KOMPLO TEORİLERİ /// Fuat Uğur : Doktor Zelenko’yu tanıyalım ve COVID-19’daki büyük oyunu görelim


Fuat Uğur : Doktor Zelenko’yu tanıyalım ve COVID-19’daki büyük oyunu görelim

15.09.2020

Adam 46 yaşında. Ukrayna-Kiev doğumlu. Küçük yaşta ailesi ile birlikte ABD’ye göçmüş. İsrail medyasında da haber olmuş bu iltica. Evet, tahmin ettiğiniz gibi, Doktor Zelenko bir Yahudi. New York’un Brooklyn kesiminde büyüyüp okuyan ve şu anda 8 çocuklu olan bir aile babası. Anlayacağınız doğum kontrolüyle başı hoş olmayan dindar Yahudilerden kendisi.

Uzun zamandır yaklaşık 35 bin kişinin yaşadığı bir semtte aile hekimliği yapıyor. Burası bizim Bağcılar ya da Esenler gibi insanların dip dibe yaşadığı bir yer.

Onun Covid-19 ile olan macerası geçen mart aylarında başlıyor, Beyaz Saray’a kadar uzanıyor. Başına gelmeyen kalmıyor. Tehdit ediliyor, hakkında New York’tan Washington’a kadar soruşturmalar açılıyor ama yılmıyor.

Sebebi ne dersiniz?

Covid-19 tedavisinde uyguladığı ve çok başarılı olan ilaç kombinasyonu.

Bunları kendisiyle YouTube üzerinden yapılan bir röportajdan öğreniyoruz.

En başından anlatıyor:

“Sağlığından sorumlu olduğum halk ile bu yılın mart ayından itibaren Covid-19’a yakalandık. Neredeyse nüfusun tamamına yakını, birbirine eş zamanlarda hasta oldu. Nüfus yoğunluğu sebebiyle. Normal zamanlar muayenehanemde ortalama 50 kişi oluyorken, Pandemi günlerinde 250 kişiyi buldu hasta sayısı. Aynı zamanda şehirdeki tüm görüntüleme ve kan tahlil laboratuvarları kapalıydı. Yetmedi, kliniğimizdeki personelin yarısı hasta olup hizmet dışı kaldı. Tam bir savaş bölgesiydi.”

Doktor Zelenko işte böyle bir anda o güne kadar uygulamış olduğu klasik tıp yöntemlerini mecburen bir gece de değiştirmek zorunda kalmış. “Artık” diyor, “Sezgilerime (intuition), hasta gruplama sistemine (triage) ve sağduyuma başvurmak zorundaydım. Çünkü bütün kaynaklar tükenmişti” sözleriyle tasvir ediyor o günleri.

Ve devam ediyor:

“Tam bir felaketti!”

HASTA SEÇİMİNDE GRUPLAMA, ZAMAN VE DOĞRU İLAÇ KOMBİNASYONU

O sırada dünya solunum cihazı olan ventilatöre odaklanmıştı. Ne kadar çok ventilatör varsa o kadar çok hasta kurtarılacaktı güya. Amma velakin hiç kimse hastane öncesi müdahale yapılarak ventilatöre olan ihtiyacı ortadan kaldırmayı düşünmüyordu. Zelenko, bunun üzerine şahsi araştırmalara başlıyor. Güney Kore’ye bakıyor. Orada Hidroksiklorokin +Çinko kullanılarak vasat bir başarı sağlandığını görüyor. Daha sonra Fransa’da Dr. Didier Raoult yine Hidroksiklorokin ve Azitromisin (Antibiyotik) kullandığı için birtakım kişilerin tehditlerine maruz kalıyordu(*) Zelenko sürekli ayakta tedavi yöntemleri üzerine yoğunlaşmaktaydı. Sonuçta Fransa ve Güney Kore modelini sentezleme kararı alıyor. Uygulamada Hidroksiklorokin her durumda ortak paydaydı. Zelenko Hidroksiklorokin’i zaten kendi romatizma hastalarında 20 yıldan beri kullandığını belirtiyor. Hamile kadınlara ve çocuklara da veriyormuş evvelce.

Dr. Zelenko diğer ülkelerdeki vasati başarıyı daha üste çıkarmanın bir yolu olduğunu düşünüyor ve bunu hasta seçiminde buluyor. Hasta seçiminden kastını şöyle anlatıyor:

“Hastanelere baktım, ölenler çoğunlukla 60 yaş üzeri. Gençlerden ölen varsa mutlaka eşlik eden birkaç hastalık var. Bu virüs insanlara eşit muamele yapmıyor. Saldırıya açık olanları, yani yaşlı ve eşlik eden birkaç hastalığı olanları seçiyor. Genç ve herhangi bir hastalığı olmayan kişiler ise herhangi bir müdahale olmadan iyileşebiliyor. Düşündüm ki kıt kaynak ve imkânlar olduğu için yüksek risk grubu hastaları gruplandırıp (triyaj) onlara müdahale etmeliyim. Çünkü hastalarda virüs miktarı/yükü ilk 5 gün sabit seyrediyor, amma velakin 6. günden sonra ise müthiş bir çoğalma yapıp vücudun her tarafına sıçrıyor.”

Dr. Zelenko şunu görüyor ki yüksek riskli hastalara ilk 5 gün içinde bu ilaç kombinasyonuyla müdahaleyi yaptığında hastaneye gitmeden iyileşebiliyorlar.

DOKTOR ZELENKO, DONALD TRUMP’A SESLENİYOR VE ARANIYOR

Zelenko bu tedavi yöntemimi en üst seviyedeki insana bildirmeliyim diyerek oğluna bir video çektirip yayınlatıyor ve bu videoda Donald Trump’a çağrıda bulunuyor.

Ertesi gün sürpriz biçimde Beyaz Saray Genel Sekreteri Mark Meadows kendisini cep telefonundan arıyor. Ona uyguladığı tedavinin başarılı neticelerinden sözediyor. Meadows da ona “Çalışmalara bu şekilde ve güncelleyerek devam et lütfen” diyor. Ardından FDA (Federal İlaç Dairesi) komisyon üyesi Dr. Stephan Hahn ve Başkan’ın Özel Savcısı Rudy Guilliani arıyor. Onunla birkaç podcast yapmış ve bunlar milyonlarca kez dinlenmiş. O noktadan sonra arayan arayana. Yedi valiye konsültasyon vermiş. O valilerin eyaletleri onun tedavi protokolünü neredeyse bire bir uygulamışlar.

Doktor Zelenko bu arada haziran ayına kadar 2 bin 200 Covid hastasına bakmış. Bunların 800 tanesi yüksek risk grubundan imiş. Normalde yüksek risk grubunun yüzde 5’i, yani buradaki sayıyla oranlarsak 40 hasta ölüyormuş. Doktor Zelenko devreye girdiğinde ve tedavi yöntemini uyguladığında yalnızca iki kişi hayatını kaybetmiş sadece 4 kişi solunum cihazı ihtiyacı duymuş (entübasyon) onların hepsi de kurtulmuş.

İLAÇ ENDÜSTRİSİ İLE YILANIN BAŞI DSÖ UYANIYOR VE SALDIRILAR BAŞLIYOR

Ama bilin bakalım sonra ne olmuş? İlaç endüstrisi birden uyanmış. Bakmışlar iş kendileri için kötüye gidiyor, Zelenko ile birlikte tüm çalışanlara yönelik müthiş bir karşı kampanya başlatılmış. Zelenko bu saldırının sebebini o sırada anlayamamış ama “Şimdi anlıyorum” diyor. Çünkü ilaç endüstrisi Covid-19 hastalarının hastaneye yatırılmasından müthiş kazanç sağlıyor. Çünkü Remdesivir, Konvelasan Plazma, IL-6 Inhibitor gibi ilaçların kullanılmasının önünü kesiyor. Hastane kazançlarının keza öyle. Çünkü bu tedaviyle hastalar evde iyileşebiliyorlar.

