CIA DOSYASI : CIA FETÖ’yü Yunanistan’da sahaya sürdü


CIA FETÖ’yü Yunanistan’da sahaya sürdü

CIA’nın firari operasyon elemanlarından FETÖ’cü Abdullah Bozkurt, Ankara ile Atina arasındaki gerilimde Türkiye’nin ulusalcı siyasetlerini eleştirdi, Dr. Doğu Perinçek ve Amiral Cem Gürdeniz’i hedef aldı.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerginliğin yüksek olduğu dönemde CIA, Avrupa’daki FETÖ’cüleri sahaya sürdü. Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki milli siyasetlerini hedef alan FETÖ’cüler, bunun sorumlusu olarak da Vatan Partisi lideri Dr. Doğu Perinçek ile Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’i gösterdi.

FETÖ’nün sitesi Nordic Monitor’de Abdullah Bozkurt imzasıyla yayınlanan bir haberde, Balyoz kumpasında gündeme gelen ve sahteliği defalarca ispat edilen sözde Suga Harekat Planı yeniden gündeme getirildi. Suga Harekat Planı’nın "2003 yılında iç siyasi hedefler için komşu Yunanistan ile kasıtlı olarak gerginlik yaratmak maksadıyla sahte bayrak operasyonu yapılmasını içerdiği" kaydedilen haberde, planın bugün güncellenerek devreye sokulduğu ileri sürüldü. Haberde planın sahibinin Amiral Cem Gürdeniz olduğu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından yürütüldüğü ve Vatan Partisi lideri Dr. Doğu Perinçek tarafından desteklendiği iddia edildi. Haberde "Bugün İslamcı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve onun destekçisi, militan siyasetçi Doğu Perinçek liderliğindeki neo-milliyetçiler (Ulusalcı) tarafından yönetilen hükümetin zihniyetini anlamak için, Suga gizli planını hatırlamak gerekir" ifadeleri kullanıldı.

YUNAN BASINI ATLADI

FETÖ’cü Abdullah Bozkurt’un Balyoz yalanlarına Yunan basını da atladı. Greek City Times sitesi Bozkurt’un yalanlarını alarak, "Belgeler, Türkiye’nin Yunanistan ile mevcut düşmanlığının 2003’teki gizli askeri planla bağlantılı olabileceğini gösteriyor" başlığıyla sundu. Haberde "Suga’nın yazarı Cem Gürdeniz, bugünlerde hükümet yanlısı ağlarda yer alıyor, şahin bir çizgi vaaz ediyor ve Türkiye’nin Yunanistan ile askeri olarak angaje olması gerektiği fikrini destekliyor" denildi.

SUGA’NIN YALANLARI

Yargılamalar süresince sözde Suga Harekat Planı içerisinde üç binden fazla yanlış bilgi olduğu tespit edilmiş, daha sonra verilen takipsizlik kararında bilgilerin sahteliğine ilişkin dikkat çeken ayrıntılar yer almıştı. Karara göre;

  • Suga, plan formatına aykırı hazırlanmış.
  • Askeri yazışma kurallarına uymuyor.
  • Planı yazdığı iddia edilen Ramazan Cem Gürdeniz, o tarihte karargahta görevli değil.
  • Mesaj ilgi numarası sahte.
  • Eklerde adı geçen bazı askerler, Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli.

ABDULLAH BOZKURT KİMDİR?

FETÖ’nün Today’s Zaman Gazetesi’nin eski Ankara Temsilcisi Abdullah Bozkurt, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Avrupa’ya kaçarak İsveç merkezli Nordic Monitor sitesini kurdu. Siteyi bir operasyon merkezine çeviren Bozkurt, Türkiye’den kaçırdıkları kimi gizli kimi sahte belgelerle Avrupa’yı Türkiye’ye karşı kışkırtma görevini üstlendi. Libya’daki üst düzey istihbaratçı komutanları ifşa eden Bozkurt ve ekibi, Karlov suikastından kısa süre önce de "Türkiye’de büyükelçiler güvende değil" haberleri yapmıştı.

‘FETÖ RADYOAKTİF KİRLENME GİBİDİR’

FETÖ’nün Yunanistan konusunda sahaya sürülmesini Aydınlık’a değerlendiren Amiral Cem Gürdeniz, şunları söyledi:

"Görüyoruz ki Türkiye’de hala FETÖ’yü aklamaya ve FETÖ ile ilişkileri normalleştirmeye çalışanlar var. Görüyoruz ki hala üst düzey siyasi ve stratejik düzeyde, FETÖ’yle mücadelede büyük eleştirilere neden olan uygulamalar var. İsveç’ten Türkiye’ye melanet kusmaya devam eden FETÖ yapılanmasının Doğu Akdeniz ve Ege gibi Türkiye’nin en hayati çıkarlarının söz konusu olduğu bir konjonktürde, Yunanistan için nasıl hararetle çalıştığını görüyoruz. Kumpas olmasının yanı sıra kullanılan dijital malzeme üzerinden sahteliği binlerce kez Türkiye ve Amerika’daki dijital bilirkişiler tarafından ispat edilmiş FETÖ mamulü ürünlere 10 yıl sonra tekrar başvurmaları, Türkiye’de hala FETÖ’ye hizmet hareketi gözüyle bakanlara da bir ders olur. FETÖ radyoaktif kirlenme gibidir. İhanet ve kötülüklerinin sonu yoktur."

KARA PARA DOSYASI : MASAK’ta neler oluyor… ???? Erdoğan’ın kimlik numarası ile FETÖ şüphelilerinin ilişkisi ne ????


MASAK’ta neler oluyor… ???? Erdoğan’ın kimlik numarası ile FETÖ şüphelilerinin ilişkisi ne ????

Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Mali Suçları Araştırma Kurulu’nda (MASAK) dikkat çeken gelişmeler yaşanıyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Mali Suçları Araştırma Kurulu’nda (MASAK) dikkat çeken gelişmeler yaşanıyor.

Son olarak MASAK Başkanı Osman Dereli’nin görevden alınmasıyla gündeme gelen MASAK ile ilgili CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’a sorular sordu. Sözcü Gazetesi Yazarı Aytunç Erkin, CHP İstanbul Milletvekili, CHP’li Yüksel Mansur Kılınç’ın soru önergesini köşesine taşıdı.

Albayrak’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi sunan Yüksel Mansur Kılınç, “Entegre Mali İstihbarat Sistemi (EMİS) ‘nde FETÖ şüphelilerinin para hareketleri takip edilirken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın T.C kimlik numarası çıkmış mıdır” diye sordu.

Kılınç, 30 Haziran 2020 tarihinde 115 eski MASAK çalışanının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın T.C kimlik numarasıyla MASAK sisteminde sorgulama yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alındığını, 15 gün sorgulanan şüphelilerden 114’ünün sessiz sedasız savcılıktan serbest bırakıldığına dikkat çekti.

Konuyu köşesine taşıyan Sözcü Yazarı Aytunç Erkin, “MASAK’ta Neler Oluyor” başlıklı yazısında şöyle anlattı:

Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Mali Suçları Araştırma Kurulu’nda (MASAK) çarpıcı gelişmeler yaşanıyor… 15 Temmuz darbe girişiminin ardından MASAK’ın başına getirilen Osman Dereli, 9 Ağustos 2019’da görevden alındı. Yerine ise Hayrettin Kurt’un getirildiği açıklandı.

Kasım 2019’da ise MASAK’ta çok sayıda personelin görevine son verilerek, bu isimler başka kurumlara gönderildi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı kararla önceki gün Osman Dereli MASAK Başkanlığı’ndan alındı. Ağustos 2019’da Osman Dereli’nin görevine son verilmesine karşın, resmi görevden almanın bir yıl sonra gelmesi dikkat çekti.

İlginçlikler bitmedi

114 kişi serbest kaldı…

Entegre Mali İstihbarat Sistemi (EMİS) suç gelirinin aklanması ve terörün finansmanı ile mücadele süreçlerini yönetmek üzere MASAK BT Modernizasyon Programı kapsamında oluşturulan entegre bir yazılım sistemi. EMİS.ONLINE Sistemi, şüpheli işlemlerin bildirimi, elektronik tebligatın gerçekleştirilmesi ve yükümlülere sunmuş olduğu raporlar ile interaktif bir iletişim kanalı olma özelliğini haiz bir çevrim içi uygulama.

Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğü ekipleri, savcılığın talimatıyla Mali Suçları Araştırma Kurulu’nda 15 Temmuz darbe girişiminden sonra göreve getirildiği belirtilen ve Kasım 2019’da başka kurumlara gönderildikleri ileri sürülen 115 eski personele 30 Haziran 2020 tarihinde operasyon düzenledi. 114’ü savcılıktan serbest bırakılan şüphelilerin Cumhurbaşkanı ile çok sayıda siyasetçi ve bürokratın T.C kimlik numaralarıyla sistemde sorgulama yaptıkları iddia edildi. Medyada bu operasyonla ilgili bir haber çıktı ve sonrasında sanki operasyon yaşanmamış gibi davranıldı!

Bu konuyu takip eden tek isim de CHP İstanbul Milletvekili ve Güvenlik İstihbarat Komisyonu CHP Sözcüsü Yüksel Mansur Kılınç…

Dedektif CHP’li sordu…

CHP’li Kılınç, Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Berat Albayrak’ın yanıtlamasını istediği soru önergesinde çarpıcı iddialarda bulundu:

– EMİS yazılım sistemi, T.C kimlik numaraları kullanılarak Cumhurbaşkanı, siyasetçi ve bürokratlar ile ilgili sorgulama yapmaya açık mıdır? Açık değilse şüpheliler söz konusu sorgulamayı nasıl yapabilmişlerdir?

– Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili EMİS sisteminde yapılan sorgulamanın nedeni, bazı FETÖ şüphelilerinin 24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın bağış hesabına bağışta bulunmaları mıdır? EMİS sisteminde FETÖ şüphelilerinin para hareketleri takip edilirken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın T.C kimlik numarası çıkmış mıdır?

