulunuyor.

Menteşe Adalarının coğrafi tanımlaması, şark kurnazlığı ile kasten çarpıtılarak işgal edilen Türk adalarının Onikiada grubunda ve Yunanistan’a ait olduğu mesajı verilmeye çalışılmış.

SÜFERA (LONDRA BÜYÜKELÇİLER) KONFERANSI’NDA YUNANİSTAN’A ADALAR(EGE) DENİZİ KUZEYİNDEKİ 9 ADANIN SADECE KULLANMA HAKKI VERİLDİ !…

Çeviköz, “Büyük devletler, Londra Büyükelçiler Konferansı’nda aldıkları Kuzey-Doğu Ege Adaları konusundaki kararlarını 13 Şubat 1914’te Yunanistan’a ve 14 Şubat1914’te de Osmanlı Devleti’ne bildirirler. Buna göre, Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası haricinde, 13 Şubat 1914’te Yunan işgali altında olan adaların, Yunanistan’a verilmesi kararlaştırılır.” diyor (Sayfa 2, Paragraf 5). Ayrıca bu konunun Lozan Antlaşması’nın 12 ve 13. Maddelerinde teyit edildiğini söylüyor (S.4, P.5 ve 6)(S.5, P. 1). Ancak Osmanlı Arşivi’ndeki 14 Şubat 1914 tarihli Fransızca belge Çeviköz’ü yalanlıyor.

Yunanistan’a, Taşoz-Ahikerya arasında bulunan toplam 9 adanın egemenliği değil, sadece kullanma hakkı yani zilyetlik (possession) verildi. Yunanistan’ın zilyetliğine / kullanımına verilen toplam 9 ada da Yunan Hükümetince tahkimat yapılmayacağı ve adaların askeri amaçla kullanılmayacağı belirtildi.

Ayrıca, Ali Kurumahmut’un 1998 basımlı Ege’de Temel Sorun adlı kitabında, Prof.Dr. Hüseyin Pazarcı’nın 1986 basımlı, Doğu Ege Adaları’nın Askerden Arındırılmış Statüsü adlı kitabında, Prof.Dr. Sevin Toluner’in 2004 basımlı, Türkiye’nin Bazı Dış Politika Sorunları kitabında ve Deniz Bölükbaşı’nın 2004 basımlı, Turkey and Greece adlı kitabında Yunanistan’a, Kuzey Ege adalarının egemenliği değil, sadece kullanma hakkının yani zilyetlik (possession) hakkının verildiği açıkça yazılmıştır.

FAN FİN FON SEVİYESİNDEKİ ÇEVİRİYİ KİM YAPTI?

Çeviköz’ün bilgi notunda Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesinde geçen la souveraineté turque Türk egemenliği ifadesi Türkiye egemenliği olarak, 13. Maddede geçen le Gouvernement turc Türk Hükümeti ifadesi de Türkiye Hükümeti olarak çevrilmiş. (S.3, P.5 ve 8)

Çok iyi seviyede Fransızca ve İngilizce bilen Çeviköz’ün, fan fin fon seviyesinde çeviri yapması mümkün değil. Bu da bilgi notunun Çeviköz tarafından hazırlanmadığını açıkça gösteriyor.

ADALARIN KITA SAHANLIĞI VARDIR!…

Çeviköz, “Türkiye ise adaların Anadolu’nun doğal uzantısı üzerinde yer aldıklarından dolayı kıta sahanlığı olmaması gerektiğini söyler ve Ege’nin kendine özgü durumuna işaret eder” diyor (S.5, P.6).

Ancak, 02 Temmuz 1974’te, Türk Deniz Kuvvetleri, Genelkurmay Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın verdiği görüşler doğrultusunda, Ecevit-Erbakan Koalisyon Hükümeti tarafından TPAO’ya Ege Denizi’ndeki Türk Adalarının Kıta Sahanlığı’nda petrol arama ruhsatı verildi.

Ayrıca, Türk Deniz Kuvvetleri’nin gemileri 2017’de, TÜBİTAK Marmara Gemisi 2019’da, Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli ve Ahikerya adalarının kıta sahanlığı’nda araştırma yaptı.

ÇEVİKÖZ, UYUYOR MU? TÜRKİYE AKDENİZ’DE MÜNHASIR EKONOMİK BÖLGE(MEB) İLAN ETTİ!…

Çeviköz, “Türkiye, Karadeniz için MEB ilan ederken Akdeniz için etmemiştir” diyor (S.6, P.2).Çeviköz, herhalde ayakta uyuyor. Sarı çizmeli Mehmet Ağa bile Türkiye’nin Akdeniz’de MEB ilan ettiğini bilirken, TBMM’de görüşmelere katılan ve bu konuda basına açıklama yapan Çeviköz’ün söylemi tam bir skandaldır. Bilgi notununun dağıtımını üstlenen Çeviköz’ün, bilgi notunu yazmadığı gibi okumadığı da anlaşılıyor.

Çeviköz’e hatırlatalım; Türkiye, BM’ye verdiği 02 Mart 2004 tarihli nota ile Akdeniz’deki Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge doğu sınırının 32° 16’ 18’’ D boylamından geçtiğini deklare etti. 2011’de KKTC ile Kıta Sahanlığı Antlaşması imzalayan Türkiye, bu durumu 25 Nisan 2014 tarihli Resmi Mektup ile BM’ye iletti.

13 Kasım 2019 tarihli Resmi Mektupla Türkiye-Mısır orta hattını BM’ye ileten Türkiye, 27 Kasım 2019’da Libya ile imzaladığı Mutabakat Muhtırası ile Türkiye-Libya orta hattını belirledi. Libya ile belirlenen orta hat 27 Şubat 2020 tarihli Resmi Mektup ile BM’ye iletildi. Türkiye, Akdeniz’de Kıta Sahanlığı ve MEB ilan etmiştir. Ancak 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı ve MEB, Yunanistan, Libya ve Mısır’a terk edilmiştir.

TÜRKİYE’NİN 3 MİLİN ÖTESİNDE EGEMENLİK HAKKI VARDIR !…

Ünal Çeviköz, Türkiye’nin Adalar(Ege) Denizi’nde 3 milin ötesinde egemenlik hakkının olmadığını, 3 milin ötesindeki ada, adacık ve kayalıkların Türkiye’ye ait olmadığını iddia ederek orta hat kuralını uygulamamızı istiyor (S.8,P.4-S.9,P.2,3,4-S.11,P.2,3).

Türkiye, Md. 16 ile Tüm Adalar Üzerindeki Haklarından Vazgeçmiş Değildir. Lozan Barış Antlaşması’nın 16. maddesi, “Türkiye, … egemenliği işbu Antlaşma’da tanınmış adalardan başka bütün öteki adalar üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından vazgeçmiş olduğunu bildirir; … bu adaların geleceği, ilgililerce düzenlenmiştir ya da düzenlenecektir”

Md. 16’nın Lâfzı, Hükmün Toptan Feragat olarak Değerlendirilmesine Engeldir. Md. 16/1’in son tümcesi de Türkiye’nin sahillerinden itibaren üç milin dışında kalan bütün ada, adacık ve kayalıklar üzerindeki egemenlik haklarından vazgeçmediğini göstermektedir. (Prof. Dr. Sertaç Hami Başeren, Ege’de Temel Sorun-Ali Kurumahmut, Ankara 1998, S. 103,104)

Prof. Dr. Sertaç Hami Başeren ve Ali Kurumahmut’un da belirttiği gibi Türkiye Lozan Antlaşması’nın 16. Maddesi ile 3 milin ötesindeki egemenlik haklarını saklı tutmuştur. Türkiye, 04 Ocak 1932 Türk-İtalyan Sözleşmesi ile 3 milin ötesindeki egemenlik haklarını bütün dünyaya deklare etmiştir. Ayrıca Türkiye, 1996 Kardak Krizi’nde 3 milin ötesindeki egemenlik haklarına sahip çıkmıştır. Doğu Kardak Kayalığının sahillerimize olan mesafesi 3,6 mil, Batı Kardak Kayalığının mesafesi ise 3,8 mildir.

Ünal Çeviköz, 3 milin ötesinde olan Kardak Kayalıkları üzerinde Türkiye’nin egemenlik hakkının olmadığını yani Kardak Kayalıklarının Yunanistan’a ait olduğunu iddia ediyor. Kardak Kayalıkları Krizi sırasında Dışişleri Bakanı Deniz Baykal, Dışişleri Müsteşarı da Onur Öymen’di. CHP’li Baykal ve Öymen Kardak Kayalıklarının Türkiye’ye ait olduğunu bütün dünyaya deklare ederken aynı partide CHP’li Ünal Çeviköz, Kardak Kayalıklarının 3 milin ötesinde olduğu için Yunanistan’a ait olduğunu iddia ediyor. Çeviköz, Yunan Milletvekili mi?