Dr. Zelenko şöyle diyor:

REMDEVİSİR 3200 DOLAR, HİDROKSİKLOROKİN 20 CENT OLURSA…

“Biz hastaların hastaneye yatışlarını bu şekilde engelledikçe ki bendeki verilere göre yüzde 84 engelliyorduk, bu sadece Remdesevir’in ilaç pazarının yüzde 84 daralması demekti. Çünkü Amerikan ilaç sanayinin kullanmayı sevdiği Remdesivir 3200 dolarken, çok az doz olarak kullanılan Hidroksiklorokin’in tableti yalnızca 20 sentti. Bu şekilde birçok çıkar çatışması vardı. Başkan Trump da Hidroksiklorokin kullanma taraftarı olduğu için, bu ilaca karşı olanların hepsi siyasi sebepler ile karşı çıktı, asla bilimsel sebeple değil. Sırf bu yüzden bu önemli ilacı itibarsızlaştırmak istediler. Tek dertleri bunun Trump’a faydası olması, buradan Trump’ın bundan siyasi bir kazanç elde etmemesi idi. Bu kesim Amerikan nüfusunun önemli bir kısmının hayatını feda etmeyi göze almıştı sırf kendi dünya çapındaki siyasi kazançları için.”

"ÇER-ÇÖP BİLİMİ"YLE UĞRAŞANLAR ÖLÜMLE TEHDİT EDİYOR

Sonunda baskılara dayanamayıp DSÖ’yü de kullanarak Hidroksiklorokin’i protokole yazdılar yazmasına ama dozu artırılmış olarak. Tabii fazla dozdan birkaç hasta ölünce hemen propagandaya başladılar. Sanki Trump öldürmüştü hastaları. Bu arada Hoover Enstitüsünde ve Stanford Üniversitisinde görevli Dr. Scott Atlas Beyaz Saray-Covid Görev Gücü’ne (task force) atandı. Dr. Scott Atlas, yaptığı duyuruda birçok çalışmayı incelediğini ve Hidroksiklorokin’in mutlak güvenli olduğunu kamuoyuna ilan etti. Aksini iddia eden çalışmaların tamamını “çer-çöp bilimi” olarak nitelendirdi.

Bu yüzden bütün bu ahlaksız kuvvetler bir araya gelerek bu çok etkili ve ucuz olan ilaç aleyhine müthiş bir propaganda yaptılar, korku yayıp kafa karışıklığına sebep oldular. Ve kendilerine birkaç ay boyunca muhalefet eden, karşı çıkan olmadığı için o aralar epey de tesirli oldular.

İlaç aleyhindeki tüm makaleler hep fazla doz kullanan kişiler üzerinden yazılmış. İlacı herkesin kafasına göre kullanmasının tüm ilaçlarda olduğu gibi tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor Dr. Zelenko. Bilimsel tıp dergisi Lancet araştırması da bu anlamda kasıtlı bir çalışma. Makaleler geri çekilmiş ama çamur at izi kalsın yöntemi olmuş. Hatırlayacaksınız Türkiye aleyhinde de iki makale yayınlanmıştı Lancet’da. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca gerçekleri anlatan açıklama gönderdiğinde de makaleler geri çekilmişti. Bilimsel tıp dergisi değil sanki sansasyonel İngiliz Sun gazetesi. Sahtekârlar tabii hiçbir ceza almıyorlar.

Bir ilginç bilgi daha verelim.

New York Bölge Savcısı Dr. Zelenko’ya soruşturma açmış. Susturmaya kalkmışlar. Yetmemiş Washington DC’deki Adalet Bakanlığı Savcısı da yakasına yapışmak istemiş. Ama etkili olamamışlar sonuçta.

Yaklaşık 2,5 yıl önce çok kötü bir akciğer kanserinden kurtulan ve kalan ömrünün kendisine Allah tarafından bir bonus olarak bağışlandığını düşünen Dr. Zelenko ölüm korkusunu yüreğinden attığı için tehditlere aldırmamış bile. O yüzden Amerika’daki en güçlü 2 kesimin; İlaç endüstrisi ve Liberal Sol’un (Ve medyasının) saldırısından zerre kadar yılmamış.

HİDROKSİKLOROKİN’İ BİR TABANCA, ÇİNKOYU DA MERMİ OLARAK DÜŞÜNÜN

Dr. Zelenko bu arada çok önemli bir noktayı daha ekliyor açıklamalarına. Çinko tek başına kullanıldığında hastada bir işe yaramıyor. Dr. Zelenko Hidroksiklorokinve Çinko kombinasyonunu anlatırken şöyle bir benzetme yapıyor:

“Hidroksiklorokin’i bir tabanca, Çinko’yu da mermi olarak düşünün. Çünkü Çinko hücrelere yapışan Covid-19’a ulaşamıyor tek başına. Onu oraya Hidroksiklorokin taşıyor. Çinko orada faydasını ve işlevini gösteriyor.”

Bu arada ilaç kombinasyonu doğru zamanda ve doğru hasta grubuna uygulanmak zorunda. Yani belirtiler ilk görülmeye başlandıktan sonraki ilk 5 gün içinde tedavi yüzde 100’e varan oranlarda başarı gösteriyor. Burada önemli olan virüsü yukarıda, yani kafa kısmında tutup aşağıya indirmemeye çalışmak. Yaş ve eşlik eden hastalık devreye girdiğinde tedaviyi çeşitlendirmek ve hastane takviyesi gerekebiliyor.

Son bir bilgi. Eşlik eden ağır bir hastalık yoksa şayet, çocuklarda Covid-19 İnfluenzadan, yani gripten daha kolay geçiyor.

DOKTOR ZELENKO’NUN PROTOKOLÜ TÜM DÜNYADA UYGULANSA NE OLUR?

Zelenko’nun ünü yayıldıkça arayanların sayısı da artmış. Dünya çapında iki araştırmacı bilim adamı; Dr. Martin Shulz ile Dr. Roland Derwand ve iki Alman bilim insanı onu arayanlar arasında. Birçok bilimsel makalesi yayınlanmış. Hatta bu iki Alman bilim insanı birlikte çalışmayı önermişler o da kabul etmiş. Bu iki Alman doktor ile bir makale(**) de yayınlamışlar. Bu makaleye bilim camiasından 160 bin görüş gelmiş. Tabii bu bir süreç. Bu tedavinin tüm ünlü bilim dergilerinde yayınlanması, incelenmesi ve ondan sonra yasal boyut kazanması gerekir. Eğer bu tedavi yöntemi ve protokolü tüm dünyada uygulanırsa korona salgınını önlemede önemli bir başarı kaydedilmiş olur ve daha çok insanın hayatı kurtarılabilir.

Önemli olan dünyayı bu salgınla kör etmek isteyenlere karşı korona siperliği kullanmak. Onlar Covid’den daha tehlikeli çünkü.

…..

(*) https://www.milliyet.com.tr/dunya/sitma-ilaciyla-coronayi-yenen-doktora-tehdit-yagiyor-6175156)

(**) https://thezelenkoprotocol.com

KOMPLO TEORİLERİ : 2010’da Polonya Devlet Erkanının Birçoğunun Hayatını Kaybettiği İlginç Uçak Kazası


2010’da Polonya Devlet Erkanının Birçoğunun Hayatını Kaybettiği İlginç Uçak Kazası

10 Nisan 2010’da Tupolev Tu-154 modeli uçakla Varşova’dan Smolensk’e Katyn Katliamı’nı anmak için giden Polonya cumhurbaşkanı ve diğer ülke görevlilerini taşıyan uçağın yaptığı kazaya biraz yakından bakalım.