– 4 Ağustos 2019 tarihinde MASAK Başkanı Osman Dereli’nin görevden alındığı, yerine Hazine ve Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürü olan Hayrettin Kurt’un atandığı medyada yer almış… Hayrettin Kurt da MASAK Başkanı sıfatı ile medyaya açıklamalar yapmıştır. Osman Dereli 4 Ağustos 2019 tarihinde fiilen görevden alındığına göre görevden alındığına dair kararname neden 1 yıl sonra (4 Ağustos 2020 tarihli) resmi gazetede yayınlanmıştır? -Bu süre içerisinde Hayrettin Kurt’un MASAK Başkanı sıfatı ile yaptığı açıklamalar ve işlemler hukuken geçersiz değil midir?

Odatv.com

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// TUNCA BENGİN : FETÖ’nün kendisi CIA


TUNCA BENGİN : FETÖ’nün kendisi CIA

13 Temmuz 2020

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mustafa Akış’ın CNN Türk’teki FETÖ’nün örgütsel şemasına dönük anlattıkları bu alçak yapının nasıl sinsi, ne kadar tehlikeli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Çünkü son derece profesyonellik ve gizliliğin hâkim olduğu müthiş bir örgüt yapısı söz konusu… Herkes birbirini denetliyor, kontrol ediyor. Örneğin ordudaki her öğrencinin abisi, her generalin, albayın ya da diğer rütbelilerin örgütsel anlamda öğretmenleri, genel müdürleri, müdürleri farklı. Tabii o abileri ve diğer sorumluları denetleyenler de… Ve bu karmaşık yapılanmayı, örgüt şemasını en tepedekiler dışında kimse bilmiyor. O nedenle de yukarıdan gelen talimatlar TSK’da veya FETÖ’nün sızdığı diğer kamu kurum ve kuruluşlarında kayıtsız şartsız, sorgusuz sualsiz yerine getiriliyor. Hem de dünyanın önde gelen istihbarat servislerini kıskandıracak kadar profesyonellikle… Dolayısıyla bu noktada akla gelen soru da şu:

Bunların hepsini FETÖ’mü yaptı ya da nasıl yaptı? O kadar akıl mı var? Yanıtı MİT Kontrterör Merkezi eski başkanı Mehmet Eymür veriyor:

“Ben FETÖ’yü sadece bir terör örgütü olarak görmüyorum. Bunun muhatabı ABD’dir. Yani Amerika bize zarar veriyor ana fikir o, bunu tartışmak lazım. Hiç kimse boş bırakılmamış. Bunun istihbarat yapısı olduğu artık belli o kadar bariz ki. Ben böyle bir proje geliştirsem bu kadar detayını çizemezdim.”

Muhatap ABD derken?

“Amerikan istihbarat yapılanması bu. FETÖ’nün üst kademesindeki birçok adamın ABD istihbaratıyla direk ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Adil Öksüz’ün ABD’ye gittiğinde Fetullah Gülen’e gitmese dahi CIA’ye uğrayıp bilgi verdiğini düşünüyorum. Nitekim ABD Başkan Yardımcısı Biden geldiğinde komputer oyunu oynadığınızı zannettik diye dalga geçti. Onun için bu işin muhatabı Fetullah Gülen değil onu idare edendir. İdare eden de belli ABD istihbarat teşkilatı CIA.”

Bu kadar adam nerede, nasıl yetişti?

“Ben çok olağanüstü insanlar olduklarını zannetmiyorum. Ama verilen görevleri yapıyorlar ciddi bir şekilde. Kaç kere yurt dışına çıkmış adam muhakkak talimat alıyor şunu şöyle yap bunu böyle yap diye. Adil Öksüz’ü gördük çok mükemmel bir adam mı? Sıradan bir adam. Ben Adil Öksüz’ün yaşadığını bile zannetmiyorum. Çünkü söyleyecekleri, doğru söylerse ortalığı karıştırır. Onun için pek yaşadığını Almanya’da falan olduğunu zannetmiyorum. ABD konsolosluğunun telefonla araması da irtibatsızlık olduğu, ulaşamadıkları için. Hani, vizesini iptal edecektik falan demişlerdi ya hepsi hikâye. İnandırıcı bir şey değil.”

FETÖ’nün kesinlikle bir servis yapılanması olduğunu yineleyen Eymür, devam ediyor:

“Bunun muhatabı kesinlikle Fetullah Gülen değil. O bir projenin elemanı. O görevini yapıyor, konuşuyor dua ediyor falan. Ama kapasitesi bu kadar geniş yapılanmayı idare edecek kadar değil. Fetullah Gülen CIA’nın kuklası kesinlikle. Ben başından beri hiçbir zaman silahlı bir terör örgütü diye bakmadım birer kukla diye baktım.”

Örgüt kafası değil bu yani?

“Değil. İşte PKK’nın yapılanmasına bak. Askeri kolu var, siyasi yapısı var falan filan. Böyle acayip bir yapılanması yok yani. Basit bir yapılanma o da bir destek gördüğü için. DHKP’de öyle bir lider altında ne yaptığını bilmeyen zavallı askerleri… Bombaları takıp intihar eden adamlar.”

CIA FETÖ’nün attığı her adımı biliyordu o zaman?

“Mümkün mü bilmesin. Herşeyden haberleri var kim geliyor kim gidiyor haberi olmaması mümkün mü? Boş bırakırlar mı? FETÖ bir ABD projesi, istihbarat projesi başında da CIA var kesinlikle. FETÖ’nün birçok şeyden haberinin olmadığını düşünüyorum. Bu kadar raporlar gelecek dinlemeler gelecek onlarla uğraşması mümkün değil… O kukla, İsmi, cismi kullanılıyor. Orduyu bozdular, polisin içini bozdular, hâlâ ayıklanıyor… Bize bu kadar zarar veren bir yapıyı idare edeni görmemezlikten gelmemeliyiz. Neyse bunun bedeli cevap vermek lazım neye mal olacaksa…

VATAN PARTİSİNDEN DUYURU : FETÖ ve PKK Çalıyor, Ahmet Nesin Oynuyor !!!!!


DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

4 Temmuz 2020

BASIN BÜLTENİ

FETÖ ve PKK Çalıyor, Ahmet Nesin Oynuyor

Fransa’da kaçak yaşayan Ahmet Nesin’in Sivas davasıyla ilgili Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek hakkındaki tezviratlarını ve iftiralarını Akit ve Milli Gazete sayfalarına taşıdı. Doğu Perinçek’e saldırması için sürekli FETÖ kanallarına çıkarılan, HDP-PKK’nın ortaklık yaptığı Nesin’in yalanlarına, 13 Haziran 2020 tarihinde yanıt vermiştik. Tekrarlanan iftiralara karşı, Sivas davası avukatlarından Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Nusret Senem tarafından verilen yanıtı aşağıda tekrar bilginize sunuyoruz.

“Partimize ve Genel Başkanımıza hakaret ve iftiraları nedeniyle suç duyurusunda bulunduğumuz ve bu nedenle hakkında yakalama kararı olan Ahmet Nesin isimli Fransa’ya kaçan kişi, her gün FETÖ’cülerin sosyal medya kanallarında baş konuktur. Bu kişinin iftiraları, son günlerde bazı kesimlerce sık sık gündeme getirilmektedir. Gündeme getiren kişilerin HDP’li veya HDP ile bağlantılı olması dikkat çekicidir.

HDP-PKK’LILAR İFTİRALARIN SÖZCÜSÜ

"Avukatı Coşkun Özgür Piroğlu aracılığıyla Hüseyin Karababa, Ahmet Nesin’in Genel Başkanımız Sayın Doğu Perinçek’in “Sivas katliamının sorumlularından” olduğu iddiasını Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na taşımıştır. Bölücü örgüt PKK’nın siyasi kolu HDP’nin İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ise 10 Haziran günü Ahmet Nesin ve Hüseyin Karababa’nın iftiralarını TBMM kürsüsünden dile getirmiştir."

ERGENEKON İDDİANAMESİNDEKİ YALANLAR

"HDP’nin kapatılmasına ilişkin mücadelesi nedeniyle yoğun bir psikolojik savaş yürütülüyor. Bu iftira ve psikolojik savaş kampanyası yeni değildir. Ergenekon tertibinde 1 numaralı hedef olan Doğu Perinçek ile Partimize karşı FETÖ’cü savcılar Zekeriya Öz ve diğerleri de iddianamelerinde benzer iftiraları resmi devlet belgesine geçirme cüretinde bulunmuşlardı. Tertiplerini yüzlerine çarptık, yerle bir ettik."

YARGITAY’IN KESİNLEŞEN KARARI

"Yargıtay’ın Sivas katliamı ve failleriyle ilgili kararları kapı gibi ortadadır; tarihi nitelikte değerlendirmeler içermektedir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 30.09.1996 tarihli ilamında; Sivas olayının adi bir öldürme suçu değil, Cumhuriyetin temel niteliklerini ortadan kaldırmaya yönelik bir eylem olduğu gerekçesiyle sanıkların mülga TCK 146/1 maddesinden cezalandırılması gerektiğini belirterek mahkemenin hükmünü bozmuş, daha sonra Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 28.11.1997 tarihli kararında 9. Ceza Dairesi kararının yerinde olduğuna hükmetmiştir. Failler, bu hükümler kapsamında değişik ağır hapis cezalarına çarptırılarak haklarındaki hükümler infaz edilmiştir."

ABD SAHAYA SÜRÜYOR

"Ahmet Nesin, babası Aziz Nesin’e de ihanet ve iftira etmektedir. Gerçekler yargı kararlarıyla, görüntülerle apaçık ortadayken, Ahmet Nesin ve PKK/HDP’li bölücüler Amerikancı kontrgerillanın hizmetine girmişlerdir. FETÖ’cülerin Ergenekon tertibindeki iftiralarını 12 yıl sonra yeniden gündeme taşımışlardır. HDP’liler Ergenekon tertibinde de FETÖ ile ittifak halindeydiler. ABD’nin piyonlarının her kritik anda müttefik oldukları bir kez daha ortaya çıktı. Müttefikleri FETÖ’cü savcılar ve hakimlerle birliktedirler. Failleri, olayın planlayıcısı Amerikancı kontrgerilla örgütünü aklama telaşındadırlar. Bu davranışlarını anlıyoruz. Bugün PKK/HDP de FETÖ gibi ABD’nin silahlandırdığı, Türkiye’nin üzerine sürdüğü güçlerden biridir."