MARATHİ ADASI’NIN YUNANİSTAN’A AİT OLDUĞUNU İDDİA ETMEK VATANA İHANETTİR !…

Ünal Çeviköz, Aydın İl sınırları içinde bulunan Marathi Adası’nın Yunanistan’a ait olduğunu ve işgal altında olmadığını iddia ediyor (S.8, P.5).

Marathi Adası’nın işgal altında olduğu Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun görevden ayrıldıktan sonra Ağustos 2016’da Marathi Adası’nı ziyaret etmesiyle ortaya çıktı. Önce Yunan basınında yer alan haberler daha sonra Türk basınında da yer aldı.

Bu gelişmeler üzerine Marathi Adası’nın bize ait olduğunu gösteren Resmi Gazete ile birlikte Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisinden temin ettiğim belgeleri basınla paylaştım. Belgeler, Gazeteci Sn. Özlem Gürses tarafından Sözcü Gazetesi’nde manşetten yayınlanarak kamuoyuna duyuruldu.

Marathi Adası’nın işgali konusunun CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından gündeme getirilmesi üzerine, AKP Hükümeti’nin borazanı Star Gazetesi uydurma bir haber yayınladı. Haberde Sn. Kılıçdaroğlu hedef alınarak, “Bu ne Marathi Kemal Bey! Oku Kılıçdaroğlu oku; Marathi değil Gürmenli” başlıklarına yer verildi.

Star Gazetesi’nin Patmos(Batnoz) Adası’nı Marathi Adası(Yunan) diye yutturmaya çalışarak büyük bir sahtekarlığa imza attığını belgeleyerek basınla paylaştım.

Ünal Çeviköz’ün bilgi notunda Star Gazetesi’ndeki söylemlerin benzerini kullanması ve dolaylı bir şekilde kendi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu hedef alması büyük bir talihsizliktir. Aydın Marathi Adası’nın Türkiye’ye ait olduğu dönemin CHP Hükümeti tarafından Milletler Cemiyeti (League of Nations)’ne tescil ettirilmiştir.

25 Ocak 1933 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Türk-İtalyan Sözleşmesi’nin 1. Maddesinde Volo(Çatal-ada) gibi iki isimli olan adalar özellikle belirtilmiştir. Anılan maddede Marathi Adası sadece tek isimli olarak yazılmış, Marathi (Gürmenli-ada) olarak yani iki isimli olarak yazılmamıştır.

Resmi Gazetenin ikinci sayfasında yayımlanan sözleşmenin 6. Maddesinde de “Yüksek Âkit Taraflar, işbu itilâfnamenin metni ile ona merbut haritalar arasında mutabakatsızlık hudusunda metnin muteber olacağında müttefiktirler” yazılıdır. Bu ifade, daha sonra ortaya çıkması muhtemel sahte haritalara karşı önlem olup metnin esas alınacağını belirtmiştir.

Sözleşmenin Milletler Cemiyeti’ne tescilinden sonra Lozan Antlaşması’nın tarafı olan İngiltere tarafından 1939’da basılan haritaya, anılan sözleşme çizilmiştir. Haritada, Marathi Adasının, 12 Ada deniz sınırlarının dışında ve Türk Adası olduğu açıkça gösterilmiştir.

1939 İngiliz haritasına ilave olarak 1943 tarihli İngiliz haritası ile 1951 ve 1957 tarihli Amerikan haritalarında da, Marathi Adası’nın, 12 Ada deniz sınırının dışında ve Türkiye’ye ait olduğu açıkça gösterilmiştir.

Çok sayıdaki belge ve bilgiye rağmen Marathi Adası’nın Yunan Adası olduğunu söylemek vatana ihanettir.

GİRİT ADASI’NIN DÖRTTE ÜÇÜ İLE ETRAFINDAKİ 14 ADA TÜRKİYE’YE AİTTİR !…

Girit Adası’nın hukuki statüsü hakkında basına yaptığım açıklamalarım Çeviköz tarafından eleştirilmiş ve Türkiye’nin Girit Adası ve etrafındaki adalar üzerinde herhangi bir hakkı olmadığı iddia edilmiştir (S.11, P.4,9) (S.12, P.1,2). Ancak, Çeviköz’ün eleştiri ve iddiaları doğru değildir.

Birinci Balkan Savaşı’nın sonunda 17/30 Mayıs 1913 tarihinde imzalanan Londra Antlaşması Md.4’e göre, sadece Girit Adası Balkanlı Müttefik Devletlere (Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan) verilmiş, Girit Adası’nın etrafındaki 14 Ada ile adacık ve kayalıklar Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde kalmıştır.

Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile 17/30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması’nın 5. Maddesi, 1-14 Kasım 1913 Atina Antlaşması’nın 15. Maddesi ve 13 Şubat 1914’te Yunan Hükümeti’ne tebliğ edilen karar teyit edildi. 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması Md. 15 ile Osmanlı Devleti ve Yunanistan, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması hükümlerini 5.Maddesi de dahil olmak üzere uygulayacakları konusunda anlaştı.

Böylece, 17/30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması’nın hükümleri kapsamında antlaşmanın 4. Maddesi de bir kez daha teyit edilerek, sadece Girit Adası Balkanlı Müttefik Devletlere (Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan) verildi, Girit Adası’nın etrafındaki 14 Ada ile adacık ve kayalıklar Osmanlı Devleti’nin halefi olarak Türkiye’nin egemenliğinde kaldı.

1923 Lozan Antlaşması ve Atatürk dönemi sonrasındaki süreçte Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ, Girit Adası üzerindeki haklarından fiilen feragat etti. Anılan dörtte üçlük pay aslına rücu ederek Türk toprağı oldu.

İŞGAL EDİLEN ADALAR VE KAYALIKLAR TÜRKİYE’YE AİTTİR !…

Çeviköz, bilgi notunda, “Basında belirtilen listelerde yer alan tüm ada-adacıklar National Geospatial-Intelligence Agency (USA) kayıtlarında Yunanistan’a ait gözükmektedir. Öte yandan gazetelerimizde yer alan haberlerde adaların İzmir, Aydın ve Muğla illerine bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Böyle ise bu adalara ilişkin kayıtların Milli Emlak ve/veya Tapu Kadastro’da bulunması gerekir. Bu yoksa yersiz ve yalan beyanda bulunuluyor demektir. Dışişleri Bakanlığı’nın İngilizce web sayfasında bu ada ve kayalıklar Yunanistan’a ait değildir denmektedir ama o ada ve kayalıklar Türkiye’ye aittir de denmemektedir.” ifadelerini kullanmış (S.8, P.6,7) (S.9, P.1).

1923 Lozan Antlaşması’na taraf olan İngiltere tarafından 1939 yılında yayınlanan haritada Yunan işgali altında olan adaların, 12 ada deniz sınırının dışında ve Türkiye’ye ait olduğu açıkça gösterilmiştir.

1947 Paris Antlaşması ile 12 adanın egemenliği İtalya’dan alınarak Yunanistan’a verildi. 1947 Paris Antlaşması’na taraf olan ABD tarafından 1957’de yayınlanan haritada da Yunan işgali altında olan adaların, 12 ada deniz sınırının dışında ve Türkiye’ye ait olduğu açıkça gösterilmiştir.

1923 Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesine ek olarak konulan haritaya baktığımızda, Lozan Antlaşması’nda verilmeyen ve altı kırmızı çizgi ile çizilmeyen 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı’nın Yunanistan tarafından işgal edildiği açık bir şekilde görülmektedir.

Lozan Antlaşması’na ekli harita ile İngiliz ve Amerikan haritalarında işgal edilen adaların Türk egemenliğinde bulunduğu görülmektedir. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 15 Ocak 2020’de CNN Türk TV’de, söz konusu adaların bize yani Türkiye’ye ait olduğunu söyledi. Eski Savunma Bakanı İsmet Yılmaz da TBMM’de 2015’de yaptığı konuşmada Yunan işgali altında olan adaların, Lozan ve Paris Antlaşmalarına göre hukuken Türkiye’ye ait olduğunu belirtti.

İşgal edilen ada ve kayalıkların tapuları İzmir, Aydın ve Muğla illerinin tapu dairelerinde muhafaza edilmektedir. Ayrıca, ada ve kayalıkların bize ait olduğunu gösteren belge ve haritalar da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nda mevcuttur.

Yunanistan’ın, Adalar(Ege) Denizi’nde, Türkiye’ye ait adaların bir kısmını 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren yerleşime/iskana açtığı ve feribot seferleri düzenlediği bilinen bir konudur. Ancak fiili işgal 2004 yılında başlamıştır. CHP Milletvekili Onur Öymen’in 26 Kasım 2004 tarihli soru önergesine cevap verilmedi. Böylece Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, Türk adalarına Yunan bayrağı dikildiğini ve adaların fiilen işgal edildiğini zımnen ve hukuken kabul etti.