Öncelikle kaza nasıl meydana gelmişti?

varşova‘dan rusya’nın smolensk kentine giden rus yapımı tupolev-154 tipi uçak imis , inilecek havalimanindaki yogun sis sebebiyle havalimani ulasima kapaliymis fakat pilot israrla inmek istemis ve 4. denemede , piste 1.5 kilometre kala agaclik alana takilmis ve dusmus.

oncelikle ucakta 132 kisinin bulundugu bildirilmisti, daha sonra yetkililer bu sayiyi 96 olarak duzelttiler.

70 sene evel rusya da polonyali 26bin insanin olduruldugu (basa arkadan kursun seklinde) katin katliaminin ilk kez bir toren ile anilacak olmasi sebebiyle bu gun polonya acisindan buyuk bir gundu , bu kadar devlet adami o ucaga bu sebeple binmislerdi. katilacaklari toren bugun yapildi , bu kisilerin koltuklari bos birakilip uzerlerine isimleri yazildi , garip , ic burkan bir goruntuydu.

o ucak o siste neden divert edilmeye yanasmadi , bunu arastirilmasi gerekir. pilot keyfi olarak ben kapali alan anlamam inerim ben deme hakkina sahip olamaz, yetisilecek toren sebebiyle , ucaktaki devlet adamlarinin sikistirmasi ile inise zorlanma var mi buna da bakmak gerekir ki bence durum biraz o yonde.

polonya nin basi sagolsun .

sirius black

Kazanın ilginç tarafı…

komplo teorisyeni değilim ama çok leş bir tarafı da vardır bu hadisenin. özellikle nato’da istihbarat açısından emsalsiz sıkıntılar yaratmıştır.

öncelikle kazada hayatını yitiren 96 kişi arasında 6 çok mühim isim vardır :

1- franciszek gagor (gangor) : genelkurmay başkanı
2- andrzej blasik (bvasik) : hava kuvvetleri komutanı
3- tadeusz buk : kara kuvvetleri komutanı
4- wlodzimierz potasinski (potaşiynski) : özel kuvvetler komutanı
5- andrzej karweta : deniz kuvvetleri komutanı
6- aleksander szczyglo : (şçıgvo) : milli savunma bakanı

kazanın olduğu yıl polonya nato’daki 3. yılını doldurmakta, ortak savunma plan anlaşmasına göre batı sınırını tamamen boşaltmış ve askeri tüm yığınağını tarihinde ilk kez olmak üzere doğuya çevirebilmişti. nato szczeczin’de bir baltık kuzey üssü (mcne) kurmuş, bydgoszcz’da bir ortak askeri eğitim ve haberalma merkezi açmış, ülkeye bildik anlamda yerleşmişti. hatta tadeusz buk nato bydgoszcz jtfc üssünün ilk komutanıydı.

uçak kazasının olduğunun hemen ertesinde ruslar 6 saat boyunca bir batılı yetkili olmadan "arama ve kurtarma" çalışmalarına büyük oranda askeri güçler tarafından başlamış durumdaydı. enkaz alanında bu generallerin cesetlerinin yanında yaverlerinin cesetleri, ve taşıdıkları yazılı ve elektronik evraklar da bulunuyordu. bu ilk altı saat’de kgb’nin devamı olan fsb istihbarat ajansının rahat rahat gezmesine yeter de artar bir süreydi.

istihbarat açısından değerlendirildiğinde bu bir gap‘dir. üzeri örtülü, ne olduğunu bilmediğiniz, devlet ve uluslararası sırların düşmanın eline geçip geçmediğinden emin olmadığınız çok sakat, çok iç bunaltıcı, çok baş ağrıtan ve acil önlem gerektiren bir durum. nato’da chod olarak adlandırılan bir ülkenin en yüksek rütbelisinin atomal düzeyde. (bkz: atomal top secret) bilgilere erişimi olduğu kabul edilirse polonya bir sepete ülkedeki en iyi yumurtaları koyarak düşmanının kapısında bunu devirmeyi becermiştir. ortaya çıkan kelebek etkisi ise 2010-2011 yılında nato’da inanılmazdı.

2010 yılı bir yerde amiral james stavridis‘in saceur olduğu, siber harekatın temelinin ilk atıldığı, evrak gizliliği standardının oldukça modern bir şekilde yenilendiği bir dönemdi. nato classified/gizli evrakları aşırı güvenli bir nato bilgisayarından başka cihazda kullanılamayan, kullanıldığında kendini ve cihazı da safdışı eden flash disklerde ilk kez o yıllarda saklanıyordu. ne kadar modern de olsalar kimse bunların ruslar tarafından generallerin cesedinden alınabileceğine ihtimal vermediğinden daha ileri bir önlem geliştirilmemişti. haliyle uçak düşmesini hesaba katmayan leh genelkurmayı’da bu bilgileri uçakta kendileriyle beraber taşıyorlardı. bunlar çok büyük ihtimalle rus istihbarat ajanslarının eline geçti. nato bir uçağın düşmesiyle hangi bilgileri düşmana sızdı bilemediğinden korkunç bir krizle karşı karşıya kalmıştır. ingilizler’in bletchley park’da enigma‘yı çözmesinden bu güne kadarki en büyük istihbarat zafiyeti herhalde budur. tüm o bilgiler tüm o veriler, tüm o lokasyonlar hepsi altından bir tepside ruslara verilmiş oldu.

peki nato tam olarak ne kaptırdı ruslara? bilinmiyor. çok büyük olasılıkla 2007 yılı avrupa doğu cephesi (norveç – polonya – romanya hattı) askeri dispozisyonları, karşılaştırmalı hava kuvvetleri verileri, askeri havaalanları yerleri, yığınak ve hangar bilgileri, polonya’nın ordusuna ilişkin hasta yaralı sakat psikopat aşçı orospu kim varsa bunların analizleri. ülkedeki nato eğitim schedule’ları. baltık denizindeki nato varlığı (nükleer denizaltı ssn los angeles o ay baltık’tan çıkmıştı sanki), kısa menzilli nükleer silah dispozisyonları, bir ihtimal füze kodları, askeri şifreleme tabloları, şifreli telefon ahizesi, nato şifreleme standart bilgileri, saldırı esnasındaki mobilizasyon hatları, olası rus saldırısına karşı nato’nın 2003 tarihli savunma genel planı gibi neler neler neler neler….

hırsızlara karşı eve alarm kurduktan sonra cüzdanı hırsızların eve götürüp düşürmek gibi. al alabilirsen.

ruslar bu entryi okuyorsa da 2011 yılında nato askeri istihbaratının oldukça kapsamlı bir overhaula girdiğini savunma dispozisyonlarının çok marjinal bir şekilde değiştiğini ve ukrayna hadisesinin de vukua gelmesiyle doğu avrupa yığınağı hava sahası ve lojistiğinin de 2010’a göre tanınmaz bir hale geldiğini de söylemek lazım.

komplo teorisyenleri de uçakta rusya’nın asıl değer verdiği unsurların bu bilgilere ve elektronik cihazlara sahip askeri personel olduğunu nedense hep gözden kaçırırlar. rusya eğer o uçağı düşürmüşse karşılaşacağı uluslararası baskıya nazaran çok büyük bir edinim elde etmiştir. baş düşmanı olan organizasyonun iç işleyişi hakkında sonsuz bilgiler edinmiştir.

bir taşla 96 kuş.

