MİT DOSYASI : Avusturya’da ‘MİT itirafçısı’ olduğunu söyleyen kişinin ‘suikast talimatı aldığı’ iddialarıyla ilgili neler biliniyor ???


Avusturya’da ‘MİT itirafçısı’ olduğunu söyleyen kişinin ‘suikast talimatı aldığı’ iddialarıyla ilgili neler biliniyor ???

Avusturya’da Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile bağlantılı olduğunu öne sürüp ‘eski milletvekillerine suikast hazırlığında olduğu’ iddiasıyla Avusturya gizli istihbaratına teslim olan Feyyaz Ö. ile ilgili soruşturma sürerken, Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği ise iddiaların ‘saçma ve gülünç’ olduğunu söyledi ve Avusturya makamlarının kendilerini bilgilendirmediğini ifade etti.

Avusturya basınında yer alan iddialara göre İtalyan pasaportu taşıyan Türk vatandaşı Feyyaz Ö. Viyana’da Avusturya gizli istihbarat teşkilatı binasına teslim olup emekli MİT mensubu olduğunu söyledi ve ‘suikast talimatı verildiğini’ söylediği kişilerin Yeşiller Partisi eski milletvekili Berivan Aslan, eski milletvekili ve ZackZack adlı haber sitesi editörü Peter Pilz, Avusturya Halk Partisi eski milletvekili Efgani Dönmez ve Sosyal Demokrat Parti’den Avrupa Parlamentosu milletvekili Andreas Schieder olduğunu öne sürdü.

Olayda adı geçen isimler ve Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Ozan Ceyhun iddialarla ilgili BBC Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

İddiaları ZackZack adlı internet sitesinde yayınlayan Pilz, ‘tehlike altında olduğuyla ilgili’ Avusturya gizli istihbarat servisi tarafından doğrudan kişisel olarak uyarıldığını söyledi. Pilz, "İstihbarat servisimiz bu tehditleri çok ciddiye alır. Koruma teklifinde bulundular" dedi.

Feyyaz Ö. ile ilgili belgeleri gördüğünü söyleyen Pilz, "Durum çok net değil. Viyana’da yapmak istedikleriyle ilgili iddiaların doğru olup olmadığı da belli değil ama ayrıntılar bu kişinin MİT ile bağlantılı olduğunu, Türkiye’de Gülen yapılanmasıyla ilgili bir davada önemli bir rol oynadığını gösteriyor" diye konuştu.

Peter Pilz: Erdoğan’ın Avusturya ve dünya genelindeki ağını araştırıyorduk

Pilz, neden hedef alınmış olabileceği sorusuna şu yanıtı verdi: "Berivan Aslan ile Erdoğan’ın yalnızca Avusturya’da değil, tüm dünya genelindeki ağını araştırıyorduk, birçok bağlantı bulduk. Erdoğan’ın casuslarının Viyana’da, Berlin’de olduğunu gördük, gizli belgeler bulduk. Erdoğan’ın ve gizli istihbarat servisinin bizden çok hoşlanmadığından eminim."

Avrupa’nın merkezinde böyle bir suikast ihtimalinin ‘gerçekçi olmayacağına’ ilişkin soru işaretlerine dair de Pilz "Daha önce birçok defa oldu. Çok sayıda siyasi bağlantılı cinayet işlendi. Bu yeni değil. Ama yetkililerimizin doğrudan Türk hükümetiyle bağlantısını bulması önemli bir gelişme olurdu, buna bakılması gerekiyor. Bu kanıtlanmış bir şey değil, ama olasılık dışı olduğunu da düşünmüyorum" dedi.

Yeşiller Partisi eski milletvekili Berivan Aslan’ın adı da Feyyaz Ö.’nün hedef aldığı söylenen kişiler arasında geçiyor.

İddianame ve iddialarla ilgili Avusturya makamları tarafından bilgilendirildiğini belirten Berivan Aslan, Feyyaz Ö’ye dair "Feyyaz Ö. emekli MİT mensubu olduğunu iddia ediyor ama ellerinde kendisine karşı çok bilgi olduğundan dolayı ‘suikastı gerçekleştirseydi ona sahip çıkmayacaklarını, suçlu olarak damgalanacağını’ söylüyor. Bu sebepten dolayı itiraf etmesi gerektiğini, can güvenliğini ve ailesinin güvenliğini düşündüğü söylüyor" dedi.

Berivan Aslan: Muhalifler hedef alınıyor

Berivan Aslan, hedef alınmasının sebebinin de siyasi ve muhalif duruşu olduğunu söyledi:

"Ben her zaman Türkiye’deki demokrat kitlenin sesi olmaya çalıştım. Her kesimin, her ne olursa olsun kim mağdursa, zordaysa sesi olmaya çalıştım. Basın özgürlüğünden, insan haklarına, avukatlardan mağdur doktorlara kadar. Avrupa’da bu sıkıntıları dile getiriyorum, gerçekleri söylemek bizleri hedef noktası haline getirdi."

ZackZack editörü Pilz ile MİT’in Avrupa’daki ağını araştırdıkları için ‘hedef alınmış olabilecekleri’ iddiaları konusunda Berivan Aslan şunları söyledi:

"Bunların hepsi birbirine bağlı. Ama sadece o değildi. Burada demokratik kitleden gelen insanlar Türkiye’den giriş yaptıklarında tutuklanıyorlardı. Deşifre ediliyorlardı. Bu deşifrelerin nereden geldiğine ilişkin elbette araştırma yaptık. Ama olay sadece bu değil. Ses getirmek, Avrupa’da kamuoyu yaratmak, siyasette etki yapmak. Biz el etek öpenlerden olmadığımız için biraz daha hedef tahtasına yerleştirildik diye düşünüyorum."

Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Ceyhun: İddialar inandırıcı değil

BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Ozan Ceyhun ise, iddialarla ilgili kendilerine resmi makamlar tarafından bilgilendirme yapılmadığını söyledi ve öne sürülenlerin ‘saçma’ olduğunu ifade etti:

"Bu iddialarla ilgili olarak hiçbir bilgimiz yok. Eğer bu iddialar varsa ve bu kişi iddia edildiği gibi medyada çıktığı kadarıyla, bir şeyler açıkladıysa, birincisi bu kişiye yönelik, ikincisi söyledikleriyle ilgili bize Avusturya makamlarından iletilmiş, söylenmiş paylaşılmış bir bilgi yok.

"Avusturya makamlarını eleştirmek istemiyorum zaten eleştirim olacaksa bunu muhatap olduğum ortamlarda yaparım. Ancak medyada okuduğum kadarıyla ve iddiaları, isimleri okuduğum kadarıyla hepsini çok saçma sapan buluyorum. Hiçbir şekilde inandırıcı bulmuyorum. Pilz’in adı geçiyor. Pilz Avusturya politikasında en son ‘tacizci’ olarak partisinden ihraç edilmiş bir şahıs.

"Ben bu dünyada herhangi bir istihbarat teşkilatının, ciddi bir ülkenin ciddi bir istihbarat teşkilatının Sayın Pilz veya Sayın Aslan konusunda bir dakika bile ciddi anlamda vakit ayırabileceğine inanmıyorum.

"Şahısları tanıdığım için, iddiaları da gerçek dışı ve uyduruk, kötü amaçlı değerlendiriyorum. Söz konusu şahıslara yönelik iddiaların, şahısları tanıdığım ve anlatılan öyküyü gördüğümde Netflix’teki ucuz filmlere benzetiyorum. Netflix’te ucuz filmler olur, sinemada oynamazlar, sadece Netflix için çekilirler, bilinmeyen artistlerle, uyduruk hikayelerle, seyrettikten sonra dersiniz ki ‘Zamanıma yazık oldu, bu film neydi böyle’. Söz konusu olayı da bu şekilde değerlendiriyorum."

Büyükelçi Ceyhun, eski milletvekillerine polisin ne anlattığını bilmediğini söyledi ve "Ama birilerinin çıkıp da onlara yönelik ‘Türkiye için sorunlu, çok tehlikeli veya Türkiye’yi rahatsız eden isimler’ olarak tanımlanmasını gülünç buluyorum. Biz onları şahsen ciddiye almıyoruz" dedi.

‘Avusturya ile işbirliğini bekliyorum’

Büyükelçi Ceyhun, inandırıcı bulmadığını söylediği iddialarla ilgili "Neden MİT’in adının geçip hedef alındığı" sorusuna ise "Bunu ben de merak ediyorum. Bu nedenle de Avusturya tarafından bir an önce nedenlerini, mümkünse onlarla birlikte, bu saçmalıkları ortaya atanların gerçek nedenlerini ortaya çıkarmak için işbirliği yapmayı bekliyorum" yanıtını verdi.

Berivan Aslan Avrupa’daki Türkiyeli muhalifler üzerinde yıllar boyunca aşırı bir baskı olduğunu ve büyükelçiliğin de bu iddiaları ciddiye alması gerektiğini ifade ediyor:

"Soruşturma daha netleşmemiş, dalga geçer gibi olayı hafifletme çalışıyor. Bunun ciddiyetini sorgulamaktansa biraz daha diplomatik, biraz daha profesyonel bir yaklaşım beklerdim. Bu olay ister istemez birçok insanı can korkusuna düşürdü, basitleştirilebilecek bir durum değil. Büyükelçi daha duyarlı, daha işbirlikçi davranabilirdi."

Aslan, ‘geçmişte Gülen yapılanmasıyla bağlantılı kişileri hedef alan saldırıların yaşandığını’ belirterek şunları söyledi:

"Daha önce böyle bir boyut yoktu. Ama hepimiz zaten sürekli tehdit altındayız. Prof. Burak Çopur’un ailesi iki hafta önce tehdit edilmiş Erdoğan’a karşı bir şey söylememesi için. Ne tesadüftür ki iki hafta sonra benimle ilgili suikast planı ortaya çıkıyor. Bizler tamamen bağımsız, Avrupalı siyasetçiler, akademisyenler olarak sırf Türkiye’deki demokrasi eksikliklerini dile getirdiğimiz için bu şekilde hedef noktası haline getirilmemiz, vahşetin çok büyük olduğunu gösteriyor."

Avrupa genelinde MİT’in en faal olduğu öne sürülen ülke Almanya. Ülkede yaklaşık 6000 MİT muhbiri olduğu iddiaları vardı.

Almanya’da MİT faaliyetlerine ilişkin soru önergesi

Almanya Hür Demokrat Parti (FDP) milletvekili Benjamin Strasser de MİT’in Almanya’daki faaliyetlerine ilişkin hükümete soru önergesi vermişti.

Hükümetin Strasser’in soru önergesine verdiği 17 Eylül tarihli yanıtta şu ifadeler yer aldı:

"Son yıllarda diğer ülkelere ait istihbarat faaliyetlerinin, devlet etkisinin ve casusluğun Almanya’ya oluşturduğu tehdit sürekli şekilde artmıştır. Dünyanın diğer bölgelerindeki jeopolitik durumla ilgili çatışmalar Almanya’ya ve Avrupa’ya taşınıyor. Dolayısıyla, birçok devletin istihbarat servislerinin faaliyetleri Almanya’da giderek daha faal hale geliyor ve birçok farklı araç ile kendi ülkelerinin çıkarlarını destekliyorlar."

Avrupa’da ve dünyanın farklı bölgelerinde Gülen yapılanması mensuplarının MİT tarafından kaçırıldığı ve tehdit edildiğine ilişkin haberler çıkıyordu.