Yunanistan’ın, AKP İktidarı döneminde, 2004 yılında iskana açtığı Küçük Çuha Adası henüz işgal edilmemiştir. Başbakan Bülent Ecevit, Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, Yunanistan’ın Plati Kayalığını 1999 yılında iskana açmasını engellemiştir.

Ecevit Hükümeti’nin iskana açılmasını engellediği Plati Kayalığı, Erdoğan ve AKP İktidarları döneminde 2006 yılında iskana açıldı ve 2020’de de işgal edildi.

Çeviköz, tıpkı Çavuşoğlu’nun yaptığı gibi iskan ile işgal kavramlarını birbirine karıştırarak Erdoğan ve AKP Hükümetlerini aklamaya çalışıyor (S.8, P.4).

Bu kadar bilgi ve belgeye rağmen, işgal altındaki ada ve kayalıkların Yunanistan’a ait olduğunu iddia eden Çeviköz’e ne denir onu da milletimizin takdirine bırakalım.

KAZANDIRICI ZAMAN AŞIMI ALEYHİMİZE KULLANILABİLİR !…

Çeviköz’ün, kazandırıcı zaman aşımı konusunda basına yaptığım açıklamaları anlamakta zorluk çektiği anlaşılıyor (S.10, P.4). Kazandırıcı zaman aşımı (acquisitive prescription), iç hukuktan uluslararası hukuka aktarılan bir kavram olup, başlangıçta bir hakka dayanmamakla birlikte bir ülke parçası üzerinde sürekli ve etkin egemenlik haklarını kullanan devletin belirli bir süre sonunda bu ülkeye sahip olmasını hukuksal açıdan kabul etmektedir. Türk Medeni Kanunu Madde 712’ye göre olağan kazandırıcı zamanaşımının süresi 10 yıldır. Adaların kazandırıcı zaman aşımı ile mülkiyet altına alındığını gösteren üç somut örnek vardır.

Birinci Örnek; Uluslararası Hakem Mahkemesi’nin 1928 tarihli Palmas Adası Kararı’dır. ABD ile Hollanda arasında uyuşmazlık konusu olan davayı inceleyen mahkeme, Palmas Adası’nın, üzerinde aktif egemenlik uygulaması yapan Hollanda’ya ait olduğuna karar vermiştir.

İkinci Örnek; Uluslararası Adalet Divanı’nın 1953 tarihli Minquiers ve Ecrehos Adaları Kararı’dır. Fransa ile İngiltere arasında uyuşmazlık konusu olan davayı inceleyen divan, Minquiers ve Ecrehos Adalarının, üzerinde aktif egemenlik uygulaması yapan İngiltere’ye ait olduğuna karar vermiştir.

Üçüncü Örnek; Uluslararası Hakem Mahkemesi’nin 1998 tarihli Zuqar ve Hanish Adaları Kararı’dır. Eritre ile Yemen arasında uyuşmazlık konusu olan davayı inceleyen mahkeme, Zuqar ve Hanish Adalarının, üzerinde aktif egemenlik uygulaması yapan Yemen’e ait olduğuna karar vermiştir.

Yunanistan işgal ettiği 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı üzerinde 2004’den itibaren 16 yıldır egemenlik uygulaması yapıyor. 10 Yıllık zaman aşımı süresi geçmiştir. Erdoğan ve AKP Hükümetleri 16 yıldır Yunanistan’a bir tek nota bile vermemiş, Yunanistan’ın egemenlik uygulamasını ve işgalini önlemek için TSK’ya Hükümet Direktifi vermemiştir.

Konunun Uluslararası Hakem Mahkemesi veya Uluslararası Adalet Divanı’na götürülmesi halinde Türkiye’nin davayı kaybetme ihtimali çok yüksektir. Görüldüğü üzere, Erdoğan ve AKP Hükümetleri kendilerinden sonra gelecek hükümetlerin mahkemeye başvurma hakkını da ellerinden almıştır. Yunanistan’a 1947 Paris Antlaşması ile egemenliği devredilen ada sayısı 14’tür. Yunanistan, Menteşe Adaları bölgesindeki 18 Türk Adasını işgal ederek ada sayısını 14+18=32’ye çıkarmıştır. Sorunun diplomasi yoluyla çözülmesi en uygun hareket tarzıdır. Ancak sorun diplomasi yoluyla çözülemezse kuvvet kullanılması kaçınılmazdır.

ÇEVİKÖZ, ADALAR HAKKINDA SORU ÖNERGESİ VERİLMESİNİ İSTEMİYOR !…

Ünal Çeviköz, “partisinin milletvekillerinden Ege adalarıyla ilgili herhangi bir soru önergesi verilmemesi gerektiğine” işaret etti. Çeviköz, “Bu konuda soru önergesi vermemiz iktidarı sıkıştırmaktan çok, bizi zor durumda bırakabilecek bir durum oluşturmaktadır” dedi. CHP’li Çeviköz, Dışişleri Bakanlığı’nın Ege Adaları konusundaki önergelere uluslararası hukuk çerçevesinde Türkiye’nin durumuna zarar vermemesi için yanıt vermeyeceğini dile getirdi.

AKP Hükümeti’ni denetleme yollarından birisi soru önergesidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş ile birlikte Meclis’in etkinliği azalmıştır. Çeviköz, soru önergesi verilmesini engelleyerek AKP Hükümetinin tamamen denetimsiz kalmasını istiyor. CHP Milletvekillerinin, adaların işgali konusunda soru önergesi vermelerinden Ünal Çeviköz ile birlikte Yunan Hükümeti de rahatsız. Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi Loukakis, 2016’da CHP Genel Merkezi’ne gelerek, “Lütfen, CHP adalar konusunu gündeme getirmesin. CHP, ekonomiyi eleştirsin, eğitimi eleştirsin ama adalar konusunu eleştirmesin. Bu talep hükümetimin talebidir.” dedi.

Sn. Kılıçdaroğlu ve CHP Milletvekilleri, Yunan Hükümeti’nin bu taleplerine ve telkinlerine boyun eğmeyerek vatan topraklarına sahip çıktı. İYİ Parti Genel Başkanı Sn. Meral Akşener ve İYİ Parti Milletvekilleri de vatan topraklarına sahip çıkıyor. Daha önceleri MHP Milletvekilleri de soru önergesi vererek adalarımıza sahip çıkmıştı.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Ünal Çeviköz’ün adalar hakkında gündeme getirdiği tamamen yalan ve toplumun kafasını karıştıran iddiaları yukarıda sunulan bilgi ve belgelerle tamamen çürütülmüştür. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, bakanlık internet sitesinde ve basın üzerinden cevap veremediği konuları bilgi notu haline getirerek Çeviköz üzerinden servis ettiği anlaşılmaktadır.

Çeviköz’den cesaret alan Yunan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias da Türkiye’nin 3 milin ötesinde egemenlik hakkının olmadığını iddia etmiştir. Türk basınında küstah bakan olarak tanımlanan Dendias ile Çeviköz arasında hiçbir fark yoktur.

Yunan Başbakanı Çipras’ın dahi savunamadığı konuları Çeviköz’ün savunması dikkat çekmektedir. Çeviköz’ün hem AKP Hükümeti’nin hem de Yunan Hükümeti’nin sözcülüğünü yaptığı ve her iki hükümet tarafından kullanıldığı açıkça görülmektedir.

Çeviköz’ün tamamen yalan iddialarına itibar edilmemelidir. Vatan topraklarına sahip çıkmak milli bir görevdir.

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

Bilgi Notu’ndaki sayfa numaraları ve renkli işaretlemeler tarafımdan yapılmıştır-Ümit YALIM

Mayıs 2020

EGE ADALARI HAKKINDA BİLGİ NOTU

Hazırlayan: DIŞ İLİŞKİLERDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI

EGE ADALARI MESELESİ nedir?

• Ege Denizi’nde farklı büyüklüklerdeki 2000’den fazla kara parçasının 24 tanesi 100 km2’den büyüktür ve 100 tanesinde de yerleşim vardır.

• Ege Denizi’ndeki adalar şu gruplara ayrılır:

-Trakya/Boğazönü Adaları (Kuzey-Doğu Ege Adaları),

-Saruhan Adaları,

-Menteşe (Onikiada) Adaları,

-Şeytan (Kuzey Sporat) Adaları,

-Kiklat Adaları,

-Güney Ege Adaları grubu.

• 1830 yılına kadar kesintisiz olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altında kalan Ege adalarının Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmaya başlaması ve sonuç olarak Ege Adaları üzerindeki Osmanlı egemenliğinin fiilen sona ermesi aşağıdaki gelişmelerin sonucunda olmuştur:

-Yunanistan’ın bağımsızlığını elde etmesi (1830),

-Trablusgarp Savaşı esnasında İtalya’nın Menteşe Adalarını (Onikiada) işgal etmesi (1912),

-Balkan Savaşları sırasında Yunanistan’ın Kuzey-Doğu Ege Adalarını işgal etmesi ve bu işgallerin I. Dünya Savaşı boyunca devam etmesi.