KOMPLO TEORİLERİ : 5G TEKNOLOJİSİN DE İNSANLARI VE DÜNYAYI BEKLEYEN TEHLİKE


5G TEKNOLOJİSİN DE İNSANLARI VE DÜNYAYI BEKLEYEN TEHLİKE

‘Emperyalist Devletlerin; Haarp, Chentrails, Echelon, Sps, Emp ve Çip Projelerinin Tamamlayıcısı 5G Teknolojisi’

5G TEKNOLOJİSİ NEDİR?
5G kavramının İngilizce açılımını 5 Generation, yani 5. nesil şeklinde açıklayabiliriz. 5G sayesinde internet de 1Gbps ve 10Gbps arasında bir hıza ulaşmak artık mümkün olacak. Evlerden bilgisayarlı araçlara dek pek çok alanda kullanılabilecek olan 5G teknolojisinin hayatımızı ciddi düzeyde kolaylaştıracağı ortada. Bu durum bir yandan sevindirici ve heyecan verici; ancak bir yandan da ne yazık ki endişe uyandırıyor. Çünkü 5G muhteşem yararlarından ziyade tehlikeli yönleriyle de geliyor.

5G TEKNOLÜJİSİNİN ZARARLARI
Şu anda çok sayıda ülke 5G teknolojisine geçmek için geri sayıma başlamış durumda. Buna rağmen örneğin Belçika gibi çalışmalarını bir süreliğine durdurma kararı alan ülkeler de yok değil. Şu anda Avrupa ülkelerinin bazıları 5G teknolojisine endişe ile bakıyor. Bu endişenin altında yatan temel sorun ise radyasyon. Aslında teknoloji ile alakalı pek çok noktada radyasyon gündemimize dahil oluyor; ancak 5G teknolojisinde radyasyon düzeyinin çok ciddi noktalara ulaşacağı iddia ediliyor. Bu nedenle bilim insanları daha şimdiden kullanıcıları 5G teknolojisinin zararlarına dair uyarıyor. Hatta bazı ülkelerde bu konuda ses getiren bazı sokak eylemleri de yapıldı.

5G VE IOT TEKNOLOJİSİNİN İNSANA, ÇEVREYE VE DÜNYAYA ZARARLARINDAN BAŞLIKLAR
-Elektromagnetik radyasyon sağlığımıza zarar verecek.
-Özel hayatın gizliliği ortadan kalkacak.
-Siber güvenlik riskleri doğacak.
-İnsanlar tek elden denetilir ve yönetilir olacak.
-Tabiata, arılara, kelebeklere ve diğer aşılayıcılara zarar verecek.
-Çok fazla enerji ihtiyacı oluşacak.
-Çok fazla astronomik e-posta ortaya çıkacak.
-IOT ve 5G’nin ihtiyacı olan mineraller uluslararası problemlere neden olacak.
-Ahlâkî sıkıntılar ortaya çıkacak.
-Tabiatta çok yoğun bir elektrosis olacak.
-Yüksek radyasyona bağlı ciddi sağlık sorunları yaşanacak.

PROF. DR. SELİM ŞEKER 5G’NİN ZARARLARINA DİKKAT ÇEKTİ
”5G’nin ufak hücre baz antenleri sokak lambaları, otobüs durakları, bina yan cepheleri gibi yollardaki yüksek noktalara yerleştirilecek. Dolayısıyla evlerdeki radyasyon seviyesi çok artacak. Yapılan araştırmalara göre 5G’nin kesinleşmiş yan etkileri, deriye, göze, savunma sistemine, hücre büyümesine, organlara etki ederek kansere sebep olmasıdır. Bağışıklık sistemini zayıflatır. Bakterilerin antibiyotiklere karşı direncini artırır. Bitkilere ise insanlardan daha fazla etki eder. Tabii dengeyi etkiler. Atmosfere olumsuz tesirleri vardır. 5G darbeli dalga kullandığından potansiyel olarak mevcut hücre teknolojileri içinde en tehlikelisidir. Yüksek nüfuz kabiliyetli 5G milimetrik radyasyonunun uzaydan yollanması planlandığı için, dünyada yaşanacak radyasyonsuz yer kalmayacak. Bu konuda çocuklar büyüklerden daha fazla risk altında. Spermlere zarar vererek kısırlığı artırıcı etkisi var. 1992 yılında 53-78 GHz frekanslarında Rusya’da yapılan çalışmalarda kalbin çalışmasını etkilediği deneysel olarak ispatlandı.”

”5G mevcut 2G, 3G, 4G mobil iletişimin yerini almayacak, ilave bir mobil radyasyon yükünü çevremize getirecek. Mevcut frekansların yanı sıra çok daha yüksek frekanslar kullanacak. Bu teknolojide belediye, sivil toplum örgütleri ve vatandaşların söz hakkı olmayacak. Ev sahiplerinin caddedeki antenlere itirazı hiç nazara alınmayacak, çünkü otomatik onay alınacak”

35 ÜLKEDEN 180 BİLİM İNSANINDAN 5G VE IOT UYARISI
”Dünya Ekonomik Forum’un Global Riskler Raporu 2018’de siber güvenlik konusunu doğal afetler ve aşırı hava koşullarından sonra dünyanın en büyük üçüncü riski ilan etti. Rapor dünyayı uyarıyor. 5G – IOT işbirliği rahat, kolay ve etkin hayat sağlayacak, akıllı evler ve şehirler oluşacak ve mobil telefonlar halkı ve hayatı kontrol eden bir platforma dönüşecek. Her geçen gün IOT ürünleri üretiliyor. Şoförsüz arabalar, kahve makineleri, elbiseler, akıllı sayaçlar, akıllı diş fırçaları, akıllı bebek bezi… Ancak IOT bunları yaparken 7/24 çevreye zararlı elektromanyetik radyasyon yayar. Bu çok önemli sağlık riskleri taşıyor. 2017 yılının Eylül ayında 35 ülkeden 180 bilim adamı ve doktor 5G ile ilgili çalışmaların, bilhassa çocuklar ve hamile hanımlar için güvenli olduğu ispat edilene kadar durdurulmasını istedi”

250 BİLİM İNSANINDAN UYARI
Yakın zaman öncesinde dünyanın her bölgesinden bir araya gelmeyi başaran 250 civarında bilim insanı BM ile DSÖ’ye ortak şekilde yazdıkları dilekçelerini gönderdiler. Bilim insanları söz konusu teknolojinin kısa ve uzun vadede özellikle kanser riskine yol açabileceğine işaret etti. Diğer yandan aynı dilekçede kanser dışında hücresel stres, öğrenme ya da hafıza problemleri ile genetik aksaklıklara da dikkat çekildi. Üstelik bu durum sadece insanları değil, doğayı, bitkileri, hayvanları da etkisi altına alıyor. Daha önce hatırlanacağı üzere etkisi 5G’nin katbekat altında olan 3G, 4G gibi teknolojilere ilişkin sayısız deney ve bilimsel araştırma yapıldı. Bu araştırmalarda DNA hasarlarına ya da stres kaynaklı sperm hasarlarına rastlanıldı. Ayrıca çok güçlü radyo frekanslarıyla kanser teşhisi konulan fareler arasında önemli bağlantıların bulunduğu bir çalışma yapıldı. 2 sene boyunca bir grup fare gün içinde toplamda 9 saat boyunca elektromanyetik alana bırakıldı. 2 yılın sonunda yapılan testlerde hücre ölümlerinin önemli ölçüde arttığı, sinir sistemlerinin olumsuz yönde etkilendiği ortaya konmuştur. Üstelik bu iz bırakan deney yapıldığında daha ortada 5G teknolojisinin adı dahi yoktu.