Alman milletvekili Strasser: Muhaliflere gözdağı ve MİT’in Alman kurumlarına sızma teşebbüslerinden haberdarız

Alman milletvekili Strasser, konuyla ilgili BBC Türkçe’ye yazılı açıklama yaptı:

"Almanya’da geniş bir Türk toplumu var ve Türklerin hepsi Erdoğan hükümeti destekçisi değil. Buna ek olarak, 2016’daki darbe girişiminden sonra birçok Türk vatandaşı siyasi zulümden kaçmak için Almanya’da koruma talep etti. 2019’da 11.423 Türk vatandaşı ülkemizde sığınma talebinde bulundu. Türk istihbarat servisi MİT bu nedenle Almanya’da aşırı faal. Ülkemiz, MİT’in öncelikli hedeflerinden biri ve istihbarat servisi bilgi edinmeyle kısıtlı değil. Muhalefet destekçilerine gözdağı verilmesi ve MİT’in Almanya güvenlik kurumlarına sızma teşebbüsleriyle ilgili haberlerin farkındayız.

"Bu saldırgan istihbarat faaliyeti NATO ortakları arasında yasaklanmalı ve Alman hükümeti bu faaliyetleri kesinlikle reddetmeli. Her şeyden önce, federal hükümet Almanya’daki Türk muhalefet üyelerine karşı tehditlerle ilgili şeffaflık yaratmalı. Almanya Federal Anayasa Koruma Teşkilatı’nın (BfV) yabancı muhalif hareketlere ilişkin risk analizine acilen ihtiyaç duyulmaktadır."

MİT DOSYASI : FETÖCÜ MEDYA YİNE MİT’İ HEDEF YAPTI /// İŞTE HABER : AHVAL NEWS : ‘Erdoğan’ın casus ağı’


AHVAL NEWS : ‘Erdoğan’ın casus ağı’

ZDF’in hazırladığı belgesel, MİT’in Almanya’daki örgütlenmesine ilişkin kapsamlı bilgiler sunuyor. Buna göre elçilikler veya konsolosluklarda bulunan gayri resmi istihbarat elemanları, dokunulmazlık zırhına kavuştukları için yürüttükleri faaliyetlerden dolayı, ajan olarak yargılanamıyor.

Gazeteci Susana Santina ve Simone Müller tarafından hazırlanan “Erdoğan’ın hizmetinde” ismini taşıyan ve ZDFzoom programında yayınlanan bir belgesel, MİT’in Almanya’daki faaliyetlerini ele aldı. 4 Haziran Perşembe gecesi Almanya’nın ikinci kanalı ZDF’te yayınlanan belgesel, kanalın internet sitesindeki “Mediathek” bölümünden izlenebiliyor.

LİNK : (https://www.zdf.de/dokumentation/zdfzoom/zdfzoom-im-dienste-erdogans-100.html)

Belgesel, MİT’in çalışma sistemi ve casus ağı ile bunun arka planı ve Alman (güvenlik) makamlarının buna neden göz yumduğunu da ele alıyor.

MİT’e çalışan muhbirler ağırlıklı olarak diplomatlar, diplomasi çalışanları ve Almanya’daki 13 Türk konsolosluğunda kamufle edilmiş çalışanlardır. ”Yasal Temsilcilik” (Almanca: Legalresidenturen) -elçilikler veya konsolosluklarda bulunan gayri resmi istihbarat departmanlarına verilen isim- diplomasinin dokunulmazlıktan yararlanırlar ve ajan olarak faaliyet yürüttükleri için yargılanamazlar.

Almanya’da MİT’in ana çalışanlarının yanı sıra 8 bin MİT ajanı bulunuyor. Weilheim’da yaşayan tanınmış istihbarat uzmanı Erich Schmidt-Eenboom, bunu sayının diğer ülkelere kıyasla “devasa bir sayı” olduğunu belirtiyor.

Schmidt-Eenboom belgeselde Alman iç istihbarat çalışanları ile düzenli olarak bir araya geldiğini belirtirken, binlerce MİT ajanı olduğu görüşünü de destekliyor. Bu durumda Diyanet’e bağlı DİTİB’in 1000’e yakın camisi, merkezi bir rol oynuyor. DİTİB’e çalışan imamlar, Gülen Hareketi’ne bağlı çalışan, üye vb muhalifler hakkında bilgileri konsolosluklara sızdırıyor. Tüm bunlar Alman makamlarının da bilgisi dahilinde. 2017 yılında çok sayıda imama açılan casusluk davasının basına sızmasıyla Türk hükümeti imamları ülke dışına çıkardı ve davalar ancak imamların Türkiye’ye kaçışından sonra açıldı.

MİT’in faaliyetleri için DİTİB camilerinin görevlendirmesi yeni bir bilgi değil; FOCUS dergisi 18 Nisan 1994’teki sayısında Türk istihbaratının o dönem Almanya’daki mevcut 700 camisinde istihbarat çalışmaları yaptığı yazdı. FOCUS’un araştırmalarında şunlar belirtiliyor: “Manevi liderler olarak görülen ve konsoloslukların maaş bağladığı bu imamlar, dört ayda bir Almanya’daki Türk toplumu üzerine ayrıntılı bir rapor yazmakla yükümlü. Söz konusu istihbarat operasyonu, ’Refah’ kod adını taşıyor ve imamlara ‘iç güvenlik meseleleri’ söz konusu olduğunda konsolosluklara derhal bilgilendirilme yapması için talimat veriyor.” FOCUS’un araştırmalarına göre MİT’in Almanya merkezi, o dönem Köln Ehrenfeld’deki DİTİB camisiydi.

MİT’in casusları camilerin yanı sıra seyahat acenteleri ve Almanya’daki Türk bankalarında da bulunuyor. 2014’te Alman polisi Türk ajanları tutukladığından yana bu biliniyor. Erdoğan’ın eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu ile iki ajanın Kürt, Alevi ve Êzîdî aktivistler hakkında bilgi toplama ve casusluk faaliyeti yürütmekle yargılandığı dava, ajanların devlet hazinesine 70 bin euro kefalet ödemesi kararıyla Mayıs 2015’te apar topar kapatıldı.

Ancak dava iddianamesi Almanya’da seyahat acentesinin muhaliflerin seyahat planlarını MİT’e servis ettiği, Türkiye’ye girdiklerinde tutuklandıklarını ortaya koydu. Schmidt-Eenboom de buna dikkat çekerek, “Kamufle edilmiş casuslar bankada aktarılan paraları, seyahat acentelerinde de yolculuk bilgilerini aktarıyor” diyor.

ZDF’ye konuşan eski bir casus, kumar bağımlılığından dolayı borçlu olduğunu, bu nedenle MİT’in ajan faaliyetlerinde yer aldığını itiraf ediyor. İsmini vermeyen istemeyen casus, MİT’in kendisiyle irtibata geçtiğini ve muhalifler hakkında bilgi aktarması karşılığında para teklif ettiğini aktardı. Diğer casuslar ise gönüllü çalışanlardır; maaşlı ajan değil. Belgeselde, “Türk Cumhurbaşkanı’na tapanlar, Almanya’daki vatandaşları hakkında bilgi sızdırıp casusluk yapmayı kendilerine görev sayıyor” deniliyor.

Federal Dışişleri Bakanlığı, seyahat ve güvenlik uyarılarında ülkeye giriş ve çıkış yasağı ile tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya kalmalarının casusluk faaliyetlerle bağlantılı olabileceğini açık bir şekilde belirtiyor. Almanya’dan birilerini ihbar etmek, ücretsiz olan “EGM Mobil” uygulamasıyla bile mümkün. Erdoğan’a muhalif olanlar, Facebook paylaşımlarından dolayı haklarında soruşturma açıldığını, Türkiye’ye gittiklerinde havaalanında gözaltına alınırken öğreniyor. Sadece şanslı olanlar, işlem yapmak için Türk konsolosluklarına gittiklerinde haklarında soruşturma veya yakalama kararı olup olmadığını öğrenebiliyor.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABF) Onursal Başkanı Turgut Öker de Almanya’dan EGM uygulamasıyla şikayet edilen ve bu yüzden hakkında dava açılanlardan biri. Türkiye’de bulunan Öker’e sınır dışı yasağı getirildi. Nordrhein-Westfalen eyaletinde yaşayan casus, ZDF’nin belgeseline konuşarak, Öker’in ‘terörist’ olduğunu; PKK’yi desteklediğini; hatta bir mitingde Türk bayrağını yaktığını iddia ederek, EGM uygulaması üzerinden ihbar ettiğini anlatıyor. Öker’in avukatı Mahmut Erdem ise MİT’e çalışan casusu ajanlık faaliyetlerinden dolayı şikayet ettiğini belirtiyor.

Federal Meclisi Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen de MİT’e casusluk yapmanın bir suç olduğunu kaydediyor. Aslında Ceza Kanunu’nun 99’uncu maddesine göre, Almanya’da yabancı bir ülkenin istihbaratına bilgi sızdırmanın 5 ila 10 yıl arası hapis cezası var. Ancak üst düzey ajanlar diplomasinin dokunulmazlığının koruması altında.
Öte yandan EGM Mobil uygulaması ile ihbar edildiğini ispat etmek de mümkün değil; gizlilik kararı bulunan dava dosyalarından bunu öğrenmek mümkün değil; tabii bu tür soruşturmaların anonim ihbarlarla yapılması da mümkün.

Söz konusu EGM Mobil uygulamasına karşı 2018 baharında açılan inceleme süreci ise bir suç unsuru teşkil etmediği savunularak kapatıldı. Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi, Eylül 2018’de EGM Mobil uygulamasına ilişkin “Bir şikayet, ihbar veya şüphe sonucunda bir başkasını tehlikeye sokar ve siyasi kovuşturulmasına sebep olursa 5 ila 10 yıl hapis veya para cezası ile karşı karşıya gelebilir” uyarısında bulunurken, uygulamanın kullanımının önüne geçilemeyeceğini savundu.

MİT’e bağlı örgütlerden bir tanesi de 2018’de Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklanan “Osmanen Germania” adlı paramiliter örgüt. Belgeselde yurt dışındaki muhalif kişilere yönelik suikast planları da yer alıyor. Kürt devrimci kadınlar Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in 9 Ocak 2013’te katledildiklerine yer veriliyor.

İstihbarat uzmanı Schmidt-Eenboom, bu suikastin arkasında MİT’in olduğunun duruşma başlamadan önce cezaevinde ölen katil Ömer Güney hakkında hazırlanan iddianameden de anlaşıldığından bahsediyor. Belgeselde “Irak Kürdistan Özerk Bölgesinde Kürt özel kuvvetleri tarafından tutuklandığı” belirtilen iki MİT ajanının ifadelerine yer veriliyor. Ancak doğrusu, söz konusu iki MİT yetkilisi, PKK’nin emriyle ele geçirildi. Schmidt-Eenboom, Fırat Haber Haber Ajansı’nın (ANF) yayınladığı MİT ajanlarının ifadelerinin inandırıcı olduğunu söylüyor. Bu argümanını da ajanların komuta hiyerarşisi hakkında verdiği ayrıntılı bilgiye dayandırıyor.

Belgeselde Berlin’de sürgünde yaşayan gazeteci Hayko Bağdat da kendisine suikast hazırlığı yapıldığından bahsediyor. Bremen’de yaşayan KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç’a da suikast hazırlığı yapıldığı ve bu planın arkasında MİT ajanı Mehmet Fatih Sayan’ın olduğu, bu yüzden 2017’de yargılandığı ise belgeselde yok. Schmidt-Eenboom, federal hükümetinin Ankara’ya siyasi cinayetlerin kırmızı çizgileri olduğu, bunun aşılmaması gerektiğini açıkça belirttiği için MİT’in Almanya’da siyasi cinayetlerden kaçındığını söylüyor. Ancak bu MİT’in tek kırmızı çizgisi olmalı.

