EGE ADALARI SORUNU DOSYASI : GİRİT ADASININ DÖRTTE ÜÇÜ TÜRKİYE’YE AİT, BİLİYOR MUYDUNUZ ???


GİRİT ADASININ DÖRTTE ÜÇÜ TÜRKİYE’YE AİT, BİLİYOR MUYDUNUZ ???

Sevgili Dostlar, daha önce duymamış olanlar ile bilmeyenler için ilginç gelecek, benim de yıllar önce öğrendiğim bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Halen Ege ve Akdeniz’in birleştiği noktada yer alan, Akdeniz’in en büyük 5.nci, Doğu Akdeniz de Kıbrıs’tan sonraki de en büyük 2.nci adası olan, yüzölçümü 8,336 km²’lik Girit adasının dörtte üçü aslında halen Türkiye’ye aittir.

Adanın uzunluğu 260 km olup, genişliği ise Diyon burnu ile Litinon burnu arasındaki 60 km’lik en geniş mesafeden, doğu ucundaki Yerapetre kıstağında sadece 12 km’lik bir mesafe arasında değişmektedir. Girintili çıkıntılı sahil şeridinin toplam uzunluğu 1,000 km’ye ulaşmaktadır.

Yakın tarihimizde, Girit Adasının Hukuki statüsünü belirleyen 4 antlaşma vardır. Bunlar;

  • 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması,
  • 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması,
  • 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ve
  • 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşmasıdır.

Bahse konu bu antlaşmalara göre Girit Adası’nın yalnız dörtte biri Yunanistan’a aittir. Nedenine gelince;

30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ile Yunanistan’a Girit Adası’nın dörtte biri verilmiştir. Bu antlaşmada; Girit Adası’nın etrafındaki 14 adet ada, adacık ve kayalıklar Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde bırakılmıştır.

Birinci Balkan Savaşı’ndan sonra 30 Mayıs 1913 ‘te Osmanlı Devleti ile Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan arasında imzalanan Londra Antlaşmasının 4. maddesi ile ada toprakları müttefik devletlere (Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan) verilmiştir.

Yani diğer bir ifade ile; Londra Antlaşmasına göre Girit Adası üzerinde dört devletin paylı mülkiyeti vardır. Yunanistan’a Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyet tanınmamıştır. 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması’nın hiçbir yerinde, Girit Adası’nın Yunanistan’a verildiği veya terkedildiği veya bağlandığına dair bir ifade yoktur.

10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile Bulgaristan, Girit adası üzerindeki dörtte birlik hakkından feragat etmiştir. 1913 Bükreş Antlaşması da Yunanistan’ın Girit adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyetinin olmadığını, başka devletlerle paylaşıldığını gösteren somut bir belgedir.

İkinci Balkan Savaşı’ndan sonra 10 Ağustos 1913’te Yunanistan, Romanya, Karadağ, Sırbistan ve Bulgaristan arasında Bükreş Antlaşması imzalanmıştır. Bulgaristan, 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından feragat etmiştir. Bu da göstermektedir ki Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyeti yoktur, başka devletlerin de payı vardır, antlaşma onun bir kere daha somut belgesi mahiyetindedir. Zira Bulgaristan hakkından vazgeçerken herhangi diğer bir ülke lehine feragat ta bulunmamıştır. Üstelik bu antlaşma Yunan Başbakanı Venizelos tarafından da bizzat imzalanmıştır. Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için Bulgaristan’ın Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payı aslına rücu olmuştur. Yani anılan pay Osmanlı Devleti’ne geri dönmüştür. Bu benim söylediğim husus, tüm hukukçuların da tereddütsüz onaylayacağı hukukun temel kuralıdır.

14 Kasım 1913 tarihinde imzalanan Atina Antlaşması ile 1913 Londra Antlaşması hükümlerinin uygulanacağı kayıt altına alınmıştır. Yani böylelikle, Atina Antlaşması ile Girit adasının dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu bir kez daha doğrulanmaktadır.

Bükreş Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 14 Kasım 1913’te Atina Antlaşması imzalanmıştır. 1913 Atina Antlaşması’nın 15. maddesi ile Osmanlı Devleti ve Yunanistan, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması hükümlerini, 5.Maddesi de dâhil olmak üzere uygulayacakları konusunda anlaşmıştır.

Bu antlaşma ile Girit Adası’nın dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu üçüncü defa teyit edilmiştir.

14 Kasım 1913 Atina Antlaşması’nın hiçbir yerinde, Girit Adası’nın Yunanistan’a verildiği veya terkedildiği veya bağlandığına dair bir ifade yoktur.

Gelelim 1923’e; 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile Girit adasının sadece dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Bilindiği gibi; Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra Türkiye Cumhuriyeti ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırp – Hırvat-Sloven Devleti arasında 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanmıştır.