TERTİPÇİLERİN ÇABASI BOŞUNA

"Bunlar, Doğu Perinçek ve vatanseverlere karşı düşmanca faaliyetlerin odağında olan kişi ve örgütlerdir. Milli güçler arasına fitne sokmak derdine düşmüşlerdir. Onların sahaya sürülmelerini, arkalarındaki gücü ve hezeyanlarını anlıyoruz. Çabaları boşunadır. Biz, bu gibi tertipçilerin hakkından gelmesini biliriz. Bunlarla yasal ve anayasal yollarla sonuna kadar mücadele edeceğimizi kamuoyumuzun bilgisine sunarız.”

VATAN PARTİSİ

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ’nün bilinmeyen sızma programları. ByLock’un atası deşifre oldu


FETÖ’nün bilinmeyen sızma programları… ByLock’un atası deşifre oldu

FETÖ’ye dokuz program yazan eski Emniyet İstihbarat Dairesi personeli bilgisayar mühendisi Fatih G’nin itirafçı olduğu öğrenildi. Örgütün ByLock’tan önce ‘Hortum’ ve ‘Mimar’ adındaki sızma programlarını kullandığı tespit edildi.

Yıllarca FETÖ yapılanması içinde yer alan eski Emniyet İstihbarat Dairesi personeli bilgisayar mühendisi Fatih G’nin itirafçı olduğu öğrenildi.

Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, örgüte ilişkin ayrıntılı bilgiler veren Fatih G.’ye etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 1 yıl 11 ay 22 gün hapis cezası vererek, hükmünün açıklamasını geri bıraktı.

FETÖ için çalıştığı dönemde dokuz program yaptığını anlatan Fatih G., programlar hakkında mahkemeye önemli bilgiler verdi.

BİLGİSAYARLARA SIZAN PROGRAM: HORTUM

Sözcü’den Can Özçelik’in haberine göre, Fatih G., 2009 yılında Emniyet İstihbarat Dairesi’nde çalışmaya başladıktan sonra kendisinden bir yazılım yapılmasını istediğini belirterek yaptığı programları ve işlevlerini şöyle sıraladı:

*Hedef bilgisayara yüklendiği zaman hedef bilgisayarındaki mikrofon verisini, klavye hareketlerini, internet tarayıcısı geçmişini, bilgisayardaki dosyaları verilerini, ekran görüntülerini alıp daha önceden belirlenen e-posta hesaplarına e-mail olarak gönderebilen bir yazılım geliştirmemi istediler. Bu programı bir yıl içerisinde yazdım. Bu programın ismini ‘Hortum’ koydular.

TİB’den gelen hedeflerin internet trafiklerinde olan Windows Messenger trafiğini oynatan bir video oynatıcı yazmamı istediler. Ben bu yazılımı altı ay gibi bir sürede yazdım. Bu programla, MSN programında görüşen kişilerin kamera görüntüleri, sesler geliyordu.

DHKP-C PROGRAMINDAN GELİŞTİRMİŞ: MİMAR

* Benden hedef şahısların internette gezinirken web sayfalarında tam olarak ne gördüklerini görüntüleyen bir program yazmamı istediler. Ben bu programı yıl gibi bir süre içerisinde yazdım. TİB’den gelen verileri bu programa attığım zaman hedeflerin o anda ekranda ne gördüklerini görebiliyorduk. Bu programın ismini ‘Mimar’ olarak koydular.

* İstediğimiz kişi adına e-mail atabileceğimiz bir program yazmamı istediler. Ben bu programı altı ay gibi bir sürede yazdım. Bu programla istediğimiz kişiye istediğimiz mail adresiyle mail atabiliyorduk.

* DHKP-C’de geliştirilmiş olan bir şifreleme programını tersine mühendislik yöntemleriyle analiz ettim ve bu program tarafından oluşturulmuş şifreleri çözen bir program geliştirdim.

BYLOCK’TAN ÖNCE BÖYLE HABERLEŞİYORLARDI

Fatih G., geliştirdiği bir programın polislerin haberleşmesi için kullanıldığını söyledi. Bu programın aynı Bylock gibi bir sunucuya kurulduğunu, amacının da örgüt üyesi polislerin güvenli bir şekilde şifreli haberleşebilmesinin sağlanması olarak anlatıldığını dile getirdi.

PROGRAM EMRİ EROL DEMİRHAN’DAN

Fatih G. programı yazmasını dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan tarafından emredildiğini iddia etti. Demirhan’ın daha sonra bu yazılımı emniyet dışındaki bir sunucuya kurması için kendisine talimat verdiğini belirten Fatih G., şunları söyledi:

* Bu sunucu 7 Nisan 2012 ile 18 Mart 2014 arasında hizmet vermeye devam etti. Mart 2014’te bu kiralık sunucuyu kapatmam istenildi. İstihbarat Daire Başkanlığı’ndaki sunucu ben tayin olduğumda dahi çalışmaya devam ediyordu.

ÖRGÜT YÖNETİCİLERİ KULLANIYOR

* İnternetteki açık kaynaklarda ve gazetelerdeki haberlerden Bylock’un Mart 2014 yılında tescil edildiğini ve hizmete başladığı bilgisini edindim. Kiralık sunucuya kurduğum yazılımın son görülme tarihi Mart 2014.

* Bu sunucunun son görülme tarihinin ve Bylock’un ilk görülme tarihinin aynı olmasının tesadüf olmadığını düşünüyorum. Bundan dolayı Bylock öncesinde örgütün bahsettiğim bu programla haberleşmiş olabileceğini düşünüyorum.

İtirafçı Fatih G.’nin Avukatı Sidar Yurtçiçek, “Müvekkilim, benim genellikle itirafçıların avukatlığını yaptığımı öğrenince bana başvurdu” diyerek, şunları söyledi:

* Müvekkilimin geliştirdiği programlardan en önemlisi ismi olmayan ama kullanım amacı gizli haberleşme olan aslında Bylock’un atası olan program. Bu gizli haberleşme programı aslında o zaman Emniyet İstihbarat Daire çalışanlarının kendi aralarında gizli haberleşebilmesi için yapılıyor.

* Lakin daha sonra örgüt tarafından o kadar beğeniliyor ki tüm kripto örgüt elemanlarının kullanabilmesi için sivil sunucularda da kuruluyor. Kanaatimiz 17/25 Aralık ve tüm FETÖ operasyonları yapılırken haberleşme aracı olarak bu gizli programı kullandılar.

* Zaten bu programın kullanılmasına son verildiği gün Bylock programı kullanılmaya başlıyor. Yani Bylock’un açılmasıyla müvekkilin geliştirdiği programın kapanma günü aynı gün. Bylock terör örgütünde tabana yayılmış bir program oysa bu program sadece kripto ve yönetici seviyesinde örgüt mensuplarının kullandığı bir program

TSK DOSYASI : Karadayı FETÖ’cüleri neden kabul etti ??? Bari Hulusi Akar’a sorsaydınız !!!


Karadayı FETÖ’cüleri neden kabul etti ??? Bari Hulusi Akar’a sorsaydınız !!!

Önce A Haber’in hazırladığı ve yayınladığı, AKP’li siyasetçilerin de sosyal medyada yoğun şekilde paylaştığı bu kısa videoyu izleyin.

Yazımıza öyle başlayalım.

VİDEOYU BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Evet şimdi başlayabiliriz.

Yukarıdaki videoda gördüğünüz kişi eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı.

Geçen hafta hayatını kaybetti.

O hiç bitmeyen mağduriyet olan 28 Şubat yeniden gündeme geldi.

E tabii bu konunun baş aktörlerinden biri İsmail Hakkı Karadayı ve gündem de “darbe iddiaları” olunca, vur vurabildiğin kadar.

İslamcı-AKP medyası ve televizyona çıkarılan konuklar Karadayı’ya ağır laf etme konusunda adeta yarıştı.

Gerekçe basitti. Onlara göre, Karadayı birçok inançlı askeri TSK’dan atmıştı.

O kadar ağır sözler vardı ki Karadayı hakkında, bu kadar ağırını FETÖ’cülere söylediler mi hatırlayamadım.

Her kanal ve sözde iktidara yakın kişi harekete geçti.

AKP’nin propaganda kanalı A Haber de öyle…

Yukarıda izlediğiniz haberi yaptı.

4 yıl önce ilk kez ortaya çıkmıştı video.

Yine A Haber yayınlamıştı.

Video 1995 yılına aitti.

Karadayı açıkça başında Nurettin Veren’in bulunduğu bir FETÖ okulunun öğrencileriyle konuşuyordu.

Veren, Fetullah Gülen’den ve okullarından bahsederken, Karadayı da “başarılı” olan öğrencileri kutluyor ve öğrencilere bir küçük ödül veriyordu.

Bu haber, Karadayı’nın FETÖ’cüleri Karargâhta ağırlayarak aslında onlara yol verdiğini ima ediyor.

Haberde, FETÖ’nün o yıllarda bile Genelkurmay Karargahına rahatlıkla girebildiği, en üst düzeyde kabul gördüğü vurgulanıyor.

Sonuç hasıl oluyor ve bunu izleyen birçok kişi de sosyal medyada, “İşte Karadayı’nın gerçek yüzü”, “FETÖ’yü Karargâha sokan komutan” gibi tepki göstermeye başlıyor.

Millet kısaca İsmail Hakkı Karadayı’nın FETÖ ile irtibatına ikna oluyor.

Fakat TSK’da görev yapmış herkes bilir ki, Karadayı’nın FETÖ ile hiçbir işi yok. Hatta kendisinin irticaya karşı büyük mücadeleler verdiği biliniyor.