Boğazönü Adaları da denilen Kuzey-Doğu Ege Adaları ile Menteşe Adaları da denilen Onikiada birbirlerine karıştırılmamalıdır.

• Balkan Savaşı başlayınca 1912’de İtalya ve Osmanlı Devleti Uşi Antlaşması’nı imzalar. Bu antlaşmanın 2. maddesine göre Osmanlı Devleti, Onikiada’daki İtalyan işgalini kabul eder. İtalyanlar, Osmanlı Devleti tüm kuvvetlerini Libya’dan çektiğinde adalardan çekileceğini söylese de bu gerçekleşmez. Çünkü İtalya, 1. Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun Trablusgarp’tan çekilmediğini ileri sürecektir.

• Yunanistan, Kuzey-Doğu Ege Adaları’nı (Boğazönü) Balkan Savaşı’nda (1912-1913) işgal eder. Osmanlı Devleti ile Balkan Devletleri arasında 30 Mayıs 1913’te imzalanan Londra Antlaşması’yla Kuzey-Doğu Ege Adaları konusu büyük devletlere (İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya ve İtalya) havale edilir. Bu antlaşmayla, Osmanlı Devleti Girit üzerindeki haklarından da vazgeçer.

• Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 14 Kasım 1913 tarihinde imzalanan Atina Antlaşması’yla Kuzey-Doğu Ege Adalarının durumu yine büyük devletlerin kararına bırakılır.

• Büyük devletler, Londra Büyükelçiler Konferansı’nda aldıkları Kuzey-Doğu Ege Adaları konusundaki kararlarını 13 Şubat 1914’te Yunanistan’a ve 14 Şubat 1914’te de Osmanlı Devleti’ne bildirirler. Buna göre, Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası haricinde, 13 Şubat 1914’te Yunan işgali altında bulunan adaların, Yunanistan’a verilmesi kararlaştırılır. Büyük Devletler, bu adaların silahlandırılmayacağı, tahkim edilmeyeceği ve askerî amaçlarla kullanılamayacağı kaydını da karara koyarlar.

• I. Dünya Savaşı’nın sonunda Onikiada ve Kuzey-Doğu Adaları’nın (Boğazönü) tamamı Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmış durumdaydı. Lozan Barış Antlaşması’yla Boğazönü Adaları’ndan Gökçeada (İmroz) ve Bozcaada Türkiye’ye geri verildi. Meis adası ise İtalya’ya verildi. Diğer adaların egemenlik durumunda bir değişiklik olmadı.

• Türkiye, Lozan Barış Antlaşması’yla adalar konusunda mevcut fiili durumu onaylamıştır. Tutanaklar incelendiğinde, Meis hariç Oniki Ada’nın müzakere bile edilmediği, ada meselesinde çoğunlukla kuzeydeki adaların tartışıldığı görülür. Fakat bu durum üzerinden Lozan’ın eleştirilmesi ve Lozan’ın bir başarısızlık olarak gösterilmesi tarihsel gerçeklikle bağdaştırılamaz. Zira, Sevr gibi bir antlaşmadan sonra yapılmış olan Lozan’ın önceliği adalar olmamıştır. Bugün adalar üzerine yapılan hiçbir tartışma – Türkiye Ege’de hangi sorunları yaşarsa yaşasın – Lozan Antlaşması’nın paramparça edilmiş bir imparatorluğun ardından zafer kazanılarak yapılmış bir bağımsızlık belgesi olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir.

LOZAN’A GİDERKEN

• Lozan Konferansı’na katılan Türk heyetine Ankara Hükümeti’nin verdiği 14 maddelik talimatın 4. Maddesinde ‘Adalar’ konusunda “Duruma göre davranılacak, kıyılarımıza pek yakın olan adalar ülkemize katılacak, olmazsa Ankara’dan sorulacak” denilmiştir. Başka bir ifadeyle, Adalar konusunda heyete kesin bir talimat verilmemiştir.

Lozan’da Türk ve Yunan tezleri:

• Türkiye, Kuzey Ege Adaları’ndan karasuları içinde olan ve kıyıya çok yakın olan adaların güvenlik ve hukuksal gerekçelerle kendisinde kalmasını istiyor; 1914’te büyük devletlerce Yunanistan’a bırakılan büyük adaların (Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Nikarya) ise tarafsız ve bağımsız bir siyasal varlık olmaları gerektiğini söylüyordu.

• Yunanistan, adaların nüfusunun büyük çoğunlukla Yunanlılardan oluştuğu ve savaşta adalardan kaynaklanan bir tehdit olmadığı gerekçeleriyle adalardaki egemenliğin kendisinde olması gerektiğini ileri sürüyordu.

• 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın Ege Adaları’na ilişkin hükümleri şunlardır:

Madde 12 — İmroz ve Bozca Adaları ile Tavşan Adaları dışında, Doğu Akdeniz Adaları ve özellikle Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adaları üzerinde Yunan egemenliğine ilişkin 17/30 Mayıs 1913 günlü Londra Andlaşmasının beşinci ve 1/14 Kasım 1913 günkü Atina Andlaşmasının on beşinci Maddeleri hükümleri uyarınca 13 Şubat 1914 günkü Londra Konferansında alınıp 13 Şubat 1914 günü Yunan Hükümetine bildirilen karar, işbu Andlaşmanın İtalya’nın egemenliği altına konulan ve on beşinci Maddede yazılı olan Adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak koşulu ile doğrulanmıştır. Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adalar, işbu Andlaşmada tersine hüküm olmadıkça, Türkiye egemenliği altında kalacaktır.

Madde 13 — Barışın korunmasını sağlamak amacı ile, Yunan Hükümeti, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adalarında aşağıdaki önlemlere saygı göstermeyi yükümlenir:

Birincisi : Bu Adalarda hiçbir deniz üssü ve hiçbir istihkâm kurulmayacaktır.

İkincisi : Yunan, savaş uçakları ve öteki hava araçlarının Anadolu kıyısındaki topraklar üzerinde uçması yasaklanacaktır. Buna karşılık, Türkiye Hükümeti de savaş uçaklarının ve öteki hava araçlarının sözü geçen Adalar üzerinde uçmasını yasaklayacaktır.

Üçüncüsü : Söz konusu Adalarda Yunan Silahlı Kuvvetleri, silâh altına alınıp yerinde eğitilebilecek olan normal askersel birlikle ve tüm Yunanistan topraklarındaki jandarma ve polis sayısı ile orantılı olacak, bir jandarma ve polis örgütü ile sınırlı kalacaktır.

Madde 14 — Türkiye egemenliği altında kalan İmroz ve Bozca Adaları, yerel yönetim ve kişi ve malların korunması konusunda, yerli elemanlardan oluşan ve müslüman olmayan yerli halka her bakımdan güven verici özel bir yerel yönetimden yararlanacaktır. Bu Adalarda güvenlik ve düzen, yukarıda sözü geçen yerel yönetim eliyle yerli halk arasından toplanan ve yerel yönetimin emrinde bulunan bir polis tarafından sağlanacaktır. Rum ve Türk nüfus mübadelesine ilişkin olarak Yunanistan ile Türkiye arasında yapılmış ya da yapılacak bağıtlar İmroz ve Bozca Adaları halkına uygulanmayacaktır.

Madde 15 —Türkiye aşağıda sayılan Adalar üzerindeki tüm hak ve senetlerinden İtalya yararına vazgeçer : Bugün İtalya’nın işgali altında bulunan Astampalya (Astropalia), Kodoş (Rhodes), Kalki (Calki), Skarpanto, Kazos (Casso), Piskopis (Tilos), Misiros (Misyros), Kalimnos (Kalymnos), Lcros, Patmos, Lipsos (Lipso), Sombeki (Simi) ve Istanköy (Koş) Adaları ile bunlara bağlı olan adacıklar ve Meis (Castellorizo) Adası (2 numaralı haritaya bakılması).

Madde 16 — Türkiye işbu Andlaşmada belirlenen sınırları dışındaki tüm topraklar ile bu topraklardan olup gene bu Andlaşma ile üzerinde kendi egemenlik hakkı tanınmış bulunanlar dışındaki Adalarda -ki bu toprak ve Adaların geleceği ilgililerce saptanmış ya da saptanacaktır- her ne nitelikte olursa olsun, sahip olduğu tüm hak ve senetlerden vazgeçtiğini açıklar. İşbu Maddenin hükümleri komşuluk nedeniyle Türkiye ile ortak sınırı bulunan ülkeler arasında kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan özel hükümleri bozmaz.

• Lozan’da Adalar’la ilgili maddelere ilişkin notlar:

-12. Madde’ye göre, Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adaları başta olmak üzere Doğu Akdeniz adaları Yunanistan’a verilmekte ve -Londra ve Atina antlaşmalarına yapılan atıflar uyarınca- silahsızlandırılmaktadır.