Aynı zamanda, on yıllardır Alman ve Türk istihbarat teşkilatları arasında çok yakın bir işbirliği söz konusu. Bu temelde cihatçı terör de özellikle son 20 yılda daha önemli hale geldi. Alman makamları, terör örgütü olarak gördüğü Suriye ve Libya’daki El Kaide ve DAİŞ’e yakın milislerin MİT tarafından desteklendiğinin de farkında. Bu da MİT’i daha güçlü bir pozisyona sokuyor. Böylece kontrol altına alabileceği yakınında olan bu örgütlerle, Alman partnerini de tehdit edebiliyor.

Bu nedenle Alman makamlarının, Almanya yasalarına aykırı olan Türk ajan faaliyetlerine karşı harekete geçme gayretleri de düşük. Daha çok ajanlık faaliyetlerine karşı sembolik uyarılarda bulunuyorlar.

Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (iç istihbarat) son raporunda, “Ajanlık ve diğer istihbarat faaliyetleri” bölümünde bu kez MİT’in faaliyetlerine de yer verildi. Oysa genelde Çin, Rus veya İran’ın istihbaratına yer veriliyor.

Türkiye’de “aşırılıkçı ya da terörist” olarak sınıflandırılan parti ve örgütler, Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Marksist-Leninist Komünist Partisi (MLKP), Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C) ve Fethullah Gülen’in hareketi MİT’in odağında.

Almanya’ya kaçan ve resmi makamların koruması altına alınan Gülen Hareketi’nin üyeleri dışında söz konusu örgütler, Federal Hükümet tarafından da aşırı solcu ve ‘terörist’ olarak görülüyor. Bu da; geleneksel, jeostratejik ve ekonomik çıkarların yanı sıra Alman hükümetinin MİT’in Almanya’daki devasa casus ağının sürgünde yaşayan muhalifleri izleme ve sindirmesine göz yummasının bir sebebi olmalı.

LİBYA SAVAŞI DOSYASI /// Libya’da gerilim tırmanırken yeni iddia : ‘MİT oğul Kaddafi’nin peşinde’


Libya’da gerilim tırmanırken yeni iddia : ‘MİT oğul Kaddafi’nin peşinde’

Uluslararası paylaşım savaşlarının merkezi haline gelen Libya’da çatışmalar sürerken, AKP’ye yakın kaynaklar MİT’in, Hafter güçlerine karşı Sarraj hükümetine destek vermesi için devrik lider Muammer Kaddafi’nin oğlunun peşinde olduğunu iddia etti. Hafter’e yakın kaynaklar ise MİT’in Kaddafi’nin oğluna suikast düzenlemek ya da onu tutuklama amacı güttüğünü savundu

Devrik Lider Muammer Kaddafi’nin bir NATO darbesiyle öldürülmesinin ardından uluslararası paylaşım savaşlarının merkezi haline gelen Libya’da tansiyon düşmek bilmiyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Rusya’nın desteklediği Libya Ulusal Ordusu’nun başında bulunan Halife Hafter güçleri ile Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in (BM) desteklediği Trablus merkezli Sarraj hükümeti arasında yaşanan çatışmalar sürerken, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin peşinde olduğu iddia edildi.

‘TÜRKİYE HAREKETE GEÇTİ’

AKP’ye yakın medya organlarından paylaşılan haberlerde, Türkiye’nin oğul Kaddafi’yi Hafter güçlerine karşı Sarraj hükümetine destek vermesi için bulmaya çalıştığı savunuldu. İtalya merkezli NOVA Haber Ajansı ise MİT’in Kaddafi’nin oğluna suikast düzenlemek ya da onu tutuklamak için harekete geçtiğini ileri sürerek Seyfülislam’ın güvenli bir yerde olduğunu yazdı.

‘YERİNİ ÇOK AZ KİŞİ BİLİYOR’

Hafter güçlerine yakın kaynaklar, MİT’in Kaddafi’ye suikast düzenlemek ya da tutuklamak üzere oğul Kaddafi’nin peşinde olduğunu, İtalya merkezli NOVA Haber Ajansı da Libya’nın Zintan şehrinden bir askeri komutana dayandırdığı haberinde oğul Kaddafi’nin güvenli bir yerde olduğunu ve Türk istihbaratının onu bulamayacağını savundu. Haberde Zintan’da askeri bir lider olarak nitelenen Mohamed Boukra’a’nın açıklamalarına yer verildi. Buna göre Boukra’a, MİT’in ülkenin batısındaki dağlık bölgede Seyfülislam Kaddafi’yi bulmak için çalışma başlattığı haberlerine ilişkin olarak, Kaddafi’nin yerini çok az kişinin bildiğini ve onun güvende olduğunu kaydetti.

Geçen günlerde El Masdar’ın Afrika haber portalından alıntıladığı haberde “Türk istihbaratı Trablus’taki Hadaba hapishanesinin eski yöneticisi Halid El Şerif’in ve Abdülhakim El Hac’ın başında olduğu bir operasyon odası kurdu. Hedefleri arasında suikast düzenlemek, tutuklamak ya da siyasi rolünü bitirmek üzere Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim etmek üzere Seyfülislam Kaddafi’yi bulmak var” denilmişti.

MİT DOSYASI /// ASIM ÖCAL : MİT İN TARİHİ VE İSTİHBARAT HİKÂYELERİ – BÖLÜM 4-


ASIM ÖCAL : MİT İN TARİHİ VE İSTİHBARAT HİKÂYELERİ – BÖLÜM 4-

E-POSTA : gazeteciasim

08 Mayıs 2020

Bugün yaşanan MİT mücadelesine baktığımızda aslında geçmişten bir fark gözükmüyor. Her gelen iktidar ya MİT i kendi çıkarları için kullanmış ya da bu birimin dışında kendine hizmet edecek bir servis ağı kurmaya çalışmıştır. Amaç kendi iktidarlarını sağlama almaya çalışmaktır. Menderes, Özal, Çiller, Erdoğan hep aynı yolu izlemişlerdir.

Örneğin Adnan Menderes in teşkilatı kendi muhalifleri için bilgi toplamada kullandığı hatta bunun için özel büro kurduğu bilinmektedir.

O dönem gazinoculuğa yeni başlayan Fahrettin Aslan milletvekillerinin gece hayatlarını dosya halinde toplar dönemin İstanbul valisi Fahrettin Kerim Gökay aracılığıyla MENDERES’e ulaştırırdı. MENDERES bu dosyaları muhaliflerine şantaj olarak kullanırdı.

Ancak daha sonra fark edildi ki birileri de MENDERES i dinliyor.( bu gün de benzer şeyler yaşanıyor ) Menderes in gönül ilişkileri ile ilgili dedikodular çoğalınca, Menderes Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur’a araştırmasını ister. Bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkar ki, dinleme servisi çalışanları Amerikalıların eline geçmiştir. Dinleme istasyonlarını kuran Amerikalılar, burada çalışanları, özellikle de telefon dinlemesinde görev yapan memurları maaşa bağlamışlardır.

Müsteşar KORUR, raporunda, Amerikalıların MAH a hâkim olduklarını, İstanbul’daki MAH okulunun, servisin İstanbul örgütünün ve Yeşilköy’deki soruşturma teşkilatının Amerikalılardan alınan paralarla döndürüldüğünü belirtir. Amerikalılar paraları doğrudan ilgili servis amirine ve çalışanlarına, zarf içinde vermektedir. Para karşılığında iş isterler.

1956 da yapılan bu soruşturma sırasında ortaya çıkar ki, MAH a, Amerikalılar – belirlenebildiği kadarıyla – ayda 100 bin, İngiliz gizli servisi 30 bin, Fransızlar 7-8 bin, İtalyanlar da 4 bin lira vermektedirler. MENDERES Müsteşarına şu talimatı verir: ‘ keselim ilişkiyi. Yalnız, Amerikalıları darıltma yalım. Bize yapacakları para yardımını malzeme olarak yapsınlar.’

Bunun üzerine Amerikalılardan para alımını destekleyen ve uygulamayı başlatan MAH başkanı Behçet Türkmen, Bağdata elçi olarak atanır. Yıllar sonra da Coca Cola şirketinin Türkiye Temsilcisi olarak görev yapar. Oğlu İlter Türkmen de 12 Eylül döneminde Dış işleri bakanlığı görevinde bulunmuştur.

Çok eleştirilen CIA ile ilişkiler ilk 1950 den sonra başlamıştır. Bu işbirliği Türkiye’nin istihbarat faaliyetlerini zayıflatmıştır. Önemli istihbaratlar CIA tarafından Türkiye ye ikram edildiği için, ne sunulmuşsa onu yemişiz. Bu da Türkiye’nin kendi bünyesinde yapmış olduğu istihbarat faaliyetlerini zayıflatmıştır. Yani bize hazır sunulduğundan bu alanlarda gelişememiş iz.

1970 den sonra Almanlarla ilişkiler ilerletilmiş MİT e bilgisayar ağının kurulması sırasında Almanlar yardımcı olmuşlardır. Sistem ihraç eden ülke olarak Almanların bu yolla MİT i dinlediği ve izlediği zaman zaman iddia edilmiştir. Aslında Almanlar veya Amerikalılar aktardıkları teknik malzeme açısından hiçbir zaman birinci sınıf, kontrol edemeyecekleri ekipmanı kimseye vermezler. Bütün gizli servisler bir diğerine aktardıkları teknik malzeme açısından karşı tarafı denetleye bilecekleri araçları yeğlerler. Verilen teknik yardım son teknolojiyi kapsamaz demode olmuş aletler teknik yardım ve pazarlama kapsamında hibe edilmekte veya satılmaktadır.

Türkiye dış istihbarat açısından başka ülkelere hep bağımlı kalmıştır. Bu bağımlılık Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve İsrail gizli servislerine karşı olmuştur. Onlardan gelen dış istihbarat çoğunlukla kontrol edilmemiş ve doğru kabul edilmiştir. Oysa bu pek çok alanda hatalı bilgilenmenin ötesinde, yanlış yönlendirmelere açık olunmasını ortaya çıkarmıştır.

ASIM ÖCAL

MİT DOSYASI /// MÜYESSER YILDIZ : MİT’çiyi adıyla sanıyla canlı yayına çıkaranlara ne oldu ???


MÜYESSER YILDIZ : MİT’çiyi adıyla sanıyla canlı yayına çıkaranlara ne oldu ???

Yıl 2015… Yani MİT Kanunu’nun o maddesi yürürlükte… Daha önce ismi deşifre edilen kişi televizyona çıkarılıp konuşturulmuş…

27.04.2020 15:35

Barış’lar, Hülya Kılınç ve Murat Ağırel, Libya’da şehit edilen MİT personelini “deşifre” ettikleri iddiasıyla tutuklandı.

Tutuklama gerekçesi, MİT Kanunu’na muhalefetti. Henüz tutuklu arkadaşların ve avukatların göremediği, ama iktidar medyasına sızdırılan iddianameyle bir suç daha yüklendi; “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıkladıkları, istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa ettikleri” öne sürülerek, hapis istemiyle dava açıldı.

Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç 5 Mart günü sabaha karşı tutuklandığında, “MİT üyelerini deşifre eden Odatv Haber Müdürü ve muhabiri tutuklandı” başlığını kullanan bir gazete, “MİT mensubunu deşifre etmenin” yanlışlığını anlatabilmek için deşifre olmuş bir MİT’çinin görüşüne başvurmuş ve onun adını, soyadını açıkça vermişti.

Kimdi o kişi? “FETÖ”nün, 7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile yardımcılarına düzenlenecek operasyon öncesinde deşifre ettiği foto muhabiri ve MİT irtibat görevlisi M.Ö.

20 Aralık 2011’de evinde arama yapılarak gözaltına alınan Ö.’in polisteki ifadesi, gizlilik kararı olduğu halde medyaya sızdırıldı. Türkiye ve Sabah gazeteleri bunu Ö.’in adını kullanmadan yayınladı; daha sonra Taraf Gazetesi adıyla, sanıyla, resmiyle Ö.’i deşifre etti.

Bakmayın Odatv operasyonunu destekleyenlerin, “MİT personeli ve ailesinin deşifre edilmesini yasaklayan MİT Kanunu’nun 27’inci maddesi 2014 yılında çıkarıldı” demelerine. O madde 1983’ten beri yürürlükte.

Peki, M. Ö.’in ifadesini yayınlayan ve deşifre eden o gazeteler hakkında bir işlem yapıldı mı? Hayır.

Ö.’in adını başka kimler deşifre etti?

Bizzat savcılar.

Örneğin, 7 Şubat 2012’deki MİT operasyonuna teşebbüs eden dönemin savcıları Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya hakkında Ocak 2019’da iddianame hazırlayan Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı. İddianamede; Bayraktar ve Sarıkaya’nın, Ö.’in ifadesini basına sızdırarak, şu suçları işlediği vurgulandı:

“Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama, gizliliğin ihlali, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, görevi kötüye kullanma, terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme.”

Bunlar yazılırken, M. Ö.’in adı ve yaptıkları da açık açık aktarıldı!..

Keza Barış’ların, Hülya Kılınç’ın ve Murat Ağırel’in tutuklanmasından sadece 1 ay önce, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “7 Şubat MİT kumpası” ile ilgili olarak hazırlanan iddianame. Burada da M. Ö.’in ifadesine, adıyla sanıyla yer verildi.

Sadece iktidar yazarları ve milletvekilleri değil, savcılar bile, “Daha önce deşifre edilmiş olsa bile tekrarı da suçtur” görüşünde ya, o yüzde bu örnekleri hatırlattık.

“MİT KANUNU ÇERÇEVESİNDE”ÖYLE GİZLEDİLER Kİ

Şimdi çok çarpıcı bir başka ayrıntıyı aktaralım.

Tarih, 2 Mart 2015.

VİDEO LİNK : https://odatv4.com/vid_video.php?id=8HFDB

A Haber’de Sevilay Yükselir ve Abdurrahman Şimşek’in hazırlayıp, sunduğu “Yüzdeyüz Siyaset” programına kim çıkarıldı? M. Ö.

Adıyla, sanıyla, sesiyle ve de görüntüsüyle, tamı tamına 1 saat 38 dakika…

“7 Şubat’ın kara kutusu… MİT irtibat görevlisi veya MİT casusu veya MİT muhbiri” ifadeleriyle…

“MİT casusu Ö. çözüm süreci desteklenmeli… M. Ö. gerçekleri ilk kez açıklıyor… MİT casusunun dehşet itirafları” alt yazılarıyla…

Programın başlangıcında Sevilay Yükselir, Ö.’in yaşadıklarını ilk kez anlatacağını duyurdu, “İnanıyorum ki, arşiv değerinde bir program olacak” dedi.

Sözü stüdyoda bulunan M. Ö.’e vermeden önce, onun hakkında bir VTR izletti. VTR’de M. Ö. açık kimliği ve görüntüsüyle tanıtılırken, onu deşifre eden Taraf Gazetesi’ne dava açılmadığı vurgulandı.

Sonra Sevilay Yükselir, “Biraz gizlemek zorundayız. Gerçi VTR’de görüntü verdik; ama MİT Kanunu çerçevesinde bunu yapmak zorundayız” diyerek, M. Ö.’e döndü.

Sadece görüntüsü flulaştırılan Ö.’den, “Kendisini anlatması” istendi… Bir MİT muhbirinin nasıl çalıştığı, “çözüm süreci”nde neler yaptığı ve bu konudaki görüşleri soruldu.

O program yapıldığında MİT Müsteşarı Hakan Fidan, AKP’den milletvekili adayı olmak için görevinden istifa etmişti.

Sevilay Yükselir, “Eski MİT Müsteşarına kelepçe takmak isteyenler kimdi?” sorusunu da yöneltti.

Abdurrahman Şimşek, Zaman muhabirinin Hakan Fidan’ın özel kalem müdürü olmasına dikkat çekti.

M. Ö., “PKK’lılar oraya piknik için çıkmadı ki!.. Kendi ailemden çok iyi biliyorum. Türkiye’ye özgü barış modeli çıkacak, tüm dünyaya örnek olacak. Çözüm süreci desteklenmeli” gibi açıklamalar yaptı.

Sevilay Yükselir, M. Ö.’in bütün öyküsünü belki kitap veya film yapabileceğini belirtti. Programı da şu sözlerle bitirdi:

“Ağzına ayağına sağlık. İlk kez Türk televizyonlarından Yüzdeyüzü tercih ettiğin için teşekkürler. Bunun da bir anlamı var… Tarihi bir program oldu düşüncesindeyim…”

Yıl 2015… Yani MİT Kanunu’nun o maddesi yürürlükte… Daha önce ismi deşifre edilen M. Ö. televizyona çıkarılıp konuşturulmuş…

Ama kimsenin aklına Sevilay Yükselir ile Abdurrahman Şimşek’in tutuklanması, A Haber’in kapatılması gelmemiş!..

Son söz: Hukukun kemikleri sızım sızım sızlatılıyor da bari Libya şehidimizin ruhu daha fazla incitilmese!..

Silivri’deki Barış’lara, Hülya Kılınç’a ve Murat Ağırel’e kucak dolusu sevgiler.

NOT: A Haber yayınında ismi açıkça yayımlanan MİT’çinin adı, Odatv tarafından kısaltılarak verilmiştir.

Müyesser Yıldız

Odatv.com

MİT DOSYASI : MİT şehidinin kimliğini ifşa eden fotoğrafları çeken isim bulundu !!!! “Oda TV muhabiri Hülya Kılınç benimle çay içmek istedi”


MİT şehidinin kimliğini ifşa eden fotoğrafları çeken isim bulundu !!!! “Oda TV muhabiri Hülya Kılınç benimle çay içmek istedi”

Libya’da görev esnasında şehit edilen MİT mensubunun kimliğini deşifre etme alçaklığını gösteren karanlık Oda TV’ye cenaze fotoğraflarını servis eden kişinin Akhisar Belediyesi Basın Biriminde görevli E.E. olduğu öğrenildi. E.E., fotoğraflarından kendisinden haber yapılma amaçlı olarak alındığından haberi olmadığını belirtirken; Oda TV muhabiri Hülya Kılınç’ın da kendisini telefonla aradığını, kendisiyle çay içmek istediğini ve fotoğraflarla ilgili konuştuğunu söyledi.

Şehit MİT mensubunun ve cenazesine katılan meslektaşlarının kimliklerinin ifşa edilmesiyle ilgili soruşturmada, görüntülerin kaynağına ulaşıldı. Fotoğrafların, Akhisar Belediyesi Basın Biriminde görevli E.E. tarafından çekildiği ortaya çıktı. Görevli E.E., fotoğraflarından kendisinden haber yapılma amaçlı olarak alındığından haberi olmadığını belirtirken; şehidin MİT mensubu olduğunu haber Oda TV’de yayınlandıktan sonra öğrendiğini ileri sürdü.

“Hülya Kılınç benimle çay içmek istedi”

Görevli E.E., fotoğrafları kendisinden isteyen kişinin Oda TV muhabiri Hülya Kılınç olduğunu belirtirken, “Hülya Kılınç’ı Manisa’da gazetecilik yaptığımdan dolayı 3 yıldır tanıyorum. Cenaze töreninin üzerinden yaklaşık 10 gün geçtikten sonra beni arayıp ‘çay içmek istediğini’ söyledi. Ben kendisine çalıştığımı ve yoğun olduğumu söyleyerek görüşemeyeceğimizi belirttim. Aynı gün akşam bir kez daha aradı. Bu görüşme sırasında katıldığım şehit cenazesiyle ilgili elimde fotoğraf olup olmadığını sordu. Haber yapmayı düşündüğünü, incelemek üzere fotoğraf istediğini söyledi. Ancak haber yapıp yapmayacağını söylemedi.” dedi.

“Fotoğrafları benden Hülya Kılınç istedi”

Libya’da görev yaparken şehit olan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubu ve cenazesine katılan meslektaşları ile ailesinin ifşa edilmesiyle ilgili soruşturmada önemli bir tespit yapıldı. Şehidin cenaze töreninde fotoğrafları çeken ve Oda TV muhabiri şüpheli Hülya Kılınç’a ulaştıran kişinin Akhisar Belediyesi Basın Biriminde görevli E.E. olduğu belirlendi. Şüpheli E.E. ifadesinde MİT şehidinin cenaze töreninin fotoğraflarını şüpheli Hülya Kılınç’ın kendisinden istediğini, sadece inceleyeceğini düşündüğü için gönderdiğini ileri sürdü.

"Şehidin ailesi ‘konu hassas, fotoğraf çekip yayınlamayın’ dedi"

Şüpheli Hülya Kılınç’ın telefon kayıtlarından ulaşılan şüpheli E.E’nin, haberin Oda TV’de yayınlanmasından bir gün önce 3 kez, haber yayınlandıktan sonra ise 2 kez iletişime geçtiği belirlendi.

E.E. ifadesinde şunları anlattı:

"19 Şubat tarihinde belediyeye şehit cenazesi olduğuna ilişkin bilgi gelmesi üzerine, cenazenin bulunduğu yere gittik. Buraya giderken biz şehidin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu olduğunu düşünüyorduk. Aklımıza da başka herhangi bir şey gelmedi. Cenazede Akhisar Kaymakamı, bir milletvekili ve yine protokolden bazı kişiler ve vatandaşlar mevcuttu. Ben belediye başkanı başta olmak üzere protokolün fotoğraflarını çektim. Yine cenazeye ilişkin birkaç görüntü daha çektim ancak şehidin ailesi bana konunun hassas olduğunu, ‘Fotoğraf çekip yayınlamazsanız seviniriz, lütfen anlayış gösterin’ diye söyleyince fotoğraf çekmeyi bıraktım. Bu söylemden sonra da hiçbir fotoğraf çekmedim ve yayınlamadım. Bu cenaze esnasında ve sonrasında da benim şehidin MİT mensubu olduğuna ilişkin herhangi bir bilgim olmadı. Aynı cenaze töreninde bulunan belediye başkanı ve milletvekilinin de bilgileri olmadığını düşünüyorum. Cenaze töreninde de herhangi bir bilgi konuşulmadı."

"Bana haber yapıp yapmayacağını söylemedi"

Törenden 10 gün sonra Oda TV muhabiri şüpheli Hülya Kılınç’ın kendisini aradığını söyleyen E.E., şöyle devam etti:

"Hülya Kılınç’ı Manisa’da gazetecilik yaptığımdan dolayı 3 yıldır tanıyorum. Cenaze töreninin üzerinden yaklaşık 10 gün geçtikten sonra beni arayıp ‘çay içmek istediğini’ söyledi. Ben kendisine çalıştığımı ve yoğun olduğumu söyleyerek görüşemeyeceğimizi belirttim. Aynı gün akşam bir kez daha aradı. Bu görüşme sırasında katıldığım şehit cenazesiyle ilgili elimde fotoğraf olup olmadığını sordu. Haber yapmayı düşündüğünü, incelemek üzere fotoğraf istediğini söyledi. Ancak haber yapıp yapmayacağını söylemedi. Bu görüşmede bana şehidin MİT mensubu olduğuna ilişkin bir şey söylemedi. Ben şehidin TSK mensubu olduğunu düşünüyordum. Bunun üzerine Hülya Kılınç’a WhatsApp üzerinden 2 fotoğraf gönderdim. Gönderdiğim fotoğraflardan birinde şehidin cenazesinin vatandaşlar tarafından taşınırken bir fotoğraf, diğerinde ise şehidin naaşı ve protokol vardı. Ancak Hülya Kılınç yalnızca vatandaşlar tabutu taşırken çektiğim fotoğrafları kullanmış. Milletvekili ve protokolün olduğu fotoğrafı ise kullanmamış. Haber içeriğinde kullanılan diğer fotoğrafları nereden temin ettiğini ilişkin bilgim yok."

Hülya Kılınç "Sosyal medyadan aldım" demişti

E.E, fotoğrafları Hülya Kılınç’a verdiğini söylerken Hülya Kılınç ise ifadesinde "Libya’da medyana gelen olayda şehit haberi olarak haber yaptım. Haber içeriğinde yayınlanan görüntü içeriklerini sosyal medyadan buldum. Bu görüntüleri cenaze töreninde ben çekmedim. Haber şehit haberidir ancak, şehidin MİT mensubu olduğunu sonradan fark ettim" demişti.

"İncelemek istediğini söylediği için gönderdim"

Şehidin MİT mensubu olduğunu haber Oda TV’de yayınlandıktan sonra öğrendiğini ileri süren E.E., "Şehidin MİT mensubu olduğunu bilseydim fotoğrafları kesinlikle göndermezdim. Şehidi TSK mensubu olarak bildiğim ve sadece incelemek için istediği için 2 fotoğrafı Hülya Kılınç’a gönderdim." ifadelerini kullandı.

MİT mensupları deşifre edildi, devletin gizli bilgileri hedef alındı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, FETÖ’nün MİT TIR’ları kumpasında olduğu gibi "organize şekilde gerçekleştirilen eylem" tespiti yapılan soruşturma, TCK’nun 329’ncu ve MİT Kanunu 27’nci maddesi 2’inci fıkrasında düzenlenen suçlamalarla yürütülüyor.

MİT şehidinin cenaze törenine katılan MİT mensupları da basın yoluyla gösterilerek, Türkiye’nin dış ve iç güvenliği için büyük önem taşıyan, devletin gizli bilgilerinin ifşa edildiği belirlenen soruşturmada, olayın bir plan dahilinde gerçekleştirildiğinin tespit edildiği öğrenildi. TCK 329’ncu maddesinde, "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası verilir"; MİT Kanunu 27’nci maddesinde ise "MİT mensupları ve ailelerinin kimliklerini herhangi bir yolla ifşa edenler ile MİT mensuplarının kimliklerini sahte olarak düzenleyen veya değiştiren ya da bu sahte belgeleri kullananlara 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası verilir." düzenlemesi yer alıyor.

MEDYA DOSYASI : “MİT şehidini deşifre” yalanına komutanlar ne diyor ???


“MİT şehidini deşifre” yalanına komutanlar ne diyor ???

FETÖ’nün Balyoz kumpasında mağdur edilen komutanlar, Odatv’ye yönelik operasyonu eleştirip destek mesajlarında bulundu.

Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan, Odatv Haber Müdürü ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu ile gazeteci Hülya Kılınç, daha önce İYİ Parti Milletvekili Ümit Özdağ tarafından açıklanan MİT mensubu şehidimizin cenaze törenine ilişkin yayımlanan haber gerekçesiyle tutuklandı.

Odatv, şehit MİT mensubunun kimliğini ifşa etmedi.

Odatv haberinden bir hafta önce, TBMM’de basın toplantısında; şehidimizin adı-soyadı, görevi, nasıl şehit olduğu açıkça söylendi, yazıldı.

Buna rağmen, algı operasyonu yürütüldü.

“MİT şehidini deşifre” yalanına komutanlar karşı çıktı.

FETÖ’nün Balyoz kumpasında mağdur edilen komutanlar, Odatv’ye yönelik operasyonu eleştirip destek mesajlarında bulundu.

İşte o mesajlar…

Emekli Oramiral Nusret Güner:

Maalesef sayıları çok az olan güvenilir medya organlarından biri belki de birincisi Oda TV’nin Çalışanlarının tutuklanmasını protesto ediyorum.

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz:

Barış Terkoğlu’nu tutuklamak, Odatv’ye erişim engeli getirmek, Barış Pehlivan’ı ifadeye çağırmak… Yolculuk nereye acaba? Kısa aralıklarla aynı filmi görmenin dayanılmaz hafifliği…

Emekli Koramiral Atilla Kezek:

Gazeteci Barış Terkoğlu gözaltına alınmış. Kriptolar iş başında

Emekli Tuğamiral Türker Ertürk:

Barış Terkoğlu ülkemizin az sayıda ve kalemini satmayan onurlu ve yurtsever bir gazetecisidir. Tutuklanması bir susturma girişimidir! 1 Eylül 2013’de ABD’de New Jersey’de Cemaatin ülkemiz için ne kadar büyük tehdit olduğunu beraber anlatırken iktidar yardım ve yataklık yapıyordu!

Emekli Tuğamiral Mustafa Özbey:

Geçmişinde FETO ile "gerçek anlamda" mücadele etmiş kim varsa, hesap soruluyor. Sözcü Davası, Barış’lar, Hülya, Murat Ağırel, ODATV. Sonuç: Bu ülkede FETO ölmedi. Ölü taklidi yaptı. Şimdi uyuyan hücreler YENIDEN görevde. Ey İktidar, FETO ile mücadelede samimi isen bu nedir?

Emekli Kurmay Albay Mustafa Önsel:

#BarısTerkoğluYalnızDeğildir . Şu an için kararı değiştirecek gücüm yok! Ama itiraz ediyorum. @baristerkoglu ndan ziyade ülkem adına üzülüyorum. FETÖ ile mücadele mi? Zaten kör topaldı. Bittiğinin resmen ilanıdır bu tutuklama. İsterseniz FETÖ hesaplarına bakın!

Emekli Albay Alican Türk:

Yetmez! Bence HALK TV, TELE1, KRT, Sözcü, Cumhuriyet, Yeniçağ… Bunların da kapatılması lazım. Hatta ardından CHP, İYİP, SP… Bunlar işlerine gelmeyen ne varsa yok edebilirler, ama gerçekten tarihi bilmiyorlar; tarihe nasıl geçeceklerinin farkında değiller. Acıyorum!

Emekli Kurmay Albay Bora Serdar:

Hasdal’da bizleri ziyaret eden birkaç gazeteciden biri olan kardeşimiz @baristerkoglu bir kitap yazacaktı.Ama emin olun şimdi bir başka kitap daha yazacak… Bir gazeteciyi saat 4’te karanlıkta evinden alıp bir gün sonra saat 4’te karanlıkta tutuklamak ne hukukidir ne de vicdani.

Emekli Kurmay Albay Ali Türkşen:

Bu işin çivisi ne zaman çıktı diye sorarsanız bir gün; “evlatlarımız şehit olurken şakalar, espriler yapıyor, muhalefete söylediklerimiz karşıdan tekrarlanınca 1 milyonluk dava açıyor, FETÖ’nün bıraktığı yerden hukuksuzluğa devam ediyorduk” dersiniz.

Odatv.com.tr

LİBYA SAVAŞI DOSYASI /// ERGÜN DİLER : :LİBYA’DA İSTİHBARAT SAVAŞLARI – CIA-PENTAGON-MİT-DGSE-MOSSAD ORADA !!!!!


ERGÜN DİLER : Savaş masası

MICHAEL D’Andrea…
Geçtiğimiz günlerde yazdım. AFGANİSTAN’da düşürülen uçakta can verdiği notunu da ekledim. CIA için son derece önemli bir isimdi.
Yaklaşık 40 yıl CIA’nın İslam coğrafyasındaki planlarını hazırladı, uyguladı. Kısa bir süre önce de İran Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani’yi infaz etti. Bu operasyon onun son göreviydi.
Çünkü 27 Ocak’ta Afganistan’da vurulan uçakta Michael D’Andrea da vardı. Şimdi aktif kişi Faridah Currimjee D’Andrea oldu.
Buraya kadar olan kısmı zaten bir şekilde paylaştım.
Şimdi biraz daha genişletelim.
AJANLAR dünyasında neler olduğunu anlamaya çalışalım.
Geçtiğimiz gün de altını çizdiğim gibi CIA bilerek bazı yerlere bazı önemli noktaları sızdırıyor. Oraya bakarak ilerleyelim… Çünkü çarşı karışmış durumda. Herkes sahada. Müthiş bir kapışma var…Michael D’Andrea’nın eşi, istihbarat partneri Faridah Currimjee yeni bir dönem başlattı. Libya’dan start verdi.
Michael D’Andrea’nın 1990’lı yıllarda CIA’ye devşirdiği Muhammed Dahlan da yeni patronu Faridah Currimjee ile çalışmaya başladı. Dahlan’a bakacak olursanız son yıllarda her taşın altından çıktığını görürsünüz… Faridah Currimjee, Dahlan’a çok güveniyor. Libya’da etkin gücün Washington olması için Dahlan’ın yetkileri arttırıldı. Yani Libya’da vites yükseltildi… Beklenmeyen gelişme de değildi…
Dikkatle incelediğimiz zaman, Muhammed Dahlan Ortadoğu’da çok aktif. Filistin’e gitmesi riskli olarak görülse de birkaç haftada bir İsrail’in korumasıyla Gazze’de toplantı yapmakta. O gün Michael D’Andrea’nın uçağı vuruldu. Donald Trump da Michael D’Andrea’nın vurulduğu günden sadece 18 saat sonra İsrail için çok önemli olan anlaşmayı açıkladı.
Gazze’de iki grup, bu karara karşı eylem yapmaktan vazgeçti. İşte bu eylemi engelleyen kişi Muhammed Dahlan’dı.
Dahlan, Michael D’Andrea’nın ölümüne bile üzülemeden, GAZZE-Birleşik Arap Emirlikleri arasında mekik dokudu! Ardından Malta’ya, sonra da deniz uçağıyla Sirte Limanı’nın 45 mil açığında bekleyen bir yata gitti.
Kritik nokta zaten YAT’tı…
Gösterişli olan YAT’ın sahibi CIA’ydı. İçinde Michael D’Andrea’nın eşi Faridah Currimjee D’Andrea, 2 Türk general, yine Türkiye’de hakkında tutuklama kararı olan ve kırmızı bültenle aranan Türk işadamı ve New York’ta yaşayan etkili bir Türk bulunuyordu.
Konu elbette Libya oldu.
Yata son katılan isim de Libya’da Amerikan planlarını hayata geçirmek isteyen Halife Hafter oldu. Hafter’in yanında Afganistan ve Irak’ta görev yapmış emekli Amerikalı generaller de vardı.
Yatta kurulan "Savaş Masası" 2020’nin nasıl şekilleneceğini planlıyordu. İKİ TÜRK GENERAL, ARANAN İŞADAMI ve ABD’de etkili bir TÜRK, LİBYA’nın açıklarında TÜRKİYE’ye karşı oluşturulan blokta yer alıyordu… ŞAKA GİBİ DEĞİL Mİ!
Aynı toplantıya 1 Fransız generalin de katılması beklenirken, mazeret bildirmeden gelmedi. ABD tarafı neden gelmediğini hala bilmiyor.
O generalin 1 yıl önce emekli olduğu sanılıyor.
Toplantıya katılmaması, Fransa’nın da bu toplantının ana unsurlarından olduğunu ortaya koymakta. Fransa HAFTER’le görüşse de tam destek vermiyor.
Fransız askeri birlikleri, Sirte’nin doğusundaki Sidra Limanı’ndan sorumlu.
Hafter’e yaklaşık 9 aydır destek veren Fransız birlikleri, şimdi geri adım attı.
Hafter’in tamamen Washington’ın planıyla hareket ettiği gizli değildi.
Ancak Trablus konusunda Fransa’nın desteği önemliydi.
Şimdi Fransa, Hafter konusunda ağır davranmayı seçti. Yattaki toplantıda elbette Fransa’nın desteği de konuşuldu. Burada Faridah Currimjee’nin tavrı belirleyici olacaktı. Faridah Currimjee, Fransa’dan çok Türkiye’ye odaklanılmasını istedi.
Masadaki Türk generaller de Hafter’e her konuda yardımcı olacaklarını söyledi.
Libya’nın önemi her geçen gün daha da artıyor. Sadece ABD değil, Türkiye, Fransa, İngiltere, Rusya, İtalya gibi 30’a yakın ülke Libya’da olmak istiyor. Her ülkenin farklı düşünceleri var. Bu da son derece doğal. Mısır bile Libya’da etkin olmak istiyor.
Ancak Mısır tehlikeli bir oyun içinde. Hem Washington’la karar alacağını açıklıyor hem de Londra ile anlaşmalar yapıyor. Bu nedenle de Trump’ın hışmına uğruyor…
Sisi’nin göreve geldiği günlerde bu durum doğal karşılanabilirdi. Ancak günümüzde bu pek mümkün görünmüyor. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri hiçbir konuda ortaklık istemiyor. Tek kutuplu bir dünyanın büyük zararlar vereceğini bilmesine rağmen Pentagon’da alınan bu karar hala geçerli. ABD DERİN DEVLETİ bildiği yoldan ilerliyor. Masada kimseyi görmek de istemiyor…
Amerika Birleşik Devletleri, karşı kutup olarak ÇİN konusunda anlaşmıştı. Ancak bu anlaşma da Coronavirüs’le bitti. İKİ KUTUPTAN GERİYE ABD kaldı…
Yeni bir anlaşma da yakın zamanda mümkün değil. Çin’e yapılan virüs operasyonu Washington’ın tek kutuplu bir dünya kararının da ilanıydı. Çin’in yerine bir ülke şu an için yok. İngiltere’yi ayrı tutsak da gelecekte de bir rakip olması pek muhtemel görünmüyor. En azından durum şimdilik bu… Rusya elbette güçlü bir ülke. Ancak hiçbir zaman, Sovyetler Birliği döneminde bile, iki taraflı kutbun bir parçası değildi.
Sadece öyle lanse edilmişlerdi.
ÇİN Devlet Başkanı Cinping TİME’a kapak oldu. Maskeli bir fotoğrafla… Gideceği söylenmekte. 2020’nin ilk 30 gününde neler oldu neler… "Çin ABD’yi yıkar mı?" sorusuna cevap ararken ‘Çin ne zaman teslim bayrağı çekecek’e geldik… İdlib de Libya da ÇİN’e yapılan saldırıdan ayrı konular değil. Çin, HAFTER’le yakınlaşmasaydı belki CORONAVİRÜS’ü görmeyecektik bile… Kartlar yeniden dağıtılıyor… Bakalım bölgemizde neler değişecek…

MİT DOSYASI /// Eski MİT Müsteşarı Atasagun : ‘Gülen ABD’nin yeşil kuşak projesidir’


Eski MİT Müsteşarı Atasagun : ‘Gülen ABD’nin yeşil kuşak projesidir’

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’nün siyasi ayağı ile ilgili konuşmasını dinlerken, hafızam beni ‘Ergenekon Belgelerinde Fetullah Gülen ve Cemaat’ kitabını yazdığım 2009 yılına götürdü.

Kılıçdaroğlu konuşmasında şunu söyledi: “Bir MİT müsteşarının, Sayın Şenkal Atasagun’un bir gazeteciye 1 Ekim 1999’da yaptığı açıklamayı -FETÖ’yle ilgili olarak diyor ki- aynen okuyorum: ‘Milli Eğitim’le gençliği, İçişleri’yle devlet içinde kadrolaşmayı, Adalet’le kendilerine yönelik bir durum olursa bunu önlemeyi, Sanayi’de de parayı kontrol etmeyi hedefliyorlar.’ Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı’nın yaptığı açıklama. Bütün bunların sonunda devletin pek çok kademesinde yer almışlardır. Değerli arkadaşlarım, bu 1999’da yapılan açıklamadır.”

BALBAY’IN GÜNLÜKLERİNDEN

Dinleyenler fark etmemiş olabilir; konuşmada atıf yapılan ama adı söylenmeyen gazeteci, eski CHP milletvekili Mustafa Balbay’dır. Ergenekon operasyonları sırasında bilgisayarından çıkan ve ‘Balbay’ın günlükleri’ diye bilinen notlarda birçok görüşmeye ilişkin anılar yer alıyordu. Bunlardan birisi de Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında bahsettiği 1 Ekim 1999 tarihinde yapılan görüşmeye ilişkin notlardır. Ben bu notlardan FETÖ örgütü ile ilgili olanları 2009 yılında yazdığım kitabıma almıştım. O yüzden Kılıçdaroğlu’nu dinlerken günlükten yapılan alıntının kısaltılmış olması dikkatimi çekti. Oysa Balbay’ın günlüğüne yazdığı notun tamamı, FETÖ’nün iktidar hedefini, yöntemini çok net anlatıyordu. En iyisi ben tamamını aktarayım.

Balbay görüşmeyi bilgisayarına “1 Ekim 1999 Cuma akşamı MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile akşam yemeği” olarak kayıt etmiş. Saat 19.20’de MİT Müsteşarı’nın konutuna giden Balbay, saat 21.00’e kadar Atasagun’la eşinin de bulunduğu ortamda sohbet etmiş. Ardından MİT Müsteşar Yardımcısı Miktad Alpay ve Toplum ve Halkla İlişkiler Müdürü ile yemek yemiş. Balbay, Atasagun ve diğer MİT yöneticileri ile görüşmeyi konulara göre kayıt etmiş. Balbay’ın “Fetullah Gülen-irtica” başlığı ile günlüğüne kaydettiği 1 Ekim 1999 tarihli görüşmesinde Atasagun, FETÖ ile ilgili şunları söylemiş:

“Bizim tespitimiz şu: Gülen grubu bürokrasiyi kullanarak iktidara gelmek istiyor, Milli Görüşçüler sandıktan gelmek istiyor. Böyle bir yöntem farklılıkları var. Gülenciler başta 2000 yılını, 2005 yılını hedef seçmişlerdi. Şimdi 2025 diyorlar. Milli Görüşçüler biraz sabırsız. Bir an önce iktidara ulaşmak istiyorlar. Bu nedenle de hata yapıyorlar. Ama en örgütlü grup bunlar, Fetullahçılar ise daha uzun vadeye yaymış durumdalar ve bu yüzden de daha tehlikeliler. Maddi güçleri fazla. Yılda 60 trilyonluk bir parayı yönetiyorlar. Yurtdışındaki okul açma faaliyetleri çok iyi organize ediliyor. Bizim gözlemlerimize göre bu Gülen grubunun başarabileceği bir şey değil. Mutlaka başka bir destek söz konusu… Bazı yerlerde bizim de yardımcı olduğumuzu söylüyorlar… Örneğin Kuzey Irak’ta, Erbil’de ama aslı yok.

‘EN TEHLİKELİ GÜLEN’

İrticacı yayın organlarının çoğu abone usulü dağıtılıyor, bayi satışları çok az. İBDA-C gibi silahlı mücadeleyi hedef seçen gruplar da var. Ama bunlar o kadar tehlikeli değil. Biz Gülen olayını aynen size aktardığımız gibi Başbakan’a da söylüyoruz. Bizi dikkatle dinliyor. Ötesi bizim işimiz değil. Bütün mesele bu mütedeyyin insanlarla bunları ayırmak. Eğer mütedeyyin insanlar ürkütülürse bu çok tehlikeli olur. Bunu bildikleri için onlar da buna oynuyorlar. 28 Şubat’tan sonra belli bir mücadele başlatıldı. Devletin içinde oldukça örgütlüler. 28 Şubat’tan sonra sanırım devlet içindeki yüzde 20-30’luk bölümü temizlenebilmiştir. Çünkü çok zor. Taa MSP’den beri bunlar hükümet ortağı olduklarında üç bakanlık üzerinde çok ısrarlı oluyorlar. Milli Eğitim, İçişleri, Adalet… Bir de fırsat bulabilirlerse Sanayi Bakanlığı… Milli Eğitim’le gençliği, İçişleri’yle devlet içinde kadrolaşmayı, Adalet’le kendilerine yönelik bir durum olursa bunu önlemeyi, Sanayi’de de parayı kontrol etmeyi hedefliyorlar. Bütün bunların sonunda devletin pek çok kademesinde yer etmişler. Bu kişiler diyelim ki görevden alındı, yargıya gidiyorlar, kazanıyorlar… Şimdi belki size ters gelecek bu söylediğim ama şöyle yumruğu vurmadan bu temizlenmez.”

Şenkal Atasagun’un Mustafa Balbay’a 1999 yılında anlattıklarından “Bizim tespitimiz şu: Gülen grubu bürokrasiyi kullanarak iktidara gelmek istiyor, Milli Görüşçüler sandıktan gelmek istiyor. Böyle bir yöntem farklılıkları var. Gülenciler başta 2000 yılını, 2005 yılını hedef seçmişlerdi. Şimdi 2025 diyorlar” cümlesi üzerinde durmak gerekiyor. FETÖ açısından devleti ele geçirmek, Genelkurmay Başkanlığı’nı ele geçirmekle eşdeğerdi. Nitekim dershane krizi, 17-25 Aralık, 15 Temmuz olmasaydı, darbe girişiminde başı çeken tümgeneraller 2025 yılında orgeneral rütbesine yükselecek, FETÖ mensupları devleti tamamen ele geçirmiş olacaklardı.

KILIÇDAROĞLU’NUN ATLADIĞI BÖLÜM

MUSTAFA Balbay, günlüklerine MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ile 2003 yılında yaptığı bir başka görüşmeyi de kaydetmiş. Ancak bu kayıt, FETÖ’nün siyasi ayağı ile ilgili konuşma yapan Kılıçdaroğlu’nun gözünden kaçmış olmalı. Oysa bu görüşme, konuşmasında değindiği konu kadar hatta bana göre ondan da önemli. Çünkü 30 Mayıs 2003 tarihindeki görüşmede MİT Müsteşarı Atasagun, Balbay’a FETÖ’nün ABD bağlantısını anlatmış. Balbay’ın 30 Mayıs 2003 tarihinde MİT Müsteşarı Atasagun ile yaptığı görüşmeye Cumhuriyet gazetesinden İlhan Selçuk ve İbrahim Yıldız da katılmış. Sohbet sırasında söz Gülen konusundan açıldığında Atasagun, “Gülen ABD’de… Emekli maaşıyla çiftlikte yaşıyor. ABD, tüm İslam kökenlilere kök söktürürken ona neden bir şey olmuyor?” şeklindeki soruya karşılık şöyle diyor: “Onu (Fetullah Gülen) biliyorsunuz, ABD’nin yeşil kuşak projesinin bir ayağıydı. Olay hâlâ odur. Bin Ladin’i de ABD yarattı, Afganistan’da Ruslara karşı besledi, sonucu gördünüz. Bu, terör örgütünü beslerseniz sonunda ne olacağının göstergesi.”