Karadayı’nın TSK’dan FETÖ’cüleri atan son komutan olduğu da biliniyor.

Zaten İslamcı cenah da bu nedenle Karadayı’dan nefret etmiyor mu?

Ama A Haber öyle bir ima yapıyor ki, görseniz sanki Karadayı FETÖ’cü.

Görevini yapıyor tabii.

Kendisine ve tüm grubuna 17-25 Aralık 2013’ü milat sayan, bu tarih öncesinde işlenmiş her türlü FETÖ günahını affeden ama bu tarihten sonra verilen desteği kabul etmeyen bir AKP var karşımızda.

Kim kendini kurtarmak istiyorsa, “Ben bunları 17-25 Aralık öncesinde, bunları hizmet hareketi olarak zannettiğim zaman söyledim” diyordu. Aklanıp paklanıyordu.

Hala da öyle…

Kendilerine bu sonsuz anlayışı gösteren AKP ve A Haber, Karadayı’nın 1995 yılındaki bir videosundan algı yaratmaya çalışıyor. Yani Karadayı’yı FETÖ’ye destek vermekle suçluyor.

Peki gerçek ne?

Bir Genelkurmay Başkanının FETÖ okul yöneticileriyle ve öğrencileriyle ne işi var?

Bu soruyu A Haber’in akıl edemediği(!), o gün Karadayı’nın ziyaretine giden bir numaralı tanığa, Nurettin Veren’e sordum.

Veren ziyareti şöyle anlattı:

Yekta Güngör Özden’i ziyaret etmiştik. Ani bir kararla gitmiştik, planlanmış bir şey değildi. Bu cemaat okullarında yetişmiş öğrenciler, dünya olimpiyat yarışmalarında her türlü fen dallarında dünya birincilikleri almışlardı. Onları devlet yetkilileriyle tanıştırmak istiyordum.

O zaman yaygın okullar zinciri yoktu. ‘Neden devlet bir cemaat okulundan olimpiyat şampiyonları çıkmasıyla ilgilenmiyor’ diye düşündüm. İlk önce öğrencileri Başbakan Tansu Çiller’e götürdüm. Fotoğraflarını yayınladık onların. Çok memnun oldu, hediyeler verdi.

Aklıma o an geldi, ‘Diğer devlet yetkilileri de görse de basında gündem olsa’, diye.

Tansu Hanım ‘gidin ziyaret edin’ dedi. Nusret Demiral’dan başladık (Dönemin DGM Savcısı), Sayıştay ve Yargıtay başkanlarına gittik.

Sonra da Yekta Güngör Özden’i (Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı) ziyaret ettik. ‘Bu işi takip edin, bu çocukların bir cemaat okulundan çıktığını görün, destek verin bunlara’ dedim. Çok memnun oldu. O da hediyeler verdi.

Özden, ‘Bu çocuklar nasıl olimpiyat şampiyonu oldu?’ diye sordu. Ben de ‘Bakın bunlar Fetullah Gülen’in kurup organize ettiği okullarda yetişen çocuklar’ dedim. Çok memnun oldu. O an aklıma geldi, ‘Paşalar da bu çocukları görse, sevinirler, çok mutlu olurlar’ dedim. Hemen telefonu kaldırdı, İsmail Hakkı Karadayı Paşa’yı aradı: ‘Burada çocuklar var, bunlar fen alanında dünya birincisi olmuş çocuklar, ben şaşırdım, siz de bir görseniz bu çocukları’ dedi. Karadayı Paşa da, ‘Hemen gelsinler o zaman buraya’ dedi.

Gittik, kapıda karşıladılar bizi. Okulun müdürü ve öğretmenleri de geldi. Karadayı Paşa dedi ki, ‘Bakın oğlum buraya benim devre arkadaşlarım bile gelmek için randevu alırlar, 10-15 gün 1 ay bekleyenler var ama ben sizi anında kabul ettim, çok memnun oldum, bu başarılarınızı tebrik ediyorum’ dedi. Hemen oradan hediye edilecek şeyleri hazırlatmış, çocuklara bu hediyeleri verdi.

Şimdi bu iş spontane olduğu için Karadayı’nın işin gerçeğini ve konuyu anlamadığını hissettim. O ara konuştu Karadayı Paşa, normal talebelere konuşur gibi. İşte ‘ülkemiz düşmanlarla çevrili, Türkiye bir tehlike içinde, Atatürk ilkelerine bağlı gençler olarak sizi kutluyorum, bu hedefinizde yürüyün’ gibi öğrencileri normal talebe statüsünde görüp konuştu.

Cemaat okulu öğrencisi olduğunu anlamadığını görünce dedim ki, ‘Paşam bu çocuklar daha çok Fetullah Gülen’in İzmir, Ankara, İstanbul okullarında yetişmiş talebeler.’ Ben bunu deyince Karadayı Paşa’nın rengi kaçtı. Gülen hakkında demek ki olumsuz bir bilgisi vardı. ‘Çocuklar’ dedi, ‘Bakın Atatürk ilke ve devrimlerine bağımlı ve bağlı olun, ilkelerinizi buna göre ayarlayın, sakın böyle sapkın fikirlere düşmeyin’. Karadayı Paşa bir anda konuşma stilini değiştirdi.

Ardından Karadayı Paşa, ‘Buraya fotoğraf makinesi ve kamera hiçbir şekilde girmez, ben size müsaade ettim ama sakın bu görüntüleri bir yerde yayınlamayın, bu okulunuzda dursun’ dedi. 1 saate yakın çocuklara nasihat etti. Çocuklara hayatlarına Atatürk ilkelerinde yetişmiş bireyler olarak devam edin gibi nasihatlerde bulundu ve bu konuşma bittikten sonra oradan çıktık biz.”

Bu açıklamalar başka söze gerek duyulmadığını gösteriyor.

Hayatını kaybetmiş bir askere bu alçak iftirayı atan bir medya…

Kendisi 4 sene önceye kadar FETÖ övgüsü yaparken, 25 yıl önce çekilmiş ve sadece FETÖ’cülerin elinde olan bir videoyu buluyor ve Karadayı’ya itibar suikastı yapıyor.

Hadi Nurettin Veren’i aramıyorsun! Peki ya videonuzun 8’inci saniyesinde görünen Karadayı’nın arkasındaki askere neden sormadın?

Evet, o asker Hulusi Akar.

İsmail Hakkı Karadayı’nın Genelkurmay Başkanlığı yaptığı süreçte Özel Kalem Müdürü Hulusi Akar’dı ve o zamanlar Kurmay Albaydı.

Bari Hulusi Akar’a sorsaydınız, FETÖ’cüler oraya niye gelmiş diye?

Bu ülkeye ve millete kötülük yapıyorsunuz, sizin gazeteciliğiniz bu kadar!

MOSSAD DOSYASI /// Cem Küçük : MOSSAD’ın Riyad bağlantısı ve FETÖ’yle ilişkisi


Cem Küçük : MOSSAD’ın Riyad bağlantısı ve FETÖ’yle ilişkisi

24.04.2020

E-POSTA : cemkucuk

İsrail gizli servisi MOSSAD Orta Doğu’da Türkiye aleyhine kara propaganda faaliyetlerine devam ediyor. Bunu yaparken de gazeteci görünümlü ajanlarını ve medyayı kullanıyor.

MOSSAD bu işleri yaparken Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve FETÖ’yle iş birliği yapıyor. Hepsinin ortak amacı MİT’i ve dolayısıyla Türkiye’yi yıpratmaya yönelik. 18 Mart’ta İsrail’in operasyonel sitelerinden biri olan Intellitimes.co.il’de “Disclosure: The image of the Iran Quds Force’s Terror and Intelligence Branch in Turkey (İfşa: İran Kudüs Gücü’nün Türkiye’deki Terör ve İstihbarat Kolunun İmajı)” başlıklı bir makale yayınlandı. Makalede kullanılan fotoğraf Türkiye’den ve resmin her yerinde İran bayrakları var.

Daha önce de Süleymani öldürülünce İsrail’de Netanyahu’ya yakın Makor Rishon gazetesi Hakan Fidan’ı hedef göstermiş ve müsteşar beyin ölmesini istemişti. Aynen şöyle yazmışlardı:

“Şimdi Süleymani yerin altında üç arşın bir yerde yatıyor. Sıra onun Türk ikizi olan MİT Başkanı Hakan Fidan’ın durumuna odaklanmaya geldi.”

Pazit Rabin imzasıyla çıkan “Sultan ve Süleymani” başlıklı yazıda, MİT Başkanı Fidan’a ağır ifadeler kullanmışlardı.

Benjamin Netanyahu bu iddiaları yalanlamıştı. Devreye hemen Suudi Arabistan girmişti. Bin Selman’ın finanse ettiği ve Türkiye’ye yönelik kara propagandalarıyla bilinen İndependent Türkçe Pazit Rabin’le görüşerek onu aklamaya çalışmıştı.

Daha önce FETÖ Selam Tevhid dosyasıyla İran’la bağlantılı diye hedefe koyduğu herkesi tutuklamaya kalkmıştı. Gerekçe de İran’a ajanlık yapmalarıydı. Tabii hepsi uyduruk gerekçeler. Sonradan FETÖ’cü polis şeflerine MOSSAD masabaşında kurgulanmış bilgiler vermiş ve Hakan Fidan’ı hedef yapmışlardı. Hakan Fidan’ın, göreve geldiği günden bu yana İsrail ve FETÖ’nün hedefinde olması asla şaşırtıcı değil…

11 Aralık 2018’te FETÖ’cülerin Almanya merkezli sitesi correctiv.org’da aynı kara propagandalar devam etmiş ve “About Black Sites Turkey” başlıklı yazı yayınlamışlardı. Üstelik bu yazı hem İngilizce hem Almanca olarak basılmıştı. Peşinden Haaretz, Türk istihbaratı hakkındaki aynı asılsız iddiaları yazmıştı.