HER 150-200 METREDE ANTENLER KURULACAK
Yüksek frekans dalgalarını kullanacağı için tıp alanında çok önemli cerrahi müdahalelerde bile kullanılabilecek olan 5G teknolojisi şimdilik kafaları karıştırmış görünüyor. Dalganın boyu kısalacağı için artık bu teknolojiden faydalanmak adına çok daha fazla anten yerleştirmek gerekecek. Baz istasyonlarını güçlendirmek için artık her 150 , 200 metrede bir antenler entegre edilecek. Yakın zaman sonra yaşadığımız kentlerde neredeyse adım başı bir güçlendirici antenle karşılaşmak durumunda kalabiliriz. Radyo dalgalarının da doğal olarak artması vücudumuza olumsuz yönde etki edecektir. 5G tarafından yoğun olarak yayılan radyasyon vücudumuz için oldukça zararlı.

DÜŞÜK RADYASYON ZARARLI DEĞİL DEMEK DOĞRU DEĞİL
Helsinki Üniversitesi’nden moleküler biyoloji profesörü Dariusz Leszczynski 5G’nin sağlık açısından risklerini kimsenin tam olarak bilmediğini belirterek, “5G emisyonlu radyasyonun etkilerinin biyomedikal olarak araştırılmadı. 5G’nin güvenli olduğu görüşü, düşük seviyeli radyasyon sağlığa zararlı değildir varsayımına dayanıyor” diyor.

FARELER ÜZERİNDE DENEY YAPILDI
Almanya’da Aachen Üniversitesi Elektromanyetik Çevre Uyumluluğu Araştırma Merkezi, güçlü radyo frekans alanları ile kanser teşhisi konan fareler arasında açık bir bağlantı olduğunu gösteren bir rapor hazırladı. Buna göre, iki sene boyunca günde 9 saat elektromanyetik alana maruz bırakılan farelerin beyin, kalp ve sinir sistemlerinde değişimler yaşandığı ve hücre ölümlerinin arttığı görüldü.

BEYİN TÜMÖRÜN DE YÜZDE 34 ARTIŞ VAR
İngiltere’de Kanser Araştırma Merkezi (CRUK) 90’lı yıllardan 2016’ya cep telefonu kullanımının yüzde 500 oranında arttığını, buna bağlı olarak beyin tümörü vakalarının da eskiye nazaran yüzde 34 oranında artış gösterdiğini açıkladı. Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi ise cep telefonlarını 2011’de “kansere yol açabilecek etken” olarak tanımlamıştı.

HALKI DÜŞÜNEN ÜLKELER 5G’Yİ YASALARLA ENGELLİYOR
G’den kaynaklı yüksek frekans ve radyasyonun zararlarının kesin olarak tespit edilebilmesi için yıllar sürebilecek bazı deneylerin yapılması şart. Bu sebeple birçok hükümet 5G teknolojisine altyapı olarak hazır olsa da, yasalarla bu teknolojinin gelmesini erteliyor.

5G DE GÜVENLİK AÇIĞI ORTAYA ÇIKMA İHTİMALİ YÜKSEK
5G hakkındaki tehlike riski sadece sağlık alanıyla sınırlı değil. 5G’nin özelliklerini kapsamlı bir güvenlik analizinden geçiren ETH Zürih, Lorraine Üniversitesi ve Dundee Üniversitesi araştırma görevlileri, şu andaki hizmet kapasitesiyle pek çok güvenlik açığının bulunduğunu, bu durumun sayısız siber saldırıya yol açabileceğini belirtiyor.

ÇOCUKLAR TEHLİKEDE
Suyun bile yan etkisi varken bu cihazların yan etkilerinin saklanması insan haklarına aykırı.
Çok düşük seviyelerdeki radyasyon bile baş ağrısı, uyku düzensizliği, konsantrasyon zorlukları, çocuklarda ve gençlerde davranış bozukluklarına sebep olabiliyor.
25 Nisan 2020 / Abidin SARI-ÖZGÜR İFADE
KAYNAKLAR: euronews.com, mediaclick.com, Prof. Dr. Selim Şeker, Sevda Dursun-gercekhayat.com,dw.com

KOMPLO TEORİLERİ /// Abidin Sarı : DÜNYAYI VE İNSANLARI BEKLEYEN YENİ VİRÜS ‘ÇİP’


Abidin Sarı : DÜNYAYI VE İNSANLARI BEKLEYEN YENİ VİRÜS ‘ÇİP’

‘Genetiği ile Oynanmış Gıdaların İnsan Sağlığına Verdiği Zararları, Virüs Genleriyle Oynamanın Sonuçlarını Yaşadığımız Şu Günlerde; İnsanların Derisi Altına Çip Yerleştirme Koronavirüsü Gölgede Bırakacak Mahiyette’

Film yapımcısı Aaron Russo, bir dönem dünyanın en büyük zenginlerinden Rockefeller ailesiyle yakın ilişki içine girmişti. Ancak Rockefeller ailesinin iç yüzünü öğrenen Russo, aileyle görüşmeyi kesti ve bu ailenin gerçek amacını kameralar önünde anlatmıştı. Russo’nun iddiasına göre ailenin en büyük amaçlarından biri insanlara RFID çipi takarak dünyayı kontrol altına almak.

Amerikalı Rockefeller ailesinin yakın dostu iş adamı, film yapımcısı Yönetmen Aaron Russo 24 Ağustos 2007 de ölmeden önce ‘insanlara çip takacaklarını ve kontrol altında tutacaklarını’ söylemişti.

Başta suç ve suçluları denetim altında tutmak diye lanse edilen sistem daha sonra anahtarından banka kartına uzanacak yeni düzeni kurmaya başladılar. Nitekim artık sistem insanların bütün özel hayatlarını kontrol etme noktasına getirildi.

Russo’nun dediği gibi asıl amaç bütün insanların vücuduna çip takmak, böylelikle her insan bir navigasyon cihazına dönüştürülerek kontrol edile bilinecek. Vücudumuzda ki çip yardımıyla; kan akışımızdan, hormon salgılarımızı, göz bebeklerimizden, topuk dikenimize kadar her şeyi kontrol altına ala bilecekler.

Kendi irademizle aldığımızı sandığımız kararlar aslında vücudumuzda ki çipin beynimize gönderdiği sinyaller sayesinde gerçekleşirken; bizlere ikna yoluyla yaptırılamayanlar bu küçük alet yardımıyla yaptırılacak ve hepimiz birer robota dönüşeceğiz.

Hiç kimse böyle bir çipin vücudunda olmasını istemez, ancak korku yaratarak ve insanlara sizi bu korur güvende olursunuz, başınıza bir şey gelirse müdahale ederiz, koruruz, kurtarırız popülizmiyle yarattıkları korku dağları vasıtasıyla (Örneğin 11 Eylül gibi sansasyonel terör saldırısı, Virüs saldırıları, soygun, hırsızlık, tecavüz vs. gibi) insanlara bir bir bu çipi öyle veya böyle takacaklar. Böylelikle ele geçirilen vücudumuz, beynimizi komuta eden ‘Dijital şeytan’ tarafından yönetilecek.

HER TÜRLÜ BİLGİ BİRİLERİNİN ELİNDE OLACAK!

Kredi kartı, bilet, anahtar yerine geçen çipler İsveçlilerin sağlık verilerini de depoluyor. İngiliz bilim adamı Ben Libberton, sağlık ölçümleri de yapan çip için tehlike çanlarının da çaldığını ifade etti. Libberton, kişisel verilerin nasıl kullanılacağının önemli olduğunu ifade ederek, “Asıl problem, bu verilerin sahibi kim olacak. Sigorta şirketlerinden hasta olduğumu bilmeden primlerimin yükseldiğini gösteren bir mektup alır mıyım? Öğlen yemeği, spor ve işe gidiş saatlerimi bu çipe kaydedersem birileri bunu kullanabilir mi? Endişesi olabilir” ifadelerini kullandı.