Bu Antlaşması’nın 12. maddesi ile antlaşmaya taraf olan toplam sekiz ülke tarafından, 1-14 Kasım 1913 Atina Antlaşması’nın 15. maddesinin uygulanacağı teyit edilmiştir. Bahse konu bu teyit ile 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşmasının uygulanacağı da kayıt altına alınmış olmaktadır. Yani dördüncü defa ve sefer de Lozan ile; 1913 Londra Antlaşması ile Yunanistan’a Girit adasının dörtte birinin verildiği doğrulanmıştır.

Bu kadar açıklama ve dört kere aynı şeylerin vurgulanmasından sonra sonuca gelirsek;

1923 tarihli Lozan Antlaşması’nın 12. maddesi ile başta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere toplam sekiz devlet tarafından, Girit adasının yalnızca dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu teyit edilmiştir. Girit adası üzerinde Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan ve Yunanistan, olmak üzere toplam dört devletin paylı mülkiyet hakkının olduğu bir kez daha kayıt altına alınmıştır.

1923 tarihli Lozan Antlaşması’nın 46. maddesi ile Osmanlı genel borçları paylaştırılmış ve antlaşmanın 12. ve 15. maddelerinde sözü edilen adaların payına düşen borçlarında, adaların katıldığı devletler tarafından ödenmesi kararlaştırılmıştır. Anılan 46. madde ile Yunanistan, Kuzey Ege Denizi’nde Taşoz – İkerya arasında bulunan toplam 9 ada ile Girit Adası’nın dörtte birinin payına düşen borcu ödemekle sorumlu tutulmuştur.

Yunanistan anılan borçları ödememiştir. Borçlarla ilgili 46. madde de Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde sadece dörtte birlik mülkiyet hakkına sahip olduğunu açıkça görülmektedir.

Lozan Antlaşması’ndan Sonraki Dönem:

Sırbistan, Lozan Antlaşmasından sonraki süreçte Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından fiili olarak feragat etmiştir.

Karadağ da Lozan Antlaşmasından sonraki süreçte Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından fiili olarak feragat etmiştir.

Bulgaristan, Lozan Antlaşması’na taraf değildir. Ancak, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından yazılı olarak feragat eden Bulgaristan, Lozan Antlaşması sonrasında da Girit Adası üzerindeki hakkından fiili olarak feragat etmiştir.

Buraya kadar ki açıklamaları özetleyecek olursak;

Girit Adası’nın hukuki statüsünü belirleyen, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması, 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması’na göre Girit Adası’nın sadece dörtte biri Yunanistan’a aittir.

Bulgaristan, Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payından yazılı ve fiili olarak; Sırbistan, Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payından fiili olarak; Karadağ da Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payından fiili olarak feragat etmiştir.

Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ tarafından yapılan feragat (vazgeçme), Yunanistan lehine yapılmamıştır.

Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ’ın Girit Adası üzerindeki toplam dörtte üçlük payı aslına rücu olmuştur. Yani anılan dörtte üçlük pay Osmanlı Devleti’ne geri dönmüştür.

Osmanlı Devleti’nin hak ve borçları küllî halefi yet yoluyla Türkiye Cumhuriyeti’ne geçmiştir. Girit Adasının hukuki statüsünü belirleyen uluslararası antlaşmalar ve uluslararası hukuka göre Girit Adası’nın dörtte üçü ve adanın etrafındaki ada, adacık ve kayalıklar, Osmanlı Devleti’nin küllî halefi olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir. (Külli halefler, miras bırakanın borçlarından dolayı kendi mal varlıkları ile sınırsız sorumludurlar. Cüzi halefler ise borçlardan sorumlu değildirler. Külli intikal asıl olduğu için hukukumuzda en az bir külli halef vardır.)

Yunanistan, 1999 yılında adaya, Türkiye’ye karşı kullanılmak üzere S-300 hava savunma Füze bataryası konuşlandırmıştır. Bu durumda yapılması gereken hukuki işlem şudur;

Yunanistan, Girit adasının dörtte üçü ile hâlihazırda adanın etrafında işgal altında tuttuğu Gavdos, Dionisades, Gaidhouronisi, Dhia, ve Koufonisi olmak üzere toplam 5 Türk Adasını boşaltarak Türkiye’ye teslim etmeli, Girit Adası’nın Türk bölgesinde kalan Heraklion Hava Üssü dahil olmak üzere bütün askeri birliklerini ve hava savunma füze bataryalarını tahliye etmelidir.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Girit Adası’nın dörtte üçü Türkiye’ye aittir


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Girit Adası’nın dörtte üçü Türkiye’ye aittir

YAZAN : SAYGI ÖZTÜRK

Ege’deki adalarımızın işgalini sık sık gündeme getiren Yalım, Girit Adası’nın dörtte üçünün, çevresindeki 14 ada ve adacığın da Türkiye’ye ait olduğunu öne sürdü…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan’a yapacağı resmi ziyaret öncesi, Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri, emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyeti olmadığını belirtti. Adanın hukuki statüsünün 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması, 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere toplam dört antlaşmayla belirlendiğini söyleyen Yalım, Girit’in sadece dörtte birinin Yunanistan’a, dörtte üçünün de Türkiye’ye ait olduğunu öne sürdü. Yalım, belgelerle şunları anlattı.