İsrail aynı zamanda yakın ilişki içinde olduğu ülkelere veri de sağlıyor. Bunun en önemli örneği Kaşıkçı cinayetinde Suudi Arabistan’a sağlanan istihbarat desteğidir. Pegasus İsrail’e ait bir yazılım programıdır. MOSSAD bu programı Suudi Arabistan’a verdi ve Kaşıkçı’nın günlük hareketleri saat saat izlendi. En sonunda öldürüldü…

İsrail, dostlarına bu tür yazılım programlarını çok satıyor ve bu işten büyük para kazanıyor. Paranın yanında rakiplerine de zarar vermenin hesaplarını yapıyor. İsrail bu bilgileri şöyle veriyor: Önce Balkan ve Orta Avrupa devletlerinde tabela şirketler kuruyor… Mesela Sırbistan’da kurdukları şirketin adı B.D.C. Aslında böyle bir şirket yok, sadece kâğıt üzerinde. Buralarda özel internet siteleri açıyor MOSSAD. Hepsi fake isimlerle hâliyle.

Sonra o ülkelerde işine yarayacaklarını düşündükleri kişileri büyük paralarla satın alıyorlar. O kişi İsrail’e çalıştığını biliyor. İsrail’in hedefe koyduğu kişiye MOSSAD ajanları kendilerini iş adamları olarak tanıtıyorlar. İşine yarayacakları kişiyle hedefteki kişiye ulaşıyorlar. Tabii paravan şirketin yöneticisi gibi kendilerini tanıtarak…

Zamanla aradaki güven tazelenince hedefteki kişiye telefon ve başka hediyeler veriliyor. Telefonun içinde MOSSAD’ın izleme ve dinleme programları mevcut. Hedefteki kişi ticaret yaptığını zannediyor ama aslında av oluyor!.. Peşinden İsrail ajanları hedefteki kişiyi Asya ülkelerine davet ediyor. Çünkü oralarda güvenlik daha düşük düzeyde. Asya ülkesine gelen kişinin telefonundan geriye dönük bütün bilgiler Pegasus yazılımı sayesinde elde ediliyor.

Bu konuya devam edeceğim. İsrail’in diğer örtülü operasyonlarını ve MOSSAD’ın cinayetlerini de yazacağım…

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI : CIA’NIN MAYMUNCUĞU FETÖ ÖRGÜTÜNÜN KEMALİSTLERE KARŞI YÜRÜTTÜĞÜ ÖRTÜLÜ OPERASYONLARDAN 2 ÖRNEĞİ ARZ EDERİZ.


Değerli Yurtseverler,

CIA’nin Ortadoğu için kullandığı maymuncuk anahtarı olan FETÖ ÖRGÜTÜ Ergenekon operasyonu öncesinde kendi ayağına dolanan subay, astsubay, istihbaratçı, gazeteci, akademisyen, milletvekili, siyasetçi, belediye başkanı, iş adamı, yurtsever, her kim varsa önce listesini çıkardı. Daha sonra her biri için ayrı planlar uyguladı. Kimisi için ortam dinlemeleri ile delil toplanıp muhbirlerinin gönderdiği isimsiz ihbar mektupları ile tutuklanması sağlandı, kimisi için obzerver araçları kullanılarak TELEGRAM PROJESİ ile akli melekeleri hedef alındı, kimisi için yandaş FETÖCÜ yayın organları ile düzmece yolsuzluk haberleri yayınlanarak itibar suikastine uğratıldı, kimisi için ise HASSAS TAKİP prosedürüne sokularak 7/24 attığı her adım izlendi ve kaçırılarak işkence edildi ve tetikçi yapılmaya çalışıldı.

Bu mağdurların her birinin tek bir ortak özelliği vardı. Hepsi işinde başarılıydı ve dolayısiyle CIA’nin bölgedeki planlarının önünü tıkıyordu ve hepsi de katıksız KEMALİST’ti. Durum böyle olunca operasyon öncesi kuluçka döneminde FETÖCÜ’lerin, hala deşifre edilemeyen ancak Zincirlikuyu mevkiinde bulunan bir Plaza’da olduğu düşünülen gizli bir merkezinde dava için kullanılmak üzere delil üretiliyordu. Tüm ortam dinlemeleri, fiziki takip notları, e-posta yazışmaları ve senaryolar burada imal edildi. İtibar suikastleri, sahte ihbar mektupları, davada ifade vermesi temin edilen gizli tanıklar ile görüşmeler bu merkezde yürütüldü.

Ergenekon Davası mağdurların anlatımlarını incelediğinizde başlarından geçen olayların çoğunun benzerlik taşıdığını görebilirsiniz. Bu konuda açık kaynaklarda çok bilgi bulunuyor. Bu bile bu olayların tek bir merkezin tasarrufu ile yapıldığını çok net ortaya koyuyor. Biz ise şimdi size benzerlik gösteren 2 örnek sunmak istiyoruz. İlk örnekte Ergenekon Sanığı İstihbarat Uzmanı Erkut Ersoy’un FETÖ ÖRGÜTÜ ile ilgili mağduriyetini anlatan dokumanı dikkatinize sunuyoruz. Sonra yine aynı kaderi paylaşan yine İstihbaratçı başka bir mağdur olan Albay Tarık Akça’nın şehadete nasıl yürüdüğüne dair trajik şeyler okuyacaksınız.

Şehadet mertebesine ermiş kıymetli Komutanımızı saygı, minnet ve sevgi ile anıyor, tekrar tüm sevenlerine, değerli eşine ve ailesine, TSK personeline ve tüm ulusumuza baş sağlığı diliyoruz. Nur içinde yatsın.

Savaş Kırçovalı

ÖZEL BÜRO GRUBU

Yönetici

savas.kircovali

ERGENEKON DAVASI SANIĞI İSTİHBARATÇI ERKUT ERSOY’UN FETÖ ÖRGÜTÜ MAĞDURİYETİ İLE İLGİLİ DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

BU DA BALYOZ SANIĞI ALBAY TARIK AKÇA’NIN BAŞINA GELENLER

MİT MENSUBU EMEKLİ HAVA İSTİHBARAT ALBAY TARIK AKÇA’NIN KATİLLERİ YARGILANACAK MI ?

İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmiş; TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirname almış bir Türk subayı. ‘İntihar etti’ dediler. Ailesi ise ‘İntihar etmedi susturuldu’ diyor.

Balyoz davası sanığı emekli hava istihbarat kurmay kıdemli Albay Ali Tarık Akça 9 Nisan 2012 günü öğle saatlerinde Ankara’da Fevzi Çakmak 2 Sokak’taki ofisinde ölü bulundu. Henüz 50 yaşındaydı. 2005’te emekli olmuştu. Kurduğu bir şirketle askeri ihalelere giriyordu. Akça’nın yüklü miktarda borcu olduğu ve bu nedenle intihar ettiği açıklandı.

Ankara Emniyeti’nin olay yerinde yaptığı ilk incelemede Akça’nın kendisine ait beylik tabancasından çıkan ve ‘sol’ şakağından giren kurşunla hayatını kaybettiği belirtildi. Silahtan çıkan kurşun ofisin duvarına saplanmış halde bulundu. Akça’nın sağ elinde de bu silahın durduğu kayıtlara geçti.

Akça kimdir?

Albay Akça Hava Harp Okulu 82 devresinden evli ve 2 çocuk babasıydı. Emekli olduktan sonra “Oraj Havacılık Teknoloji” isimli bir firma kurarak ticaret yapmaya başlamıştı. Balyoz davasında tutuksuz olarak yargılanan sanıklardan biriydi. Kararla birlikte 18 yıl hapse mahkûm edilmişti.

Albay Akça İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmişti. TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirnamesi olan bir Türk subayıydı. Deneyimli bir istihbaratçıydı. 2003’te 1. Ordu Komutanlığı’nda yapılan plan seminerinde Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı Cari İstihbarat Şube Müdürü olarak katılmıştı.

Akça ayrıca ABD ile Irak konusunda yapılan müzakerelerde “istihbarat koordinatörlüğü” gö-revinde bulunmuştu. Balyoz iddianamesinde Akça’nın “Oraj Hava Harekâtı Planı” kapsamında kurulacak sıkıyönetim komutanlıklarında kullanılacak personeli belirlemekle görevli olduğu iddia edilmişti. Akça’nın emekli olduktan sonra kurduğu firmaya “Oraj” adını vermesi Balyoz’un akıldışı iddialarına bir yanıt mıydı? Akça’nın eşi Funda Akça bu yorumumuzu doğruluyor. “Tarık şirketine bu adı inadına koyduğunu söylemişti” diyor.

‘Atatürkçü subay’ın ihbar mektubu

Ali Tarık Akça Balyoz tutuklamaları başlayınca tedirgin oluyor. O günlerde çocuklarının yanında tutuklanmak istemediği için orduevinde kalıyor. Eşine “Bu bir savaş biz kaybettik” diyor.

Akça 3. Balyoz davasının 10 numaralı sanığı idi. 3. Balyoz iddianamesinin 159. sayfasında kendisiyle ilgili olarak “Oraj Hava Harekât planı kapsamında Sıkıyönetim Görevlerinde Kullanılacak Personel olarak belirlendiği anlaşılmıştır” deniliyordu.

Akit gazetesi 21 Mayıs 2013 tarihinde “Bu mektup darbecileri yakar!” başlıklı bir haber yayımladı. “Atatürkçü bir subay” tarafından Ağustos 2004 tarihinde Genelkurmay’a gönderildiği öne sürülen mektup Ergenekon Balyoz ve benzeri tertiplerde yüzlercesine rastladığımız Cemaat’in bilinen psikolojik savaş imalatı ürünlerinden biriydi. Mektupta eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Org. İbrahim Fırtına Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve Ali Tarık Tarık Akça hakkında çeşitli iddialar yer alıyor Akça’nın “darbe planlarında” kilit konumda olduğu öne sürülüyor ve şöyle deniyordu:

“Albay Tarık Akça Fırtına paşanın darbe hazırlığını koordine etmektedir.