-13. Madde’ye göre, Yunanistan’a verilen Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adaları silahsızlandırılmaktadır.

-14. Madde, İmroz ve Bozcaada’nın Türkiye’nin egemenliğinde olduğunu teyit etmektedir.

-Türkiye ile Yunanistan arasında Ege’de Lozan dengesi diye adlandırılabilecek bir denge kurulmuştur. Silahsızlandırılmış adalar, eşit karasuyu, paylaşılmamış kıta sahanlığı ve geniş açık deniz temeline dayanan bu dengenin fazla bozulmaması, her iki devletin de Ege’den eşit koşullarda yararlanması gerekmektedir.

-Türkiye Lozan’da, Gökçeada, Bozcaada, Tavşan Adaları ve Anadolu sahillerine üç milden az uzaklıkta bulunan adaların, adacıkların ve kayalıkların hepsini almıştır. Ayrıca Yunanistan’a bırakılan adaların askerden, silahtan arındırılmasını sağlamıştır.

• Yunanistan, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasından yaklaşık 24 yıl sonra, 1947 Paris Barış Antlaşması’nın 14. Maddesi uyarınca, Lozan Barış Antlaşması’nda İtalya’ya bırakılan Menteşe Adaları’nı (Onikiadalar) ve Meis’i de bitişik adacıkları ile beraber gayri askerî statüde olmaları kaydıyla elde etmiştir.

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege’de yaşanan sorunlar:

Karasuları sorunu: Hem Türkiye hem Yunanistan karasularının Ege Denizi’ndeki genişliği 6 deniz milidir. Ancak, Yunanistan’ın 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne dayanarak Ege’deki karasularını 12 mile çıkarma niyetine karşı Türkiye, ‘genel, kapsamlı kuralların, Ege gibi kapalı ya da yarı kapalı özellikler taşıyan denizlerde uygulanamayacağını, bir devletin komşu devletin açık denize çıkışını engelleyemeyeceğini’ söyler ve eğer Yunanistan karasularını 12 mile çıkarırsa bunu savaş nedeni sayacağını belirtir. Ayrıca, Türkiye 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmamıştır.

Yunanistan’ın karasularını 12 deniz miline çıkarması durumunda, Ege Denizi’ndeki çıkar dengeleri Türkiye’nin aleyhine değişecektir. Şu anda, sahip olduğu birçok ada sebebiyle, Yunanistan’ın karasuları Ege Denizi’nin %40’ını oluşturmaktadır. Karasularının 12 deniz miline çıkarılması durumunda bu oran %70’e yükselmektedir. Bu durumda açık deniz büyüklüğü %51’den %19’a düşerken, Türkiye’nin karasuları da Ege Denizi’nin %10’undan daha az kalmaktadır.

Kıta sahanlığı sorunu: Meselenin hukuksal bir sorun olduğunu ileri süren Yunanistan, 1958 Cenevre ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmelerine atıfla adaların kendi başlarına kıta sahanlığı olduğunu söyler. Yunanistan kendisini bir takımada devleti olarak kabul ettirerek en dıştaki adaları da birleştirecek çizginin içinde kalacak denizi “iç su” ilan etmek niyetindedir.

Sorunun aynı zamanda siyasi bir sorun olduğunu ileri süren Türkiye ise adaların Anadolu’nun doğal uzantısı üzerinde yer aldıklarından dolayı kıta sahanlığı olmaması gerektiğini söyler ve Ege’nin kendine özgü durumuna işaret eder. Türkiye, konunun siyasi bir anlaşmayla çözümünden yanadır.

Hava sahası: Yunanistan, 1931 yılında, hava sahasını kıyıdan itibaren 3 milden 10 mile çıkaran bir karar aldı. Türkiye buna 1974’ten sonra tepki gösterdi ve Yunan hava sahasını 6 mil olarak kabul edeceğini söyledi.

FIR Hattı (Uçuş Bildirim Bölgesi): FIR, Sivil havacılık uçuşlarının güvenliğini sağlamak amacıyla kurulan ve sınırları yine Sivil Havacılık Örgütü tarafından onaylanan, içerisinde uçuş bilgisi, arama-kurtarma ve ikaz sistemlerinin sağlandığı hava sahası demektir. Yunanistan, FIR düzenlemesinin askeri uçaklar da dahil tüm uçakları kapsadığını ileri sürmekte, Türkiye ise yalnızca sivil uçakların bilgi verme yükümlülüğü olduğunu, askeri uçaklar konusunun ikili anlaşmalarla düzenlenmesi gerektiğini söylemektedir.

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB): 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ile oluşturulan bir deniz alanı olan MEB, bir kıyı devletine ait karasularının ölçüldüğü esas çizgiden öteye 200 deniz mili kadar uzanabilir. Bu alana sahip olmak isteyen devlet buna ilişkin bir ilanda bulunmalıdır. İlgili devlet, MEB’de (su tabakası, deniz yatağı, deniz yatağının altı) bazı ekonomik haklara ve yetkilere sahip olur. Türkiye, Karadeniz için MEB ilan ederken Ege ve Akdeniz için etmemiştir. MEB konusu Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama faaliyetleri bağlamında gündeme gelmekte ve Türkiye ile Yunanistan arasında gerginliğe neden olmaktadır.

Gayrı askeri statüdeki adaların (Doğu Ege Adaları) silahlandırılması sorunu:

Silahsızlandırılacak adalar:

➢ Boğazönü adalarından Limni ve Semadirek (Lozan Boğazlar Sözleşmesi)

➢ Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya (Lozan Barış Antlaşması)

➢ Oniki Ada (1947 Paris Barış Antlaşması)

Yunanistan’ın tezleri:

✓ 1936 Montreux Boğazlar Sözleşmesi Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine geçer. Türkiye nasıl Boğazları silahlandırma hakkı kazandıysa Yunanistan’ın da Boğazönü adalarını silahlandırma hakkı vardır.

✓ Lozan Barış Antlaşması’nda silahsızlandırılacağı kabul edilen adalar, gerçek bir tehdit karşısında meşru savunma hakkına dayanılarak silahlandırılmaktadır.

✓ Onikiadalar ve Meis’i Yunanistan’a veren 1947 Paris Antlaşması’na Türkiye taraf olmadığı için bu konuda hak iddia edemez.

Türkiye’nin tezleri:

✓ 1936 Montreux Boğazlar Sözleşmesi Türkiye’nin güvenliğini sağlamak için yapılmıştır. Lozan’ın Montreux ile çelişmeyen hükümleri de geçerliliklerini korumaktadır. Çanakkale Boğazı önündeki adaların aynı rejime sahip olmaları gerekmez.

✓ Meşru savunma hakkı fiili saldırı durumunda geçerlidir ve bir tehdit bu hakkı doğurmaz. Türkiye’den kaynaklanan bir tehdit de yoktur.

✓ Onikiadalar ve Meis konusunda, adaların silahsızlandırılması her devletin saygı göstereceği objektif bir statü oluşturmaktadır. Türkiye, Onikiadalar’la hukuki bağdan yoksun değildir.

Egemenliği tartışmalı kara parçaları (coğrafi formasyonlar) sorunu: Ege’de üzerinde iskân olanağı olmayan çok sayıda coğrafi formasyon vardır. Bunların egemenliği meselesi, karasuları ve kıta sahanlığının genişliği konularında da rol oynar. Aralık 1995’te yaşanan Kardak Krizi’nden sonra TSK, antlaşmalarda yer almayan adacık ve kayalıkların envanterini çıkararak Doğu Ege’de gri alanlar olduğunu ileri sürdü ve her iki tarafa ait olmayan, aidiyetleri saptanmamış adacıklar bulunduğunu ve Yunanistan’ın bu adacıklar üzerinde egemenlik iddia edemeyeceğini söyledi. Adacık ve kayalıklara ilişkin hem Türkiye ve hem Yunanistan Lozan ve Paris Barış Antlaşmaları’na referans yaparlar ancak, iki ülkenin söz konusu anlaşmalara ilişkin yorumları birbirlerine zıttır.

Kardak krizinden sonra

• Madrid Mutabakatı: Kardak krizinden sonra ABD’nin devreye girmesiyle Türkiye ve Yunanistan 8 Temmuz 1997’de Madrid Mutabakatını imzaladılar. Mutabakatın içeriği:

1) Barış, güvenlik ve iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesinin devamı hususlarında karşılıklı taahhüt;

2) Bir diğerinin egemenliğine saygı;

3) Uluslararası hukuk ilkelerine ve uluslararası anlaşmalara saygı;

4) Birbirlerinin güvenlikleri ve milli egemenlikleri açısından büyük öneme sahip Ege’deki meşru, hayati çıkarlarına ve endişelerine karşılıklı saygı;

5) Yanlış anlamalardan kaynaklanan ihtilaflardan kaçınılması arzusu ve karşılıklı saygı temelinde tek taraflı eylemlerden sakınılması taahütü;

6) Anlaşmazlıkların, ortak rızaya dayanarak ve kuvvet kullanımı veya kuvvet tehdidi olmadan barışçı yollardan çözümlenmesi taahhütü.