Ümit Yalım, Girit Adası’nda Türkiye’ye ait yerleri haritada işaretledi.

ANTLAŞMALAR ORTADA

Londra Antlaşması’nın hiçbir yerinde Girit Adası’nın Yunanistan’a terk edildiği, verildiği veya bağlandığı ifadesi yoktur. Yunanistan’a Girit Adası’nın dörtte biri verilmiştir. Adanın etrafındaki 14 ada ile adacık ve kayalıklar Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde kalmıştır.

Atina Antlaşması’nın hiçbir yerinde, Girit Adası’nın Yunanistan’a terk edildiği, verildiği veya bağlandığına ilişkin de ifade bulunmamaktadır. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalandı. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere toplam sekiz devlet tarafından, Girit Adası’nın sadece dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu teyit edilmiştir.

Yunanistan, Girit Adası’nın dörtte üçü ile halihazırda adanın etrafında işgal altında tuttuğu Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi olmak üzere toplam 5 Türk adasını derhal boşaltarak Türkiye’ye teslim etmelidir. Girit Adası’nın Türk bölgesinde kalan Heraklion Hava Üssü dahil olmak üzere bütün askeri birliklerini ve 1999 yılında adanın Türk bölgesine yerleştirdiği S-300 hava savunma füze bataryalarını da derhal tahliye etmelidir.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI : MÜTHİŞ BİR İDDİA !.. Girit Adası’nın dörtte üçü Türkiye’ye aittir !


MÜTHİŞ BİR İDDİA !.. Girit Adası’nın dörtte üçü Türkiye’ye aittir !

Türkiye Cumhuriyetinin tapusu olan ve bütün hükümleri mutlaka uygulanması zorunluluk arz eden 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile başta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere toplam sekiz devlet tarafından, Girit Adası’nın sadece dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu teyit edilmiştir.


HABER.MAKALE: Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri (7.12.2018 02:00)

Girit Adası üzerinde Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ olmak üzere toplam dört devletin paylı mülkiyet hakkının olduğu bir kez daha kayıt altına alınmıştır


Girit Adası’nın hukuki statüsü hakkında tarihçiler tarafından kullanılan iki tez vardır. Birinci tez, “Girit Adası’nın 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ile hukuken Yunanistan’a terk edildiği ve 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ile de kesin olarak Yunanistan’a verildiği” tezidir. İkinci tez ise, “Girit Adası’nın, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ve 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile kesin olarak Yunanistan’a bağlandığı” tezidir. Ancak tarihçiler tarafından kullanılan her iki tez de tarihi, coğrafi ve hukuki gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Girit Adası’nın hukuki statüsü, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması, 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere toplam dört antlaşma ile belirlenmiştir. Anılan antlaşmalara göre Girit Adası’nın sadece dörtte biri Yunanistan’a aittir.


30 MAYIS 1913 LONDRA ANTLAŞMASI


Birinci Balkan Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti ile Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan arasında 30 Mayıs 1913’te Londra Antlaşması imzalandı. Girit Adası, 1913 Londra Antlaşması’nın 4. Maddesi ile Müttefik Devletlere (Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan) verildi. Antlaşmaya göre Girit Adası üzerinde dört devletin paylı mülkiyeti vardır. Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyeti yoktur. 1913 Londra Antlaşması ile Yunanistan’a Girit Adası’nın dörtte biri verilmiştir. Girit Adası’nın sadece dörtte biri Yunanistan’a aittir. Girit Adası’nın etrafındaki 14 ada ile adacık ve kayalıklar Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde kalmıştır.


10 AĞUSTOS 1913 BÜKREŞ ANTLAŞMASI


İkinci Balkan Savaşı’ndan sonra Romanya, Yunanistan, Karadağ, Sırbistan ve Bulgaristan arasında 10 Ağustos 1913’te Bükreş Antlaşması imzalandı. Bulgaristan, 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından feragat etti. Bu antlaşma, Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyetinin olmadığını gösteren somut bir belgedir. Bulgaristan, Antlaşmanın 5. Maddesi ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından feragat etmiştir. Yani Bulgaristan, Girit Adası üzerindeki hakkından vazgeçmiştir. Ancak bu feragat Yunanistan lehine yapılmamıştır. Üstelik bu antlaşma Yunan Başbakanı Venizelos tarafından da bizzat imzalanmıştır. Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için, Bulgaristan’ın Girit Adası üzerindeki dörtte birlik payı aslına rücu olmuştur. Yani anılan pay Osmanlı Devleti’ne geri dönmüştür.


14 KASIM 1913 ATİNA ANTLAŞMASI


Bükreş Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 14 Kasım 1913’te Atina Antlaşması imzalandı. 1913 Atina Antlaşması’nın 15. Maddesi ile Osmanlı Devleti ve Yunanistan, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması hükümlerini 5. Maddesi de dâhil olmak üzere uygulayacakları konusunda anlaştı. Bu antlaşma ile Girit Adası’nın dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu bir kez daha teyit edilmiştir. Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra Türkiye ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat-Sloven Devleti arasında 24 Temmuz 1923’de Lozan Antlaşması imzalandı. 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile antlaşmaya taraf olan toplam sekiz ülke tarafından, 1-14 Kasım 1913 Atina Antlaşması’nın 15. Maddesinin uygulanacağı teyit edildi. Anılan teyit ile 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşmasının uygulanacağı kayıt altına alınmıştır. 1913 Londra Antlaşması ile Yunanistan’a Girit Adası’nın dörtte biri verilmişti. 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile başta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere toplam sekiz devlet tarafından, Girit Adası’nın sadece dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu teyit edilmiştir. Girit Adası üzerinde Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ olmak üzere toplam dört devletin paylı mülkiyet hakkının olduğu bir kez daha kayıt altına alınmıştır.


LOZAN ANTLAŞMASI


Bulgaristan, Lozan Antlaşması’na taraf değildir. Ancak, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması ile Girit Adası üzerindeki dörtte birlik hakkından yazılı olarak feragat eden Bulgaristan, Lozan Antlaşması sonrasında da Girit Adası üzerindeki hakkından fiili olarak feragat etmiştir. Sırbistan ve Karadağ da, Lozan Antlaşmasından sonraki süreçte Girit Adası üzerindeki dörtte birlik haklarından fiili olarak feragat etmişlerdir. Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ tarafından yapılan feragat (vazgeçme), Yunanistan lehine yapılmamıştır. Yunanistan lehine feragat (vazgeçme) yapılmadığı için Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ’ın Girit Adası üzerindeki toplam dörtte üçlük payı aslına rücu olarak Türk toprağı olmuştur. Girit Adasının hukuki statüsünü belirleyen uluslararası antlaşmalar ve uluslararası hukuka göre Girit Adası’nın dörtte üçü ve adanın etrafındaki 14 ada ile adacık ve kayalıklar, Osmanlı Devleti’nin küllî halefi olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne aittir.


ADALAR DERHAL BOŞALTILMALI


Yunanistan, Girit Adası’nın dörtte üçü ile hâlihazırda Adanın etrafında işgal altında tuttuğu Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi olmak üzere toplam 5 Türk Adasını derhal boşaltarak Türkiye’ye teslim etmelidir. Ayrıca yine Ege Denizi’nde işgal ettiği diğer 13 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını da derhal boşaltarak Türkiye’ye teslim etmelidir.


Yunanistan, Girit Adası’nın Türk bölgesinde kalan Heraklion Hava Üssü dahil olmak üzere bütün askeri birliklerini ve 1999 yılında Adanın Türk bölgesine yerleştirdiği S-300 hava savunma füze bataryalarını da derhal tahliye etmelidir.

TARİH : 1900’lu yıllarda Girit Adası Osmanlı’nın ellerinden nasıl kayıp gitti ??


1900’lu yıllarda Girit Adası Osmanlı’nın ellerinden nasıl kayıp gitti ??

1900’lu yıllarda Girit Adasının Osmanlı’nın ellerinden nasıl kayıp gittiğini anlatan aşağıdaki yazıyı 21. yüzyıl Türkiye’sinde yaşananlarla nasıl örtüştüğünü görmek için dikkatle okuyunuz.Ülkeyi yönetenlerin ve siyasetçilerin tarihi bilmeleri çok gerekli ve önemlidir.Keşke başbakan Erdoğan kulaktan dolma bilgiler yerine ülkemiz tarihini bilse idi.Belki bu gün ülkemizin içinde olduğu süreci daha doğru yorumlar ve uluslararası yönetsel politikalarını daha gerçekçi ve doğru belirlerdi.

Naci Kaptan

GİRİT OLAYI MASAL GİBİ…

YIL: 1909


İttihat ve Terakki mensubu Edirne mebusu Haşim Bey, ağustos ayında Giritte Rumlar tarafından hunharca öldürülen Osman Efendi (Koraşaki) ile Hüseyin Ağa (Subaşaki) adlı iki Türkün naaşlarını kartpostal yaptırıp devlet erkânına gönderdi.

Mesajı açıktı: Girit elden gidiyor!

Osmanlı Devleti ise, dört büyük ülkeye güvenip, açılım yaparak sorunu çözeceğini umuyordu. Oysa Giritte daha önce kaç kez açılım yapmıştı… Kafanız fazla karışmasın; en iyisi olayları baştan yazalım…

Arap kökenli Kazancakis
Osmanlı ordusu, Akdenizin en büyük adalarından olan Giriti 1645-1669 yılları arasında Venediklilerden aldı.Adanın Müslümanlaştırılması konusunda farklı bir metot uyguladı: Balkanlarda şenlendirme adıyla yaptığı zorunlu iskânı bu kez adada uygulamadı. Fakat zorunlu olmasa da Girit, Türk göçü aldı. Bu arada Osmanlı, Kapıkulu askerinin evlenme yasağını kaldırdı. Bunlar Rum kızlarıyla evlendi. Bazı Rumların da din değiştirmesiyle Girit nüfusunda Müslüman sayısı kısa sürede çoğaldı.

Anımsatmalıyım: İhtida eden Rumların bir bölümü, 823-963 yılları arasında adaya egemen olan Müslüman Araplar idi. Bizansın zoruyla Hıristiyan olmuşlardı. Bu gerçeği saklamayanlardan biri de, Giritli ünlü yazar Nikos Kazancakis (1883-1957) idi. El Grecoya Mektuplar eserinde Arap soyundan (Abadyotlardan) geldiğini iftiharla yazdı. Dünyaca ünlü ressam El Greco da (1541-1614) Giritliydi. Neyse…

1700lü yıllarda ada nüfusunda Rumlar ve Türkler hemen hemen eşitti. Adanın dili Rumca, Arapça, Türkçe karışımı olan, yerel halkın Giritçe dediği dildi. Bu dil Rumcaya yakındı. Bunun sebebi, Osmanlı idaresinin Türkçeye gerekli özeni göstermemesiydi. İlginçtir; Giritte Türk dilinin unutulmamasını sağlayan Horasan kökenli Bektaşi tekke ve zaviyeleriydi.

Girit bir Osmanlı görevlisinin cenaze töreni

Et ve tırnak gibi


Türk ve Rumlar arasında yıllar içinde akrabalık sayısı arttı. Et ve tırnak gibi oldular. Ancak ne zaman Osmanlı ekonomisinde duraklama ve gerileme dönemi başladı; Giritte isyanlar patlak verdi. Bunda, Ortodoksların hamiliğine soyunan Rusyanın payı büyüktü. 1768de Çariçe Katerinanın kışkırtmasıyla, ticari filoya sahip zengin tüccar Yanis Daskoloyanis liderliğinde Rumlar (Sfakyalılar) ayaklandı.Osmanlı isyanı bastırdı; Daskoloyanis ve arkadaşları idam edildi ama 100 yıldır et ve tırnak gibi yaşayan Rumlar ve Türkler arasında güven kaybı baş ladı.

Ne yazık ki yaşanılacak sonraki tarihsel süreç adanın bu iki halkını birbirine düşman edecekti.Bunun içsel olduğu gibi dışsal nedenleri de vardı. Öncelikle, siyasi, sosyal ve ekonomisi altüst olan Avrupa yeniden kuruluyor, yeni ittifaklar oluşturuluyordu.Bu nedenle 1821de Mora Yarımadasında başlayıp Girite sıçrayan isyan Avrupadan çok destek buldu. Bu desteğin siyasi yanı gibi kültürel yanı da vardı; Rönesansla birlikte Batıda antik Yunan hayranlığı başladı.

Rumların camilere, tekkelere, çiftliklere, vakıflara saldırmasını; Türk köylülerini öldürmesini Avrupa seyretti. Kılı kıpırdamadı.Can güvenlikleri kalmayan köylerdeki Müslümanlar şehirlere göç etti. Ancak Rumlar şiddeti her geçen gün artırdı. Osmanlı, Mısırdaki Kavalalı Mehmet Ali Paşadan yardım alarak ayaklanmayı ancak 4 yılda bastırabildi. Cephe savaşları için eğitilen askerler küçük çetecilerle başa çıkmakta zorlanmıştı.

Girit Heraklion limanı 1817

İsyanın bastırılması ve Osmanlının Doğu Akdeniz’e tekrar hâkim olma ihtimali, İngiltere, Fransa ve Rusyanın hoşuna gitmedi. Bu üç devlet Osmanlıdan Yunanlılara, Sırbistan ve Romanyada olduğu gibi prenslik vermesini istedi. Avrupada da büyük bir kamuoyu baskısı vardı. Şair Lord Byron, ressam Delacroix, yazar Victor Hugo vs. gibi aydınlar eserlerinde Yunan isyanına destek çıktı.