Kendisi darbenin en ince ayrıntılarıyla uğraşmaktadır. Generaller arasında kuryelik yapmaktadır. Telefonu kontrollü kullanarak açık vermemektedir. ”

Akça’nın savunması

Ali Tarık Akça Balyoz davasında 2 Şubat 2012 günü savunmasını yaptı. Akça darbe teşebbüsü suçlamasının yapıldığı 2002-2003 tarihinde ABD’nin Irak operasyonunun gündemde olduğuna dikkat çekerek “O dönemde Türkiye Cumhuriyeti harbin kıyısına kadar gelmiştir.

Benim komuta kademesinin birlikte harbe girmekte olduğu hükümete karşı darbe hazırlığı içinde olmam mümkün müdür?” diye konuştu.

Hilmi Özkök Akça’yı neden ordudan atmak istedi?

13 Mayıs 2012 günlü Aydınlık’ta “Silivri Notları”nda “Hilmi Özkök Albay Akça’yı neden ordudan atmak istedi?” başlıklı haberimizde şöyle yazmışız:

“Kurmay Albay Akça uzun yıllar MİT’te de çalışıyor. Herkesçe çok sevilen parlak bir subay.

Görev döneminin son yıllarında Hava Kuvvetleri Komutanı Org. İbrahim Fırtına’nın özel danışmanlığını yapıyor.

O günlerde bilindiği üzere Kıbrıs’ta ‘Annan Planı’ diye anılan KKTC Devleti’ni ortadan kaldırmayı hedefleyen bir referandum var. Bu referandumda Türkiye Hükümeti Batı’yla anlaşarak ‘Kıbrıs’ı ver kurtul’ politikasını benimsemişti. İşte o koşullarda Genelkurmay Başkanı’nın bir açıklama yapması bekleniyor.

Org. İbrahim Fırtına makam aracından emir subayı aracılığıyla Albay Akça’yı aratıyor ve Genelkurmay açıklamasının nasıl olduğunu soruyor. Albay Akça telefonda ‘Kıbrıs’ı sattılar’ diyor. Bu konuşma yasadışı dinleniyor ve Hilmi Özkök’ün önüne konuyor.

Bunun üzerine Kur. Albay Ali Tarık Akça ve Org. Fırtına’nın emir subayı Genelkurmay’a çağrılıyor. Telefon konuşması soruluyor. Albay Akça Hilmi Özkök’e ‘Lafımın arkasındayım’ diyor. Tartışma yaratan bu olayın ardından Hilmi Özkök kuvvet komutanı Org. Fırtına’dan Albay Akça’yı atmasını istiyor. Fırtına direniyor ve ‘Atmam’ cevabını veriyor. Daha sonra Akça İzmir NATO Karargâhında görevlendiriliyor. ”

Ali Tarık Akça’nın eşi Funda Akça “Tarık Balyoz iddiaları nedeniyle ve üst düzey bir komutanın tutumu nedeniyle oradan ayrıldı” diyor ve devam ediyor:

“Şimdi ben de soruyorum. Bir Türk subayı telefon dinlemesine takılacak üst düzey komutanı için ‘Irak’ı da Kıbrıs’ı da sattı’ dediği için zorla emekli edilecek. TSK içerisinde telefon dinlemesini kim yapıp servis etmiştir? Hava Kuvvetleri karargâhındaki bu paralel yapı herkesi dinlemekte midir?”

Böyle intihar mı olur?

Albay Akça’nın ölümüne ilişkin soruşturmada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 22 Şubat 2013 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi. Akça’nın eşi Funda Akça çocukları Arda Bahadır Akça ve Zeynep Gülşah Akça’nın avukatları Teoman Salgırtay ve Duygu Berber bu karara 5 Nisan 2013 tarihinde Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz ettiler. Salgırtay ve Berber’e göre soruşturma eksik yapılmış ailenin talep ve beyanları değerlendirilmemişti. Dolayısıyla karar yerinde değildi.

Avukatlara göre soruşturma dosyası kapsamında dinlenen tanıkların anlatımları yeterince dikkate alınmamıştı. Akça’nın masasında bulunan “Çok yoruldum hoşça kalın” yazılı notta yazı kıyaslaması resmi evraklarla karşılaştırılmamıştı. En önemlisi avukatların Balyoz davasını da ilgilendirebilecek CD hakkındaki açıklamaları dikkate alınmamıştı. Avukatların soruşturmanın seyrini değiştirecek nitelikte taleplerine karar gerekçesinde yer bile verilmemişti.

Albay Akça’nın kızı Zeynep Gülşah Akça’nın 19 Kasım 2012 tarihinde savcılıkça alınan ifadesinden aynen aktaralım:

“… vefat etmeden önceki üç günü birlikte geçirdiklerini cumartesi dersinin erken bitmesi nedeniyle müteveffayı aradığı bunun üzerine ofise gittiğini ancak kapıyı 5 sefer çalmasına karşılık açmadığını telefonuna da cevap vermediğini baba diye seslenince kapıyı açtığını ve içeriye girdiğini yarım saat sonra kapının tekrar çaldığını kendisine sesini çıkarma nefes dahi alma uyu dediğini ışığı söndürmesini istediğini ışığı söndürdüğünü son bir aydır silah taşıdığını sürekli hızlı hareket ettiğini davranışlarından korktuğunun açık olduğunu…

Son zamanlarda kendisini de takip eden insanlar olduğunu babasına anlattığında babasının korktuğunu en küçük seste irkildiğini etkilendiğini borcu nedeniyle intihar ettiğini sanmadığını zira yeterince parasının olduğunu öldüğü gün bile kendisini arayıp planlar yaptıklarını kendisine tenis kortu ayarladığını Bodrum’a gitmek üzere plan yaptıklarını babasının güçlü biri olduğunu…” beyan etmiştir.

Sesini duymadan kızına bile kapıyı açmayan bir baba var karşımızda. Arkasından kapıyı kilitlemediğini için kızan ve en ufak bir seste ürperen kızı yanındayken bile kapı çaldığında irkilen ve kapıyı açmadan ışıkları söndürüp ses çıkarmadan bekleyen bir baba. Salgırtay ve Berber’in itiraz dilekçesinde buna dikkat çekiliyor. Bu durumun “hayatın olağan akışına aykırı olup şüphe uyandırmaktadır” deniliyor.

Albay Akça’nın son zamanlarda birilerinden korkar tavırlar sergilediği ve en ufak seste irkildiği ve etkilendiği oğlu ve eşi tarafından da defalarca dile getiriliyor. Akça kimlerden ve neden bu kadar korkuyordu?

Avukatlar Albay Akça’nın “ekonomik sorunlar” nedeniyle intihar ettiği iddiasına da karşı çıkıyorlar. “Öldüğü gün dahi kızıyla geleceğe yönelik planlar yapan bir insanın kendi iradesiyle hayatını sonlandırması ne kadar düşünülebilir?” diye soruyorlar.

Bu CD nerede?

Ali Tarık Akça eşi ve çocuklarına defalarca kendisinde son derece gizli bir CD olduğunu bu CD içinde Türkiye’yi yerinden oynatacak bilgiler bulunduğunu ve bu CD hakkında konuşursa ülkede deprem etkisi yaratacağını söylüyor. Ancak ölümünden sonra Akça’nın eşyaları arasında ve ofisinde bu CD’ye rastlanılmıyor. Savcılık dosyasında da bu CD’den bahsedilmiyor. Bu CD üçüncü kişilerce ele geçirilmiş olabilir mi? Akça’nın ölümüne bu CD’yi ele geçirmek için intihar süsü verilmiş olabilir mi? Bu sorunun yanıtı da verilmiş değil.

Kim bu polisler?

Funda Akça 13 Mart 2012’de eşine gün boyu ulaşamadıklarını telefonlarının sürekli kapalı olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Gece 11’de ulaşabildik. Oğlum kendisiyle buluştu. Tarık’ın gerçekten çökmüş ve korkmuş bir şekilde olduğunu söyledi. K. Irak ve Saraybosna dahil bir ok tehlikeli görev icra etmiş bir istihbaratçı subayın böyle korkması ve sarsılması bizi gerçekten şüphelendirdi. İki polis memurunun ofisine geldiğini ve 13 saat boyunca sorguya aldığını söyledi fakat emniyet kayıtlarında böyle bir bilgiye rastlamadık. Tarık polislere ‘Davet etseydiniz gelirdim zahmet etmişsiniz’ diyebilmiş sadece. Zaten yargılandığı davalara katılmaktaydı. Bir ekstra sorgunun ne olduğu belli değil hâlâ. ”

Kim bu sorgucu polis adını öğrenebildiniz mi sorumuza Funda Akça “Kendini ‘Kemal Komiser‘ olarak tanıtan bir polis memurunun olduğunu belirtmişti onun haricinde başka bir detay bilmiyoruz” yanıtını veriyor.

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI : CIA’NIN MAYMUNCUĞU FETÖ ÖRGÜTÜNÜN KEMALİSTLERE KARŞI YÜRÜTTÜĞÜ ÖRTÜLÜ OPERASYONLARDAN 2 ÖRNEĞİ ARZ EDERİZ.


Değerli Yurtseverler,

CIA’nin Ortadoğu için kullandığı maymuncuk anahtarı olan FETÖ ÖRGÜTÜ Ergenekon operasyonu öncesinde kendi ayağına dolanan subay, astsubay, istihbaratçı, gazeteci, akademisyen, milletvekili, siyasetçi, belediye başkanı, iş adamı, yurtsever, her kim varsa önce listesini çıkardı. Daha sonra her biri için ayrı planlar uyguladı. Kimisi için ortam dinlemeleri ile delil toplanıp muhbirlerinin gönderdiği isimsiz ihbar mektupları ile tutuklanması sağlandı, kimisi için obzerver araçları kullanılarak TELEGRAM PROJESİ ile akli melekeleri hedef alındı, kimisi için yandaş FETÖCÜ yayın organları ile düzmece yolsuzluk haberleri yayınlanarak itibar suikastine uğratıldı, kimisi için ise HASSAS TAKİP prosedürüne sokularak 7/24 attığı her adım izlendi ve kaçırılarak işkence edildi ve tetikçi yapılmaya çalışıldı.

Bu mağdurların her birinin tek bir ortak özelliği vardı. Hepsi işinde başarılıydı ve dolayısiyle CIA’nin bölgedeki planlarının önünü tıkıyordu ve hepsi de katıksız KEMALİST’ti. Durum böyle olunca operasyon öncesi kuluçka döneminde FETÖCÜ’lerin, hala deşifre edilemeyen ancak Zincirlikuyu mevkiinde bulunan bir Plaza’da olduğu düşünülen gizli bir merkezinde dava için kullanılmak üzere delil üretiliyordu. Tüm ortam dinlemeleri, fiziki takip notları, e-posta yazışmaları ve senaryolar burada imal edildi. İtibar suikastleri, sahte ihbar mektupları, davada ifade vermesi temin edilen gizli tanıklar ile görüşmeler bu merkezde yürütüldü.

Ergenekon Davası mağdurların anlatımlarını incelediğinizde başlarından geçen olayların çoğunun benzerlik taşıdığını görebilirsiniz. Bu konuda açık kaynaklarda çok bilgi bulunuyor. Bu bile bu olayların tek bir merkezin tasarrufu ile yapıldığını çok net ortaya koyuyor. Biz ise şimdi size benzerlik gösteren 2 örnek sunmak istiyoruz. İlk örnekte Ergenekon Sanığı İstihbarat Uzmanı Erkut Ersoy’un FETÖ ÖRGÜTÜ ile ilgili mağduriyetini anlatan dokumanı dikkatinize sunuyoruz. Sonra yine aynı kaderi paylaşan yine İstihbaratçı başka bir mağdur olan Albay Tarık Akça’nın şehadete nasıl yürüdüğüne dair trajik şeyler okuyacaksınız.

Şehadet mertebesine ermiş kıymetli Komutanımızı saygı, minnet ve sevgi ile anıyor, tekrar tüm sevenlerine, değerli eşine ve ailesine, TSK personeline ve tüm ulusumuza baş sağlığı diliyoruz. Nur içinde yatsın.

Savaş Kırçovalı

ÖZEL BÜRO GRUBU

Yönetici

savas.kircovali

ERGENEKON DAVASI SANIĞI İSTİHBARATÇI ERKUT ERSOY’UN FETÖ ÖRGÜTÜ MAĞDURİYETİ İLE İLGİLİ DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

BU DA BALYOZ SANIĞI ALBAY TARIK AKÇA’NIN BAŞINA GELENLER

MİT MENSUBU EMEKLİ HAVA İSTİHBARAT ALBAY TARIK AKÇA’NIN KATİLLERİ YARGILANACAK MI ?

İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmiş; TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirname almış bir Türk subayı. ‘İntihar etti’ dediler. Ailesi ise ‘İntihar etmedi susturuldu’ diyor.

Balyoz davası sanığı emekli hava istihbarat kurmay kıdemli Albay Ali Tarık Akça 9 Nisan 2012 günü öğle saatlerinde Ankara’da Fevzi Çakmak 2 Sokak’taki ofisinde ölü bulundu. Henüz 50 yaşındaydı. 2005’te emekli olmuştu. Kurduğu bir şirketle askeri ihalelere giriyordu. Akça’nın yüklü miktarda borcu olduğu ve bu nedenle intihar ettiği açıklandı.

Ankara Emniyeti’nin olay yerinde yaptığı ilk incelemede Akça’nın kendisine ait beylik tabancasından çıkan ve ‘sol’ şakağından giren kurşunla hayatını kaybettiği belirtildi. Silahtan çıkan kurşun ofisin duvarına saplanmış halde bulundu. Akça’nın sağ elinde de bu silahın durduğu kayıtlara geçti.

Akça kimdir?

Albay Akça Hava Harp Okulu 82 devresinden evli ve 2 çocuk babasıydı. Emekli olduktan sonra “Oraj Havacılık Teknoloji” isimli bir firma kurarak ticaret yapmaya başlamıştı. Balyoz davasında tutuksuz olarak yargılanan sanıklardan biriydi. Kararla birlikte 18 yıl hapse mahkûm edilmişti.

Albay Akça İstihbarat Okulu’nu birinci Harp Akademisi’ni üçüncü olarak bitirmişti. TSK NATO ve MİT’te görev yapmış sayısız takdirnamesi olan bir Türk subayıydı. Deneyimli bir istihbaratçıydı. 2003’te 1. Ordu Komutanlığı’nda yapılan plan seminerinde Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı Cari İstihbarat Şube Müdürü olarak katılmıştı.

Akça ayrıca ABD ile Irak konusunda yapılan müzakerelerde “istihbarat koordinatörlüğü” gö-revinde bulunmuştu. Balyoz iddianamesinde Akça’nın “Oraj Hava Harekâtı Planı” kapsamında kurulacak sıkıyönetim komutanlıklarında kullanılacak personeli belirlemekle görevli olduğu iddia edilmişti. Akça’nın emekli olduktan sonra kurduğu firmaya “Oraj” adını vermesi Balyoz’un akıldışı iddialarına bir yanıt mıydı? Akça’nın eşi Funda Akça bu yorumumuzu doğruluyor. “Tarık şirketine bu adı inadına koyduğunu söylemişti” diyor.

‘Atatürkçü subay’ın ihbar mektubu

Ali Tarık Akça Balyoz tutuklamaları başlayınca tedirgin oluyor. O günlerde çocuklarının yanında tutuklanmak istemediği için orduevinde kalıyor. Eşine “Bu bir savaş biz kaybettik” diyor.

Akça 3. Balyoz davasının 10 numaralı sanığı idi. 3. Balyoz iddianamesinin 159. sayfasında kendisiyle ilgili olarak “Oraj Hava Harekât planı kapsamında Sıkıyönetim Görevlerinde Kullanılacak Personel olarak belirlendiği anlaşılmıştır” deniliyordu.

Akit gazetesi 21 Mayıs 2013 tarihinde “Bu mektup darbecileri yakar!” başlıklı bir haber yayımladı. “Atatürkçü bir subay” tarafından Ağustos 2004 tarihinde Genelkurmay’a gönderildiği öne sürülen mektup Ergenekon Balyoz ve benzeri tertiplerde yüzlercesine rastladığımız Cemaat’in bilinen psikolojik savaş imalatı ürünlerinden biriydi. Mektupta eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Org. İbrahim Fırtına Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve Ali Tarık Tarık Akça hakkında çeşitli iddialar yer alıyor Akça’nın “darbe planlarında” kilit konumda olduğu öne sürülüyor ve şöyle deniyordu:

“Albay Tarık Akça Fırtına paşanın darbe hazırlığını koordine etmektedir.

Kendisi darbenin en ince ayrıntılarıyla uğraşmaktadır. Generaller arasında kuryelik yapmaktadır. Telefonu kontrollü kullanarak açık vermemektedir. ”

Akça’nın savunması

Ali Tarık Akça Balyoz davasında 2 Şubat 2012 günü savunmasını yaptı. Akça darbe teşebbüsü suçlamasının yapıldığı 2002-2003 tarihinde ABD’nin Irak operasyonunun gündemde olduğuna dikkat çekerek “O dönemde Türkiye Cumhuriyeti harbin kıyısına kadar gelmiştir.

Benim komuta kademesinin birlikte harbe girmekte olduğu hükümete karşı darbe hazırlığı içinde olmam mümkün müdür?” diye konuştu.

Hilmi Özkök Akça’yı neden ordudan atmak istedi?

13 Mayıs 2012 günlü Aydınlık’ta “Silivri Notları”nda “Hilmi Özkök Albay Akça’yı neden ordudan atmak istedi?” başlıklı haberimizde şöyle yazmışız:

“Kurmay Albay Akça uzun yıllar MİT’te de çalışıyor. Herkesçe çok sevilen parlak bir subay.

Görev döneminin son yıllarında Hava Kuvvetleri Komutanı Org. İbrahim Fırtına’nın özel danışmanlığını yapıyor.

O günlerde bilindiği üzere Kıbrıs’ta ‘Annan Planı’ diye anılan KKTC Devleti’ni ortadan kaldırmayı hedefleyen bir referandum var. Bu referandumda Türkiye Hükümeti Batı’yla anlaşarak ‘Kıbrıs’ı ver kurtul’ politikasını benimsemişti. İşte o koşullarda Genelkurmay Başkanı’nın bir açıklama yapması bekleniyor.

Org. İbrahim Fırtına makam aracından emir subayı aracılığıyla Albay Akça’yı aratıyor ve Genelkurmay açıklamasının nasıl olduğunu soruyor. Albay Akça telefonda ‘Kıbrıs’ı sattılar’ diyor. Bu konuşma yasadışı dinleniyor ve Hilmi Özkök’ün önüne konuyor.

Bunun üzerine Kur. Albay Ali Tarık Akça ve Org. Fırtına’nın emir subayı Genelkurmay’a çağrılıyor. Telefon konuşması soruluyor. Albay Akça Hilmi Özkök’e ‘Lafımın arkasındayım’ diyor. Tartışma yaratan bu olayın ardından Hilmi Özkök kuvvet komutanı Org. Fırtına’dan Albay Akça’yı atmasını istiyor. Fırtına direniyor ve ‘Atmam’ cevabını veriyor. Daha sonra Akça İzmir NATO Karargâhında görevlendiriliyor. ”

Ali Tarık Akça’nın eşi Funda Akça “Tarık Balyoz iddiaları nedeniyle ve üst düzey bir komutanın tutumu nedeniyle oradan ayrıldı” diyor ve devam ediyor:

“Şimdi ben de soruyorum. Bir Türk subayı telefon dinlemesine takılacak üst düzey komutanı için ‘Irak’ı da Kıbrıs’ı da sattı’ dediği için zorla emekli edilecek. TSK içerisinde telefon dinlemesini kim yapıp servis etmiştir? Hava Kuvvetleri karargâhındaki bu paralel yapı herkesi dinlemekte midir?”

Böyle intihar mı olur?