• İstikşafi Görüşmeler: İki ülkenin dışişleri bakanlığı yetkililerinin katıldıkları görüşmeler Mart 2002’de başladı. Bugüne kadar Ege sorunlarını ele alan onlarca toplantı yapıldı.

Bazı Adaların Yunanistan tarafından işgal edildiği iddiası

• Son yıllarda, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde bazı adaları işgal ettiği Türkiye kamuoyunda sıkça konu olmaktadır. İşgal edildiği iddia edilen adalar, Eşek (Agathonisi), Koyun (Oinousses), Hurşit (Thymaina), Bulamaç (Farmakonisi), Fornoz (Fourni Korseon), Nergizçik (Arkoi), Kalolimnoz (Kalolimnos), Keçi (Pserimos), Sakarcılar (Gyali), Koçbaba (Levitha), Ardacık (Syrna), Gavdos, Tavşan (Dhia), Dionisades (Yeniçeri), Gaidhouronisi, Koufonisi ve Ardıççık (Kinaros) adalarıdır.

• Söz konusu adaların işgal edildiğini iddia edenlerin ana argümanı, Adaların durumuna ilişkin anlaşmalarda boşluklar olduğu, anlaşmalarda isimleri yazılmayan ada, adacık ve coğrafi formasyonların Yunanistan’a ait sayılamayacağıdır. Yunanistan’ın bu konudaki argümanı ise söz konusu toprak parçalarının Onikiada grubuna ait büyük adaların bir uzantısı olduğu şeklindedir.

• İşgal edildiği iddia edilen bazı adalarda AKP’den önce de yerleşim vardır ve feribot seferleri yapılmaktadır. Söz konusu adalar, Türkiye sınırlarına 3 milden daha uzak mesafededir.

• Marathi Adası konusundaki tartışmalara ise daha yakından bakmak gerekir. Bu adanın Türkiye adına tescilli olduğu halde işgal altında olduğu iddia edilmektedir. 4 Ocak 1932’de imzalanan Türk-İtalyan Sözleşmesi’nin 1. Maddesi uyarınca Marathi Adası da dahil olmak üzere bir takım ada, adacık ve kayalıklar Türkiye’nin egemenliği altındadır. Ancak, söz konusu anlaşmanın 1. maddesinde Türkiye’nin egemenliği altında olduğu belirtilen ada, adacık ve kayalıkların hemen hepsi Kaş’ın (Antalya) karşısında yer almaktadır. Bunların arasında yer alan Marathi’nin bugünkü adı Gürmenli’dir (bu adaya Körmenli de denilmiştir). İşgal edildiği iddia edilen Marathi (Marathos) Adası ise Nergizcik Adası’nın (Arkoi) batısında ve Onikiada grubundan Patmos ve Lipsi adalarının yakınında yer almaktadır.

TARTIŞMALARDAKİ YANLIŞLIKLAR NELERDİR?

Öncelikle hangi ada ve kayalıklardan bahsedildiği konusu mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır. Basında belirtilen listelerde yeralan tüm ada-adacıklar National Geospatial-Intelligence Agency (USA) kayıtlarında Yunanistan’a ait gözükmektedir.

Öte yandan gazetelerimizde yer alan haberlerde adaların İzmir, Aydın ve Muğla illerine bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Böyle ise bu adalara ilişkin kayıtların Milli Emlak ve/veya Tapu Kadastro’da bulunması gerekir. Bu yoksa yersiz ve yalan beyanda bulunuluyor demektir.

Dışişleri Bakanlığı’nın İngilizce web sayfasında bu ada ve kayalıklar Yunanistan’a ait değildir denmektedir ama o ada ve kayalıklar Türkiye’ye aittir de denmemektedir.

Konuyla ilgili olarak Lozan Antlaşması’nın 16. maddesi kilit öneme haizdir:

Turkey hereby renounces all rights and title whatsoever over or respecting the territories situated outside the frontiers laid down in the present Treaty and the islands other than those over which her sovereignty is recognised by the said Treaty, the future of these territories and islands being settled or to be settled by the parties concerned.

The provisions of the present Article do not prejudice any special arrangements arising from neighbourly relations which have been or may be concluded between Turkey and any limitrophe countries".

Açıkçası, Türkiye, Antlaşmada anılanlar dışındaki adalar üzerindeki haklarından feragat etmiştir. Son paragrafta değinilen "Türkiye ile komşuları arasında gerçekleştirilebilecek özel düzenlemeler" ise sadece 1932 yılında İtalya ile yapılmıştır…

II. Dünya Savaşı’nı kazanan ülkelerin İtalya ile yaptıkları 1947 tarihli Paris Antlaşması’nda Lozan Antlaşması ile İtalya’ya bırakılmış olan "12 Ada Grubu"nun Yunanistan’a devredileceği belirtilmekte, ancak "as well as the adjacent islets" ifadeleriyle mücavir adacıklardan da söz edilmektedir.

Bu durumda yapılabilecek tek şey basınımızda sözügeçen ada-adacık ve kayalıkların Lozan ve Paris Antlaşmalarında anılan veya atıfta bulunulanlar dışında üçüncü bir kategori olduğunu, bu ada ve kaya parçalarının "kayıt dışı" kaldığını iddia etmek, bunu ispatlamak ve olabilecekse bunların statüsünü Yunanistan ile müzakereye açmak olabilir. Bu konuyu Adalet Divanı’na götürmek ise her zaman risklidir.

Bu belirsizlik vaki ise, o ada ve kayalıkların hukuki zeminde bize ait oldukları ileri sürülemediği müddetçe bir "işgal"den sözetmeyip yaratılan bir "fiili oldu-bitti"den veya "adaların Yunanistan tarafından sahiplenildiği"nden söz etmek daha uygun olacaktır.

Ayrıca, Lozan’da "karasularının genişliği"ne ait bir ifade bulunmadığını, buna mukabil kara kıtasından itibaren üç mile kadar olan mesafedeki adaların kıyı ülkesine ait olacağının belirtildiğini de hatırda tutmakta yarar bulunmaktadır.

BU KONU BİR SİYASİ TARTIŞMA VE İKTİDARI ELEŞTİRME UNSURU OLARAK KULLANILMAMALIDIR

Ege’de sayıları tartışmalı ada-adacık-kaya parçaları üzerindeki aidiyet tartışmalarının Yunanistan ile değil de ülke içinde ve siyasi partiler arasında, üstelik de basın aracılığıyla yürütülmekte olması hoş değildir.

Herşeyden önce, 1923’te Lozan Antlaşması ile "feragat ettiğimiz ada-adacıklara sahip çıkılmamasının" sözde gayri milli olarak nitelendirildiği bir söylem ucuz bir siyasetin ürünüdür. İktidar bu tür ucuz söylemlerle egemenlik ve bağımsızlığımızın temel direği olan Lozan’ı da küçük düşürme gayreti içindedir. Buradaki asıl amaç Lozan’ı müzakere eden kadroları, Atatürk ve İnönü’yü küçük düşürmektir. Buna asla fırsat verilmemelidir.

Öte yandan ortada yoğun bir "bilgi kirliliği" de vardır. Örneğin Ümit Yalım’ın "kazandırıcı zamanaşımı" kavramı üzerinden hareketle sorunun artık hukuk temelinde aranamayacağını, çözümün ancak siyasi ve hatta askeri olabileceğini belirtmiş olması son derece endişe vericidir. Üstelik uluslararası hukukta "kazandırıcı zamanaşımı" kavramının tek kriteri zaman unsuru değildir. Ayrıca, nereden türettildiği meçhul "10 sene" kriteri de kasıtlı bir çarpıtmaya dayanak olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.

Yunanistan 1970’lerin ortalarından itibaren kendi karasularını 12 mile çıkarma çabaları içinde olmuş, 12 mil kuralının bizim taraf olmadığımız 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne de dahil edilmesi üzerine beyanlarını bu hukuki zemin temelinde ileri sürmeye başlamış, ancak böyle bir adımın tarafımızdan "casus belli" (savaş nedeni) olarak nitelendirileceğini görünce konuyu tırmandırmamayı yeğlemiştir.

1923 Lozan ve 1947 tarihli Paris Antlaşmaları kapsamındaki tüm "ada ve adacıklar" üzerindeki egemenlik hakları konusu ise artık kapanmıştır ve yapılabilecek birşey yoktur. Yapılabilecek tek şey uluslararası anlaşmalarla silahsızlandırılmış olmaları gereken fakat Yunanistan’ın zaman içinde silahlandırmış olduğu ada ve adacıklarla (iles et ilots) ilgilenmek ve hukukun bizden yana olmasından hareketle bunların silahsızlandırılmış statülerine dönüşlerinin sağlanması yönünde çaba sarfetmektir.