MİKROBİYOLOG TEHLİKEYİ İŞARET ETTİ

Karolinska Enstitüsü’nde çalışan mikrobiyolog Ben Libberton ise, deri altına yerleştirilen çip ile kişilik haklarının kolayca ihlal edilebileceğini ve başta sağlık olmak üzere birçok gizli bilgiye ulaşılabileceğini ifade ediyor. Çip taktırmanın riskleri konusunda uyarıyor. Kişilerin hareket profilinin çıkabileceğini vurgulayan uzmanlar, kişilerin kobay gibi kullanılabileceği riskinin bulunduğuna dikkat çekiyor.

ÇİPLENMİŞ İNSAN SAYISI 10 BİNİ GEÇTİ

Dünya genelinde, vücuduna çip enjekte edilmiş “cyborg” sayısının 10 bini geçtiği tahmin ediliyor. En çok mikroçip şirketinin bulunduğu İsveç, 4 bin kişi ile “çiplenmiş” en fazla insana sahip ülke konumunda.

STOCKHOLM – İsveç’te kart, kimlik, kredi kartı, bilet taşıma dönemi sona eriyor. Ülkede, şırınga ya da çeşitli yollarla deri altına enjekte edilen pirinç tanesi büyüklüğünde çipleri kullananların sayıları arttı. İsveç’te deri altına enjekte edilen pirinç tanesi büyüklüğündeki çipler ile halk kimlik kartı, kredi kartı ve anahtarı artık cebinde değil elinde taşıyor. Ülkede, deri altına çip enjekte edenlerin sayısı 4 bini geçti.

TRENE BİLET, KAPIYA ANAHTAR

İsveç’te 4 binden fazla kişi kimlik kartı, tren bileti ya da anahtarı derilerinde taşıyor. Günlük hayatı kolaylaştırması amaçlanan çipleri deri altına enjekte ettiren İsveçliler, bu çiplerle kapıyı açabiliyor, çipleri tren bileti yerine kullanabiliyor.

BANKA KARTININ YERİNİ ALACAK DİYE MÜJDELENİYOR

Deri altına çip yerleştiren şirket Biohax International CEO’su Jovan Österlund, “Teknoloji yeni fakat önemli şekilde arttı” dedi. Österlund, “Bu teknoloji anahtarların, banka kartlarının yerini alabilecek ve sağlık amaçlı kullanabilecek. Ancak şu ana kadar toplum bu teknolojiye tam olarak ayak uyduramadı. Buna rağmen şirketimiz tarafından en az 3 bin 500 kişiye çip enjekte edildi. 2018’de başlayan teknolojiye ilgi ise giderek artıyor” ifadelerini kullandı.

ŞUNU BİLMEKTE YARAR VAR: Aaron Russo 2007 yılında öldü, bu sistemin Avrupa’da tartışılmaya başlandığı tarih 2013 ve şuan bu sisteme dahil edilmiş insan sayısı 10 bini aşmış durumda. Aynı Rockefeller ailesine ait Rockefeller Vakfının bu gün tüm Dünyayı saran Koronavirüs salgınını bundan 10 yıl önce 2010 da senaryo olarak harfi harfine raporlamış olduğu düşünülecek olursa; gelecekte çip konusunda insanlığın nasıl bir belaya bulaşacağını kestirmek güç olmasa gerek.

Bu gün yaşananlar karşısında ülkeleri ve toplumları yöneten söz, karar ve yetki sahipleri tarafından sarf edilen ”YENİ BİR DÜZEN KURULACAK” söylemi düşünüldüğünde ve bu yazıda anlatılanlar göz önünde bulundurulduğun da manidar olsa gerek.

12 Nisan 2020 / Abidin SARI-ÖZGÜR İFADE

***

BU AYRINTIYA DİKKAT!… ROCKEFELLER VAKFI 10 YIL ÖNCE KORONAVİRÜSÜ SENARYO OLARAK RAPORLAMIŞ

Rockefeller Hakkında Dehşete Düşürecek Ayrıntı; 10 Yıl Önce Harfi Harfine 2020’yi Yazmışlar: (NOT: aşağıda ki ayrıntılar 22 Mart 2020 de gazeteci M. Şakir Saraç tarafından ortaya çıkartılış ve Yeni şafak gazetesinde yayınlanmıştır)

ROCKEFELLER VAKFI KORONAVİRÜS SALGININI 2010 DA RAPORLAMIŞ

Rockefeller ailesine ait Rockefeller Vakfı’nın 2010 yılında yayınladığı bir raporda adeta günümüzdeki salgının birebir anlatılıyor oluşu dikkat çekiyor. ‘Gelecek bilimci’ Peter Schwartz’ın, Rockefeller Vakfı’na bağlı olarak kurduğu Global Business Network (GBN) tarafından yayınlanmış ‘Teknoloji ve Uluslararası Kalkınmanın Geleceği için Senaryolar’ başlıklı raporda çarpıcı ifadeler var. 2010 Mayıs’ında servis edilen rapor, 2030 yılına kadar olacak gelişmeler hakkında bir çerçeve sunuyor, ‘Senaryo Anlatıları’ bölümünde ise ‘ölümcül küresel bir virüs salgınının ortaya çıkacağını’ öngörüyor.

GELİŞMİŞ ÜLKELER ÇOK ZORLANACAK

Geleceğe ilişkin olası senaryolara yer vermesine rağmen ‘olaylar olup bitmiş gibi’ geçmiş zaman ifadeleri kullanılan Rockefeller metninde ‘gelişmiş ülkelerin bile virüsle savaşmakta zorlanacağı’ söylenerek aynen şu cümle yazılmış: “Yıllardır öngörülen küresel salgın geldi. Hızla yayılan virüs, salgınlara en hazırlıklı ülkeleri bile altüst etti.”

İLK ÇİN KURTULACAK

Vatandaşlarını virüsten korumak için hükümetlerin ‘olağanüstü önlemler’ alacağını belirten rapor, “Küresel salgın sırasında tüm dünyada liderler yetkilerini genişletti. Yüz maskelerinin kullanımının zorunlu hale gelmesinden, tren istasyonları ve süpermarketler gibi toplumsal alanlara girişlerde vücut ısısı kontrollerine kadar çok sıkı kural ve kısıtlamalar uygulandı” gibi şimdilerde gördüğümüz çok tanıdık uygulamaları anlatıyor. Ülkelerin virüsle nasıl mücadele ettiklerine de yer veren rapor, virüsten ilk olarak Çin’in kurtulmayı başaracağı kehanetinde bulunuyor: “Salgın tüm dünyayı sardı. Tedbirlerin uygulanması gelişmiş ülkeler için bile büyük sorun oldu. Fakat birkaç ülke üstesinden daha iyi geldi; özellikle Çin. Çin hükümetinin tüm vatandaşlar için zorunlu karantinayı hızlı bir şekilde koyup uygulaması ve tüm sınırları anında kapatması milyonlarca can kurtardı. Ve virüsün yayılmasını diğer ülkelerden çok daha erken durdurmaları salgın sonrası hızlıca toparlanmalarına imkân verdi.”

BOMBOŞ KALACAK

Virüsün sadece insanları öldürmediği ifade edilen raporun devamında, “Küresel salgının ekonomiler üzerinde ise ölümcül bir etkisi oldu. Hem insanların hem de malların uluslararası hareketliliği durma noktasına geldi, turizm gibi zayıf endüstriler ve küresel tedarik zincirleri etkilendi. Yerelde bile, normalde en hareketli olan dükkânlar ve ofis binaları hem çalışanlar hem de müşterilerden yoksun şekilde aylarca boş kaldı” denildi.

“GIDA KITLIĞI”

Gelecekte teknoloji alanındaki olası eğilimlere değinilen Rockefeller raporunda, “Korumacılık ve ulusal güvenlik kaygılarıyla hareket eden ülkeler, Çin’in güvenlik duvarlarını taklit ederek kendi bağımsız, bölgesel tanımlı teknoloji ağları oluştururlar. Hükümetler internet trafiğini denetlemek konusunda çeşitli derecelerde başarıya sahiptir ancak bu çabalar yine de ‘dünya çapında’ internetin etkisini kıramadı” ifadeleri bulunuyor. Ekonomide sektörel ve devlet düzeyinde büyük değişimlerin yaşanacağını öngören raporda ayrıca şöyle deniliyor: “Küresel gıda ve kaynak kıtlığı karşısında ülkeler iç piyasalarını ithalata karşı korumak ve tarımsal ürün ve diğer emtia ihracatını azaltmak için ticaret bariyerlerini yükseltti. 2016 yılına gelindiğinde, ülkeler Berlin Duvarı’nın yıkılışı sonrası dünyaya damgasını vuran küresel işbirliği ve birbirine bağlılığın en zayıfladığı döneme girdi.” 2016 yılında ABD’de Donald Trump seçimleri kazanarak başta Çin ve Avrupa olmak üzere ticaret savaşlarının fitilini ateşlemişti.

YAYINDAN KALDIRDILAR

Tartışmalı rapor, Rockefeller Vakfı’nın yayımlarının yer aldığı resmi sitesinde 25 Mayıs 2010 tarihinde “www.rockefellerfoundation.org/news/publications/scenarios-future-technology” adresinden paylaşıldı. Birkaç yıl boyunca erişime açık olarak kalan yayın sonra bilinmeyen bir nedenle siteden kaldırıldı. Yeni Şafak, raporun yayımlanma tarihini ve orijinalliğini doğrulamak için sözkonusu rapora ve web adresine web sitelerinin belirli tarihlerdeki imajlarının kayıtlarıyla ulaştı.

KOMPLO TEORİLERİ : Ruslar Erdoğan’ın başbakan olacağını biliyordu !!! Hiram Abas’ın sarışın kadınlara zaafı vardı !!!


Ruslar Erdoğan’ın başbakan olacağını biliyordu !!! Hiram Abas’ın sarışın kadınlara zaafı vardı !!!

8 Mart 2018

Komplo teorilerine yatkınlığım malûm. Zaman zaman yazdıklarımı komplo teorisi kapsamında değerlendiren ve bu nedenle akademik içerikten yoksun olduğunu iddia eden bazı dostlarım var. Hatta onlara göre Biyografik İstihbarat kapsamında yazılarıma konu ettiğim bazı şahsiyetlerle ilgili bilgi aktarımı da önemsiz. Magazinden öte bir şey değil. Oysa İstihbarat akıl oyunudur. Bir hedefe ulaşmak için yapılan stratejik planlama biraz da siyasi entrikadır. Matematik ve metafiziktir. ‘Komplo teorileri’ aslında senaryo yazmaktır. Bu nedenle polisiye roman türü yazarlarının bir kısmı istihbarat örgütlerine çalışır. Türkiye’de de bu böyledir. Hemen her istihbarat örgütünde öngörüye dayalı stratejik planlama ve olası gelişmelerin önceden tahmin edilerek hazırlıksız yakalanmamak için ‘komplo teorisi’ üretilen, A-B-C ve hatta D planlarının yapıldığı birimler mevcuttur. Bu çerçevede Fütüroloji de biraz komplo teorisini andırır. Fütüroloji, gelecek bilimi, gelecekbilim veya gelecek çalışmaları; gelecekte gerçekleşebilecek veya geleceğe dair bilimsel, teknolojik ve sosyolojik gelişmeleri, olağan durumun şartları ve eğilimlerini temel alarak, inceleyen ve tahminler yürüten bilim dalıdır.
Dünyadaki hemen tüm istihbarat örgütleri ya ‘komplo’ kurar ya da ‘komplo teorisi’ yazarlar. Çünkü komplo teorileri gelecekle ilgidir. Tanımlamak gerekirse ‘komplo teorisi; ‘ iç politika, uluslararası ilişkiler, ekonomi, sosyal sorun ya da olayları gerçekte olduğundan farklı/uydurma parametrelerle değil, açık ya da özel kaynakların yayınlarında ortaya konan argümanları kullanarak bir mantık çerçevesinde değerlendirmektedir. ‘Komplo teorileri’ işte bu nedenle tam da bu anlamda senaryo yazmaktır. II.Abdulhamid’in tartışmalı siyasi başarısının nedenini polisiye romanlarına duyduğu ilgiye bağlayanlar var. Polisiye romanlara düşkünlüğü biliniyor. Kendisinin Sherlock Holmes hastası -gelin biz buna tiryakisi veya hayranı olduğu diyelim- olduğundan ve Holmes’ın yeni çıkan kitaplarını İngilizceden anında çevirtip okuduğundan söz edilir.(1)
Laf komplo teorilerinden açılmışken, kendisi de bir pilot olan aktör John Travolta, Kod Adı: Kılıçbalığı (Code Name: Swordfish) filminde ne diyordu? “Onlar bir kiliseyi bombalarsa biz 10 tanesini uçuracağız, bir uçağı kaçırırlarsa biz tüm havaalanını yok edeceğiz, gerekirse kendi binalarımızı bombalayacağız, gerekirse bir şehri nükleer bomba ile sileceğiz ve terörün acımasız yüzünü insanlara göstereceğiz. Böylece terörist devletlere saldırmak için arkamızda kamuoyu desteği olacak.” Bu film, New York’taki ikiz kulelere saldırıdan tam 3 ay önce 8 Haziran 2001’de gösterime girmişti. 11 Eylül saldırılarıyla şaşırtıcı benzerlikler taşıyan filmin senaryosu, 11 Eylül’ün bir Amerikan komplosu olduğu tezini destekler nitelikteydi. Zaten John Travolta’nın oynadığı derin Amerikan devletinin adamı olan karakter, o dönemde George W. Bush’un yardımcısı olan ve Neo Con ekibinin en eli kanlı gözü dönmüş unsuru Dick Cheney ile benzeşiyordu. Dick Cheney de aynı mantığı güdüyordu. “Zor, oyunu bozacaktı”… (Bu arada enteresan birşey, Hollywood bazen bir kahin gibi olacakları görüyor. Mesela Ağustos 1997’de gösterime giren “Komplo Teorisi” -Conspiracy Theory – filminde de Türkiye’deki deprem tam olarak da 7,4 büyüklüğünde geçiyordu) Şimdi merak ediyorum beni komplocu olmakla itham edenler buna ne diyecek?(2)

Bir ülkede askerî, siyasî, kültürel, ekonomik elite yönelik yapılan bilgi toplama faaliyetine Biyografik İstihbarat deniliyor. Bu nedenle, akrabalık ilişkileri, araştırmaya konu aktörün yetiştiği siyasi ve ekonomik çevrenin bağlantıları, kişisel özellikleri, ilgi alanları, zaafları üzerinde durulur. Biyografik istihbarat, bir ülkenin politik, ekonomik, kültürel, askerî, toplumun yaşamında aktüel veya potansiyel önem taşıyan kişilerle olduğu kadar şüpheli ve gizli ilişkiler içinde olan bireylerle ilgili olarak toplanan özel ve kamusal nitelik taşıyan bilgileri içerir. Bazı istihbarat sorunları ancak biyografik istihbarat ile çözülebilir. Şüpheli ve gizli ilişkileri tespit edilen kişiler ile ilgili biyografik istihbaratta bu kişilerin içinde olduğu ilişki ağı konusunda bilgi vermesi açısından önemlidir. Özellikle mafya ve terör örgütlerinin liderleri hakkında yapılan biyografik istihbarat çok faydalı bir bilgi temeli oluşturmaktadır.