Kuşkusuz mesele sanatçılarla çözülmedi; İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları Moradaki Navarin Limanındaki 57 Türk gemisini batırıp sekiz bin Mehmetçiki şehit etti.

Avrupa Konseyi


Osmanlı şaşkındı; ne yapacağını bilemedi. Çünkü Yeniçeri Ocağını daha yeni tasfiye edip Asakir-i Mansure Muhammediye teşkilatını kurmuştu. Savaşacak askeri gücü yoktu. Sonuçta Osmanlı, Yunanistanın bağımsızlık talebinden vazgeçmesi ve kendisine her yıl belli miktarda vergi vermesi karşılığında, Mora Yarımadasında Yunan Prensliği kurulmasını kabul etti.

Aradan çok geçmedi. Rusya da Osmanlıya saldırdı. Erzurumu, Edirneyi aldı. İngiltere ve Fransa, Rusyanın ilerleyişinden memnun olmadı. Taraflar bir masa etrafında buluştu. Buradan ne karar çıktı dersiniz; Yunanistanın bağımsızlığı!
Enosis (birleşme) için ilk adım atılmış oldu.

Girit Rumları fırsatı kaçırmadı; Yunanistanla birleşmek için hemen ayaklandı. İsyan bu k ez çabuk bastırıldı. Rumlar Avrupadan da gerekli desteği bulamadı.Çünkü emperyal devletler, hasta adam Osmanlıyı nasıl paylaşacakları konusunda henüz hemfikir değildi. Öyle ki, Osmanlı, İngiliz ve Fransızların Avrupa Konseyine alınma sözüyle Rusyaya savaş açtı.Ruslar da sıcak denizlere inme hülyasından hiç kopmadı. Giritli Rumların umudu da Rusların bu hülyasıydı…Her fırsatta ayaklandılar ve her isyanda bir siyasi hak elde ettiler. Nasıl mı?

Açılımın birinci aşaması


Genel af çıkarıldı

RUSLAR dindaşları Yunanlıları, İngilizlere kaptırmamak için, Çar II. Aleksanderın yeğeni Grand Düşes Olgayı Yunan Kralı Georgios ile evlendirdi. Bu düğünde bir dedikodu çıktı; Ruslar çeyiz olarak Giriti Yunanlılara verecekti!Dedikoduya o kadar inanıldı ki, Giritin fanatik milliyetçi dağlıları Sfakyalılar, Mihail Korakas liderliğinde ayaklandı.

16 Ağustos 1866da Selino kazasındaki Müslümanları kadın çocuk demeden öldürdüler. Osmanlı ordusu çetecilerin peşine düştü. Tam isyanı bastıracakken devreye İngiltere ve Fransa girdi. Teklifleri şuydu: Girit Yunanlılara verilemezdi ancak Osmanlı da Girit Açılımı yapmalıydı.

Nasıl olacaktı bu açılım?

İlk şart, askeri harekât hemen durdurulmalıydı .Ayrıca silah bırakacak isyancılar için umumi af çıkarılmalıydı.Tanıdık geliyor mu?

Devam edelim:


Girit yoksuldu; ada halkı iki yıl vergiden muaf olmalıydı. İdari reformlar da yapılmalıydı; Padişahın atayacağı valinin biri Türk, diğeri Rum iki yardımcısı olmalıydı. Ayrıca resmi yazışmalarda Türkçe zorunluluğu kaldırılmalıydı. Osmanlı açılımı kabul etti.Türkler rahatladı; köy ve mezralarına döndü. Müslümanlar, Bu açılım ne kadar güzelmiş demeye başladı.

Girit Heraklion 1800’lü yıllar

Açılımın ikinci aşaması
Jandarma yeniden düzenlendi

OSMANLI nın 1878de Ruslara yenilmesi Giritte yeni bir ayaklanmaya neden oldu. Olan köylerine dönen açılım kurbanı Türklere oldu; evleri, tarlaları yakıldı; canlarından oldular. Osmanlı ordusu yine isyancıların peşine düştü.

Ve devreye yine Avrupalılar girdi. Onların bastırmalarıyla, diğer Osmanlı vilayetlerinden farklı, Girite özel imtiyazlar tanındı; yani yeni bir sözleşme/açılım yapıldı.25 Ekim 1878deki bu Halepa Sözleşmesi/Açılımı şöyle olacaktı:

Girit Valisi sadece Müslümanlardan seçilmeyecekti, Hıristiyan da olacaktı. Vilayet genel meclisinde Rumlar (49/31) çoğunlukta olacaktı.Hıristiyan kaymakamlar Müslüman kaymakamlardan sayıca fazla olacaktı.Vilayet Meclisi ve mahkeme dili Rumca olacak; ancak resmi zabıtlar ve dilekçeler Rumca ve Türkçe olabilecekti.Ve en önemlisi asayişi sağlayan jandarma, yerli halktan seçilecekti.

Osmanlı bu açılıma da Evet dedi. Yeter ki kardeş kanı dursun diyordu.


Fotyadi Paşa, Sava Paşa, Kostaki Anthopulos Paşa, Nikolaki Sartinski Paşa gibi isimleri sırasıyla Girite vali atadı.Diyeceksiniz Artık bu açılım adaya sükûnet getirmiştir! Hayır…

Girit için görevlendirilmiş olan uluslararası jandarma komisyonu 1897

Açılımın üçüncü aşaması
Avrupaya müdahale hakkı

1885-1888de Girit iki ayaklanmaya daha sahne oldu. Fakat en büyük isyan 1896da oldu.Artık taraflardan biri asker değildi; Ağride, Kaliveste, Resmoda, Hanyada vd. 250 yıldır birlikte yaşayan komşular birbirine silah sıkmaya başladı.Girit yanıyordu.

Tabii yine beklenen oldu; İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Rusya olaylara müdahale etti. Asayiş amacıyla savaş gemilerini Girite gönderdiler.Ve Osmanlıya yine, yeni bir sözleşme/açılım dayattılar.Girit valisi kesinlikle Hıristiyan olacaktı.Vali, adada karışıklık çıkması halinde Batıdan silah ve asker yardımı isteyebilecekti. Hemen genel af ilan edilecekti.Memurların üçte biri Hıristiyan olacaktı. Avrupalı hukukçular adli bir ıslahat reformu hazırlayacaktı .

Osmanlı bu açılıma da boyun eğdi.


Başkent İstanbulun Giritte açılım yapmaktan başı dönmüştü.Ancak 25 Ağustos 1896 Nizamnamesi/ açılımı Giritten kopuşu hızlandırdı.Elleri silahlı Rumlar artık şehir merkezlerinde bile gezip, kimseden korkmadan Türkleri öldürmeye başladı. Bu cinayetler sonucu, Amcaoğlu Hüseyin, Bedeloğlu Mehmet, Bunacuoğlu Selim Ağanın çoban oğlu, Yanatoğlu Halim, Salih Kaziyatoğlu, Güldanoğlu Hüseyin, Muradoğlu Hasan, Osman Korethaki gibi yüzlerce Türk öldürüldü.

Resmolu Hüseyin Subaşaki gibi Türkler şehit edildikten sonra, hıncını alamayan asiler tarafından kafatası bıçak ve sopalarla delik deşik edildi.Türkler korunaksızdı.

Giritin Hıristiyan valisi, kasten Osmanlıdan asker yardımı istemiyordu; Türklerin Giritten gitmesini istiyordu.Giritte oluk oluk Türk kanı akıyordu. Tek tek öldürmeler kısa zamanda toplu katliamlara neden oldu. Elida, Ahladina, Nisiya, Balyovici, Sika, Lisinsi, Mulina, İskalavos , Handra, Akriba, Lamnon, Ziru gibi Türk köyleri yakılıp yıkıldı; Müslüman ahalisi öldürüldü. Türkler adadan kaçış yolu arıyordu artık.

Hanya ve Resmoda altmış bin Müslüman sığınmacı kurtarılmayı bekliyordu.


Giritli Müslümanlar, açılım gereği Osmanlının Girite asker çıkaramayacağını anlayınca, İran Şahı Muzafferiddin Handan yardım istedi!

Sadece Giritte değil Yanyadaki feryatlara Avrupalının kulağı kapalıydı. Sonunda Osmanlı, 18 Nisan 1897de Yunanistana savaş açtı. Beklendiği gibi bir ay gibi kısa sürede Yunan ordusunu perişan etti.Türk ordusu Atinaya girecekken, Rus Çarı II. Nikolayın isteği ve İngilterenin baskısıyla II. Abdülhamid Türk ordusunu durdurdu. Yapılan barış görüşmelerinde galip Osmanlı, bırakın bir avuç toprak almayı, savaş tazminatını bile alamadı.Aksine Giritteki nüfuzunu kaybetti…

GİRİT – Binbaşı Bor haranguing, yakaladıkları asiler (Osmanlı askerleri) Giritten sürülmeden önce. LONDON NEWS Çizim Resim 20 Mart 1897.