MİT DOSYASI : MİT’İN BELGELERİ UZAN’IN KASASINDA


MİT’İN BELGELERİ UZAN’IN KASASINDA

Mali Polis ekiplerinin, TMSF uzmanları ile birlikte Uzan ailesi bireylerine ait villa ve çiftlik evlerinde yaptığı baskınlarda, devlete ait "Kozmik kasalar"da saklanan belgeler bulundu.

TMSF tarafından, Uzan Grubu’na ait 219 şirkete el konulmasının ardından Uzan ailesi bireylerinin evlerine yapılan baskınlarda, "devletin kozmik" belgeleri bulundu. Mali Polis ve TMSF uzmanlarını şok eden "kozmik belgeler" arasında, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’in yazışmaları ve raporları da bulunuyor.

TMSF tarafından Uzan Grubu’nun 219 şirketine el konulmasının ardından, Mali Polis TMSF uzmanlarıyla birlikte, baba Kemal Uzan, Cem Uzan ve Hakan Uzan tarafından kullanılan evlere ardı ardına baskın düzenlemişti. Baskınlarda, Kemal Uzan ve Hakan Uzan tarafından kullanılan evlerde üç adet çelik kasa bulunmuştu. Çelik kasalar, uzmanlar tarafından açılarak içindeki evraklara el konulmuştu.

Yeni Şafak’ın edindiği bilgiye göre, çelik kasalarda şirketlerin bilançolarının yanısıra, devletin kozmik kasalarda saklanan ya da ilgili kişiye ulaştıktan sonra imha edilen, çok gizli belgeler çıktı. Belgeler arasında, MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na yazdığı yazılar ve Cumhurbaşkanlığı’na gönderdiği raporlar da bulunuyor. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan raporlar, çeşitli dönemlere ait Uzan Grubu’na ait şirketlerde yapılan incemelerle ilgili yazışmalarda çelik kasalarda çıkan belgeler arasında yer aldı. Ayrıca, Uzan Grubu’nun el konulan ÇEAŞ ve Kepez Elektrik ile ilgili çok sayıda rapor ve yazışma da çelik kasalardan çıktı. Tüm bu belgelerin üzerinde, "gizli" ibaresinin bulunması dikkat çekti. TMSF tarafından el konulan İmarbank ve Adabank ile ilgili de, murakıp raporların Uzanlar’ın elinde olması dikkat çekti.

MİT raporları nasıl sızdı?

Uzanlar’ın evlerinde ele geçirilen kozmik belgeler, TMSF uzmanlarını şok etti. Yeni Şafak’a bilgi veren üst düzey bir emniyet yetkilisi, Uzanlar’ın evlerinde çıkan MİT’e ait rapor ve yazışmaların, üçüncü bir kişinin eline geçmesinin mümkün olmadığını belirterek, bu belgelerin ancak özel kuryelerle ilgili kişilere ulaştırıldığını ve şifreli olduğunu vurguladı. Yetkili, "Bu belgeler, ilgili kişiye ulaştıktan sonra ya imha edilir ya da kozmik kasalarda saklanır. Çok özel yöntemlerle bu evraklar korunur. Bu belgelerin Bu belgelere, biz bile ulaşamayız" şeklinde konuştu.

Villalarda elegeçirilen kozmik raporlar

 Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun raporları

 Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nin, Uzan Grubu firmalarla ilgili çeşitli kurumlara gönderdiği yazılar.

 Başta Uzanlar’la ilgili olmak üzere MİT raporları.

 MİT’ten devletin üst düzey birimlere gönderilen yazışmalar.

 Murakıplar tarafından, İmar Bankası ve Adabank ile ilgili hazırlanan raporlar.

 Yine bu bankalarla ilgili, gizli yazışmalar.

 Çeşitli ülkelerin emniyet birimlerinden gelen, Uzan Grubu’na ait gizli yazı ve raporlar.

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : MİT AFGANİSTAN BÖLGESİ BAŞKANI KAŞİF KOZİNOĞLU’NUN ÖLÜMÜM ASAYA YATIRILDI !!!!


KAŞİF KOZİNOĞLU’NUN SIR ÖLÜMÜ | ERGÜN GEDEK | PANKUŞ – 108

LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=7Gr4i4TMKlw

KOZİNOĞLU’NUN ÖLÜMÜNÜ ÇÖZECEK ŞİFRELER – 2 | ERGÜN GEDEK | PANKUŞ – 111

LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=a865HGAD-9w

KOZİNOĞLU’NUN MEKTUPLARINDA ERDOĞAN,GÜL,GÜLEN – 3 | ERGÜN GEDEK | PANKUŞ – 112

LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=QLl5Vh21K8w

MİT DOSYASI /// Eski MİT’çinin FETÖ itirafı Kod adı : Mustafa


Eski MİT’çinin FETÖ itirafı Kod adı : Mustafa

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede Enver Altaylı’nın yurtdışına kaçırmaya çalışırken yakalanan eski MİT’çi Mehmet Barıner’in itirafları da yer aldı: Maaşımın yüzde 10’unu himmet olarak verdim.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından, Ağustos 2017’de saklandığı köyde yakalanarak tutuklanan eski MİT’çi Enver Altaylı hakkında hazırlanan iddianamede Mehmet Barıner’in itiraflarına yer verildi. İddianamede, MİT’in İran masasında çalışan Mehmet Barıner’in, şüpheli Enver Altaylı tarafından ülke dışına kaçırıldıktan sonra ABD’nin New York kentinde sürdürülen Halkbank davasına yabancı istihbarat servislerinin yardımıyla müdahil olacağı belirtiliyordu.

Barıner iddianameye yansıyan ifadelerinde bazı itiraflarda bulundu. Ortaokul dönemlerinde okurken FETÖ’ye ait Denizli’de bulunan dershanenin seviye belirleme sınavına girdiğini kaydeden Barıner, örgüte giriş sürecini anlattı: “2002 yılında Liselere Giriş Sınavında başarı göstererek Denizli Özel Servergazi Fen Lisesine kayıt yaptırmaya hak kazandım. 2005 yılında mezun olarak girmiş olduğum ÖSS sonucunda İstanbul Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi bölümünü tam burslu olarak kazandım. Lise döneminde Rehber Öğretmenim olan Atilla Yaşar isimli öğretmenin yönlendirmesiyle Yeditepe Üniversitesi Mühendislik Bölümünde okuyan Fatih İlhan isimli şahısla terminalde buluştuk. Bu kişi beni FETÖ’ye ait Sadık Kenan Özel Erkek Yurduna götürdü. 2011 yılında üniversiteden mezun oldum. 2012 yılı Temmuz ayında MİT Teşkilatında Eğitim Akademisinde kursiyer olarak göreve başladım. 2013 yılı Şubat içerisinde İstihbarat Karşı Koyma Başkanlığı Ortadoğu Dairesi İran Şubesinde göreve başladım. 2016 yılı Kasım ayı içerisinde açığa alındım. 1 Aralık 2016 tarihinde ihraç edildim.”

‘ÖRGÜT İLE TANIŞMAM LİSE YILLARINDA BAŞLADI’

FETÖ ile asıl tanışmasının lise döneminde olduğunu bildiren Barıner, “20 kişilik sınıfımızın rehber ve fizik öğretmeni Atilla Yaşar tarafından ilk defa yapı ve yapıyı oluşturan konular hakkında bilgilendirildim. Tabi bu safhada bir cemaat üyesi veya asıl eleman gibi bir öğrenci olmadım. Babamın basın mensubu olması nedeniyle bana karşı başından itibaren temkinle yaklaşılmış, Fetullah Gülen veya Said Nursi kitapları lise son sınıfa gelene kadar hiçbir şekilde önerilmemiştir. Ancak lise son sınıfta ÖSS’ye de girmenin etkisiyle şahsımda manevi bir arayış olmuştur. Örgütsel kitapları okumam rehber hocamın tavsiyesiyle bu dönemde gerçekleşmiştir” beyanlarında bulundu.

‘MUSTAFA KOD ADINI VERDİLER’

MİT Teşkilatı Eğitim Akademisine girdikten sonra yaklaşık olarak 2 hafta sonra kendisini arayan Selim kod adlı kişinin Yenimahalle civarında buluşmalarını söylediğini aktaran Barıner, “Ben buluşma yerine gittiğimde 159. dönemden kurs arkadaşım olan Fatih Okan ile tanıştırdı. Tanıştıktan 1 veya 2 hafta sonra Fatih Okan benim yanıma taşındı. Daha sonra Selim isimli kişi bizim evimize gelerek dini sohbetler yapıp, Fetullah Gülen kitabı okuyordu. Bize eğitim akademisinde bulunan arkadaşlarımızı soruyordu. Genellikle de ben arkadaşlarım hakkında bilgi vermiyordum. Selim’e aylığımızın yüzde 10 civarında himmet parası vermeye başladık. Selim; Fatih Okan’a ‘Furkan’ bana da ‘Mustafa’ kod adını verdi” şeklinde ifadelerde bulundu.

MALEZYA İMAMI KONYA’DA YAKALANDI

Konya’da düzenlenen operasyonda FETÖ’nün 2011-2013 yıllarında sözde “Malezya ülke imamı” olan Ahmet K. ile eşi yakalandı.

Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca, yürütülen soruşturma kapsamında İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Terörle Mücadele Şubesi (TEM) ekipleri, örgütün 2011-2013 yıllarında sözde “Malezya ülke imamı” olan Ahmet K. ile eşi Betül K’nin saklandığı evi tespit etti. Adrese düzenlenen operasyonda Ahmet K. ve eşi gözaltına alındı. Zanlılar, Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki sağlık kontrolünün ardından emniyete götürüldü. Ahmet K’nin, örgütün sözde “Malezya ülke imamlığı”ndan önce Hindistan, Singapur, Tayland ve Filipinler’de de sözde “ülke imamlığı” yaptığı, zanlı ve eşi hakkında Gaziantep 5. Sulh Ceza Hakimliğince yakalama kararı çıkarıldığı öğrenildi.

MİT DOSYASI : Alparslan Türkeş’in sağ kolu olan FETÖ tutuklusu eski MİT’çinin derin ilişkileri


Alparslan Türkeş’in sağ kolu olan FETÖ tutuklusu eski MİT’çinin derin ilişkileri

Enver Altaylı: Özbek kökenli istihbaratçı ve MHP yöneticisiydi. 1963 yılında Talat Aydernir önderliğindeki ihtilal girişimine katıldığı için Kara Harp Okulu’ndan atıldı.

Eski MİT’çi Enver Altaylı’ya FETÖ yöneticiliği ve casusluk davası açıldı. İddianamede, Altaylı’nın çok sayıda CIA çalışanı ile irtibatının bulunduğu, bunlarla Türkiye’deki sosyal ve siyasal gelişme hakkında yazışmalar yaptığı, kritik gelişmelere ilişkin raporlar hazırladığı aktarıldı.

Gelin şu Enver Altaylı’yı daha yakından tanıyalım.

Enver Altaylı: Özbek kökenli istihbaratçı ve MHP yöneticisiydi. 1963 yılında Talat Aydernir önderliğindeki ihtilal girişimine katıldığı için Kara Harp Okulu’ndan atıldı. Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra, Fuat Doğu’nun isteği ile MİT’te çalışmaya başladı. 1977 yılında MİT’ten ayrıldıktan sonra MHP’nin yayın organı Hergün gazetesinde yönetici oldu. MHP Almanya Genel Müfettişliğini yaptı. Alman İstihbaratı ve CIA ile yakın ilişki kurdu.Turgut Özal ve Süleyman Demirel’e danışmanlık yaptı.12 Eylül sonrasında başlayan MHP davasının sanıkları arasında yer aldı. Afganistan’da çarpışan Raşit Dostum’a yollanan yardımlar ve Özbekistan’da gerçekleştirilen darbe girişiminde adı geçti.