Ancak, biyografik istihbarat sadece taktik ve operasyonel istihbarat için değerli kanıtlar üreten bir istihbarat alanı değil, onun çok ötesinde stratejik istihbarat içinde veri temin edebilen bir istihbarat türüdür. Örneğin, Troçki’nin I. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında faaliyetlerini izleyen mektuplarını okuyan İngiliz İstihbarat Servisi MI 5 Troçki’nin Rusya’da Leninistlerle birleşmesi durumunda ülkeyi devrime götürebileceğini öngörmüştür. ABD dış politikasında yabancı politik liderler eksenli bir politik ilişki anlayışı kurumsala tercih edildiğinden CIA tarafından yapılan istihbaratta biyografik istihbarata büyük bir önem verilmektedir.24 Karar alıcılara yönelik olarak yapılan biyografik istihbarat ile amaçlanan karar alıcının ruhsal yapısını, fikirsel çerçevesini, karakterinin güçlü ve zayıf yanlarını analiz etmektir.(3) Siyasî liderlerin zayıflıkları, güçlü yanları, bağlantıları, okudukları kitaplar, günlük bilgi kaynakları, kişisel sorunları istihbaratçıların onların eylemlerini öngörmeleri için temel oluşturmaktadır.

Tekrar olsa da yine yazalım çünkü “et-tekraru ahsen velev kane yüz seksen” sözünde anlatıldığı gibi “Yüz seksen kere de olsa tekrar etmek güzeldir.” İstihbarat örgütlerinin, kendi ülkelerinin stratejik planlamaları için en fazla önem verdiği bilgilerden biri, diğer devletlerin lider ve lider potansiyelleri ile ilgili kişisel bilgilere ulaşabilmektir. Bu amaçla belirgin ve gizli kişilik özellikleri, zaafları, güçlü yanları, korkuları, geçmişiyle ilgili önemli ya da önemsiz her türlü bilgi gizli servisin kurumsal hafızasında depolanır. Bu veriler ışığında bir kişilik analizi yapılır. Hatta eğer önemli bir makamda ise bu kişiliğin çeşitli durum senaryoları karşısındaki olası tepkilerini belirlemek için simülasyonlar bile hazırlanır. Bu konuda ‘İngiliz Casusunun İtirafları’ adlı hatırat mutlaka okumalı. 1700’lü yıllarda İstanbul’a gelen ve orada çeşitli İslami ilimleri ve lisanları öğrenen İngiliz casusu Hempher’in, İslâm dünyasını ve Müslümanları parçalamak için yaptığı casusluk faaliyetleri ve Vehhâbîliği nasıl kurduğu anlatılır. Kitapta en ilginç bölüm Hempher’in Londra’ya geldiğinde ziyaret ettiği İstihbarat merkezinde gördüğü Sünni ve Şii din adamlarıdır. Her biri İngiliz’dir ama hangi din adamını taklit ediyorsa onun gibi yaşamakta, onun gibi giyinmekte, onun gibi konuşmaktadır. (4)

İsterseniz birkaç örnek vereyim. Birçok uluslararası görevde bulunan, 4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irak”ın Süleymaniye kentinde Amerikan güçlerince Türk Özel Kuvvetleri”ne mensup askerlerin başlarına çuval geçirilerek esir alınmalarından sonra Genelkurmay Başkanlığı tarafından Bağdat”taki Amerikan kuvvetleri karargâhına gönderilen ilk askerî temsilci emekli Kurmay Albay İsmail Hakkı Soygeniş’in , “Rus strateji uzmanı 1996 yılında Tayyip Erdoğan’ın başbakan olacağını biliyordu.” iddiası üzerinde durulmalı.(5) Erdoğan’la ilgili Rusların takip ettikleri bir başka konu da sağlığı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 09.10.2017’de, Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko ile ortak gerçekleştirdiği basın toplantısı sırasında uyuklamasını değerlendiren Rus psikoterapist Leonid Tretyak, Erdoğan’ın çok yoğun programı nedeniyle fiziksel bitkinlik yaşamış olabileceğini, diyabet gibi metabolizma bozuklukları olması durumunda da aşırı uyku halinin görüldüğünü, Erdoğan’ın bir sağlık sorununun olduğunu düşünmediğini söylemişti.(6)

Bir başka örnekte TSK ile ilgili. İsrailli yetkililer, Yaşar Büyükanıt’ın müstakbel Genelkurmay Başkanı olacağını öngörmüşler ve Org. Yaşar Büyükanıt’ın 1. Dünya Savaşı sırasında o topraklarda şehit düşen zabit dedesi annesinin babası Mehmet Yaşar Efendi’nin Kudüs’te bulunan 1400 yıllık Yusufiye Mezarlığı’ndaki kabrini bulup onararak jest yapmışlardı. Hatta sonraki yıllarda adı geçen mezarlık duvarının restorasyonunu TİKA gerçekleştirmişti. Büyükanıt, İsrail gezisinde, aralarında dedesinin de yer aldığı Osmanlı Askerleri Anıtı’nın temel atma törenine katılmıştı. Belli ki bu da biyografik istihbarat çalışmasının bir sonucuydu.(7)

Türkiye’de istihbaratçı denilince akla gelen beş kişiden biri olan ve Özal döneminde önemli görevlerde bulunan efsane MİT görevlisi, Milli İstihbarat Teşkilatı Kontr-Espiyonaj yani Casusluga Karşı Koyma Dairesi Başkanlığı da yapan, Hiram Abas’ın ölümü de bir nevi “Bal Tuzağı”nın başka bir şekliydi. Hiram Abas’ın özellikle sarışın kadınlara olan zaafı bilinmekteydi. Öldürülmeden önce arabasıyla giderken bir tümsekte hafif yavaşlamak zorunda kalmıştır. O ara genç ve uzun boylu biri yaklaşarak arabanın içindeki Abas’ı kurşunlayarak öldürmüştür. İlginç olan ise silah kullanmada bu kadar usta olan birinin silahına bile davranamadan ölmesiydi. Bunun cevabını da görgü tanıklarının ifadesinde görmek mümkündür. Görgü tanıkları araba yavaşladığı esnada, gayet güzel alımlı ve sarışın bir kadının da oradan geçtiğini ifade etmişti. Bu kişi, sarışın kadınlara karşı zaafı bilinen Hiram Abas’ın dikkatini dağıtmak için mi kullanılmıştı.(8) Daha fazla yazmayacağım arife tarif gerekmez!

Bakınız:
1- http://www.radikal.com.tr/turkiye/abdulhamid-sherlock-holmes-hastasidir-1078446/
2- https://odatv.com/11-eylul-bin-yil-surer-mi-1109121200.html
3- Prof. Dr. Ümit Özdağ/ Stratejik İstihbarat/ http://www.21yyte.org/assets/uploads/files/109-149%20umit.pdf
4- Memoirs of Hempher, The British Spy to the Middle East/ https://defence.pk/pdf/threads/memoirs-of-mr-hempher-the-british-spy-to-the-middle-east.303983/
5- 16 Ağustos 2006, Çarşamba/ https://www.sabah.com.tr/yazarlar/akoz/2006/08/16/biyografik_istihbarat
6- https://tr.sputniknews.com/turkiye/201710101030523482-erdogan-uyuyakalma-videosu-sebebi/
7- http://www.hurriyet.com.tr/evet-dedesinin-mezari-israil-de-4880448https://www.yenisafak.com/dunya/buyukanitin-dedesi-israilde-oldu-74547
8- Koray Kamacı/Kadın ajanların en etkili silahı: Bal Tuzağı/ http://www.yeniakit.com.tr/haber/kadin-ajanlarin-en-etkili-silahi-bal-tuzagi-143836.htmlhttp://www.haber7.com/medya/haber/702197-bir-istihbarat-devine-suikastin-dosyasi

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39