Açılımın dördüncü aşaması
Otonom ilan edildi

DİYECEKSİNİZ ki, Osmanlı ordusu, Yunanlıları yenince Giritteki Rumlar korkup sinmişlerdir. Ne gezer!

En acıklısı Giritte yaşandı. Türkler, Rumları kesecek iddiasıyla Avrupa devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya) adaya asker çıkardı. Asayişi artık onların askeri sağlayacaktı!

O halde Giritte Türk askerine gerek var mıydı? Diyorlardı ki, Osmanlı askeri gidince Rumlar bir daha ayaklanmazdı! Gülmeyiniz, aynı gerekçeler günümüzde Kıbrıs için de söyleniyor…

Avrupanın bu kandırmasıyla Türk askeri 1898de Giritten çekildi.Ada otonom ilan edildi.Giritin kaderi, Avrupalılara bırakıldı. Avrupalılar, Rumların ve Türklerin can ve mal güvenliklerini garanti altına aldıktan sonra adadan ayrılacaklardı .

Girite böylece barış gelecekti. Harika!

Tabii bu arada bir şart daha ileri sürüldü: Girit valisini seçme hakkı Osmanlı padişahına bırakıldı. Ancak istisnai bir durum vard ı; büyük devletlerin o valiyi onaylaması gerekiyordu. Yoksa kendileri atama yapacaklardı. Ne oldu dersiniz; Osmanlının karşı koymasına rağmen Prens Otto Girit Valisi yapıldı. Kısa bir süre sonra dört devlet adadan çekildi. Ve Rumlar hemen adaya Yunan bayrağı çekti. Hani barış gelecekti; beyaz güvercinler uçacaktı adanın üzerinde?

Osmanlı büyük bir diplomasi başarısıyla(!) bayrağı indirtti. Karşılık olarak, Avrupa ülkelerinin ve Yunanistanın tepkisini çekmemek için, İstanbulda sahnelenen Girit adlı tiyatro oyununu sansürledi. Şaka gibi…

Ve sonuç
Toprak kaybı

OSMANLI, Avrupalı dört devletin oyalayıcı sözlerine, teminatlarına ve açılım masallarına hep inandı.Bunun karşılığında Giriti kaybetti.

Bu da şöyle oldu: 1910da Girit Meclisi Yunanistanla birleşme kararı aldı. Anadolunun birçok yerinde mitingler yapıldı; Türkler, Giritte savaşmak için gönüllü asker müracaatında bulundu; Yunan malları boykot edildi, gemileri Osmanlı limanlarına sokulmadı; Osmanlı konuyu Lahey Hakem Mahkemesine götürmek istedi vs. vs. Bunların pek yaptırımı olmadı.

Girit onca açılıma rağmen 1913te Osmanlının elinden kuş olup uçtu, gitti!


Giden toprağın yüzölçümü 8.336 kilometrekare idi.

Savaşın üzerinden altı ay geçmişti… Malina köyünde taş üstünde taş kalmamış, tekke ise viran haldeydi…Altı ay öncesinde tekkenin üzerine ölüm kusan Rum ateşinin sesleri, biraz dinleseniz hala duyulabilecekti sanki… Ve tekkede Türklük için direnen, kaçıp kurtulmak yerine vatan bildiği toprağı savunmayı seçen kahramanlar da sanki hâlâ oradaydılar…

Tekkenin hemen yanıbaşında Sinan’ın evine geldiklerinde orasının da aynı vaziyette olduğunu gördüler… İçerisi kapkaranlıktı, tıpkı Girit Türk’ünün Girit’teki yazgısı gibi…

Eşyaları karıştırıp onlardan geriye kalan önemli bir şeyi arıyordu iki derviş. Olaylardan önce Rum kilisesinin önünde görülen dervişlerden genç olanı aslında derviş değil Önder Yüzbaşı’nın istihbarat eriydi ve kilisede olan bitenden tekkeyi bilgilendiriyordu. Diğeri de bu evde, olan biteni rapor ediyordu.

Aradıkları şeyin hâlâ orada olduğundan adları kadar emindiler… Ve onu yerde buldular… Hanye Bektaşi Tekkesi’nin Babası Erdemli Azmi Baba’nın Sinan’a emaneti küçük bir bohçaya benziyordu. İçinde tekkenin tapu senedi, şeyhlerin seceresi ve el yazması notlar bulunuyordu.

Erlerden genç olanı, mübadele yıllarında artık yaşlanmış olarak Türkiye’ye döndü… Girit geride kalmıştı artık. Yıllar boyu gözü gibi sakladığı, önce Azmi Baba’nın Sinan’a bıraktığı emaneti, Türkiye’de bir tekke şeyhine bıraktı.

O notlarda ne mi yazıyordu: Elveda Girit.

mete.gulmen

NOT ; Naci Kaptan tarafından resimlendirilmiştir