‘İSTASYON ŞEFİ’NE ÖVGÜLER DÜZDÜ

Düşünebiliyor musunuz, Ankara’da “istasyon şefi” olarak görev yapan bir CIA ajanına övgüler düzen kitaplar yazılıyor! Kitabın yazarı da eski bir MİT ajanı! Yani tam bir körlerle sağırlar durumu. Enver Altaylı’nın kitabının adı “Ruzi Nazar: CIA’nın ilk Türk Casusu.”Türkiye’nin haline bakar mısınız?

MİT’E TAVSİYE EDEN TÜRKEŞ

Şimdi biraz gerilere gidelim… 26 Nisan 1998 günü yapılan Büyük Birlik Partisi’nin (BBP) 3. büyük kurultayının onur konuğu, Almanya’dan gelen Enver Altaylı’ydı. 3 Mayıs 1998 tarihli Aydınlık’ta, BBP kurultayında alkışlarla karşılanan Altaylı hakkında “MİT’te çalıştım, CIA ile tanıştım” başlıklı bir haber çıkmıştı. Haberde Altaylı, Ruzi Nazar hakkında şunları söylüyordu: “Ben Ruzi Nazar’ı akıllı ve haysiyetli biri olarak tanıdım. Ben MİT’e girerken elbette MİT benim Ruzi Nazar ile olan dostluğumu biliyordu. Onun evinde bir yığın insan tanımışım. Mesela sayın Aclan Sayılgan, rahmetli Fethi Tevetoğlu hatırladıklarımdan bazıları. Ruzi Nazar merhum Türkeş’in dostu.”

Altaylı’nın bu kitabının yayımından bir süre sonra Milliyet gazetesinde Nuri Gündeş, Hiram Abas, Cevat Öneş, Mehmet Eymür, gibi eski MİT yöneticilerinin “efsanevi hocası” Fuat Doğu’nun 12 Mart anıları yayımlandı. (“12 Mart’ınGizli Tarihi”, Oktay Pirim- Süha Abacıoğlu, Milliyet, 3-9 Mart 2013) Enver Altaylı’ya 1967 yılında “teşkilat”a girmesini teklif eden dönemin MİT Müsteşarı Fuat Doğu’dur. Fuat Doğu’ya Altaylı’yı tavsiye eden ise Alparslan Türkeş!

‘AĞABEY- KARDEŞ İLİŞKİSİ’

Enver Altaylı, MİT okulunda istihbarat eğitimini tamamladıktan sonra Almanya’da “Sovyetolog” olarak görevebaşlarken, CIA’nın Ankara istasyon şefi de Ruzi Nazar’dır. Türkistan göçmeni Altaylı ile Özbek Türkü Ruzi Nazar’ın 40 yılı aşkın yakınlığını Altaylı kitabında “bir ağabey- küçük kardeş ilişkisi” olarak tarif ediyor. Ama aynı yıllarda CIA ile MİT ilişkilerinin de bir “ağabey- kardeş” ilişkisi olduğunu unutmayalım!

MÜCAHİT ARSLAN

Altaylı’nın ifadesi şöyleydi:

“15 Temmuz günü, 26 yıllık arkadaşım olan ve ailemden gördüğüm Nizamettin Afşar’ın Çankaya’daki evindeydim. Ben Ankara’ya sık sık gelir, dostlarımla buluşurum. Ben o gece Polis Akademisi’nde akademisyen Furkan Torlak, eşim ve Mücahit Arslan’la görüştüm. Önce Erol Olçok’u aradım. Ulaşamayınca Mücahit Aslan’ı aradım. İlerleyen saatlerde Olçok’un İstanbul’da darbe girişimi sırasında öldüğünü üzüntü ile öğrendim.”

Bu isimler arasında dikkat çeken isim Mücahit Arslan. Mücahit Arslan’ın babası 22. ve 23. dönem AKP Diyarbakır Milletvekili olan İhsan Arslan’dı. Arslan, Zaman gazetesi imtiyaz sahipliği yaptı. FETÖ’yle çok yakın ilişkiler kurdu. Mazlum-Der’in iki dönem Genel Başkanlığı’nı yaptı.

İhsan Arslan’ın adı Ergenekon ve Balyoz davalarında geçti. Bir dönem İhsan Arslan ile birlikte çalıştığını söyleyen Orhan Aykut, emniyet ve savcılığa yaptığı ihbarlarında Arslan’ın çete lideri olduğunu öne sürmüştü. Orhan Aykut, Ergenekon ve Balyoz’daki belgelerin İhsan Arslan’ın ofisinde hazırlandığını açıklamıştı.

Mücahit Arslan, o dönemde AKP Diyarbakır Milletvekili M. İhsan Arslan ve oğlu Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanıydı. Sonradan AKP Ankara Milletvekili de oldu. Odatv, “FETÖ’den tutuklanan MİT’çi Enver Altaylı’nın 15 Temmuz gecesi aradığı ismin bilinmeyenleri” başlıklı haberinde, Mücahit Arslan’ın önemine işaret etmişti. Haberde, Enver Altaylı ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “sır küpü” olarak tanınan Ali İhsan Arslan’ın nasıl yan yana geldiği soruluyordu.

SONER YALÇIN “KAVUNCULARI” YAZMIŞTI

FETÖ firarisi eski Eyüp Belediye Başkanı İsmail Kavuncu. Enver Altaylı’nın kuzeni. Bu isim üzerinden Arslan Ailesi’ne giden bir bağlantı dikkat çekiyor.Enver Altaylı’nın dayısı Selahattin Kavuncu; oğlu İsmail Kavuncu. İsmail Kavuncu’nun eşinin ağabeyi ise Muammer Çalışkan. FETÖ davasında Adana’da 2015’den beri yargılanıyor.

Gazeteci-Yazar Soner Yalçın, Sözcü gazetesindeki 8 Eylül 2016 tarihli “Asıl oyun kurucu” başlıklı yazısında Kavuncuların “şeceresini” kaleme almış, şunları yazmıştı:

“Kimi MHP’liler için Türk-İslam Sentezi’nin İslami yönü ağır basmaya başladı. Mamak Askeri Cezaevi B Blok’ta yatan Ülkücü Gençler Derneği Genel Başkan Yardımcısı Burhan Kavuncu, Türkeş’e isyan bayrağını açan ilk kişi oldu!

“Kavuncu, milliyetçi kimliğinin yerine ümmetçiliği koyarak şeriatı savunmaya başladı. Ve, ‘Yeryüzü’ adlı dergiyi çıkarak cihatçı gençlerin rol modeli oldu.

“Ve bunlar…

“CIA’nın birçok ülkeden devşirdiği cihatçılar ile birlikte Yugoslavya’ya, Çeçenistan’da savaşmaya gitti!”

Cihatçıların lideri Burhan Kavuncu, Enver Altaylı’nın dayısının oğluydu!

BAŞBUĞ’UN SAĞ KOLU HORTUMCU ÇIKTI

Enver Altaylı’nın İş Bankası’nın Almanya’daki şubesinden aldığı 150 bin mark krediyi geri ödemediğini Milliyet’ten Ersan Atar yazmıştı. Haberde Alparslan Türkeş’in sağ kolu ve Avrupa Türk Federasyonu Genel Müfettişi Enver Altaylı’nın İş Bankası’nı kredi yoluyla hortumladığı belirtiliyordu.

Avrupa’daki Türkleri ülkücü hareket içinde örgütlemek üzere, 1980 öncesinde MHP tarafından Almanya’ya gönderilen Altaylı’nın, Türkeş’in sağlığında Almanya’daki hesabından her ay 2 bin mark çektiğini belgeleyen Milliyet, Altaylı’nın İş Bankası’nın Almanya’daki şubesinden aldığı 150 bin mark krediyi geri ödemediğini yazdı.

Hikmet Çiçek

Odatv.com

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : MİT, FETÖ üyelerinin yeni taktiğini böyle ortaya çıkardı !!!! Minibüslerde toplantı…


MİT, FETÖ üyelerinin yeni taktiğini böyle ortaya çıkardı !!!! Minibüslerde toplantı…

İstanbul’da, FETÖ/PDY üyelerine mali destek sağladıkları iddiasıyla Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve polisin düzenlediği operasyonla yakalanan 13 sanık ile ilgili çarpıcı detaylara ulaşıldı. FETÖ’nün örgütsel kodlarını gözler önüne seren ve yıllar içinde oluşturduğu kapalı yapısını şekillendiren hücre evlerinin deşifre olduğunu düşünen FETÖ’nün, Silivri ve Çatalca’da yeni hücre evleri oluşturduğu, örgütsel toplantıları seyir halindeki minibüslerde yaptıkları ortaya çıktı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY‘ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında dün sabah yeni bir operasyon başlatılmıştı. MİT İstanbul Bölge Başkanlığı ile İstanbul Mali Suçlarla Mücadele polisince düzenlenen ortak operasyonda, örgüte aktif mali yardımda bulunan, yeni hücre evleri oluşturan ve bu evleri finanse eden aralarında daha önce kamudan ihraç edilmiş öğretmenler ile bazı iş adamlarının da olduğu 13 FETÖ üyesi yakalanmıştı.

ESNAFTAN PARA TOPLAYIP YENİ ‘HÜCRE EVLERİ’ AÇMIŞLAR

FETÖ/PDY’nin örgütsel kodlarını gözler önüne seren ve yıllar içinde oluşturduğu kapalı yapısını şekillendiren bazı hücre evlerinin deşifre olduğunu fark eden şüphelilerin, aldıkları talimatlar doğrultusunda kapı kapı dolaşarak kendilerine yakın gördükleri esnaftan para topladıkları, toplanan paralarla da deşifre olan evlerdeki örgüt üyelerine Çatalca ve Silivri gibi bölgelerde yeni ‘gaybubet’ evleri açtıkları tespit edildi. Farklı illerdeki örgüt mensuplarına ve İstanbul’da barınan FETÖ üyeleirne maddi yardımda bulunarak kopmaların önlenmesi için gayret gösterdikleri belirlenen şüphelilerin, yeniden örgütsel toplantılar düzenlemeye başladıkları ortaya çıkarıldı.

ANKARA METROSUNDA FETÖ PROPAGANDASI: BELEDİYEDEN İZİN ALDIK DİYEREK…

SEYİR HALİNDEKİ KAPALI MİNİBÜSTE ‘MOTİVASYON’ TOPLANTILARI

Zaman zaman kapalı kasa minibüslerde bir araya gelip seyir halindeki araçlarda gizli toplantılar gerçekleştirdikleri ortaya çıkan FETÖ üyelerinin, örgütteki kopmaların önüne geçebilmek için minibüslerde motivasyon konuşmaları yaptıkları ortaya çıktı. İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şubesinde sorguları devam eden 13 şüpheliden 2’sinde, FETÖ üyelerince kullanılan ByLock isimli şifreli haberleşme programı tespit edildi.
İstanbul’da ve farklı illerdeki örgüt mensuplarına maddi yardımda bulunarak kopmaların önlenmesi için gayret gösterdiği belirlenen şüphelilerin, minibüslerde örgütsel toplantılar düzenledikleri kaydedildi. Şüphelilerin emniyetteki işlemlerinin sürdüğü bildirildi.