Lozan Antlaşması’nda "adalar ve adacıklar" büyüklüğüne göre ayrıştırılmamış, "kaya parçaları" (rochers) kavramı ise tanımlanma yapılmadan sadece 1932 Türkiye-İtalya Anlaşması’nda kullanılmış, Lozan’ın 15. maddesinde kayıtlı "Oniki Ada" ise, Lozan’ın aksine, bu kez silahsızlandırılmaları kaydıyla 1947 tarihli Paris Antlaşması’nın 14. maddesiyle Yunanistan’a bırakılmıştır.

"Kaya parçacıkları" taraf olmadığımız 1982 tarihli Deniz Hukuku Sözleşmesi ile "insan yaşamına veya ekonomik bir faaliyete imkan vermeyen, ekonomik bölgesi ve kıta sahanlığı olmayan" kara parçaları olarak tanımlanmıştır (madde 121). Sözleşme’de "adacık" kavramına yer verilmemiştir.

Ümit Yalım’ın verdiği mülakatlarda Lozan Antlaşması’nın 12-16. maddelerini uluslararası anlaşmaların yazım tekniğine hakim olmadan yorumlaması, yanlış veya eksik tercümelerden hareketle değerlendirmeler yapması ve paragrafları işine geldiği gibi başından-sonundan kırparak okuması bu konunun yersiz bir şekilde gündemde kalmasına yol açmaktadır.

Ümit Yalım’ın karasularımızın 3 milden 6 mile çıkarılmış olması üzerine zamanında bize ait olmayan ada-adacıkların da artık karasularımız içinde ve dolayısıyla bize ait olduklarını iddia etmesi de, bu gibi durumlarda kuralın "Ortay Hat" olacağını bilmemezlikten geldiğini göstermektedir.

Lozan’ın 12. maddesinde atıfta bulunulan 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması ile irtibatlı olarak Girit adası hakkında ileri sürdüğü görüşler ile Lozan Antlaşması’nın 16. maddesi hakkındaki söyledikleri de, şayet hukuk nosyonu eksikliği değil ise, kasıtlı çarpıtmadır.

16. madde hakkında Ümit Yalım "Türkiye işbu Antlaşma ile üzerlerinde kendi egemenlik hakkı tanınmış olan adalardan başka adalar üzerinde – ki toprak ve adaların geleceği ilgililer tarafından karara bağlanmış veya bağlanacaktır" ifadesini kullanmaktadır. Oysa orijinal metin şu şekildedir…

"Türkiye işbu Muahedede musarrah hudutlar haricinde kâin bilcümle arazi üzerinde ve bu araziye müteallik ve kezalik işbu Muahede ile üzerlerinde kendi hakkı hâkimiyeti tanınmış olan adalardan gayri cezireler üzerinde – ki, bu arazi ve cezirelerin mukadderatı alâkadarlar tarafından tâyin edilmiş veya edilecektir – her ne mahiyette olursa olsun haiz olduğu bilcümle hukuk ve müstenidatından ferağat ettiğini beyan eyler".

Lozan ile saptanan kara sınırlarımız dışındaki kara parçaları ve Antlaşma’da bize verildiği kayıtlı adalar dışındaki tüm adalar üzerindeki haklarımızdan feragat ettiğimizin belirtildiği cümleyi yok saymak ve buna dayanarak mütalaa ve iddialarda bulunmak konuyu saptırmaktır.

Türetilen cümle ve sonundaki "bağlanacaktır" ifadesiyle Yalım Lozan’da adalar konusunda hiçbir karar alınmamıştır gibi ütopik bir sonuca varmak istemektedir.

12. maddede anılan 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması ve Girit: Yalım’a göre Girit’in ve çevresindeki beş adanın bize ait olması gerekmektedir. Londra Antlaşması’nın dördüncü maddesinde;

"His Majesty the Emperor of the Ottomans declares that he cedes to their Majesties the Allied Sovereigns the island of Crete and that he renounces in their favour all rights of sovereignty and all other rights which he possessed in that island" ifadesi yer alır.

Yalım, kendi tezi uğruna bunu;

"Majesteleri Osmanlı İmparatoru Girit adasını Majesteleri Müttefik Krallara bırakır" şeklinde orijinal metnin lafzı ve ruhuna uymayan bir tercüme ile çarpıtmakta, adeta meseleyi egemenliğin değil zilliyetliğin devri olarak tanımlamaktadır. Sözkonusu Antlaşma ulgaristan, Montenegro, Sırbistan ve Yunanistan arasında imzalanmış olup Antlaşmanın 5. maddesiyle Girit adası hariç tüm Ege adalarının geleceği 6 Büyük Devlete (İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, İtalya, Avusturya-Macaristan) devredilmiştir.

Yalım, Lozan Antlaşması’nın 12. maddesinin metnini de kesintiler yaparak okumaktadır. Oysa 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması’nın Girit dışındaki tüm Ege adalarıyla ilgili hükümleri bilahare 14 Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşması’nın 15. maddesi ile de teyid olunmuştur. Bunun da ötesinde Ümit Yalım mülakatlarında Büyük Devletlerin 13 Şubat 1914’te Yunanistan’a, ertesi gün de Osmanlı İmparatorluğu’na birer nota ile tebligat yaparak Gökçeada, Bozcada ve Castellorizo dışındaki (zaten Yunanistan’ın işgali altında olan) tüm Ege adalarını Yunanistan’a aktarmış oldukları keyfiyetini yok farzetmektedir. Oysa Lozan Antlaşması’nın 12. maddesi bu Antlaşmalara ve anılan tebligata açıkça atıfta bulunmaktadır.

Lozan Antlaşması’nın 12. maddesi Yunanistan’a verilen adaları tanımlamakta, 13. maddesi bu adaların silahsızlandırılmış statüsünü tarif etmekte, 14. maddesi alınan adaları, 15. maddesi ise İtalya’ya verilen adaları sıralamaktadır. Tek nüsha ve Fransızca olarak imzalanan Antlaşmanın 16. maddesinin orijinal metni aşağıdaki şekildedir:

"La Turquie déclare renoncer à tous droits et titres, de quelque nature que ce soit, sur ou concernant les territoires situés au delà des frontières prévues par le présent Traité et sur les iles autres que celles sur lesquelles la souveraineté lui est reconnue par ledit Traité, le sort de ces territoires et iles étant réglé ou à régler par les intéressés.

Les dispositions du présent Article ne portent pas atteinte aux stipulations particulières intervenues ou à intervenir entre la Turquie et les pays limitrophes en raison de leur voisinage".

İhtiyaten maddenin Antlaşma’nın kanunlaştığı dönemdeki Türkçe tercümesi ile Milletler Cemiyeti’ne tevdi edilmiş İngilizce versiyonunu da görelim:

"Türkiye işbu Muahedede musarrah hudutlar haricinde kâin bilcümle arazi üzerinde ve bu araziye müteallik ve kezalik işbu Muahede ile üzerlerinde kendi hakkı hâkimiyeti tanınmış olan adalardan gayri cezireler üzerinde – ki, bu arazi ve cezirelerin mukadderatı alâkadarlar tarafından tâyin edilmiş veya edilecektir – her ne mahiyette olursa olsun haiz olduğu bilcümle hukuk ve müstenidatından ferağat ettiğini beyan eyler.

İşbu maddenin ahkâmı mücaverat münasebetiyle Türkiye ile hemhudut memleketler arasında takarrür etmiş veya edecek olan ahkâmı hususiyeyi ihlâl etmez".

"Turkey hereby renounces all rights and title whatsoever over or respecting tie territories situated outside the frontiers laid down in the present Treaty and the islands other than those over which her sovereignty is recognised by the said Treaty, the future of these territories and islands being settled or to be settled by the parties concerned.

The provisions of the present Article do not prejudice any special arrangements arising from neighbourly relations which have been or may be concluded between Turkey and any limitrophe countries".

Bu maddenin ilk paragrafında sözü edilen "les intéressés" (alâkadarlar – parties concerned) feragat edilen arazi ve cezireleri devralan ve paylaşacak ülkeleri ifade etmektedir. Türkiye bu ülkeler grubuna dahil değildir. Türkiye "alâkadarlar" kategorisinde olsaydı maddenin ikinci paragrafının yazılmasına gerek kalmazdı. Dolayısıyla Türkiye’nin komşularıyla yapabilecekleri sadece 16. maddenin son paragrafıyla sınırlıdır.

"Oniki Ada" açısından zihinde tutulması gereken bir başka metin ise İtalya ile 4 Ocak 1932 tarihinde yapılan Sözleşmedir. Bu Sözleşme ile sözkonusu ada grubu ile ilgili olarak gündemde bulunan sorunlar da yine Lozan Antlaşması’nın 16. maddesinin son paragrafı tahtında ve o dönemin iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde çözümlenmiştir. İtalya bilahare II. Dünya Savaşı’nın mağlubu olarak 1947 Paris Antlaşması ile "Oniki Ada"yı Yunanistan’a devretmiştir. Günümüzde işgal edildiği iddia olunan adalar meyanındaki Marathi adasının ise 1932 Sözleşmesi’nde anılan ve Türkiye’ye bırakılan Kaş yakınındaki Marathi adasından farklı, ama benzer isimdeki bir diğer ada (Nergizcik/Arki adasının güney-batısında – Oniki Ada grubundaki – Marathos) olduğu düşünülmektedir.