Albay Akça’nın ölümüne ilişkin soruşturmada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 22 Şubat 2013 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi. Akça’nın eşi Funda Akça çocukları Arda Bahadır Akça ve Zeynep Gülşah Akça’nın avukatları Teoman Salgırtay ve Duygu Berber bu karara 5 Nisan 2013 tarihinde Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nde itiraz ettiler. Salgırtay ve Berber’e göre soruşturma eksik yapılmış ailenin talep ve beyanları değerlendirilmemişti. Dolayısıyla karar yerinde değildi.

Avukatlara göre soruşturma dosyası kapsamında dinlenen tanıkların anlatımları yeterince dikkate alınmamıştı. Akça’nın masasında bulunan “Çok yoruldum hoşça kalın” yazılı notta yazı kıyaslaması resmi evraklarla karşılaştırılmamıştı. En önemlisi avukatların Balyoz davasını da ilgilendirebilecek CD hakkındaki açıklamaları dikkate alınmamıştı. Avukatların soruşturmanın seyrini değiştirecek nitelikte taleplerine karar gerekçesinde yer bile verilmemişti.

Albay Akça’nın kızı Zeynep Gülşah Akça’nın 19 Kasım 2012 tarihinde savcılıkça alınan ifadesinden aynen aktaralım:

“… vefat etmeden önceki üç günü birlikte geçirdiklerini cumartesi dersinin erken bitmesi nedeniyle müteveffayı aradığı bunun üzerine ofise gittiğini ancak kapıyı 5 sefer çalmasına karşılık açmadığını telefonuna da cevap vermediğini baba diye seslenince kapıyı açtığını ve içeriye girdiğini yarım saat sonra kapının tekrar çaldığını kendisine sesini çıkarma nefes dahi alma uyu dediğini ışığı söndürmesini istediğini ışığı söndürdüğünü son bir aydır silah taşıdığını sürekli hızlı hareket ettiğini davranışlarından korktuğunun açık olduğunu…

Son zamanlarda kendisini de takip eden insanlar olduğunu babasına anlattığında babasının korktuğunu en küçük seste irkildiğini etkilendiğini borcu nedeniyle intihar ettiğini sanmadığını zira yeterince parasının olduğunu öldüğü gün bile kendisini arayıp planlar yaptıklarını kendisine tenis kortu ayarladığını Bodrum’a gitmek üzere plan yaptıklarını babasının güçlü biri olduğunu…” beyan etmiştir.

Sesini duymadan kızına bile kapıyı açmayan bir baba var karşımızda. Arkasından kapıyı kilitlemediğini için kızan ve en ufak bir seste ürperen kızı yanındayken bile kapı çaldığında irkilen ve kapıyı açmadan ışıkları söndürüp ses çıkarmadan bekleyen bir baba. Salgırtay ve Berber’in itiraz dilekçesinde buna dikkat çekiliyor. Bu durumun “hayatın olağan akışına aykırı olup şüphe uyandırmaktadır” deniliyor.

Albay Akça’nın son zamanlarda birilerinden korkar tavırlar sergilediği ve en ufak seste irkildiği ve etkilendiği oğlu ve eşi tarafından da defalarca dile getiriliyor. Akça kimlerden ve neden bu kadar korkuyordu?

Avukatlar Albay Akça’nın “ekonomik sorunlar” nedeniyle intihar ettiği iddiasına da karşı çıkıyorlar. “Öldüğü gün dahi kızıyla geleceğe yönelik planlar yapan bir insanın kendi iradesiyle hayatını sonlandırması ne kadar düşünülebilir?” diye soruyorlar.

Bu CD nerede?

Ali Tarık Akça eşi ve çocuklarına defalarca kendisinde son derece gizli bir CD olduğunu bu CD içinde Türkiye’yi yerinden oynatacak bilgiler bulunduğunu ve bu CD hakkında konuşursa ülkede deprem etkisi yaratacağını söylüyor. Ancak ölümünden sonra Akça’nın eşyaları arasında ve ofisinde bu CD’ye rastlanılmıyor. Savcılık dosyasında da bu CD’den bahsedilmiyor. Bu CD üçüncü kişilerce ele geçirilmiş olabilir mi? Akça’nın ölümüne bu CD’yi ele geçirmek için intihar süsü verilmiş olabilir mi? Bu sorunun yanıtı da verilmiş değil.

Kim bu polisler?

Funda Akça 13 Mart 2012’de eşine gün boyu ulaşamadıklarını telefonlarının sürekli kapalı olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Gece 11’de ulaşabildik. Oğlum kendisiyle buluştu. Tarık’ın gerçekten çökmüş ve korkmuş bir şekilde olduğunu söyledi. K. Irak ve Saraybosna dahil bir ok tehlikeli görev icra etmiş bir istihbaratçı subayın böyle korkması ve sarsılması bizi gerçekten şüphelendirdi. İki polis memurunun ofisine geldiğini ve 13 saat boyunca sorguya aldığını söyledi fakat emniyet kayıtlarında böyle bir bilgiye rastlamadık. Tarık polislere ‘Davet etseydiniz gelirdim zahmet etmişsiniz’ diyebilmiş sadece. Zaten yargılandığı davalara katılmaktaydı. Bir ekstra sorgunun ne olduğu belli değil hâlâ. ”

Kim bu sorgucu polis adını öğrenebildiniz mi sorumuza Funda Akça “Kendini ‘Kemal Komiser‘ olarak tanıtan bir polis memurunun olduğunu belirtmişti onun haricinde başka bir detay bilmiyoruz” yanıtını veriyor.

SİYASİ SUİKASTLER DOSYASI : Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi cinayetiyle ilgili şok FETÖ detayları


Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi cinayetiyle ilgili şok FETÖ detayları

2018’de Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’yi makamında şehit eden polis memuru Sarıcaoğlu’nun FETÖ ile bağı deşifre edildi. Katil zanlısının FETÖ’nün mahrem imamıyla yoğun görüşme trafiği ortaya çıktı. Verdi suikastını planlayarak azmettirdiği belirlenen 9’u aktif görevdeki polis olmak üzere 29 kişi hakkında operasyon başlatıldı.

İki yıl önce makamında, bir polis memuru tarafından şehit edilen Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi öldürülmesi olayında Karlov suikastı benzeri bir FETÖ izi çıktı.

Verdi’yi görev yerinin değiştirilmemesini bahane ederek şehit ettiği ileri sürülen polis memuru İsmail Hakkı Sarıcaoğlu’nun FETÖ ile yoğun irtibatı tespit edildi. Verdi suikastını planlayıp azmettirdiği gerekçesiyle dün 27 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Gözaltı listesinde ismi bulunanlardan dokuzu görevdeki polis memuru, diğerleri ise FETÖ’den ihraç edilen polisler ile doktor, öğretmen ve araştırma görevlilerinden oluşuyor.

SABAH; İstanbul, Adana, Bursa, Rize, Samsun, Trabzon, Nevşehir’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın koordinesinde yürütülen operasyonla ilgili özel bilgilere ulaştı. Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nın yürüttüğü araştırmada 11 Aralık 2018 tarihinde merkeze 10 km uzaklıktaki görev yerini il merkezine aldırmayı bahane edinerek Rize Emniyet Müdürü’nün makamında terör estiren ve İl Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’yi şehit eden İsmail Hakkı Sarıcaoğlu’nun Fetullahçı Terör Örgütü ile yoğun bağlantıları tespit edildi.

Örgütün Altuğ Verdi’yi, kendi üyesi olan polis memuruna görev yerinin değiştirilmemesini bahane edip vurdurarak Karlov suikastı benzeri bir etki yaratmayı amaçladığı belirtildi. Rus Büyükelçi Andey Karlov 16 Aralık 2016’da kritik bir süreçte Türkiye ile Rusya’nın ilişkilerini bozmak için FETÖ üyesi Mevlüt Mert Altıntaş tarafından öldürülmüştü.

Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi’nin şehit olduğu saldırının yeni görüntüleri ortaya çıktı

TETİKÇİ MAHREM İMAMA BAĞLI

Altuğ Verdi suikastının tetikçisi Sarıcaoğlu’nun da FETÖ üyesi olduğu ve İstanbul’da görevli olduğu sırada örgüt imamının da Yıldız Teknik Üniversitesi’nde akademisyen olarak görev yapan FETÖ mahrem imamı olduğu yönünde ihbar üzerine harekete geçildi.

Sarıcaoğlu’nun lise son sınıftayken Trabzon’da bulunan FETÖ’ye ait Zafer-Fen isimli dershaneye gittiği, liseden mezun olması ardından FETÖ üyeliğinden işlem gören, Samsun’da doktor olarak görev yapan abisi aracılığıyla Samsun’da örgüte ait ‘Sakarya’ isimli dershaneye gittiği ve burada yatılı olarak belirlendi.

İsmail Hakkı Sarıcaoğlu’nun bilgisayarında yapılan incelemede, FETÖ’nün yayın kuruluşlarına ait üniversiteye hazırlanmaya yönelik, ‘test, soru bankası, bu derslere ait ders notlarının’ mevcut olduğu tespit edildi. Sanığın Erzurum Üniversitesi İnşaat Mühendisliği okuduğu dönemde, FETÖ Silahlı Terör Örgütü’ne ait yurtta kaldığı anlaşıldı.

SABAH Özel İstihbarat Bölümü’nün ulaştığı bilgilere göre, Sarıcaoğlu Erzurum’da okuduğu sırada FETÖ mensubu arkadaşlarıyla üniversitede öğrenim gören öğrencileri ‘sohbet’ adı altındaki toplantılara davet ettiği öğrenildi.

Sanık Sarıcaoğlu’nun 2003-2005 yılları arasında Niğde Polis Okulu’nda okuduğu sırada polis okulunun çevresindeki illerde bulunana polis memurları ile irtibatlı olan ve ‘polis sohbet abisi’ olarak bilinen, aynı zamanda da örgütün Bölgeden Sorumlu İmamı olarak değerlendirilen Akademisyen M. Ç. ile cep telefonu irtibatı tespit edildi.