1923 Lozan Antlaşması, 1932 Türk-İtalyan Sözleşmesi ve 1947 Paris Antlaşması ile Ege’deki ada ve adacıklara ilişkin haklar belirlenmiş olduğundan geriye bu metinlerde sözü geçmeyen, meskun olmayan "kaya parçaları" (rocks or geographical formations) kalmaktadır. Bunlar üzerinde bir tartışma açmak mümkündür ve İtalya ile 1932’de yapıldığı gibi Lozan’ın 16. maddesinin ikinci paragrafı tahtında Yunanistan nezdinde bir girişime tevessül olunabilir. Yunanistan’ın buna yanaşmayacağı da dikkate alınarak bu kaya parçalarını Uluslararası Adalet Divanı’na götürme şeçeneği ayrıca değerlendirilebilir. Ancak davayı kazanma olasılığımız dikkatlice analiz edilmelidir.

Yunanistan’ın bu kaya parçalarından bazıları üzerinde, meskun mekanlar olmasa bile, AB’den aldığı fonlarla göçmen kuşları inceleme/izleme veya doğayı koruma noktaları oluşturmakta olduğuna dair duyumlar da bulunmaktadır.

Bütün bu tablodan hareketle ve siyasi bir demagojiye ve polemiğe de taraf olmaktan kaçınılması amacıyla;

a) Silahsızlandırılmış olması gerekirken silahlandırılmış adaların durumunun ikili ve uluslararası alanda takibinin;

b) İşgal edildiği iddia edilen ada-adacıklara ilişkin hukuki statünün uçuşan mülakatlar veya yazılan kitaplar temelinde değil uzmanlarınca değerlendirilmesinin, bize ait oldukları ifade olunanların her birine ilişkin somut dayanakların da ortaya konulmasının;

c) Özet olarak, Ege Adaları konusundaki beyanat ve girişimlerimizin odak noktası, silahsızlandırılmış olması gerekirken silahlandırılmış adaların durumu olmalıdır. İşgal edilmediği açık olan veya Yunanistan’ın sahiplendiği konusunda muğlaklık bulunan ada, adacık ve kayalıklar konusunda basındaki bir takım demeçler veya dayanaksız iddialar üzerinden hareket etmek belki kısa vadede bir takım çevrelerde heyecan yaratabilir; ancak orta ve uzun vadede ne CHP ne Türkiye için kazançlı olur. Bu nedenle, uluslararası mahkeme kararlarına dayalı olması gereken argümanları ileri sürerken ortak menfaatlerimizi düşünerek hareket etmemizin, daha doğru bir yaklaşım olacağı düşünülmektedir.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Onikiada Türkiye’ye Aittir !.


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Onikiada Türkiye’ye Aittir !…

Türkiye, 1923 Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesi ile Osmanlı Devleti döneminde 1915’te ilhak edilen Onikiada, Rodos ve Meis olmak üzere toplam 14 ada üzerindeki haklarından İtalya yararına vazgeçti. Anılan adalar, Batnoz, Lipso, İleriye, Kelemez, İstanköy, İstanbulya, İncirli, Sömbeki, İleki, Herke, Rodos, Kerpe ve Çoban adaları ile bu adalara bağlı olan adacıklar ve Meis Adası’dır.

İkinci Dünya Savaşı sırasında, Onikiada önce Almanlar, daha sonra da İngilizler tarafından işgal edildi. Türkiye’nin Onikiada’yı geri alma talebi İngiltere tarafından reddedildi.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na girmediği için Onikiada’nın kaderinin belirlendiği Paris Konferansı’na davet edilmedi. Bu konferans neticesinde 10 Şubat 1947 günü imzalanan ParisAntlaşması ile Onikiada’nın egemenliği İtalya’dan alınarak Yunanistan’a verildi.

1945 BM ANTLAŞMASI VE 1969 VİYANA SÖZLEŞMESİ’NE GÖRE YUNANİSTAN’IN ONİKİ ADA ÜZERİNDE EGEMENLİK HAKKI YOKTUR!…

21 Devlet arasında imzalanan 1947 Paris Antlaşması’nın 14. Maddesine göre Onikiada gayri askeri statüde olup Yunanistan, bu adalara asayişi sağlayacak miktarda jandarma ve polis dışında asker yerleştiremez.

1947 Paris Antlaşması’na göre gayri askeri statüde olan adalar 1960’ların ilk yarısından itibaren Yunanistan tarafından silahlandırılmaya başlandı. Türkiye bu durumu ilk defa 1964’te protesto etti. Daha sonra Nisan 1975’te Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne nota gönderen Türk Hükümeti, Yunanistan’ın adaları silahlandırmasını protesto etti ve bu durumun Türkiye’nin güvenliğini tehdit ettiğini bildirdi.

Yunanistan, Onikiada bölgesinde bulunan gayri askeri statüdeki adalardan Rodos Adası’na 1 Yunan Mekanize Tümeni; İstanköy Adası’na 1Yunan Mekanize Tugayı konuşlandırdı. Batnoz, Lipso, İleriye, Kelemez, İstanbulya, İncirli, Sömbeki, İleki, Kerpe ve Meis olmak üzere toplam 10 ada’ya da Tabur- Alay seviyesinde askeri birlik konuşlandırdı. Ayrıca, Türkiye’ye yönelik jet harekatı için, İstanköy ve Rodos Adası’na havaalanları inşa eden Yunanistan anılan adalardaki havaalanlarına savaş uçakları yerleştirdi. Mevcut durum itibarıylaOnikiada bölgesinde gayri askeri statüdeki 14 Adadan 12’si silahlandırıldı.

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’ne göre (Madde 39, 9, 40 ve 35), çok taraflı antlaşma hükümlerinin değiştirilmesinde temel kural, antlaşma hükümlerininoybirliği ile değiştirilmesidir.Oybirliği sağlanamazsa antlaşmanın üçte iki oy çokluğu ile değiştirilebileceği de kabul görmektedir.(1945 Birleşmiş Milletler Antlaşması Md.108)

Türkiye ile birlikte toplam 8 devletin taraf olduğu 1923Lozan Antlaşması Boğazlar Sözleşmesi, yine Lozan’a taraf olan toplam 8devletin katılımı ve oybirliği ile 1936’da değiştirilerek Türk Boğazları Montrö Sözleşmesi imzalandı.Yapılan değişiklik,Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi ve BM Antlaşması’na uygun olarak yapıldığı için uluslararası hukuk kurallarına göre meşru bir değişikliktir.

Türkiye ile birlikte toplam 8 devletin taraf olduğu 1923 Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesiise,Lozan’a taraf olan 5 devletin (İngiltere, Fransa, Yunanistan, Yugoslavya, İtalya) ve Lozan’a taraf olmayan 16 devletin katılımı ile 1947’de değiştirilerek Paris Antlaşması imzalandı.Yapılan değişiklik ile Onikiada’nın egemenliği İtalya’dan alınarak Yunanistan’a verildi.Oy birliği veya üçte iki oy çokluğu olmadan yapılan bu değişiklik, sözleşme ve antlaşmalara aykırı olduğu içinmeşru olmayıphukuken geçerli değildir ve uluslararası hukuk kurallarına göre Yunanistan’ın Onikiada üzerinde egemenlik hakkıyoktur.

Türkiye, 1947 Paris Antlaşması’na taraf olmadığı için üçüncü devlet statüsündedir. Paris Antlaşması’nın Türkiye açısından hiçbir bağlayıcılığı yoktur.

1923 Lozan Antlaşmasıyla, Türkiye ile Yunanistan arasında Adalar(Ege) Denizi’nde bir denge sağlanmıştır.1947 Paris Antlaşması ile Onikiada’nın egemenliği İtalya’dan alınarak Yunanistan’a devredildiği için Adalar(Ege) Denizi’ndeki denge Türkiye’nin aleyhine bozulmuştur. Böylece Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesi esaslı bir şekilde ihlal edilmiştir.Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’ne(Madde 60) göre Lozan Antlaşması’ndaki denge esaslı bir şekilde ihlal edildiği için antlaşmanın 15. Maddesi sona ermiş ve geçerliliğini kaybetmiştir. Mevcut durum itibarıyla, Onikiada Türkiye’ye aittir.

Yunanistan, Onikiada üzerinde bulunan bütün askeri birliklerini ve vatandaşlarını ana kıtasına çekerek adaları boşaltmalı ve bölgedeki toplam 14 adayı Türkiye’ye iade etmelidir.

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri